Avrupa
Polonya’da AYM krizinin faturası: Tusk sağ muhalefeti konsolide etti

Polonya’da cuma gecesi Anayasa Mahkemesi önünde yaşanan gerilimi değerlendiren hukukçu Krzysztof Izdebski, hükümetin sergilediği güç gösterisinin toplumsal güveni daha da zedelediğini savundu. Gelişmelerin sağ muhalefeti konsolide ettiğine işaret eden Izdebski, 2027 seçimleri öncesinde kurumların yıpratılmaması ve anayasal uzlaşma zeminine dönülmesi çağrısında bulundu.
Polonya’da Anayasa Mahkemesi önünde cuma gecesi yaşanan gerilimin ardından Wirtualna Polska için bir analiz kaleme alan hukukçu Krzysztof Izdebski, iktidarın operasyonunun amaçlanan sonucun tam aksini doğuracağını savundu.
İzlenen senaryonun yaratacağı siyasi ve kurumsal etkilerin hesaba katılmadığına dikkat çeken Izdebski, “En çok da cuma günü Anayasa Mahkemesi önünde yaşanan olayların senaryosunu hazırlayan kişilerin, bu senaryonun hayata geçirilmesinin doğuracağı sonuçları hiç hesaba katmamış görünmesine şaşırıyorum.” dedi.
Yıllardır hukuk devleti mücadelesi yürüten kadroların stratejik bir hata yaptığını vurgulayan hukukçu, “Yıllardır hukuk devleti üzerine çalışan hukukçu ve siyasetçilerin, sorunun özünde haklı olsalar bile bunu çözme yöntemlerinin amaçlananın tam tersi bir etki yaratabileceğini öngörememiş olmalarına inanmak güç.” ifadelerini kullandı.
Mahkeme kapısındaki tablonun yarattığı ilk etkiyi değerlendiren Izdebski, “Kısa süreli bir güç gösterisi, medyada devletin ciddiyetine zarar veren birkaç gösterişli görüntü ve Mahkeme kavgasında yeni bir sayfa açıldı; kamuoyu güvenin yeniden inşası yerine daha da büyük bir kaos izlenimine kapıldı.” tespitinde bulundu.
Geçmiş dönem ile bugünkü iktidar arasındaki yapısal şartların farklılığına değinen yazar, “Tüm bunlara katılıyorum ancak mevcut koalisyonun tamamen farklı koşullarda hareket ettiğini açıkça söylemek gerekiyor; Cumhurbaşkanı karşı siyasi kamptan geliyor ve hükümetin adımlarını engellemek için yetkilerini sıklıkla ve fazlasıyla aktif biçimde kullanıyor.” değerlendirmesini yaptı.
Önceki iktidarın koşullarına işaret eden Izdebski, “Hukuk ve Adalet partisi (PiS) bu açıdan çok daha rahattı; yargıya yönelik adımlarını eleştirsek bile en azından bunları olağan yasama yollarından yürütmeye ve hukuki sınırlar içinde hareket ediyormuş izlenimini korumaya çalıştı, daha fazla araca sahipti ve siyaseten daha etkili olabiliyordu.” dedi.
Mevcut hükümete verilen hızlı tasfiye sözlerinin gerçekçi olmadığını belirten analist, “Bazen vazgeçmeyi bilmek, başka bir yol aramak ve daha iyi koşulları beklemek gerekir; çünkü havuzun boş olduğu anlaşıldığında derin sulara atlamak nadiren iyi sonuç verir.” uyarısını yaptı.
Nic Cheeseman ile Brian Klaas’ın ortak eserine atıfta bulunan yazar, “Demokratlar açısından özellikle tehlikeli olan bir durum var; Nic Cheeseman ve Brian Klaas klasikleşen ‘Seçimler Nasıl Çalınır?’ kitaplarında buna demokratik ikiyüzlülük adını veriyor.” ifadelerine yer verdi.
Demokratik ilkelerin çifte standartla uygulanamayacağını kaydeden Izdebski, “Bu yaklaşım, savunduğumuz değer ve kuralların her şeyden önce rakiplerimiz için geçerli olduğu inancına dayanıyor; onlar kuralları çiğnediğinde bu demokrasiye bir darbe sayılıyor, biz benzer bir şey yaptığımızda ise istisnai bir durum, tarihsel bir zorunluluk veya üstün bir anayasal gereklilik olarak görülüyor.” dedi.
