Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Reuters: İran’daki düğüne düzenlenen ölümcül saldırı ABD mühimmatının doğrudan isabetiydi

Yayınlanma

Salı günü İran’ın güneyindeki bir düğün kutlamasını vuran, dört kişinin ölümüne ve en az 68 kişinin yaralanmasına yol açan patlamanın, başka bir hedefe çarpıp sekerek gelen bir mühimmattan değil, büyük olasılıkla bir ABD mühimmatının doğrudan isabetinden kaynaklandığı belirlendi. Reuters tarafından doğrulanan görüntü ve videoları inceleyen silah uzmanlarının analizi bu yönde.

Küçük Kuhestak kasabasında meydana gelen olay, ABD’nin İran’la savaşında sivillerin ödediği bedele ilişkin endişeleri yeniden gündeme getirdi. Olay, şubat ayında bir Amerikan füzesinin İran’daki bir ilkokula isabet ederek içerideki çoğu çocuk olmak üzere 175’i aşkın insanı katletmesinden bu yana yaşanan en çarpıcı vaka oldu.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), güçlerinin 1 Eylül’de İran’ın güneyinde, İslam Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) ait hava savunma tesislerini, radar sistemlerini ve iletişim altyapısını hedef alan çok sayıda saldırı gerçekleştirdiğini açıklamıştı.

Reuters, olaya ilişkin video ve görüntüleri dört askeri silah uzmanıyla paylaştı. Uzmanlar, hasarın başka bir hedefe çarpan mühimmatın sekmesi sonucu oluşan ikincil bir hasardan ziyade doğrudan isabetle uyumlu olduğunu söyledi. Uzmanlardan üçü, mühimmatın rotasından çıkan bir İran hava savunma füzesi değil, büyük olasılıkla bir ABD silahı olduğunu belirtti.

Uzmanlardan biri, silahın hedefini basitçe ıskalamış olabileceğini söyledi.

Terörle mücadele kapsamında bomba imha konusunda uzmanlaşmış, patlayıcı mühendisliği alanında doktora sahibi emekli İngiliz Tuğgeneral Gareth Collett, “Atılan bomba sayısı göz önüne alındığında, en gelişmiş güdüm sistemlerinde bile zaman zaman bu tür olaylar yaşanabiliyor,” dedi.

Görüntülerde, saldırının ardından enkazın arasında kanlı ayakkabıların bulunduğu ve İran’ın bu bölgesinde yaygın olarak kullanılan düğün süslemelerinin etrafa saçıldığı görülüyor.

Bir görgü tanığı saldırıdan hemen sonra Reuters’a gönderdiği sesli mesajda şöyle dedi:

“Kuhestak yerle bir oldu. Dört, beş, on ev yıkıldı. Çok sayıda insan enkaz altında. Allah yardımcımız olsun.”

Bölge sakinleri isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.

ABD’li iki yetkili de isimlerinin açıklanmaması koşuluyla Reuters’a yaptığı açıklamada, ABD ordusunun 1 Eylül’de Kuhestak bölgesinde saldırılar düzenlediğini ve özellikle kasabanın telekomünikasyon kulesini hedef aldığını savundu.

Uydu görüntülerine göre söz konusu kule, düğün kutlamasının yapıldığı yerden yaklaşık 135 metre uzakta bulunuyor. İran medyasına göre kule yerel saatle yaklaşık 21.30’da vuruldu.

ABD’li yetkililerden biri, hükümetin düğündeki can kayıplarına ilişkin çeşitli senaryoları incelediğini söyledi. Bunlar arasında kayıpların bir ABD saldırısından, İran hava savunma füzesinin sekmesinden veya hedefinden sapan bir önleme füzesinden kaynaklanmış olabileceği ihtimalleri bulunuyor. Ancak Reuters görüntüleri ve uzmanlar saldırının ABD mühimmatına ait olduğunu tespit etti.

Dört kişinin öldüğü ve 68 kişinin yaralandığı bilgisi, insan hakları ihlallerini izleyen ve belgeleyen Balochestan Human Rights Documentation Network ile Haalvsh adlı kuruluşlardan geldi.

