Bizi Takip Edin

Rusya

RIAC raporu: Güney Kafkasya cumhuriyetleri yol ayrımında

Yayınlanma

Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi tarafından yayımlanan raporda, Güney Kafkasya ülkelerinin Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana geçen 35 yıllık bağımsızlık süreçleri incelendi. Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’ın ekonomik, siyasi ve diplomatik dönüşümlerinin mercek altına alındığı çalışmada, bölge ülkelerinin Rusya ile ilişkilerindeki yapısal değişimler ve yeni güvenlik mimarisi ele alındı.

Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi (RIAC), Güney Kafkasya devletlerinin bağımsızlık sonrası gelişim süreçlerini bütüncül bir yaklaşımla ele alan “Bağımsız Kalkınmanın 35 Yılı: Güney Kafkasya Devletleri İçin Sonuçlar ve Beklentiler” başlıklı detaylı bir rapor yayımladı.

Rus ve Kafkasyalı uzmanların katkılarıyla hazırlanan raporda, Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’ın ulus inşası, dış politika evrimleri ve Rusya ile ilişkileri ayrıntılı bir biçimde incelendi.

Raporun giriş bölümünü kaleme alan Milan Lazoviç, Sovyetler Birliği’nin 1991 yılında dağılmasının Güney Kafkasya cumhuriyetleri için bir dönüm noktası olduğunu belirtti. Raporda, “Her bir Kafkas cumhuriyeti bağımsızlığını kazandığından bu yana kendine özgü bir yol izledi” ifadelerine yer verildi.

“Siyasi sistem fiilen ciddi bir değişikliğe uğramadı”

Raporun Azerbaycan’a ayrılan bölümünde, ülkenin bağımsızlık sonrası ilk yıllarda karşılaştığı derin sistem krizinden çıkarak bölgesel bir güce dönüşme süreci anlatıldı. Ermenistan ile Karabağ konusunda yaşanan çatışmaların başlangıçta ekonomik çöküş ve siyasi istikrarsızlık getirdiği hatırlatıldı. Ancak 1993 yılında Haydar Aliyev’in iktidara gelmesiyle ülkenin istikrar yoluna girdiği belirtildi.

Raporda, Eylül 1994’te imzalanan ve “Asrın Anlaşması” olarak bilinen petrol sözleşmesinin Azerbaycan’ın ekonomik bağımsızlığı için bir dönüm noktası olduğu vurgulandı.

Raporda, “Söz konusu anlaşmanın önemi, yalnızca ‘Azeri-Çırak-Güneşli’ yataklarının ortak işletilmesinde değil, aynı zamanda Azerbaycan ekonomisine yabancı yatırım akışını sağlayarak 2005-2008 yıllarındaki ‘ekonomik patlamanın’ temel nedenlerinden biri olmasında yatmaktadır” değerlendirmesi yapıldı. Belgeye göre, 2000-2008 yılları arasında Azerbaycan 29,25 milyar dolar yabancı yatırım çekmeyi başardı ve gayrisafi yurt içi hasılasını dokuz kattan fazla artırarak 48,85 milyar dolara çıkardı.

Siyasi alanda ise İlham Aliyev’in 2003 yılında iktidara gelmesiyle başlayan yönetim sürecine değinildi. 2005 yılında yaşanan kabine içi ayrılıkların ve muhalefetin iktidarı değiştirme çabalarının bertaraf edildiği hatırlatılarak, raporda, “Durumun istikrara kavuşmasının ardından siyasi sistem fiilen ciddi bir değişikliğe uğramadı. İktidar dikeyindeki kilit görevler eski ekibin kontrolündeydi” ifadelerine yer verildi.

Yönetim kademesindeki gerçek anlamda ilk ciddi dönüşümün 2017 yılında başladığı, eğitimli genç kadroların göreve getirildiği ve Azerbaycan Yatırım Holdingi gibi yapılarla kamu şirketlerinin yönetim modellerinin yeniden yapılandırıldığı belirtildi.

