Dünya Basını

Prof. Marandi: ABD tarafı her zamanki kibriyle davrandı ve müzakereler çöktü

Yayınlanma

İranlı akademisyen Prof. Dr. Muhammed Marandi, İslamabad’da gerçekleştirilen ABD-İran barış müzakerelerinin, Washington yönetiminin İran egemenliğini hiçe sayan dayatmaları nedeniyle çöktüğünü duyurdu. Siyaset bilimci Glenn Diesen’e mülakat veren Marandi, Trump yönetiminin müzakere masasında Tahran’dan teslimiyet beklediğini belirterek, Washington merkezli medyanın İran heyetine yönelik suikast çağrılarını “haydutça bir dil” olarak nitelendirdi.

İran nükleer müzakere heyetinde danışmanlık görevini yürüten Prof. Dr. Muhammed Marandi, Norveçli siyaset bilimci Glenn Diesen ile gerçekleştirdiği mülakatta, Pakistan’ın başkenti İslamabad’da ABD ile İran arasında yürütülen barış görüşmelerinin sonuçsuz kaldığını açıkladı.

Marandi, 12 Nisan Pazar günü yapılan görüşmelerde ABD tarafının egemenlik haklarını ihlal eden bir tutum sergilediğini ve bu durumun müzakerelerin çökmesine neden olduğunu ifade etti.

Müzakerelerin gidişatına dair değerlendirmelerde bulunan Marandi, “Müzakereler çöktü ve çoğu İranlının beklediği üzere ABD, her zamanki kibriyle, ulusların egemenliğine ve bağımsızlığına hiçbir saygı duymadan hareket etti” ifadelerini kullandı.

Trump rejiminin İran halkına kendi şartlarını dikte etmeye çalıştığını belirten Marandi, bu yaklaşımın Tahran tarafından hiçbir şekilde kabul edilemez olduğunu vurguladı.

“Savaşta kazanamadıklarını müzakere masasında elde edemezler”

Marandi, ABD’nin 40 gün süren savaş boyunca askeri sahada başarısız olduğunu ve İran’ı masada kaybetmeye zorlayamayacağını kaydetti.

ABD’nin giderek “açıkça aşırılıkçı bir rejime” dönüştüğünü savunan Marandi, Batılı medya kuruluşlarının ve düşünce kuruluşlarının İranlı müzakerecilerin katledilmesi için çağrılar yaptığına dikkat çekti.

Washington Post gibi köklü yayın organlarında kendi ismi de dahil olmak üzere müzakere heyetindeki isimlerin hedef gösterildiğini hatırlatan Marandi, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Washington Post ve Batılı elitler, düşünce kuruluşları bizleri hedef olarak isimlendiriyor. Bu durum İran’ın tutumunu değiştirmeyecek; sadece Amerika Birleşik Devletleri’ni ve imparatorluğu daha fazla ifşa edecektir. Biz şu an dönüş yolundayız ve neler olacağını bekleyip göreceğiz.”

Glenn Diesen’in, Washington Post’taki makalenin heyeti öldürmekle tehdit eden “haydutça” bir üslup taşıdığı yönündeki tespitine katılan Marandi, müzakerelerin neden tıkandığına dair ayrıntıları paylaştı.

ABD’nin İran’ın uluslararası hukuk çerçevesindeki meşru nükleer programını ve egemenliğini kabul etmediğini belirten Marandi, Washington’ın Hürmüz Boğazı üzerinde kontrol ve İran’ın mutlak teslimiyetini arzuladığını bildirdi.

“Uluslararası kamuoyuna çözüm aradığımızı göstermek önemliydi”

Müzakerelerin en başından itibaren ABD’nin samimiyetine dair derin şüpheler taşıdıklarını ifade eden Marandi, görüşmelerin bir oyalama taktiği veya istihbarat toplama girişimi olabileceğine dair genel bir kanaat olduğunu söyledi.

Buna rağmen İran’ın masaya oturmasının stratejik bir önem taşıdığını vurgulayan Marandi, “İran halkının ve dünya halklarının, İslam Cumhuriyeti’nin çözüm aradığını ve diplomasiye şans verdiğini görmesi gerekiyordu. Eğer İslamabad’a gelmeseydik, aynı Washington Post bu kez ‘İranlılar çözüm istemiyor’ diyecekti” dedi.

Marandi, bölgede yeni bir saldırı dalgasının başlama ihtimalinin yüksek olduğunu belirterek, İsrail rejiminin Lübnan ve Gazze’de masumları katletmeye devam ettiğini ve Batılı hükümetlerin bu “soykırımcı saldırıları” destekleyerek görmezden geldiğini ifade etti.

“Trump, Netanyahu’nun rehin aldığı bir siyasetin parçasıdır”

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in müzakerelerin ardından yaptığı “İran taleplerimizi karşılayamadı” yönündeki açıklamalarını eleştiren Marandi, Trump yönetiminin içindeki farklı kanatlar arasında Siyonist lobiye olan mesafe bakımından bir fark olmadığını savundu.

Marandi, “Vance ve yanındakilerin niyetinin bir çözüm bulmak olmadığı netleşti. Vance’in başlangıçta Kushner ve Witkoff’a göre daha olumlu bir ton sergilediği ancak daha sonra bu tutumun aniden değiştiği bildirildi” bilgisini paylaştı.

Trump yönetiminin İsrail rejiminin önceliklerini Amerikan halkının veya küresel ekonominin önüne koyduğunu belirten Marandi, Joe Kent’in istifa mektubuna atıfta bulunarak, “İran bir tehdit değil, nükleer silah yapmıyor; ancak bu savaşı istiyorlar ve bu Amerika için değil, İsrail rejimi için yapılıyor” dedi.

“Saldırı olursa Fars Körfezi’ndeki enerji altyapısı kalıcı olarak imha edilir”

Olası bir askeri çatışma durumunda İran’ın vereceği karşılığa dair sert uyarılarda bulunan Marandi, Fars Körfezi’ndeki enerji sevkiyatının güvenliğinin Tahran’ın elinde olduğunu hatırlattı.

ABD’nin İran’a saldırması durumunda bölgedeki tüm petrol ve doğalgaz altyapısının hedef alınacağını kaydeden Marandi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Eğer ABD İran’ı vurursa, İran anında karşılık verecek ve Fars Körfezi bölgesindeki petrol ve gaz altyapısını imha edecektir. O andan itibaren Kızıldeniz’den veya Körfez’den artık petrol ve gaz sevkiyatı yapılamayacak ve bu durum kalıcı olacaktır. Trump, küresel ekonomiyi bir resesyona değil, depresyona sürükleme yolunda ilerliyor.”

İran’ın hiçbir zaman bir savaşı başlatan taraf olmadığını ve her zaman saldırılara yanıt verdiğini belirten Marandi, geçmişteki tecrübelerin İran’ı hem savunma hem de saldırı kapasitesi bakımından daha güçlü hale getirdiğini ifade etti.

Marandi, İran heyetinin Pakistan halkı tarafından birer “kahraman” gibi karşılandığını ve Batı merkezli propagandanın bölge halkları üzerindeki etkisinin kırılmaya başladığını sözlerine ekledi.

Görüşmenin sonunda, İslamabad’dan ayrılmak üzere olan Marandi, bölgenin geleceği konusunda iyimser olduğunu ancak önlerinde “acı dolu günler” bulunabileceği konusunda temkinli bir duruş sergiledi.

Çok Okunanlar

Exit mobile version