Gruplara göre hayatını kaybedenlerden üçü düğün davetlileriydi: 43 yaşındaki Kolsoom Mollahi Najhandania, 50 yaşındaki Zarkhatoon Taheri ve dört yaşındaki Amir Mohammad Karimi. Dördüncü kişi olan 16 yaşındaki Mohammad Mallahi ise telekomünikasyon kulesinin yakınında motosikletiyle giderken öldürüldü.

İsimler İran medyası tarafından da doğrulandı.

Olay, 28 Şubat’ta Minab’daki bir ilkokulun füze saldırısıyla yıkılmasından altı aydan uzun bir süre sonra meydana geldi. Saldırı, mevcut çatışmayı başlatan ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının başlamasından saatler sonra gerçekleşmişti. İranlı yetkililere göre saldırıda 175’ten fazla çocuk ve öğretmen hayatını kaybetmişti.

Pentagon, ABD ordusunun onlarca yıldır yol açtığı en büyük sivil kayıp vakası olan Minab saldırısına ilişkin soruşturmasının bulgularını kamuoyuna açıklamadı. Ancak Reuters, 5 Mart’ta yayımladığı haberinde, ABD ordusunun ilk iç soruşturmasının, İran’la savaşın ilk gününde gerçekleştirilen bu saldırıdan ABD güçlerinin sorumlu olduğunu gösterdiğini bildirmişti.

1 Eylül günü yerel saatle yaklaşık 21.30’da sosyal medyada yerel bir düğüne saldırı düzenlendiğine ilişkin paylaşımlar dolaşıma girmeye başladı.

Reuters, bölge sakinleriyle aracılar üzerinden görüştü.

Bir bölge sakini, düğünün vurulmasının hemen ardından gönderdiği sesli mesajda, “Düğünde çok sayıda insan vardı. Çok sayıda [yaralı] götürüldü, şu anda çok daha fazla [yaralı] götürülüyor,” dedi.

İran devlet medyası, Hürmüzgan’daki telekomünikasyon yetkililerine dayandırdığı haberinde, kulenin çevredeki Sirik ilçesinde yaşayanlara mobil iletişim, telefon ve internet hizmeti sağlayan sivil bir yapı olduğunu bildirdi.

İran’da altı aydır devam eden savaş sırasında ABD ordusu, İran ordusunun stratejik Hürmüz Boğazı’ndaki egemenliğini engellemek amacıyla boğaz yakınlarındaki İran radar ve iletişim tesislerini defalarca vurdu.

İran, boğazdaki enerji sevkiyatını kısıtlama kapasitesine sahip olduğunu gösterdi. Bu durum küresel enerji maliyetlerini yükseltirken, ABD’deki ara dönem Kongre seçimleri öncesinde Trump yönetimi açısından siyasi bir sorun yarattı.

ABD ordusunda eski bir patlayıcı mühimmat imha teknisyeni olan ve halen Armament Research Services’ta silah teknik analisti olarak çalışan Trevor Ball, Reuters’ın talebi üzerine fotoğraf ve videoları inceleyen uzmanlar arasındaydı.

Ball, “Görülen hasar, çatıya temas ettiği anda ya da çatının hemen üzerinde infilak eden bir mühimmattan kaynaklanmış gibi görünüyor,” diyerek bunun görünüşe göre doğrudan bir isabet olduğunu belirtti.

“Görülebilen patlama hasarının, yakındaki telekomünikasyon kulesine yapılan saldırıdan kopan parçaların bu bölgeye isabet etmesiyle oluşması mümkün değil.”

Ball, kullanılan silahın büyük olasılıkla ABD’ye ait olduğunu söyledi.

Collett de Ball’un analizine katıldı.

“Kanıtların ağırlığı, İran hava savunma füzesinden ziyade ABD’ye ait, havadan bırakılan 500 librelik bir mühimmata işaret ediyor,” dedi.

Oslo Barış Araştırmaları Enstitüsü’nde araştırma profesörü olan Sebastian Schutte de görsel materyalleri inceledi. Schutte, mevcut kanıtlara dayanarak çatıdaki deliğin telekomünikasyon kulesinden seken bir mühimmat sonucu oluşmadığı görüşüne katıldı.

