Avrupa
“Vučić, seçim yenilgisi öncesinde Orbán’dan akıl aldı” iddiası

Sırbistan’ın eski cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić, 25 Ekim seçimlerinde yenilgiyi kabul etmeden önce Macaristan’ın eski başbakanı Viktor Orbán ile görüştüğü iddialarını yalanladı ancak sonuçların ardından telefonlaştıklarını doğruladı. İngiliz basını, Öğrenci Listesi’nin yüzde 52,65 ile kazandığı seçim gecesi Orbán’ın Vučić’i iktidarda kalmak için güç kullanmamaya ikna ettiğini öne sürmüştü.
Sırbistan’ın eski cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić, 25 Ekim’deki genel seçimlerde yenilgiyi kabul etmeden önce Macaristan’ın eski başbakanı Viktor Orbán ile telefonda görüştüğü yönündeki iddiaları yalanladı.
BBC’ye açıklama yapan Vučić, Macar siyasetçiyle sandık sonuçlarını kabul etmeden önce konuştuğu savını reddederken, daha sonraki bir saatte bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiklerini doğruladı.
Hafta içinde ortaya atılan iddialara göre Vučić, oylamanın yapıldığı gece tavsiye almak amacıyla saat 23.00 sularında yenilgiyi kabul etmeden önce ve sonrasında olmak üzere Orbán’ı iki kez aradı.
Macaristan’ın eski başbakanının Vučić’i iktidarda kalmak için “güç kullanmamaya” ikna ettiği öne sürüldü.
Sırbistan’da oyların nihai sayımını beklemeden yenilgiyi kabul eden Vučić, Macaristan’daki seçim sürecinde de benzer bir tutum sergileyen müttefikinin izinden gitti.
Orbán da kendi ülkesindeki seçimlerde oy sayımının tamamen bitmesini beklemeden yenildiğini ilan etmişti.
Her iki ülkede de sandıktan muhalefet hareketleri zaferle çıktı; Macaristan’da Péter Magyar liderliğindeki Tisza Partisi, Sırbistan’da ise Öğrenci Listesi çoğunluğu elde etti.
Sırbistan’da bir araya gelen iki lider siyasi mücadeleyi sürdürme sözü verdi
Vučić ve Orbán, 31 Ekim’de Sırbistan’da bir araya gelerek ortak bir video mesaj kaydetti.
Kayıtta konuşan Vučić, “Evet, ikimiz de yakın zamanda seçimleri kaybettik ancak haysiyetimizi, gururumuzu ve inancımızı yitirmedik.” ifadelerini kullandı.
Eski Sırp lidere desteğini bildiren Orbán, iki siyasetçinin birbirini dost olarak tanımladığı görüşmede yeniden siyasete dönecekleri taahhüdünde bulundu.
Macaristan’da 12 Nisan’da düzenlenen genel seçimleri Magyar liderliğindeki muhalif Tisza Partisi kazanmış ve anayasa değişikliklerini tek başına yapabilecek anayasal çoğunluğa ulaşmıştı.
Orbán bu sonuçla kesintisiz 16 yıllık başbakanlık döneminin ardından yenilgiyi kabul etmek zorunda kaldı.
Macar aktivistler Sırbistan’daki seçim sürecinde de sahadaki meslektaşlarına destek verdi.
Macaristan merkezli sivil toplum grubu DE, Sırbistan’ın Voyvodina bölgesinde görev yapmak üzere 70 gözlemci gönderdi.
Söz konusu grubun temsilcileri yaz aylarında düzenledikleri seminerlerle seçmen üzerindeki olası baskı işaretlerini belirleme ve sandık gözlemi organize etme tecrübelerini aktardı.
Seçim gecesi güç kullanma hazırlığı yapıldığı iddiaları yalanlandı
Daha önce The Times gazetesi, Vučić’in seçim yenilgisinin ardından iktidarı zor kullanarak elinde tutmaya hazırlandığını ancak son anda ikna edildiğini yazmıştı.