“Kapsamlı müzakere sürecine rağmen diplomatik yol fiilen sonuçsuz kaldı”

Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü sağlama stratejisinin incelendiği bölümde, İkinci Karabağ Savaşı ve sonrasındaki diplomatik süreç analiz edildi. 1994 yılındaki ateşkesin ardından Azerbaycan’ın uzun yıllar boyunca diplomatik yöntemlere ağırlık verdiği, ancak AGİT Minsk Grubu çerçevesindeki görüşmelerden sonuç alınamadığı aktarıldı. Raporda, “Yeterince kapsamlı müzakere sürecine rağmen diplomatik yol fiilen sonuçsuz kaldı; bu durum, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki ekonomik ve demografik dengesizliğin de etkisiyle giderek artan bir gerilim yaratıyordu” denildi.

Sürecin sonunda 27 Eylül 2020’de başlayan 44 günlük savaşla Azerbaycan’ın topraklarını geri aldığı ve 9-10 Kasım gecesi Rusya’nın arabuluculuğunda imzalanan anlaşmayla çatışmaların durduğu hatırlatıldı. Raporda, Ermeni tarafının ateşkes bildirisinin temel maddelerini yerine getirmekten kaçındığı, bu durumun da çatışma sonrası süreci tıkadığı öne sürüldü. Ekim 2022’de Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın Karabağ üzerindeki Azerbaycan egemenliğini tanımasının durumu kökten değiştirdiği ve Eylül 2023’teki operasyonla Bakü’nün egemenliğini tam anlamıyla sağladığı kaydedildi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Ağustos 2025’te başlattığı arabuluculuk çabalarına da değinilen raporda, “Barış ve Refah için Trump Koridoru” (TRIPP) projesi kapsamında Zengezur’da 42 kilometrelik bir transit koridorun ABD’li bir şirkete uzun vadeli kiralanması girişiminin stratejik riskler taşıdığı savunuldu. Raporda, “Söz konusu koridorun ABD’li bir şirket tarafından yönetilmesi, Rus, İranlı ve en önemlisi Çinli taşımacılar için cazibesini azaltacaktır” ifadelerine yer verildi. İran ile yaşanan gerilimler göz önüne alındığında, ABD’nin bu stratejik güzergahı kontrol etme ihtimalinin zayıfladığı ifade edildi.

Rusya-Azerbaycan ilişkileri bağlamında ise, sınırların çizilmesi ve Hazar Denizi’ndeki anlaşmalarla sorunların çözülmüş görünmesine karşın, Aralık 2024’te Grozni üzerinde Azerbaycan Hava Yolları (AZAL) uçağının karıştığı trajik kazanın ikili ilişkilerde ciddi bir krize yol açtığı hatırlatıldı. Raporda, “Sonuç olarak, iki ülke arasındaki etkileşimin yalnızca ekonomik boyutu istikrarlı kalırken, siyasi diyalog ile kurumsal ve kurumlar arası temaslar fiilen dondurulmuştur” denildi.

“Ermenistan, en ağır ekonomik çöküşlerden biri”

Ermenistan’ın 35 yıllık bağımsızlık serüveni ise raporun ikinci bölümünde ele alındı. Ermenistan’ın bağımsızlık sürecine, 1988 Spitak depremi, Sovyet ekonomik alanının parçalanması ve Karabağ çatışmasının getirdiği ulaşım ve ekonomi ablukasıyla başladığı belirtildi.

Erivan’ın dış politikasının “kadife devrime” kadar olan süreci “tamamlayıcılık politikası” olarak tanımlandı. Raporda, “Ermeni yorumuna göre bu, Rusya ile sıkı bir askeri-siyasi ittifakın, Avrupa Birliği, ABD ve NATO ile ilişkilerin paralel gelişimiyle harmanlanması anlamına geliyordu” ifadelerine yer verildi. Özellikle 2013 yılında Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın Avrasya Ekonomik Birliğine (AEB) katılma kararının, Batı kurumlarıyla ilişkileri tamamen koparmadan Rus güvenlik şemsiyesini koruma amacı taşıdığı değerlendirildi.

Raporda, Rusya’nın silah tedarikindeki rolüne dikkat çekilerek, “Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) üyesi bir devlet olarak Ermenistan, Rus silahlarını Rusya Federasyonu’nun iç fiyatlandırması üzerinden, yani fiilen Rus güvenlik güçlerinin silah satın aldığı koşullara yakın şartlarda alıyordu” denildi. 2016 yılında İskender füze sistemlerinin teslimatının, Bakü ile askeri dengesizliği gidermek adına atılmış önemli bir adım olduğu vurgulandı.