Üç uzman da hedefinden sapan bir İran füzesinin evi yıkmış olmasının düşük ihtimal olduğunu söyledi.

Schutte, isabet açısının bir hava savunma füzesiyle uyumlu olmadığını belirtirken, Collett ise bir hava savunma füzesinin harp başlığında normalde görülmesi beklenen türden parçalanmaya ilişkin herhangi bir kanıt bulunmadığını söyledi.

İran medyasında çeşitli silah parçalarının görüntüleri de yayımlandı. Ball, “bu kalıntılardan bazılarının”, ABD ordusu tarafından yaygın olarak kullanılan bir tür süzülen bomba olan Joint Standoff Weapon’a (JSOW) ait olduğunu tespit etti.

3 Eylül’de Hürmüzgan eyaletinin Sirik kasabasında, dört yaşındaki Amir Mohammad Karimi için düzenlenen cenaze töreninde yas tutanlar son görevlerini yerine getirmek üzere bir araya geldi.

Perşembe günü Kuhestak sakinleri saldırıda hayatını kaybedenler için cenaze töreni düzenledi. Cenaze duası okunurken kalabalık korteji doldurdu; insanlar tabutu taşıdı ve ellerinde posterler tuttu.

Bir görgü tanığı, “Sirik’te durum hüzünlü ve matem havası hâkim. İnsanlar hâlâ şok içinde,” dedi.

Tahran’dan BM’ye çağrı: ABD’nin eylemleri savaş suçudur

Ortadoğu

Netanyahu boş salona konuştu: Türkiye, Katar ve İran’ı hedef aldı

Yayınlanma

İsrail Başbakanı Netanyahu, çok sayıda ülke heyetinin salonu terk ettiği Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Türkiye, Katar ve İran yönetimlerini hedef aldı. Gazze’deki soykırım suçlamalarını reddeden Netanyahu’nun konuştuğu saatlerde New York sokaklarında düzenlenen gösterilerde 100’den fazla kişi gözaltına alındı. Protestolara çok sayıda siyasetçi, insan hakları savunucusu ve ünlü oyuncu katıldı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, New York’ta toplanan 81. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kürsüsünde yaptığı konuşmada Türkiye, Katar ve İran yönetimlerine yönelik ağır ithamlarda bulundu.

Netanyahu kürsüye adım atmadan hemen önce Arap ve Müslüman ülkelerin temsilcileri başta olmak üzere çok sayıda diplomat Genel Kurul salonunu terk etti.

Birleşik Arap Emirlikleri heyeti ise salonda kalmayı sürdürdü. Sıraları boşaltan delegasyonları “ahlaki korkaklık” sergilemekle suçlayan Netanyahu, hitabını büyük bölümü boşalan koltuklara karşı gerçekleştirdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı doğrudan hedef alan Netanyahu, Erdoğan için “tiran” nitelemesini kullandı.

Konuşmasında Türkiye’yi Kuzey Kıbrıs’ı yasa dışı şekilde işgal etmekle, Yunanistan’ı tehdit etmekle, gazetecileri cezaevine atmakla ve Kürtlere şiddet uygulamakla suçladı.

Erdoğan’ın her gün İsrail’in yok edilmesi çağrısı yaptığını öne süren Netanyahu, “Kudüs’ün hâkimi olacağını söylüyor. Hayır, olmayacaksınız. Burası bizim şehrimiz” dedi.

Konuşmasında Katar’a da geniş yer ayıran İsrail Başbakanı, Doha yönetiminin Hamas’a destek verdiğini ve İsrail karşıtı söylemleri küresel ölçekte yaydığını iddia etti.

Katar’ın ABD üniversiteleri ile El Cezire televizyonuna milyarlarca dolar aktararak genç nesillerin zihnini yönlendirmeye çalıştığını savundu.

Gazze’de ateşkes ve esir takası müzakerelerinde kilit arabuluculardan biri olan Katar ile ilgili bu suçlamalar sürerken, Netanyahu’nun yakın çalışma ekibindeki kimi isimler hakkında Katar’dan maddi kaynak temin edip İsrail basınında Doha lehine yayın yaptırdıkları iddiasıyla yürütülen resmi soruşturma devam ediyor.

