Dünya Basını
Prof. Sachs: ABD’nin dış politikası Hitler’den bu yana görülmemiş bir dilde
Ekonomi profesörü Jeffrey Sachs, ABD Başkanı Trump ve İsrail Başbakanı Netanyahu’nun İran politikalarını “akıl dışı bir kumar” olarak niteleyerek, her iki liderin de psikolojik ve siyasi bir çöküş içinde olduğunu belirtti. Sachs, ABD’nin İran’ın altyapısını yok etme ve kaynaklarını gasp etme üzerine kurulu stratejisinin uluslararası hukuka aykırı bir “savaş suçu” teşkil ettiğini vurguladı.
Judging Freedom programında yargıç Andrew Napolitano’nun sorularını yanıtlayan Profesör Jeffrey Sachs, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a karşı yürüttüğü faaliyetleri sert ifadelerle eleştirdi.
Trump’ın siyasi ve psikolojik olarak bir “çaresizlik” içinde olduğunu belirten Sachs, İran halkına karşı yürütülen bu sürecin Netanyahu ve Trump liderliğinde, neredeyse tüm profesyonel tavsiyelere rağmen başlatılan “pervasız bir macera” olduğunu ifade etti.
Sachs, Trump’ın ruhsal durumuna ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Donald Trump zihinsel olarak istikrarsız bir kişi. Psikologların habis narsist olarak adlandırdığı, büyüklük hezeyanları olan ve kimleri öldürdüğünü umursamayan bir psikopat” ifadelerini kullandı.
Trump’ın kontrolü kaybettiğini ve bu nedenle Paskalya günü yaptığı açıklamalar gibi giderek daha garip ve kaba beyanlarda bulunduğunu kaydeden Sachs, dünyanın hem siyasi bir fiyasko hem de zihinsel bir istikrarsızlıkla karşı karşıya olduğunu vurguladı.
“Netanyahu kendisini Tanrı yerine koyuyor”
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun da benzer bir zihinsel yapı sergilediğini belirten Sachs, Netanyahu’nun Pesah (Hamursuz Bayramı) adresinde kendisini adeta Tanrı mertebesine yerleştirdiğini ifade etti.
Sachs, Netanyahu’nun İran halkının üzerine “10 bela” gönderdiğini iddia etmesini ve İran lider kadrosunun öldürülmesini Tevrat’taki “ilk doğanların öldürülmesi” mucizesiyle kıyaslamasını “tuhaf bir konumlandırma” olarak niteledi.
Sachs, “Eski Ahit’te bu belaları Eski Mısır’a gönderen Tanrı’dır; ancak Netanyahu bizzat Tanrı’yı oynuyor. Elimizde felaket yaratmış iki istikrarsız kumarbaz var” dedi.
Megaloman yapıları nedeniyle bu liderlerin “hata yaptık, duruyoruz” diyemediklerini, aksine daha da ileri gittiklerini belirtti.
“ABD ve İsrail çözüm değil, tam bir itaat istiyor”
Müzakere süreçlerine de değinen Sachs, İran’ın iki kez müzakere etmeye çalıştığını ancak her iki seferde de görüşmeler sürerken bombalandığını hatırlattı.
Trump ve Netanyahu’nun müzakereci kimliği taşımadığını vurgulayan Sachs, karşı tarafa “Ya benimle anlaşırsın ya da seni öldürürüm, seni Taş Devri’ne döndürürüm” mesajı verildiğini söyledi.
Sachs, bölgedeki saldırıların amacını şu sözlerle açıkladı:
“ABD ve İsrail’in istediği tam bir boyun eğme ve tam bir itaattir. Sorunlara çözüm bulmaya değil, hakimiyet kurmaya çalışıyorlar. İsrail için bölgenin, ABD için ise dünyanın tartışmasız gücü olmak her şeyden önemli.”
Sachs, Trump ve Netanyahu’nun “soğukkanlı ve hesaplı müzakereciler” değil, “çılgın adamlar” (mad men) gibi davrandıklarını ve karşı tarafa hiçbir şekilde güven vermediklerini belirtti.
“Tehdit etmek bile uluslararası bir suçtur”
Trump’ın İran’ın sivil altyapısını, köprülerini ve güç santrallerini havaya uçurma tehditlerini “savaş suçu” olarak nitelendiren Sachs, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın 2. maddesinin 4. fıkrası uyarınca şiddet tehdidinin bile yasa dışı olduğunu hatırlattı. Sachs, Trump’ın köprüleri havaya uçurup ardından bu “başarıyla” övünmesini “cinnet hali” olarak tanımladı.