Toplumsal beklentinin yüksek olduğunu hatırlatan hukukçu, “Güvenilirliğini standartları savunmak üzerine kuran bir hareket, özellikle iktidara geldiğinde bu standartlara sıkı sıkıya bağlı kalmak zorundadır.” vurgusunu yaptı.
Sadece kendi haklılığına dayanarak siyaset yapılamayacağını belirten Izdebski, “Hukuki, ahlaki ve tarihsel açıdan haklı olabilirsiniz ancak aynı zamanda devletin işleyişini nasıl yeniden sağlayacağınıza dair hiçbir fikriniz olmayabilir.” ifadelerini kullandı.
Operasyonun yargı kurumunun itibarını tamir etmediğini savunan yazar, “Cuma günkü operasyon Anayasa Mahkemesi sorununu çözmüyor; mimarları anlık kurumsal hedeflerine ulaşmış olsalar bile kuruma toplumsal otoritesini geri kazandırmadılar.” değerlendirmesinde bulundu.
Sürecin vatandaş nezdindeki algısına değinen analizde Izdebski, “Vatandaşlara kimin haklı olduğuna nihai olarak siyasi gücün karar verdiği, hukukçuların ise neredeyse her senaryoyu bir kılıfa uydurabildiği mesajı veriliyor.” dedi.
Başbakan Donald Tusk’ın hamlesinin siyasi sonuçlar doğurduğuna dikkat çeken analist, “Kendi saflarındaki birliği korumakta zorlanan Jarosław Kaczyński, seçmenlerine gösterebileceği yeni bir ortak tema ve taze görüntüler elde etti.” tespitini yaptı.
İktidarın seçmen tabanındaki erozyon riskine değinen hukukçu, “Tusk belki en sadık destekçilerini konsolide etti ancak bu kitle zaten kendisine oy verecekti; buna karşılık siyasi kavgalardan yorulan ve işleyen bir devlet isteyen ılımlı seçmenleri 2027 seçimleri öncesinde küstürme riskini göze aldı.” uyarısında bulundu.
Uluslararası basındaki yansımaların ağırlığını aktaran yazar, “Uluslararası dolaşımda en çok kalan kareler Mahkeme önündeki polisler, protestolar ve Cumhurbaşkanının bina girişindeki görüntüleri oldu; yabancı kamuoyuna Polonya’daki yargıç krizi tartışmasının tüm teknik ayrıntılarını anlatmak çok daha zor.” ifadelerini kullandı.
Gelecekte benzer yöntemlerin karşı tarafça da kullanılacağını belirten Izdebski, “Şimdi bile yeni bir gerilim noktasıyla karşı karşıyayız: Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun toplanması, heyet yapısı ve karar yeter sayısının belirlenmesi meselesi; Bogdan Święczkowski’nin bu adımları geçersiz kılmak ve ‘kendi’ Genel Kurulunu toplamak için benzer bir mantığı ve usul hilelerini devreye sokmayacağını kim garanti edebilir?” sorusunu yöneltti.
Cumhurbaşkanının tavrını da eleştiren yazar, “Bu durum, gece yarısı yaptığı ziyaret ve mahkeme kapısındaki fiziki arbedeyle devletin saygınlığına katkı sağlamayan Cumhurbaşkanı için de geçerlidir.” dedi.
Krizden çıkış için somut bir yol haritası bulunduğunu hatırlatan Izdebski, “Stefan Batory Vakfı ve Prof. Dr. Tomasz Zalasiński, yargıçların seçim usulünü değiştirmeyi ve kurumun yeniden siyasi vesayet altına girmesini engellemeyi öngören anayasal sıfırlama taslağını sundu.” bilgisini paylaştı.
Kurumsal saygınlığın baskınla kazanılamayacağını vurgulayan hukukçu, “Günün sonunda Mahkemenin bağımsızlığı mücadelesini başkanlık koltuğunu daha etkili biçimde işgal eden, kapıya daha çok polis yığan ya da bir kadını iterek binaya gösterişli biçimde giren taraf kazanmayacak.” ifadelerini kullandı.