Netanyahu, önceki BM temaslarında izlediği yöntemi yineleyerek konuşmasında görsel araçlara başvurdu. Eylül 2024’te Lübnan genelinde siviller dahil binlerce kişinin ölümüne ya da yaralanmasına yol açan patlamaları hatırlatmak üzere kürsüde çağrı cihazı gösterdi.

Ardından Elon Musk’ın kurucusu olduğu Starlink uydusuna ait iletişim aygıtını havaya kaldıran Netanyahu, sistemin İran halkının bağımsız bilgiye ulaşmasını sağladığını ileri sürdü.

Bu cihazı Genel Kurul’daki İran heyetinin masasına bırakacağını belirten İsrail Başbakanı, İranlı yetkililerin “kaçınılmaz olarak saf değiştirdiklerinde anlatacaklarını sosyal medyada paylaşabileceklerini” savundu.

Tahran yönetiminin bizzat halk tarafından alaşağı edileceğini öne süren Netanyahu, “Halkın gücü, iktidardakilerin gücünü aşacak” dedi. İran’ın nükleer kapasitesi ve balistik füze programına ilişkin yeni kanıtlar sunması beklenen Netanyahu, konuşmasında bu başlıkta somut hiçbir yeni veri paylaşmadı.

Konuşmasının ağırlık merkezini Gazze’ye kaydıran Netanyahu, ülkesine yöneltilen soykırım suçlamalarını “yüzyılın en büyük yalanı” diye niteledi. İsrail ordusunun sivil can kayıplarını engellemek için her türlü tedbiri aldığını iddia eden Netanyahu, bölgeye ulaştırılan gıda ve aşı sevkiyatlarını örnek gösterdi.

Buna karşın İsrail’in çatışmalar sürecinde insani yardımların girişini iki ayı aşkın süre tamamen engellemesi, bölgede yaygın açlık felaketi yaşandığını ortaya koyan uluslararası basına yansımıştı.

Yardım kuruluşları da Gazze’ye ulaştırılan malzemelerin asgari insani ihtiyaçların dahi çok gerisinde kaldığını vurguluyor.

İsrail ordusunun “dünyanın en ahlaklı ordusu” olduğunu savunan Netanyahu, Tel Aviv’i soykırımla suçlayan çevrelere “Yazıklar olsun” sözleriyle çıkıştı.

İşgal altındaki Batı Şeria’da tırmanan yerleşimci şiddetini önemsizleştirmeye çalışan Netanyahu, saldırıları yaklaşık 150 kişiden oluşan “bir avuç çocuk suçlunun” taş atması, zeytin ağaçlarını kesmesi ve münferit yangınlar çıkarmasından ibaret gösterdi.

Yerleşimci eylemlerinde yılda yalnızca iki veya üç kişinin yaşamını yitirdiğini iddia eden Netanyahu, Filistinlilerin binlerce saldırı teşebbüsünde bulunduğunu ileri sürdü.

Sahada yerleşimci baskınları neredeyse her gün tekrarlanırken faillere yönelik gözaltı ve ceza süreçlerinin son derece yetersiz kaldığı biliniyor.

Netanyahu ise kanunsuzluğa göz yummayacaklarını öne sürerek iç istihbarat teşkilatı Şin Bet’i olayların üzerine sevk ettiğini iddia etti.

Netanyahu, konuşmasında New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani’yi de hedef tahtasına oturttu.

İsrail politikalarına dönük sert eleştirileriyle tanınan Mamdani’nin sesini kesmek istediğini iddia eden Netanyahu, “Beni susturamazsınız, gerçeği susturamazsınız” dedi.

Mamdani’yi Hamas sempatizanı ve Yahudi düşmanı olmakla itham eden Netanyahu’nun sözleri, New York Belediye Başkanlığı tarafından yalanlandı. Mamdani, Uluslararası Ceza Mahkemesinin savaş suçları kapsamında Netanyahu hakkında çıkardığı yakalama kararının New York sınırları içinde derhal infaz edilmesi gerektiğini savunuyor.