Ancak 2018 yılında Nikol Paşinyan’ın iktidara gelmesiyle bu denge politikasının aşınmaya başladığı savunuldu. Devrimin ardından KGAÖ Genel Sekreteri Yuri Haçaturov’a yönelik adli soruşturma ve Rus şirketlerine yönelik baskıların Moskova’da rahatsızlık yarattığı kaydedildi. İkinci Karabağ Savaşı’nın ardından Ermenistan’da güvenlik mimarisine yönelik güvenin kırıldığı belirtilerek, raporda, “Savaş, Ermenistan için iki sonuç doğurdu. Azerbaycan ile olan askeri dengesizliği ve eski caydırıcılık sisteminin sınırlarını gözler önüne serdi. Aynı zamanda belirleyici anda sadece Rusya’nın çatışmaları durdurabildiğini ve yeni güvenlik rejimini sabitleyebildiğini gösterdi” değerlendirmesi yapıldı.

Raporda, 2022 yılı sonrası Ermenistan’ın dış politikasındaki değişime geniş yer ayrıldı. Eylül 2022’deki sınır çatışmalarında KGAÖ’nün müdahale etmemesinin Erivan’da bir kırılma noktası yarattığı ve bu durumun KGAÖ üyeliğinin dondurulması kararına zemin hazırladığı belirtildi. Erivan’ın Avrupa Birliği (AB) sivil misyonunu (EUMA) ülkeye davet etmesi, Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü’nü kabul etmesi ve Nisan 2025’te Avrupa Birliği’ne katılım sürecini başlatan yasayı onaylaması “geleneksel Batı yörüngesine doğru keskin bir dönüş” olarak nitelendirildi.

Bununla birlikte, Hindistan ve Fransa’dan yapılan silah alımlarına dikkat çekilen raporda, Erivan’ın Hindistan ile 1,5 milyar doları aşan savunma sözleşmeleri imzaladığı bilgisi paylaşıldı. ABD himayesindeki TRIPP projesinin Ermenistan’ın toprak egemenliği açısından yarattığı endişelere de değinilerek, “Ermeni iç tartışmalarında bu plan, altyapı ve toprak üzerindeki kontrolün bir kısmının yabancı bir devlete fiilen devredilmesi olarak algılandı” denildi.

Ekonomik verilere de atıf yapılan raporda, 2025 yılı ticaret istatistiklerine göre Ermenistan’ın ihracatının yüzde 35,3’ünün Rusya’ya yapıldığı ve Rus doğalgazının bin metreküpünün 177,5 dolar gibi oldukça düşük bir fiyattan tedarik edildiği hatırlatıldı. Raporda, Erivan’ın bir yandan siyasi olarak Rusya’dan uzaklaşırken diğer yandan ekonomik bağımlılığının sürdüğüne işaret edilerek, “Eski ittifakın işlevlerinin tamamını (güvenlik, enerji, lojistik, pazar, geçiş sürecinin sosyal bedeli) ikame edebilecek yeni bir ortaklıklar bütününün henüz oluşmadığı” tespiti yapıldı.

Çevre idealizminden çevre realizmine geçiş

Raporun Gürcistan’a ayrılan bölümünde, Tiflis yönetimlerinin bağımsızlık sonrası uyguladığı dış politika stratejileri teorik bir çerçeveyle ele alındı. “Çevre realizmi” (peripheral realism) kavramı üzerinden yapılan analizde, zayıf devletlerin süper güçlerle çatışmaya girmek yerine pragmatik bir uyum politikası izlemesinin egemenliklerini korumak için daha rasyonel olduğu savunuldu.

Eduard Şevardnadze döneminin (1992-2003) bir dengeleme süreci olarak tanımlandığı raporda, “Şevardnadze’nin politikası, genel olarak çevre realizminin kurallarına uygun, uyarlanabilir bir strateji olarak nitelendirilebilir” ifadeleri yer aldı. Gürcistan’ın 1994’te NATO’nun “Barış İçin Ortaklık” programına katıldığı, 1999’da Avrupa Konseyine üye olduğu hatırlatıldı.