İzdebski analizini, “Bu mücadeleyi ancak vatandaşların kurumlara olan güvenini yeniden tesis edebilen taraf kazanacak; şu an ise maalesef bu hedeften perşembe gününe kıyasla çok daha uzaktayız.” sözleriyle tamamladı.
Avrupa
AB içindeki bütçe kavgası kızışıyor

Bir sonraki AB bütçesi üzerine yaşanan güç mücadelesi giderek şiddetleniyor; üye devletler trilyonlarca avroluk bütçenin nasıl dağıtılacağı konusunda tartışıyor.
German Foreign Policy’de yer alan habere göre Ekim ortasında, Uluslararası Para Fonu (IMF) baş ekonomisti Rodrigo Valadés, küresel kamu borcunun 2030 yılına kadar küresel iktisadi çıktının yüzde 100’ünün üzerine çıkacağı uyarısında bulundu.
Benzer bir borç seviyesine en son, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından ulaşılmıştı. Bu bağlamda Valadés, kamu bütçelerinin tutarlı bir şekilde konsolidasyonuna yönelik hızlı bir rota değişikliği çağrısında bulundu.
IMF’nin değerlendirmesine göre Almanya, diğer büyük sanayileşmiş ülkelerin çoğuna kıyasla önemli ölçüde daha avantajlı bir konumda.
Ülkenin borcu, GSYİH’sinin yüzde 63,5’i seviyesindeyken, bu oran Birleşik Krallık’ta yüzde 94, Fransa’da yüzde 116 ve ABD’de yüzde 100.
Bu yüksek borçlu ülkelerin aksine, Almanya’nın ek harcamalar için hâlâ bir miktar mali esnekliği bulunuyor.
Fakat IMF, Almanya’nın artan savunma harcamalarının yeni kredilerle finanse edilmesine karşı uyarıda bulunuyor.
Berlin, AB bütçesinde devasa kesintiler talep ediyor
Bir sonraki AB bütçesi üzerine yapılan ilk müzakere turunun ardından, ilk aşamada kesintiler öngören bir uzlaşma önerisi masaya yatırıldı.
Fakat Şansölye Merz, birkaç yüz milyar avro tutarında daha derin kesintiler talep ediyor ve yeni öneriyi de reddediyor.
Uzlaşma önerisine göre, federal hükümetin özel öncelik verdiği alanlar (rekabet gücü ve savunma) kesintilerden etkilenecek. Öte yandan, Avrupa tarım sübvansiyonları ise dokunulmadan kalacak.
En son AB zirvesinde Merz, tutumunu yeniden teyit etti ve “Bana göre öncelikler rekabet gücü ve savunma,” dedi.
Ne var ki, AB içindeki “tutumlu” ülkeler bloğu bile bölünmüş durumda. Almanya, Danimarka, Hollanda, Avusturya ve Finlandiya, AB bütçesinde bir azaltma yapılması için ortaklaşa baskı yaparken, Avusturya ve Finlandiya tarım sübvansiyonlarındaki kesintilere karşı çıkıyor.
İtalya, İspanya ve Polonya’nın da aralarında bulunduğu 17 üye ülkeden oluşan bir grup ise, bu kesintilere karşı çıkarak, sosyal uyumun korunmasını ve tarım harcamalarının mümkün olan en yüksek seviyede tutulmasını savunuyor.
Fransa ise orta yolu izliyor: Paris, AB bütçesine yaptığı katkı payını artırmayı reddediyor ama aynı zamanda kapsamlı tarım sübvansiyonlarının sürdürülmesini istiyor.
Fransa’nın siyasi ikilemi
Avrupa tarım sübvansiyonlarındaki kesintiler, özellikle Fransa, İspanya, İtalya ve Polonya için siyasi açıdan patlayıcı bir konu haline gelebilir.
Önümüzdeki on iki ay içinde bu dört ülkede seçimler yapılacak ve bu durum, bütçe müzakereleri sırasında ilgili hükümetler üzerindeki baskıyı önemli ölçüde artıracak.
Fransa’da Ulusal Birlik (RN) partisinin cumhurbaşkanlığı adayı Marine Le Pen de bu durumdan yararlanmaya çalışıyor.
Le Pen, bir sonraki AB bütçesi müzakerelerinin Fransa, İtalya, Polonya ve İspanya’da yapılacak seçimlerden sonra sonuçlandırılması çağrısında bulunuyor.