Konuşmasında ABD Başkanı Donald Trump’a sadece bir kez teşekkür eden Netanyahu, iki ülkenin Tahran’a karşı omuz omuza durarak “medeniyeti kurtardığını” savundu.

Önceki konuşmalarının aksine Suudi Arabistan ile normalleşme sürecine ve İbrahim Anlaşmaları’nın genişletilmesine hiç değinmemesi dikkat çekti. Netanyahu bu açıklamaları, İsrail’de yapılması planlanan genel seçimlere yaklaşık bir ay kala yaptı.

Netanyahu salonda konuşurken New York sokakları kitlesel eylemlere sahne oldu. Eylemi organize edenlerin verdiği bilgiye göre polis 100’den fazla göstericiyi gözaltına aldı.

BM Genel Kurul salonunda diplomatlar salonu terk ederken dışarıdaki yüzlerce eylemci “Gazze yaşasın” ve “Bütün dünya izliyor” sloganları attı.

Gösterilere Yahudi, Filistinli, İranlı ve Lübnanlı New York sakinlerinin yanı sıra kamu görevlileri, kasım seçimlerinde yarışacak adaylar ve tanınmış isimler katıldı.

Eylemcilerin giydiği tişörtlerde “Bombaları değil, insanları finanse edin” mesajı yer aldı. Göstericilerin ana cadde üzerinde bir saatten uzun süre oturma eylemi yapması nedeniyle BM yerleşkesine giden resmi konvoylar güzergah değiştirmek zorunda kaldı.

“Soykırımı durdurun” yazılı pankartlar açan grup, üzerinde “Özgür Filistin” yazan uçurtma uçurdu.

Organizatörler bu eylemin, İsrail’in Gazze’de uçurtma uçuran Filistinli çocukları hedef alma tehdidine doğrudan bir yanıt niteliği taşıdığını aktardı.

İlk gösteriden saatler sonra Bryant Park’ta toplanan binlerce kişi BM binasına doğru yürüyüşe geçti.

Başlarına kefiye takan ve Filistin bayrakları taşıyan kalabalığa bando ve davullar eşlik etti. Taşınan dövizlerde BM üyesi ülkelere İsrail’e karşı somut yaptırımları yürürlüğe koyma çağrısı yapıldı.

Filistin Gençlik Hareketi temsilcisi Nas İssa, Trump ve Netanyahu’nun BM zeminini “kaba güce, uluslararası saldırı suçlarına ve hukuk dışı kesintisiz savaşlara dayalı hedeflerini dayatmak amacıyla kullandığını” söyledi.

İssa, üye devletlerin özellikle Gazze savaşının başından bu yana ABD ve İsrail’in zırhına büründüğü cezasızlık kalkanına dur demesi gerektiğini vurguladı.

Netanyahu karşıtı protestolar hafta boyunca kentin farklı noktalarında sürdü.

Amerika Demokratik Sosyalistleri teşkilatı, çarşamba günü John F. Kennedy Havalimanı’nda toplanarak İsrail ordusuna tahsis edilen silah ve patlayıcıların sivil yolcu uçaklarıyla sevk edilmesini protesto etti.

New York polisinin müdahalesi sonucu gözaltına alınanlar arasında sinema dünyasından Susan Sarandon, Debra Winger, Hannah Einbinder ve Indya Moore; eski ordu mensubu ve ihbarcı Chelsea Manning; komedyen Caleb Hearon; yazar Glennon Doyle; aktivist Linda Sarsour; Haham Abby Stein ve yazar David Velasco yer aldı.

Polisin dağılma ihtarına uymayan protestocuların gözaltı işlemi sırasında güvenlik güçlerine direnmediği kaydedildi.

Filistinlilerin haklarını kararlılıkla savunan isimlerden oyuncu Hannah Einbinder, “Hükümetimiz Filistin’deki soykırımı bütünüyle finanse ederken sessiz kalmayacağız” diyerek bu eyleme katılmayı “bir Yahudi, bir Amerikalı ve bir insan olarak ahlaki görev” şeklinde tanımladı.

Gösterilerde, yıl içindeki ön seçimleri İsrail’e sağlanan askeri yardımların kesilmesi vaadiyle kazanan sol eğilimli siyasetçiler de ön saflarda yer aldı.