Sırbistan Terörle Mücadele Biriminin eski komutanı Spasoje Vulević, oylama günü yetkililerin başkent Belgrad’ın merkezine 4 bin polis ile “fedai” olarak nitelediği 3 bin kişiyi konuşlandırdığını ileri sürdü.
Vučić’in sözcüsü iktidarı güçle koruma girişiminde bulunulduğu iddiasını reddederek, sokaktaki polis varlığının göstericilerden gelen şiddet tehditleriyle ilgili olduğunu bildirdi.
Buna karşılık Öğrenci Listesi adayı Radomir Saičić, polisten ve diğer çevrelerden gelen telefonların ardından Vučić’in böyle bir plandan vazgeçirildiğini savundu.
Vulević ise Vučić için Avrupalı liderlerle yapılan temasların belirleyici rol oynamış olabileceği değerlendirmesini paylaştı.
Sırbistan’da erken genel seçimler 25 Ekim tarihinde yapıldı.
Cumhuriyet Seçim Komisyonunun 8 bin 139 sandıktan gelen verilere dayandırdığı ilk sonuçlara göre Öğrenci Listesi oyların yüzde 52,65’ini alırken, Vučić’in koalisyonu yüzde 39,22 seviyesinde kaldı.
Seçimi kaybeden eski cumhurbaşkanı siyasi mücadeleye devam edeceğini kaydetti.
Sandık sürecinden önce ülkede, 1 Kasım 2024’te Novi Sad tren garındaki sundurmanın çökmesiyle 16 kişinin hayatını kaybettiği olay sonrası kitlesel protestolar patlak vermişti.
Sokaklara dökülen göstericiler yolsuzluk şüphelerinin soruşturulmasını ve sorumluların hesap vermesini talep etmişti.
Vučić, Eylül 2026’da meclisi feshederek cumhurbaşkanlığı görevinden ayrıldığını duyurmuş, ardından partisi tarafından başbakan adayı gösterilmişti.
Avrupa
Karadeniz’deki saldırıların ardından dokuz AB ülkesine fon çağrısı

Avrupa Parlamentosu milletvekilleri, Karadeniz’deki gemi saldırıları ve savaşın etkileri nedeniyle doğu sınırındaki dokuz ülkeye mali desteğin artırılmasını istedi. Bulgaristan’ın 2 milyar euro ek pay talep ettiği plan, 2028-2034 bütçesinde yüzde 10’a kadar ek kaynak aktarılmasını öngörüyor.
Avrupa Parlamentosu milletvekilleri, Karadeniz’deki gemi saldırıları ve Ukrayna’daki savaşın etkileri nedeniyle doğudaki dokuz Avrupa Birliği (AB) ülkesine mali desteğin artırılması çağrısında bulundu.
Söz konusu çağrı, Avrupa Halk Partisi heyetinin Bulgaristan ziyareti sırasında dile getirildi.
Mali destek talebi Doğu Avrupa hattında yer alan Finlandiya, Estonya, Letonya, Litvanya, Polonya, Slovakya, Macaristan, Romanya ve Bulgaristan’ı kapsıyor.
Rapporteur’un aktardığına göre, heyette yer alan Polonyalı parlamenter Jacek Protas, Bulgaristan’ın Varna kentinde, söz konusu dokuz ülkenin AB’nin 2028-2034 bütçesi kapsamında yüzde 10’a kadar daha fazla pay alabileceğini söyledi.
Protas, Avrupa Parlamentosu bünyesinde doğu sınır bölgeleri için ayrı bir fon kurulmasını öngören belgenin raportörlüğünü yürütüyor.
Bulgar milletvekili Andrey Novakov, Sofya yönetiminin kendilerine ayrılan 22,3 milyar euronun üzerine 2 milyar euro ek kaynak istediğini bildirdi.
Bulgar parlamenter Emil Radev ise deniz taşımacılığındaki sigorta primlerinin beş kattan fazla arttığını, tankerlerdeki artışın 12 kata kadar ulaştığını açıkladı.
Güneydoğu Avrupa’da ve Balkan Yarımadası’nın doğusunda yer alan Bulgaristan, doğusunda Varna ve Burgaz limanlarının bulunduğu Karadeniz’e kıyı veriyor; karada kuzeyde Romanya, batıda Sırbistan ve Kuzey Makedonya, güneyde ise Yunanistan ve Türkiye ile sınır paylaşıyor.