Öte yandan Alman hükümeti tam tersi bir hedef peşinde: Almanya’nın bakış açısına göre, yeni AB bütçesi Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası başlamadan önce kabul edilmeli.
Buna uygun olarak Berlin, müzakerelerin yıl sonuna kadar sonuçlandırılması için baskı yapıyor. Kasım ayında yeni bir müzakere turunun yapılması muhtemel görülüyor.
Faiz oranları borç yükünü katlıyor
Özellikle artan faiz oranları nedeniyle harekete geçme baskısı giderek artıyor.
Yıllar boyunca sanayileşmiş ülkeler, nominal iktisadi üretimlerinin devlet borçlarının faiz oranlarından daha hızlı artması sayesinde, borç-GSYİH oranlarını mutlaka yükseltmeden borçlanabilmişlerdi.
2022’deki dönüş bu elverişli durumu sona erdirdi: Eski, düşük faizli kredilerin giderek daha pahalı yeni kredilerle değiştirilmesi gerekiyor.
Artan faiz maliyetlerinin kamu borcunu artırdığı, artan borç yükünün ise faiz oranları üzerindeki baskıyı daha da yoğunlaştırdığı bir borç sarmalı riski bulunuyor.
İtalya ve Birleşik Krallık’ta, borçlara ilişkin ortalama faiz ödemelerinin, 2026 ile 2031 arasındaki dönemde nominal iktisadi büyümeyi aşacağı öngörülüyor.
Almanya ise bu açıdan hâlâ nispeten güçlü bir konumda.
Avrupa’nın artan faiz yükü
Artan borç yükü, bir sonraki AB bütçesi için de merkezi bir konu haline geliyor.
2028-2034 dönemi için, COVID-19 Kurtarma Fonu’ndan kaynaklanan borcun faiz ödemeleri için bütçede yaklaşık 150 milyar avro ayrılmıştı.
Bu tutar iki bileşenden oluşuyor: alınan kredilerin geri ödemesi ve bu krediler üzerinden tahakkuk eden faizler.
Özellikle artan faiz maliyetleri giderek daha büyük bir yük haline geliyor. Kurtarma Fonu 2020’de başlatıldığında, AB hâlâ sermaye piyasalarından son derece elverişli koşullarda borçlanabilmekteydi. O zamandan bu yana faiz oranları önemli ölçüde yükseldi.
Kurtarma Fonu borcunun 2058 yılına kadar tamamen geri ödenmesi gerekiyor. Bu nedenle İtalya, İspanya, Polonya ve Fransa gibi üye devletler, COVID-19 ile ilgili borcun geri ödeme süresinin uzatılması için baskı yapıyorlar.
Nisan ayı sonlarında bile Fransız hükümeti, ek mali hareket alanı yaratmak amacıyla Kıbrıs’ta düzenlenen özel bir AB zirvesinde bir borç yeniden yapılandırması önerisinde bulunmuştu.
Fakat Şansölye Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından ortaya konan öneriyi kesin bir dille reddetti. Alman tarafı, “Yeni bir Avrupa borcu çözüm değil” açıklamasında bulundu.
Borç yeniden yapılandırması, AB’nin mevcut yükümlülüklerini yeniden finanse etmek için yeni krediler almasını gerektirecek.
Birçok üye devletin mevcut geri ödeme koşullarının acilen gevşetilmesine ihtiyacı olduğundan, COVID-19 borcu konusu bütçe müzakerelerinde Berlin için siyasi bir pazarlık kozu haline gelebilir.
Silahlanmaya milyarlarca avro harcanacak
COVID-19 borcunun geri ödenmesi ve faizlerinin karşılanması maliyetlerine ek olarak, bir sonraki AB bütçesi savunma, sınır güvenliği, göç kontrolü, rekabet gücü, sanayi politikası, Ukrayna’ya yardım ve tarım sübvansiyonları alanlarında daha yüksek harcamalar öngörüyor.
Sadece savunma ve uzay programları için toplam 131 milyar avro ayrıldı. Ayrıca, ek ortak AB borcu planları da şimdiden masaya yatırıldı.