New York’tan Darializa Avila Chevalier ve Brad Lander, Pennsylvania’dan Chris Rabb, New Jersey’den Adam Hamawy ve Colorado’dan Melat Kiros alana çıktı. New York Belediye Meclisi üyeleri Chi Ossé ve Tiffany Cabán dahil olmak üzere bölgeden en az 10 siyasetçi ve aday polis tarafından gözaltına alındı.

Gözaltı işleminden önce konuşan Chevalier, “New Yorkluların bu duruma rıza göstermediğini haykırmamız hayati önem taşıyor. Vergilerimizin savaş suçlarına kalkan yapılmasına karşı duracağız” ifadelerini kullandı.

Gazze’deki insani kriz sırasında sağlık heyetinde gönüllü çalışan eski askeri doktor Adam Hamawy, BM’nin Netanyahu’yu konuk etmesine tepki gösterdi.

Hamawy, “Soykırımı engellemek için sokaklara dökülmek zorunda kalmamalıydık. Netanyahu’nun Lahey’deki mahkemede savaş suçlusu olarak yargılanması gerekirken bizim sokakta hakkımızı aramak zorunda bırakılmamız kabul edilemez” dedi.

Kasım seçimlerinde New York eyalet meclisine girmesi beklenen ilk Filistin kökenli Amerikalı aday Aber Kawas da gözaltına alınanlar arasında yer aldı.

Mamdani’nin Netanyahu’yu gözaltına alma vaadiyle geniş kitlelerin desteğini kazandığına dikkat çeken Kawas, “New Yorklular Netanyahu’nun bu kentte serbestçe dolaşmasını istemiyor; bağımsız yargı önünde tutuklanmasını talep ediyor” sözleriyle kamuoyunun tepkisini aktardı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

BAE, İranlı Bank Melli’nin ülkedeki işlemlerini yasakladı

Yayınlanma

BAE Merkez Bankası, İranlı Bank Melli’nin ülkedeki şubelerinin tüm finansal işlemlerini ve para transferlerini yasakladı. Kararın yürürlükteki bankacılık mevzuatına uyulmaması ile kara para aklama ve terörün finansmanıyla mücadele denetimleri sonucunda alındığı kaydedildi.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Merkez Bankası, İran merkezli Bank Melli’nin ülkedeki tüm şubelerine kapsamlı yaptırım kararları getirdi.

Düzenlemeyle birlikte bankanın BAE sınırları içerisindeki tüm şubelerinin İran bağlantılı finansal işlem yürütmesi, para transferi gerçekleştirmesi ve ticaret finansmanı sağlaması yasaklandı.

Merkez Bankası, kararın gerekçesini yürürlükteki bankacılık mevzuatına ve denetim kurallarına uyulmaması olarak açıkladı.

Yapılan resmi bilgilendirmede kara para aklama, terörün finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasıyla mücadele düzenlemelerine işaret edildi; yaptırımların bankaya yönelik kapsamlı denetimlerin neticesinde yürürlüğe girdiği kaydedildi.

Washington yönetimi ise İran bankalarını ve havayolu şirketlerini küresel finans ağından bütünüyle dışlama amacıyla bölgedeki baskısını artırıyor. ABD Hazine Bakanlığı, 28 Ağustos tarihinde Bank Melli’nin Dubai şube müdürü olarak görev yapan İran vatandaşı Reza Mohammad Taeedi’yi yaptırım listesine eklemişti.

ABD yönetimi daha önce de Mısır merkezli Banque Misr’in BAE şubelerinin İran bağlantılı işlemleri sebebiyle dolar takas sistemine erişim yetkisini kesmişti.

Bölgede İran bağlantılı finans kuruluşlarına yönelik kısıtlamalar Türkiye ayağında da karşılık buluyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), 18 Eylül’de İran sermayeli Bank Mellat’ın faaliyet iznini iptal ederek bankanın Türkiye’deki 44 yıllık faaliyetine son verdi.

BDDK kararında mevduat sahiplerinin hakları ile finansal istikrara yönelik riskleri gerekçe gösterdi, ABD yaptırımlarına değinmedi.