Ülkenin Romanya ile olan kara sınırının büyük bir bölümü Tuna Nehri boyunca uzanıyor.
Karadeniz’deki gemi saldırıları heyetin ziyaretini tetikledi
Avrupa heyetinin bu teması, CONTSHIP JET adlı konteyner gemisine yönelik saldırının hemen ardından gerçekleşti.
Rapporteur’un haberinde, CONTSHIP JET’in 28 Ekim’de Bulgaristan’ın münhasır ekonomik bölgesinde üç deniz insansız hava aracıyla vurulduğu ve daha sonra battığı bilgisi paylaşıldı.
Yayın organı, Bulgaristan makamlarının son saldırıyı kimin düzenlediğini henüz tespit edemediğini kaydetti.
Sofya yönetimi, münhasır ekonomik bölgesindeki gemi saldırılarını aydınlatmak için daha önce AB ve NATO’dan teknik destek talep etti.
Nitekim 13 Ekim gecesi Chelsea 3 adlı geminin vurulmasının ardından 15 mürettebat kurtarılmış, beş kişi hafif yaralanmıştı.
Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev, o tarihte yetkililerin elinde herhangi bir tarafı resmen suçlamaya yetecek somut kanıt olmadığını kaydetmişti.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova ise 16 Ekim’de yaptığı açıklamada, Sofya’nın elinde söz konusu olaylara herhangi bir devletin karıştığına dair kanıt olmadığını öne sürdü.
Zaharova, bu sonucun Rusya’nın Sofya Büyükelçisi Eleonora Mitrofanova’nın 13 Ekim’de Başbakan Radev ile yaptığı görüşmede teyit edildiğini belirtti.
Sözcü Zaharova, Kiev yönetiminin sivil altyapıya saldırıp ardından sorumluluğu Moskova’ya yüklemeye çalıştığını savundu.
Kremlin daha önce Karadeniz’deki ticari gemi saldırılarını başlatan tarafın Rusya olmadığını ileri sürmüştü.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, kendi eylemlerini Ukrayna’nın yabancı bayraklı gemiler ve tankerler dahil olmak üzere ticaret filolarına yönelik saldırılarına bağlamıştı.
Peskov, “Ve tabii ki bu durum Rusya Federasyonu’nun misilleme adımlarına yol açtı.” ifadelerini kullanmıştı.
Avrupa
Polonya Cumhurbaşkanlığı üç yargıç hakkında savcılığa gidiyor

Polonya Cumhurbaşkanlığı, Anayasa Mahkemesi binası önündeki arbedede Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin fiziki dokunulmazlığının çiğnendiği gerekçesiyle üç yargıç hakkında suç duyurusunda bulunulacağını açıkladı.
Polonya Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Rafał Leśkiewicz, Anayasa Mahkemesi binasında cuma gecesi yaşanan arbedede Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin dokunulmazlığının ihlal edildiği gerekçesiyle üç isim hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunulacağını açıkladı.
Pazar günü Radio Wnet yayınına katılan Leśkiewicz, cuma gününü cumartesiye bağlayan gece meydana gelen olaylarda devlet başkanının fiziksel dokunulmazlığının çiğnendiğini belirtti.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, mahkemenin yönetimini üstlenen Anna Korwin-Piotrowska ile mevcut Sejm tarafından seçilen yargıçlar Maciej Berek ve Krystian Markiewicz’in cumhurbaşkanına dokunma hakkı olmadığını vurguladı.
Leśkiewicz, cumhurbaşkanlığı ofisinin bu üç kişiye karşı savcılığa suç duyurusu sürecini başlatacağını kaydetti.
Sözcü Leśkiewicz, “Sayın Anna Korwin-Piotrowska veya Sayın Krystian Markiewicz Anayasa Mahkemesi yargıcı değildir; onlar Sayın Cumhurbaşkanı’nın Anayasa Mahkemesi giriş kapısını kapatmış ve devlet başkanının dokunulmazlığını ihlal etmiştir.” dedi.