Avrupa Komisyonu, bir sonraki bütçe için iki yeni kredi aracı öneriyor. İlki “Catalyst Europe” olarak adlandırılıyor ve AB’nin 150 milyar avroya kadar yeni kredi almasını ve bunları üye ülkelere aktarmasını sağlamayı amaçlıyor. İlgili üye ülkeler bu kredileri geri ödeyecek.
Fonlar özellikle savunma sanayii, enerji altyapısı ve stratejik teknolojilere yönelik yatırımları finanse etmek için ayrıldı.
İkinci araç ise 395 milyar avroya kadar kredi hacmine sahip bir AB kriz mekanizmasının kurulmasını öngörüyor.
İktisadi veya siyasi bir kriz durumunda AB, kısa vadeli krediler alıp bunları etkilenen üye ülkelere aktarabilir.
Bu sayede AB, her yeni krizde ek yardım programları konusunda uzun süren müzakerelere girmek zorunda kalmadan harekete geçme kabiliyetini koruyabilir.
Bu iki araç birlikte, 545 milyar avroya kadar ek kredi kapasitesi yaratacak.
Avrupa
Le Pen, eski muhafazakâr lider Ciotti ile buluştu

Fransa’da Ulusal Birlik (RN) lideri Marine Le Pen, Nice’in yeni seçilen belediye başkanı Éric Ciotti ile bir yemekte bir araya geldi.
Rapporteur’de yer alan habere göre La Petite Maison, eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin Nice’teki favori restoranı ve uzun zamandır Fransız Rivierası’nın “paraya, güce ve her ikisini de sergilemeyi seven sağcılara olan düşkünlüğünü” simgeliyor.
Ciotti, Fransa’nın ana akım muhafazakâr partisi Les Républicains’in (LR) eski lideri ve 2024 yılında partiden ayrılmıştı.
Haber göre Ciotti şu anda Le Pen’e, geleneksel sağ ve muhfazakâr kanadı, RN ile aralarındaki engelin çökmekte olduğuna ikna etmesinde yardımcı oluyor.
Fransız Rivierası on yıllardır siyasi sağın kalesi olageldi ve Ciotti, Le Pen’in sadık “işçi sınıfı” tabanını daha fazla orta sınıf ve burjuva seçmene genişletmesine yardımcı oluyor.
Uzun süredir LR üyesi olan ve partisinin aşırı sağın ilerleyişi karşısında “sıkışmış” durumda olduğunu belirten bir üye, Ciotti’nin “Fransız sağının yepyeni bir kesiminin taraf değiştirmeye hazır olduğu fikrini yerleştirmeyi başardığını” söyledi.
Le Pen, yakın tarihli bir Ifop anketinde rahat bir farkla önde olduğu görülen ilk turun ötesine bakmaya başlamış durumda ve geçen hafta Orléans’ta düzenlediği ilk büyük siyasi mitinginde gazetecilere, merkez sağ seçmenlerin %15’ini hedeflediğini söyledi.
Mitingin açılışını yapmak üzere, ekibi seçim kampanyasına giderek daha fazla entegre olan Ciotti’yi seçti.
Ciotti, eski meslektaşlarına “önceden belli bir yenilgiyle” yüzleşmek yerine kendilerine katılmaları çağrısında bulundu.
LR adayı Bruno Retailleau, anketlerde haftalardır %8 ile %12 arasında sabit kalıyor.
Fakat RN’nin Fransa’nın güneydoğusundaki gücü, LR’nin daha varlıklı seçmenleriyle yaşadığı zorlukları ortadan kaldırmadı.
Daha sert göçmenlik politikalarını destekleyenler, son seçimlerde Le Pen’in daha da sağında yer alan Eric Zemmour’un Reconquête partisini tercih ettiler. Bu partinin üst sınıf tarzı ve serbest piyasa politikaları kendilerine daha yakın geliyor.
Diğerleri ise hâlâ, Jean-Marie Le Pen ile bağlantılı neo-faşizm mirasını taşıyan RN’yi karantinaya alan bir “cordon sanitaire” (güvenlik kordonu) kuralına bağlı hissediyorlar.
Ciotti farklı bir yol göstermeyi umuyor ve kendi partisinin adı olan Sağ Birlik (UDR), Avrupalı muhafazakârların hepsinin boğuştuğu bir fikri yansıtıyor: Milliyetçi partileri izole etmek mi, yoksa hayatta kalmak için onlarla işbirliği yapmak mı?