2003’teki Gül Devrimi ile iktidara gelen Mihail Saakaşvili dönemi ise “çevre idealizmi” olarak adlandırıldı. Saakaşvili’nin hızlı bir Batı entegrasyonu hedeflediği, 2008 yılındaki NATO Bükreş Zirvesi’nde Gürcistan’a üyelik sözü verilmesinin Tiflis’te büyük bir diplomatik zafer olarak görüldüğü belirtildi. Ancak raporda, “Gürcü yönetimi, Batı’nın koşulsuz desteğine güvenerek, coğrafi konumun ve bölgesel güç dengesinin yarattığı yapısal kısıtlamaları göz ardı etti” denildi. 2008 yılındaki savaşın ve Rusya’nın Abhazya ile Güney Osetya’nın bağımsızlığını tanımasının bu idealist stratejinin bir çöküşü olduğu değerlendirmesi yapıldı.

2012 yılında iktidara gelen “Gürcü Rüyası” koalisyonunun politikaları ise “çevre pragmatizmine” dönüş olarak tanımlandı. İktidarın, Rusya’ya yönelik çatışmacı söylemlerden vazgeçerek ticari ilişkileri ve turizmi canlandırmayı hedeflediği, bu süreçte siyasi anlaşmazlıkların Cenevre Görüşmeleri’nde, ekonomik konuların ise Abaşidze-Karasin formatında ele alındığı belirtildi. Raporda, “Genişletilmiş derin ve kapsamlı serbest ticaret bölgesi uygulamasını içeren 2014 tarihli AB Ortaklık Anlaşması’nın imzalanmasına rağmen, Tiflis Rus mallarının ithalatına herhangi bir kısıtlama getirmedi” denildi.

2022’de Ukrayna’da başlayan savaşın ardından Tiflis’in Rusya’ya yönelik yaptırımlara katılmayı reddetmesi ve Batı ile ilişkilerde yaşanan gerilimler raporda geniş yer buldu. Gürcü yönetiminin bu tavrını ulusal güvenlik gerekçelerine dayandırdığı, Abhazya ve Güney Osetya’daki Rus askeri varlığı göz önüne alındığında Moskova ile ilişkilerin tırmanmasının egemenlik açısından yüksek riskler taşıdığını savunduğu aktarıldı.

Raporda, Batılı aktörler ile Gürcü Rüyası arasındaki en temel anlaşmazlık noktalarından birinin yargıdaki yabancı denetim mekanizması olduğu ifade edildi. Batılı ülkelerin, büyükelçilikler ve finanse ettikleri sivil toplum kuruluşları aracılığıyla Gürcü hakimlerin atanma süreçlerini kontrol etmek istediği, ancak hükümetin bunu devlet egemenliğine müdahale ve “yeni sömürgecilik” olarak görerek reddettiği hatırlatıldı. Batı’nın bu tutuma tepki olarak AB katılım sürecini dondurması ve parlamento seçimlerinin demokratik standartlara uymadığını iddia etmesi karşısında, iktidarın finansal olarak dış bağışçılara bağımlı olmayan yapısı sayesinde pozisyonunu koruduğu vurgulandı.

Raporda, Gürcistan Meclis Başkanı Şalva Papuaşvili’nin dış politika doktrinini özetleyen şu sözlerine atıf yapıldı: “Gürcü yönelimi dışında herhangi bir diğer ‘yanlısı’ yönelim nihayetinde Gürcü olmayan bir yönelimdir; çünkü bu durum ülkenin politikasını kendi ulusal çıkarlarından uzaklaştırarak onu başkalarının hedeflerinin bir aracına dönüştürür.”

Ekim 2025’te yapılan belediye seçimlerinde Gürcü Rüyası’nın elde ettiği zaferin, partinin siyasetteki hakim konumunu pekiştirdiği ve yerel yönetim sistemindeki ağırlığını teyit ettiği belirtildi. Ancak katılım oranının düşük olmasının ve bazı muhalif kesimlerin boykotunun meşruiyet tartışmalarına yol açtığı da rapora yansıdı. ABD’de Donald Trump’ın yeniden başkanlığa seçilmesinin USAID gibi kurumların dış program bütçelerini kısmasıyla Gürcistan’daki Batı destekli protesto hareketlerinin mali kaynaklarını zayıflattığı tespiti yapıldı.

Raporun sonuç bölümünde, Güney Kafkasya’daki üç devletin bağımsızlık serüvenindeki farklılıklara dikkat çekildi. Azerbaycan’ın enerjiye, Ermenistan’ın diasporaya ve ileri teknoloji sektörlerine, Gürcistan’ın ise Batı ile entegrasyona ve yapısal reformlara odaklandığı ifade edildi. Bütün bu farklılıklara rağmen, Rusya’nın bölgedeki birleştirici ve belirleyici rolünün sürdüğü vurgulandı.