Nawrocki’nin mahkeme binasına gitmesini savunan Leśkiewicz, cumhurbaşkanının haklarını kullanan bir vatandaş sıfatıyla hareket ettiğini ve kurumdaki fiili durumu bizzat görmeyi amaçladığını dile getirdi.
Leśkiewicz açıklamasında, “Burası vatandaşların işlerini halletmesi için kurulmuş bir kamu dairesidir ve Sayın Cumhurbaşkanı da Anayasa Mahkemesindeki gerçek durumun ne olduğunu anlamak için oraya girmiştir.” ifadelerini kullandı.
Anayasa Mahkemesi çevresindeki gerilimin tırmanması üzerine Senegal ziyaretini yarıda keserek Polonya’ya dönen Karol Nawrocki, kısa süre sonra mahkeme binası önünde taraflar arasındaki itiş kakışın ortasında kaldı.
Sosyal medyada yayılan görüntülerden birini paylaşan yargıç Maciej Berek, durumu “rahatsız edici ve skandal” diye nitelendirdi.
Berek, X platformundaki paylaşımında, “Cumhurbaşkanı büyük bir hızla Yargıç A. Korwin-Piotrowska’nın üzerine geldi ve diğer yargıçlardan oluşan grubu iterek ilerlemeye başladı.” ifadelerine yer verdi.
TVN24 kanalına konuşan Yargıç Anna Korwin-Piotrowska ise cumhurbaşkanının kendilerini “adeta ezip geçtiğini” söyledi.
Radio Wnet mülakatında Korwin-Piotrowska’nın sözlerine değinen Leśkiewicz, bu iddiayı reddederek yargıcın kendisini savunmaya çalıştığını savundu.
Leśkiewicz, “Bayan Korwin-Piotrowska bu şekilde kendisine bir savunma çizgisi kurmaya çalışıyor; bu doğal çünkü tıpkı Sayın Berek veya Sayın Markiewicz gibi o da bu davranışından ötürü şüphesiz cezai sorumluluk taşıyacak.” dedi.
Sosyal medyaya yansıyan gece kayıtlarını “dramatik” olarak tanımlayan Leśkiewicz, görüntülerin Başbakan Donald Tusk ve bahsi geçen üç kişi hakkında “hazır bir iddianame” niteliği taşıdığını öne sürdü.
Yönetim tartışması gece yarısı krizine dönüştü
Anayasa Mahkemesindeki kriz, Mahkeme Başkanı Bogdan Święczkowski ile Başkanvekili Bartłomiej Sochański’nin görevlerine ara verildiğinin ilan edilmesiyle başladı.
Mahkemenin idaresini, Sejm tarafından seçilen yargıç Korwin-Piotrowska üstlendi.
Cumartesi sabahı mahkeme binasından ayrılan Cumhurbaşkanı Nawrocki, anayasal düzenin çiğnendiği gerekçesiyle parlamentodaki siyasi parti temsilcileriyle peş peşe istişare görüşmeleri yaptı.
Aynı akşam halka sesleniş konuşması yapan Başbakan Donald Tusk, Anayasa Mahkemesi konusunda herhangi bir uzlaşmaya kapıyı kapattı.
Başbakan Tusk daha önce yaptığı değerlendirmede ise “Hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmek bizim görevimizdir.” ifadelerini kullanmıştı.
Avrupa
Polonya’da AYM krizinin faturası: Tusk sağ muhalefeti konsolide etti

Polonya’da cuma gecesi Anayasa Mahkemesi önünde yaşanan gerilimi değerlendiren hukukçu Krzysztof Izdebski, hükümetin sergilediği güç gösterisinin toplumsal güveni daha da zedelediğini savundu. Gelişmelerin sağ muhalefeti konsolide ettiğine işaret eden Izdebski, 2027 seçimleri öncesinde kurumların yıpratılmaması ve anayasal uzlaşma zeminine dönülmesi çağrısında bulundu.
Polonya’da Anayasa Mahkemesi önünde cuma gecesi yaşanan gerilimin ardından Wirtualna Polska için bir analiz kaleme alan hukukçu Krzysztof Izdebski, iktidarın operasyonunun amaçlanan sonucun tam aksini doğuracağını savundu.