RN ile kurduğu yakın ittifak, Fransa’nın beşinci büyük şehri olan Nice’i, eskiden popüler olan muhafazakâr ağır top Christian Estrosi’den almasına yardımcı oldu ve onu ulusal sahneye taşıyabilir.
Siyasetçiye yakın bir kişi, “Ciotti gibi biri için mantıklı bir sonraki adım, içişleri bakanlığı ya da başbakanlık koltuğu. Fakat o, seçimin henüz kazanılmadığının farkında,” dedi.
Ciotti, son Senato seçimlerinde çevresinde varlıklı bir sağcı kitlesi oluşturamadı ve eski siyasi çevresi, onun yeni bağlılıklarını sorgulamaktan vazgeçmedi.
Komşu Cannes şehrinin belediye başkanı David Lisnard, onu geri kazanmaya çalışıyor; diğerleri ise yeni ortaklarına karşı artan tedirginliğini fark ediyor.
Le Pen’in mitinginde RN destekçileriyle “daha geniş bir yakınlaşma” çağrısında bulunan Ciotti, “degolcü” kökenlerine atıfta bulunarak bunları RN’nin “farklı tarihiyle” karşılaştırdı.
RN’nin atası olan Ulusal Cephe, İkinci Dünya Savaşı’nın eski işbirlikçileri ve Nazi rejiminin askeri güçlerinin üyeleriyle kurulmuştu.
“Artık bazı acı hapları yutmak zorunda,” diyen bir LR milletvekili, Rapporteur’e, Ciotti’nin antisemitizmle suçlanan RN Başkanı Jordan Bardella ile olan ortaklığına ve “ikinci kademe isimlerden” oluşan ekibine işaret etti.
Uzun süredir LR’de görev yapan bu yetkili, ekonomi politikasının, bu yakınlaşmanın gerçekte ne kadar ileri gidebileceğini görmek için kilit bir sınav olduğunu belirtti.
Ciotti, Le Pen’in müdahaleci önerilerinden daha iş dünyası dostu bir program istiyor.
Fakat Jean-Luc Mélenchon’dan duyulan korku, bu farklılıkların üstesinden gelinmesine yardımcı olabilir.
Solcu liderin ikinci tura kalma ihtimali, onun ekonomi programından ve “yeni Fransa” vizyonundan çekinen muhafazakârlar için Le Pen’in arkasında birleşmeleri için bir başka teşvik unsuru oluşturuyor.
Fransa’nın güneyindeki Gard bölgesinden Ciotti’ye sadık bir milletvekili olan Alexandre Allegret-Pilot, Rapporteur’e verdiği demeçte, Mélenchon’a karşı çıkmanın, son seçimlerde RN’ye karşı çıkmak için aşırı sol parti ile anlaşmalar yapan LR’den ayrılmasının nedeni olduğunu söyledi.
Le Pen’in mitinginin kenarında, Mélenchon’un daha büyük bir tehlike oluşturduğunu savunan sağcı vekil, Rapporteur’e göre “şık çizgili takım elbisesiyle”, daha çok mavi yakalı işçilerden oluşan Orléans kalabalığı içinde dikkat çekiyordu.
Ne var ki, Sarkozy’nin, Ciotti’te sağı birleştirmesine yardımcı olmak için çaba göstermesine rağmen, Riviera’nın gösterişli yaşam tarzı henüz tam anlamıyla RN’nin bir parçası haline gelmiş değil.
Avrupa
Karadeniz’deki saldırıların ardından dokuz AB ülkesine fon çağrısı

Avrupa Parlamentosu milletvekilleri, Karadeniz’deki gemi saldırıları ve savaşın etkileri nedeniyle doğu sınırındaki dokuz ülkeye mali desteğin artırılmasını istedi. Bulgaristan’ın 2 milyar euro ek pay talep ettiği plan, 2028-2034 bütçesinde yüzde 10’a kadar ek kaynak aktarılmasını öngörüyor.
Avrupa Parlamentosu milletvekilleri, Karadeniz’deki gemi saldırıları ve Ukrayna’daki savaşın etkileri nedeniyle doğudaki dokuz Avrupa Birliği (AB) ülkesine mali desteğin artırılması çağrısında bulundu.