Saldırılarda hayatını kaybeden sivillere ilişkin Trump yönetiminden hiçbir pişmanlık mesajı gelmediğini, aksine bir “haz duyulduğunu” belirten Sachs, “Bu normal bir kabadayılık değil, bu bir deliliktir. Psikopatlık; empati yoksunluğu ve başkalarına verilen zarardan dolayı pişmanlık duymamaktır” ifadelerini kullandı.
“ABD’nin dış politikası diğer ülkeleri yönetme saplantısıdır”
Uluslararası alanda “ilan edilmemiş savaşların” neden bu kadar yaygınlaştığı sorusuna yanıt veren Sachs, bunun ABD’ye özgü “emperyal” bir dış politika anlayışından kaynaklandığını dile getirdi.
Sachs’a göre ABD, diğer ülkelerin siyasi sistemlerini bizzat yönetmesi gerektiğine inanıyor. Trump’ın “Bir sonraki dini lideri ben seçeceğim” veya “Venezuela’yı ben yönetiyorum” şeklindeki sözlerinin başka hiçbir hükümet tarafından telaffuz edilemeyeceğini belirtti.
Sachs, ABD’nin “dünya polisi” rolünü, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra “istediğimiz yerde kimin yöneteceğine biz karar veririz” şeklinde yorumladığını kaydetti. Saddam Hüseyin, Taliban, Muammer Kaddafi ve Beşar Esad gibi liderlerin sadece “sevilmedikleri” için devrilmeye çalışıldığını, Sudan ve Sırbistan gibi ülkelerin parçalandığını ifade eden profesör, bu politikanın Amerikan halkı için son derece maliyetli ve yıkıcı olduğunu vurguladı.
“Hitler’den bu yana böyle bir dil duyulmadı”
Trump’ın son dönemde İran’ın kaynaklarına ilişkin yaptığı “Petrolü alın, petrolü tutun, çok para kazanırız” yönündeki açıklamalarını değerlendiren Sachs, savaşın gerekçesinin kitle imha silahlarından “petrol çalmaya” evrildiğini belirtti.
Sachs, “100 milyonluk bir ülkeyi haritadan silmekten bahseden bu dili Hitler’den beri duymadık. Bu dilin durması gerekiyor” dedi.
Washington’da bu “zihinsel hastalığa” dur diyecek bir “yetişkinin” kalmadığını ifade eden Sachs, generallerin görevden alındığını ve Ulusal Güvenlik Konseyi’nin (NSC) fiilen işlevsizleştiğini belirtti.
Kongre’nin de bu deliliğe karşı anayasal denetim görevini yerine getirmediğini kaydeden Sachs, Amerikan sisteminin tamamen bozulduğunu ve ülkenin ilan edilmemiş savaşlarla küresel bir yıkıma sürüklendiğini söyledi.
“İsrail liderlerinin zihniyeti ilkel ve iğrenç”
Sachs, mülakatın son bölümünde İsrail liderliğinin kullandığı terminolojiyi eleştirerek, bu zihniyetin dünyada eşi benzeri olmadığını belirtti. İsrailli liderlerin Yeşu ve Tesniye gibi dini metinlerdeki “herkesi öldürün” emirlerini referans aldıklarını belirten Sachs, “Bunlar nefret dolu insanlar. Filistinlileri ve İranlıları öldürmek istiyorlar. Kullandıkları dil 21. yüzyıla değil, MÖ 7. yüzyıla ait” dedi.
ABD’nin bu “nefretin” bir parçası olmaması gerektiğini vurgulayan Sachs, İsrail’in “gezegendeki en büyük nefret kitleleri” tarafından yönetildiğini ifade etti.
Sachs, “Yok etmek, imha etmek, yerle bir etmek… Karşı karşıya olduğumuz şey zihinsel istikrarsızlık ve bugünün dünyasında yeri olmayan bir düşünce yapısıdır” değerlendirmesinde bulundu.
“Halk istemiyor ama Kongre susuyor”
Amerikan halkının anketlerde bu savaşları istemediğini her gün beyan ettiğini hatırlatan Sachs, Senato’nun oybirliğiyle “Bu sizin yetkiniz değil” diyerek ayağa kalkması gerektiğini söyledi.
Sachs, “Kongre ya kapatsın gitsin, bu sahtekarlığı bıraksın; ya da ayağa kalkıp anayasal görevini yapsın” çağrısında bulundu.
Sachs ayrıca, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’i de sert sözlerle eleştirerek, Bessent’in İran ekonomisini çökertip insanları sokağa dökme planlarını Davos’ta açıkça itiraf ettiğini hatırlattı.
İran’a silah gönderilmesinin tipik bir “CIA darbe operasyonu” olduğunu belirten Sachs, ABD dış politikasının hükümetleri devirmek, silah göndermek ve ekonomileri harabeye çevirmek üzerine kurulu olduğunu ifade ederek mülakatı sonlandırdı.