İzlenen senaryonun yaratacağı siyasi ve kurumsal etkilerin hesaba katılmadığına dikkat çeken Izdebski, “En çok da cuma günü Anayasa Mahkemesi önünde yaşanan olayların senaryosunu hazırlayan kişilerin, bu senaryonun hayata geçirilmesinin doğuracağı sonuçları hiç hesaba katmamış görünmesine şaşırıyorum.” dedi.
Yıllardır hukuk devleti mücadelesi yürüten kadroların stratejik bir hata yaptığını vurgulayan hukukçu, “Yıllardır hukuk devleti üzerine çalışan hukukçu ve siyasetçilerin, sorunun özünde haklı olsalar bile bunu çözme yöntemlerinin amaçlananın tam tersi bir etki yaratabileceğini öngörememiş olmalarına inanmak güç.” ifadelerini kullandı.
Mahkeme kapısındaki tablonun yarattığı ilk etkiyi değerlendiren Izdebski, “Kısa süreli bir güç gösterisi, medyada devletin ciddiyetine zarar veren birkaç gösterişli görüntü ve Mahkeme kavgasında yeni bir sayfa açıldı; kamuoyu güvenin yeniden inşası yerine daha da büyük bir kaos izlenimine kapıldı.” tespitinde bulundu.
Geçmiş dönem ile bugünkü iktidar arasındaki yapısal şartların farklılığına değinen yazar, “Tüm bunlara katılıyorum ancak mevcut koalisyonun tamamen farklı koşullarda hareket ettiğini açıkça söylemek gerekiyor; Cumhurbaşkanı karşı siyasi kamptan geliyor ve hükümetin adımlarını engellemek için yetkilerini sıklıkla ve fazlasıyla aktif biçimde kullanıyor.” değerlendirmesini yaptı.
Önceki iktidarın koşullarına işaret eden Izdebski, “Hukuk ve Adalet partisi (PiS) bu açıdan çok daha rahattı; yargıya yönelik adımlarını eleştirsek bile en azından bunları olağan yasama yollarından yürütmeye ve hukuki sınırlar içinde hareket ediyormuş izlenimini korumaya çalıştı, daha fazla araca sahipti ve siyaseten daha etkili olabiliyordu.” dedi.
Mevcut hükümete verilen hızlı tasfiye sözlerinin gerçekçi olmadığını belirten analist, “Bazen vazgeçmeyi bilmek, başka bir yol aramak ve daha iyi koşulları beklemek gerekir; çünkü havuzun boş olduğu anlaşıldığında derin sulara atlamak nadiren iyi sonuç verir.” uyarısını yaptı.
Nic Cheeseman ile Brian Klaas’ın ortak eserine atıfta bulunan yazar, “Demokratlar açısından özellikle tehlikeli olan bir durum var; Nic Cheeseman ve Brian Klaas klasikleşen ‘Seçimler Nasıl Çalınır?’ kitaplarında buna demokratik ikiyüzlülük adını veriyor.” ifadelerine yer verdi.
Demokratik ilkelerin çifte standartla uygulanamayacağını kaydeden Izdebski, “Bu yaklaşım, savunduğumuz değer ve kuralların her şeyden önce rakiplerimiz için geçerli olduğu inancına dayanıyor; onlar kuralları çiğnediğinde bu demokrasiye bir darbe sayılıyor, biz benzer bir şey yaptığımızda ise istisnai bir durum, tarihsel bir zorunluluk veya üstün bir anayasal gereklilik olarak görülüyor.” dedi.
Toplumsal beklentinin yüksek olduğunu hatırlatan hukukçu, “Güvenilirliğini standartları savunmak üzerine kuran bir hareket, özellikle iktidara geldiğinde bu standartlara sıkı sıkıya bağlı kalmak zorundadır.” vurgusunu yaptı.
Sadece kendi haklılığına dayanarak siyaset yapılamayacağını belirten Izdebski, “Hukuki, ahlaki ve tarihsel açıdan haklı olabilirsiniz ancak aynı zamanda devletin işleyişini nasıl yeniden sağlayacağınıza dair hiçbir fikriniz olmayabilir.” ifadelerini kullandı.