Hisselerinin çoğunluğu İran devletine ait olan Bank Mellat; ABD, Avrupa Birliği ve İngiltere’nin yaptırım listelerinde yer alıyor.

Türkiye ayrıca ABD’nin Mahan Air’e hizmet sağlayan üç Türk şirketine yaptırım uygulamasının akabinde İranlı havayolu şirketinin Türkiye uçuşlarını durdurdu.

ABD Hazine Bakanlığı ise 4 Eylül’de Golden Global Bank ile bankanın İstanbul merkezli iki iştirakini, İran Devrim Muhafızları Ordusuna bağlı Kudüs Gücü’ne mali kaynak aktarma suçlamasıyla yaptırım kapsamına aldı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Tahran ile finansal bağlarını sürdüren ülke ve kuruluşlara her hafta yeni ikincil yaptırımlar getireceklerini duyurdu. Bessent yürüttükleri yaptırım politikasına ilişkin olarak, “Gerekirse bu finansal şiddet olacak” dedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran’dan bölge ülkelerine ABD yaptırımlarına destek vermeme uyarısı

Yayınlanma

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Muhsin Rızai, ABD’nin havacılık yaptırımlarına ortak olan bölge ülkelerinin kendi havalimanlarını da işletemeyeceğini söyledi.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Muhsin Rızai, ABD’nin İran sivil havacılık sektörünü hedef alan yaptırımlarına destek vermemeleri konusunda bölge ülkelerine uyarıda bulundu.

Devlet televizyonuna mülakat veren Rızai, bölge ülkelerinden ABD’nin başlattığı adıma ortak olmamalarını istedi. Rızai, “Bölgedeki bütün ülkelerden ABD’nin bu macerasına katılmamalarını istiyoruz. İran uçaklarının sefer yapmasına izin vermezlerse kendi havalimanlarından da uçuş yapılamaz” ifadelerini kullandı.

Komşu ülkelere seslenen İranlı yetkili, “Siz bizim dostlarımızsınız ancak ABD’nin safına katılmamalısınız. Savaşın yayılmasını önlemelisiniz” dedi.

Washington yönetiminin İran sivil havacılığına yönelik yaptırım kararı dün yürürlüğe girdi. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, CNBC kanalına verdiği mülakatta, 23 Eylül itibarıyla tüm İran havayolu şirketlerine ait uçakların dünya genelinde yere indirileceğini söyledi.

İran uçaklarına yakıt, yer hizmeti veya bilet satışı sağlayan işletmeleri uyaran Bessent, bu şirketlerin Amerikan doları sisteminin dışına itileceğini vurguladı. Washington yönetimi bu ayın başında, aralarında Mahan Air şirketinin de yer aldığı tüm İran yolcu uçaklarını ve bunlarla ticari temas kuran yabancı işletmeleri yaptırım kapsamına almıştı.

Uçuş takip platformu Flightradar24 verilerine göre Mahan Air’e ait yolcu uçağı, yeni kısıtlamaların devreye girdiği 23 Eylül tarihinde Çin’in güneyine iniş yaptı.

Tahran yönetimi, bu dönemde ABD ile diplomatik temaslara dönme şartlarını Katar üzerinden Washington’a aktardı. Tahran’ın talepleri arasında bütün cephelerde çatışmaların durması, ABD saldırılarının son bulması, İran limanlarındaki deniz ablukasının kaldırılması, ekonomik kısıtlamaların bitirilmesi ve dondurulan İran varlıklarının iadesi yer alıyor.

Öte yandan İran ordusu, Washington’ın bazı bölge ülkelerinin katkısıyla yeni saldırılar planladığına dair istihbarat edindiklerini duyurdu.

Ordudan yapılan açıklamada, İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı hata yapılması halinde ABD’nin bölgedeki tüm askeri mevzileri ile çıkarlarının sınır tanınmaksızın kesintisiz, ağır ve etkili saldırılarla hedef alınacağı kaydedildi.

Devrim Muhafızları Ordusu da gerilimin artması halinde yeni hedefler ve yeni silah sistemleriyle karşılık verileceğini, çatışmaların coğrafi sahasının genişletileceğini ilan etti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English