Dünya Basını

Prof. Adnan Husain: Bin yıllık Haçlı takıntısı modern siyasetin alt metnini oluşturuyor

Yayınlanma

Queen’s Üniversitesi Tarih Bölümü Müdürü Doçent Doktor Adnan Husain, Ortaçağ’dan günümüze Batı’nın “Haçlı toplumu” olarak geçirdiği dönüşümü ve bu yapının modern sömürgecilik ile İsrail’in kuruluşundaki belirleyici rolünü ele aldı.

Neutrality Studies YouTube kanalı sunucusu ve uluslararası ilişkiler uzmanı Pascal Lottaz, Queen’s Üniversitesi Din Okulu bünyesindeki Tarih Bölümü Müdürü ve Ortaçağ Akdeniz dünyası uzmanı Doçent Doktor Adnan Husain ile Batı Asya’nın mevcut durumunu tarihsel bir perspektifle ele alan bir mülakat gerçekleştirdi.

Akademik kariyerinin büyük bölümünü bu bölge üzerine araştırmalarla geçiren Husain, İsrail’in mevcut konumunu ve Batı’nın bölgeye yaklaşımını anlamak için Ortaçağ’da şekillenen “Haçlı toplumu” kavramının temel bir çerçeve sunduğunu belirtti.

Doçent Doktor Adnan Husain, uzmanlık alanını “Ortaçağ Akdeniz ve İslam havzası tarihçiliği” olarak tanımlayarak Akdeniz’in dini kültürleri ile Ortaçağ boyunca Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler arasındaki etkileşimlere odaklandığını kaydetti.

Husain, bu çalışmaların teolojik boyutun ötesinde, Ortaçağ İspanyası, Endülüs, Balkanlar ve Müslümanların hüküm sürdüğü diğer topraklardaki bir arada yaşama tecrübesini de kapsadığını ifade etti. Müslüman idaresi altındaki toplumların milenyumlar boyunca çeşitliliğini koruduğunu vurgulayan Husain, “Post-kolonyal dönemdeki modern Ortadoğu, bu kozmopolitlik ve çeşitlilik geleneği açısından özellikle yıkıcı oldu” değerlendirmesini paylaştı.

“Haçlı seferlerini sadece askeri bir fenomen olarak inceleyemeyiz”

Husain, araştırmalarının merkezinde yer alan “Haçlı toplumu” kavramını açıklarken Haçlı Seferleri’nin Avrupa tarihinin gelişiminden bağımsız, sadece askeri bir olay olarak görülmesine itiraz etti.

Bu seferlerin Avrupa’nın kendi kimliğini inşa etme sürecindeki rolüne dikkat çeken Husain, “Haçlı seferlerinin etkisini veya önemini, sadece askeri bir fenomen olarak anlayamayız. Aksine bunu, Avrupa’nın, o dönemki adıyla Latin Hıristiyan dünyasının kendini inşa ettiği bir süreç olarak görmeliyiz” diye konuştu.

Husain, Latin Hıristiyan dünyası fikrinin, krallıkların ve siyasi yapıların meşruiyetini garanti eden Papalık egemenliği etrafında şekillendiğini ve bu kavramın Haçlı Seferleri ile eşzamanlı olarak doğduğunu belirtti.

1095 ile 1291 yılları arasında gerçekleşen dokuz büyük askeri seferin Avrupa’da kalıcı bir seferberlik hali yarattığını ifade eden Husain, “İki yüzyıl boyunca süren bu kesintisiz askeri mobilizasyon, örgütlenme, finansman, yönetim ve lojistik süreçleri Avrupa’yı dönüştürdü” dedi.

“Avrupa, Müslüman direnişi karşısında kendi içine yönelerek arınma arayışına girdi”

Husain, Haçlı devletlerinin Müslüman direnişi karşısında aldığı yenilgilerin Avrupa’da içsel bir tasfiye hareketine yol açtığını kaydetti.

Seferlerin başarısızlığının Avrupa içinde “günahkar olma” duygusuyla açıklandığını belirten Husain, “Bu başarısızlıklar sonrası toplumun günahtan arındırılması gerektiği fikri hakim oldu. Bu durum, muhaliflerin, sapkın olarak görülenlerin, Yahudilerin ve fethedilen bölgelerdeki Müslümanların sistematik olarak baskı altına alınmasına ve zulme uğramasına neden olan bir düzen paradigması yarattı” ifadelerini kullandı.

Bu bağlamda Kutsal Roma İmparatoru 2. Friedrich’in 13. yüzyıl başındaki uygulamalarına değinen Husain, Sicilya’nın doğusundaki Müslüman isyanının ardından nüfusun İtalya yarımadasındaki Lucera şehrine nakledilmesini örnek gösterdi.

Husain, yaklaşık 70 yıl boyunca İtalya’nın kalbinde Müslüman bir şehrin varlığını sürdürdüğünü ancak bu durumun daha sonra “Hıristiyan bir kralın kutsal topraklardaki Müslüman varlığını temizleme görevi” adına sona erdirildiğini bildirdi.

“Yahudi-Hıristiyan medeniyeti kavramı bütünüyle modern bir icattır”

Günümüzdeki “Yahudi-Hıristiyan mirasını koruma” söylemine de eleştirel yaklaşan Husain, bu kavramın 1950’lere kadar tarihsel bir karşılığının bulunmadığını vurguladı.