Operasyonun yargı kurumunun itibarını tamir etmediğini savunan yazar, “Cuma günkü operasyon Anayasa Mahkemesi sorununu çözmüyor; mimarları anlık kurumsal hedeflerine ulaşmış olsalar bile kuruma toplumsal otoritesini geri kazandırmadılar.” değerlendirmesinde bulundu.
Sürecin vatandaş nezdindeki algısına değinen analizde Izdebski, “Vatandaşlara kimin haklı olduğuna nihai olarak siyasi gücün karar verdiği, hukukçuların ise neredeyse her senaryoyu bir kılıfa uydurabildiği mesajı veriliyor.” dedi.
Başbakan Donald Tusk’ın hamlesinin siyasi sonuçlar doğurduğuna dikkat çeken analist, “Kendi saflarındaki birliği korumakta zorlanan Jarosław Kaczyński, seçmenlerine gösterebileceği yeni bir ortak tema ve taze görüntüler elde etti.” tespitini yaptı.
İktidarın seçmen tabanındaki erozyon riskine değinen hukukçu, “Tusk belki en sadık destekçilerini konsolide etti ancak bu kitle zaten kendisine oy verecekti; buna karşılık siyasi kavgalardan yorulan ve işleyen bir devlet isteyen ılımlı seçmenleri 2027 seçimleri öncesinde küstürme riskini göze aldı.” uyarısında bulundu.
Uluslararası basındaki yansımaların ağırlığını aktaran yazar, “Uluslararası dolaşımda en çok kalan kareler Mahkeme önündeki polisler, protestolar ve Cumhurbaşkanının bina girişindeki görüntüleri oldu; yabancı kamuoyuna Polonya’daki yargıç krizi tartışmasının tüm teknik ayrıntılarını anlatmak çok daha zor.” ifadelerini kullandı.
Gelecekte benzer yöntemlerin karşı tarafça da kullanılacağını belirten Izdebski, “Şimdi bile yeni bir gerilim noktasıyla karşı karşıyayız: Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun toplanması, heyet yapısı ve karar yeter sayısının belirlenmesi meselesi; Bogdan Święczkowski’nin bu adımları geçersiz kılmak ve ‘kendi’ Genel Kurulunu toplamak için benzer bir mantığı ve usul hilelerini devreye sokmayacağını kim garanti edebilir?” sorusunu yöneltti.
Cumhurbaşkanının tavrını da eleştiren yazar, “Bu durum, gece yarısı yaptığı ziyaret ve mahkeme kapısındaki fiziki arbedeyle devletin saygınlığına katkı sağlamayan Cumhurbaşkanı için de geçerlidir.” dedi.
Krizden çıkış için somut bir yol haritası bulunduğunu hatırlatan Izdebski, “Stefan Batory Vakfı ve Prof. Dr. Tomasz Zalasiński, yargıçların seçim usulünü değiştirmeyi ve kurumun yeniden siyasi vesayet altına girmesini engellemeyi öngören anayasal sıfırlama taslağını sundu.” bilgisini paylaştı.
Kurumsal saygınlığın baskınla kazanılamayacağını vurgulayan hukukçu, “Günün sonunda Mahkemenin bağımsızlığı mücadelesini başkanlık koltuğunu daha etkili biçimde işgal eden, kapıya daha çok polis yığan ya da bir kadını iterek binaya gösterişli biçimde giren taraf kazanmayacak.” ifadelerini kullandı.
İzdebski analizini, “Bu mücadeleyi ancak vatandaşların kurumlara olan güvenini yeniden tesis edebilen taraf kazanacak; şu an ise maalesef bu hedeften perşembe gününe kıyasla çok daha uzaktayız.” sözleriyle tamamladı.
Amerika2 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi1 hafta önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını2 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Söyleşi1 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Görüş2 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Dünya Basını2 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını2 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Amerika2 hafta önceMilenyum kuşağı tarihin en büyük nostalji dalgasını başlattı