Söz konusu çağrı, Avrupa Halk Partisi heyetinin Bulgaristan ziyareti sırasında dile getirildi.
Mali destek talebi Doğu Avrupa hattında yer alan Finlandiya, Estonya, Letonya, Litvanya, Polonya, Slovakya, Macaristan, Romanya ve Bulgaristan’ı kapsıyor.
Rapporteur’un aktardığına göre, heyette yer alan Polonyalı parlamenter Jacek Protas, Bulgaristan’ın Varna kentinde, söz konusu dokuz ülkenin AB’nin 2028-2034 bütçesi kapsamında yüzde 10’a kadar daha fazla pay alabileceğini söyledi.
Protas, Avrupa Parlamentosu bünyesinde doğu sınır bölgeleri için ayrı bir fon kurulmasını öngören belgenin raportörlüğünü yürütüyor.
Bulgar milletvekili Andrey Novakov, Sofya yönetiminin kendilerine ayrılan 22,3 milyar euronun üzerine 2 milyar euro ek kaynak istediğini bildirdi.
Bulgar parlamenter Emil Radev ise deniz taşımacılığındaki sigorta primlerinin beş kattan fazla arttığını, tankerlerdeki artışın 12 kata kadar ulaştığını açıkladı.
Güneydoğu Avrupa’da ve Balkan Yarımadası’nın doğusunda yer alan Bulgaristan, doğusunda Varna ve Burgaz limanlarının bulunduğu Karadeniz’e kıyı veriyor; karada kuzeyde Romanya, batıda Sırbistan ve Kuzey Makedonya, güneyde ise Yunanistan ve Türkiye ile sınır paylaşıyor.
Ülkenin Romanya ile olan kara sınırının büyük bir bölümü Tuna Nehri boyunca uzanıyor.
Karadeniz’deki gemi saldırıları heyetin ziyaretini tetikledi
Avrupa heyetinin bu teması, CONTSHIP JET adlı konteyner gemisine yönelik saldırının hemen ardından gerçekleşti.
Rapporteur’un haberinde, CONTSHIP JET’in 28 Ekim’de Bulgaristan’ın münhasır ekonomik bölgesinde üç deniz insansız hava aracıyla vurulduğu ve daha sonra battığı bilgisi paylaşıldı.
Yayın organı, Bulgaristan makamlarının son saldırıyı kimin düzenlediğini henüz tespit edemediğini kaydetti.
Sofya yönetimi, münhasır ekonomik bölgesindeki gemi saldırılarını aydınlatmak için daha önce AB ve NATO’dan teknik destek talep etti.
Nitekim 13 Ekim gecesi Chelsea 3 adlı geminin vurulmasının ardından 15 mürettebat kurtarılmış, beş kişi hafif yaralanmıştı.
Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev, o tarihte yetkililerin elinde herhangi bir tarafı resmen suçlamaya yetecek somut kanıt olmadığını kaydetmişti.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova ise 16 Ekim’de yaptığı açıklamada, Sofya’nın elinde söz konusu olaylara herhangi bir devletin karıştığına dair kanıt olmadığını öne sürdü.
Zaharova, bu sonucun Rusya’nın Sofya Büyükelçisi Eleonora Mitrofanova’nın 13 Ekim’de Başbakan Radev ile yaptığı görüşmede teyit edildiğini belirtti.
Sözcü Zaharova, Kiev yönetiminin sivil altyapıya saldırıp ardından sorumluluğu Moskova’ya yüklemeye çalıştığını savundu.
Kremlin daha önce Karadeniz’deki ticari gemi saldırılarını başlatan tarafın Rusya olmadığını ileri sürmüştü.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, kendi eylemlerini Ukrayna’nın yabancı bayraklı gemiler ve tankerler dahil olmak üzere ticaret filolarına yönelik saldırılarına bağlamıştı.
Peskov, “Ve tabii ki bu durum Rusya Federasyonu’nun misilleme adımlarına yol açtı.” ifadelerini kullanmıştı.
Amerika2 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi1 hafta önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını2 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Görüş2 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Söyleşi1 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Dünya Basını2 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını2 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Amerika2 hafta önceMilenyum kuşağı tarihin en büyük nostalji dalgasını başlattı