Ortaçağ Haçlı mantığında Yahudilerin “Hıristiyanlık düşmanı” olarak görüldüğünü ve her büyük Haçlı Seferi’nin Yahudi katliamlarıyla el ele gittiğini belirten Husain, “İlk geniş çaplı Yahudi katliamları Birinci Haçlı Seferi sırasında gerçekleşti. Yahudi-Hıristiyan medeniyeti ifadesi, İkinci Dünya Savaşı ve Holokost sonrasında Yahudilerin Hıristiyan toplumuna eklemlenmesiyle üretilen tamamen modern bir icattır” dedi.

Husain, İslamofobi ve antisemitizmin kökenlerinin Haçlı mantığında birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğunu kaydetti.

Yahudilerin Hıristiyan toplumu içindeki varlığının ancak Hıristiyan hakikatine şahitlik ettikleri sürece “tahammül edilebilir” görüldüğünü, ancak Haçlı Seferleri’nin yarattığı jeopolitik baskı ve savaş haliyle bu sınırlı hoşgörünün de ortadan kalktığını belirtti.

“Siyonizm, Avrupa dışına çıkıp sömürgeci olunduğu sürece Avrupalı kalma vaadidir”

Siyonist hareketin doğuşunu Haçlı toplumu mantığıyla ilişkilendiren Husain, Siyonizm’in baskı altındaki Yahudi nüfusuna bir “Avrupalılaşma yolu” sunduğunu ifade etti.

Theodor Herzl’in başlangıçta asimilasyon ve din değiştirme arayışında olduğunu anımsatan Husain, bu planın başarısız olması üzerine yeni bir stratejinin devreye girdiğini belirtti. Husain süreci şöyle açıkladı:

“Siyonizm şunu söyler: Avrupa’yı terk ettiğiniz ve başka bir yerde yerleşimci sömürgeci olduğunuz sürece Avrupalı olabilirsiniz. Bu, istenmeyen nüfusların sömürgeci bir projeye dönüştürülerek kurtarılmasıdır.”

Doçent Doktor Husain, Haçlı Seferleri’nin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından bu ruhun Batı’ya, Atlantik dünyasına yöneldiğini kaydetti. Akdeniz’in, modern dünyayı kuracak olan yerleşimci sömürgecilik tekniklerinin denendiği bir pota olduğunu belirten Husain, Kristof Kolomb’un da bu Haçlı-Hıristiyan kıyamet tasavvurundan derin şekilde etkilendiğini bildirdi.

Cenevizlilerin köle ticareti ve şeker plantasyonları konusundaki deneyimlerinin daha sonra Amerika kıtasında uygulandığını aktaran Husain, “Haçlı seferleri sadece bir fikirler bütünü değil; kurumlar, pratikler ve fetih yoluyla maddi kazanç elde etme paradigmasıdır” dedi.

“Gazze soykırımı karşısındaki kayıtsızlığın kökeninde Haçlı devleti mantığı yatıyor”

Batılı elitlerin Gazze’deki soykırıma yönelik kayıtsızlığını da bu tarihsel perspektifle açıklayan Husain, İsrail’in Batı için “son yerleşimci sömürge projesi” ve “modern bir Haçlı devleti” niteliği taşıdığını vurguladı.

Husain, “Soykırım Batılı bir değer, bir metodoloji haline gelmiştir. Batılı elitlerin Gazze’deki soykırımı görmezden gelmesi ve uluslararası hukuku yıkma pahasına bu desteği sürdürmesi, İsrail’in bir Haçlı devleti gibi görülmesinden kaynaklanıyor” değerlendirmesini yaptı.

Husain, 11 Eylül sonrası George W. Bush’un teröre karşı savaşı “Haçlı Seferi” olarak nitelemesinin tesadüf olmadığını, günümüzde bu söylemin Binyamin Netanyahu ve bazı Batılı siyasetçiler tarafından daha açık şekilde dile getirildiğini belirtti.

Netanyahu’nun İsrail’i “İslam’a karşı savaşın ön cephesindeki Haçlı devleti” olarak pazarladığını kaydeden Husain, bu durumun milenyum boyunca süren bir takıntının geri dönüşü olduğunu ifade etti.

“Bin yıllık Haçlı takıntısı modern siyasetin alt metnini oluşturuyor”

Pascal Lottaz’ın sosyolojik olarak bu motivasyonun modern seküler toplumlar içinde nasıl gizlendiğine dair sorusuna yanıt veren Husain, Batı siyasetini anlamak için İslamofobinin kurucu bir paradigma olarak kavranması gerektiğini belirtti. Batı’nın kendisini tarihsel olarak “Müslüman öteki” üzerinden tanımladığını ifade eden Husain, bu çatışmanın “uzlaştırılamaz” olarak kurgulandığını kaydetti.

Husain, Ortaçağ Endülüs tecrübesi veya İslam dünyasının kozmopolit geçmişinin modern Batı tarafından görmezden gelindiğini, bunun yerine sürekli Haçlı tarihinin referans alındığını vurguladı.

Husain, “İnsanlar artık vatandaş değil tebaa iken bile İslam dünyasında hayata, mülkiyete ve dine saygı vardı. Avrupa, Haçlı toplumu haline geldikçe bu çeşitliliğin mümkün olmadığını gösterdi” dedi.

Mülakatın sonunda Husain, bu bin yıllık tarihin bir hapishane olmadığını ancak köklerindeki motivasyonlar ciddiye alınmadığı sürece bu döngüden çıkışın mümkün görünmediğini belirtti.

Husain, çalışmalarının ve analizlerinin Twitter, YouTube kanalı ve Guerilla History adlı podcast yayını üzerinden takip edilebileceğini sözlerine ekledi.

Çok Okunanlar

Exit mobile version