Raporda, “Güvenlik, ticaret, göç ve diplomasi meselelerinde Rusya’nın katılımı, istikrarın korunması açısından kritik önemini korumaktadır. Gelecekte Güney Kafkasya ülkeleri ile Rusya arasındaki yapıcı diyaloğun sürdürülmesi, tüm bölgenin sürdürülebilir kalkınmasına, çatışma potansiyelinin azalmasına ve ekonomik kapasitenin ortaya çıkarılmasına katkı sağlayacaktır” ifadelerine yer verildi.

Rusya

Moskova’da askeri parka yönelik 18 milyon rublelik rüşvet soruşturması

Yayınlanma

Rusya Savunma Bakanlığına bağlı Patriot Parkı’nın direktörü İgor Vasilyev, 18 milyon rublelik rüşvet şüphesiyle gözaltına alındı. Soruşturma makamları, 1,4 milyar rubleyi aşan bakım sözleşmeleri karşılığında rüşvet aktarıldığını tespit ederken parkın üst yönetimindeki diğer isimler hakkında da adli süreç başlatıldı.

Rusya Savunma Bakanlığı bünyesindeki askeri-yurtsever temalı Patriot Parkı‘nın direktörü İgor Vasilyev, 18 milyon ruble (yaklaşık 200 bin dolar) rüşvet alma şüphesiyle gözaltına alındı.

Rus medya kuruluşu RBK’ya konuşan soruşturmaya yakın iki kaynak, Vasilyev hakkında henüz Ceza Kanunu’nun 290. maddesinin 6. fıkrası uyarınca “özellikle büyük miktarda rüşvet alma” suçlamasının resmen yöneltilmediğini, eski valinin şu aşamada şüpheli statüsünde tutulduğunu belirtti.

Rusya Soruşturma Komitesi Ana Askeri Soruşturma Dairesi’nin tespitlerine göre Vasilyev, söz konusu parayı Germes adlı şirketin genel müdürü ve kurucusu Yevgeniy Mariyev’den sözleşme ödemelerinin yüzdesi karşılığında aldı.

Park yönetimi Aralık 2025’te şirketle Kronstadt’taki şube dahil binaların, tesislerin ve çevre arazilerin teknik ve sıhhi bakımı için 1,4 milyar rubleyi aşkın sözleşmeler imzaladı.

Soruşturma makamı, park yönetiminin bu meblağ karşılığında şirkete genel koruma sağladığını, yeni ihalelerin önünü açtığını ve mevcut anlaşmaların icrasını denetimsiz bıraktığını değerlendiriyor.

Yönetim kadrosuna yönelik operasyonlar genişliyor

Mariyev, parkın direktör yardımcısı Vitaliy Melimuk hakkındaki ceza dosyasında da rüşvet veren taraf olarak yer alıyor.

Moskova Bölgesi’ndeki Odintsovo Mahkemesi tarafından 22 Nisan 2026’da tutuklanan Melimuk’un, iş insanından hak edişlerin yüzde 10’unu üç ayda bir düzenli aktarmasını istediği öne sürülmüştü.

Güvenlik birimlerinin operasyonel deneyi kapsamında Melimuk’a 18 milyon ruble teslim eden Mariyev, suçu ihbar ederek aydınlatılmasına katkı sağladığı gerekçesiyle ceza sorumluluğundan muaf tutuldu.

Moskova’daki Hamovniçeski Bölge Mahkemesi 7 Ekim akşamı Vasilyev için ihtiyati tedbir kararını açıklayacak.

Direktörün gözaltına alınmasından birkaç gün önce birinci yardımcısı Sergey Fedosov ile işletmeden sorumlu yardımcısı Aleksey Pavlyukov da yakalandı.

Soruşturma kaynakları, Fedosov’a “nitelikli dolandırıcılık”, Pavlyukov ve Vasilyev’e ise “büyük miktarda rüşvet alma” maddelerinden işlem yapıldığını aktardı.

Rusya Savunma Bakanlığı, askeri adli makamlarla yakın işbirliği yürüttüklerini ve soruşturmaya azami desteği verdiklerini duyurdu.

Eski yöneticiler hapis cezalarına çarptırılmıştı

Mart 2026’da park yönetiminin başına getirilen Vasilyev, 2017-2022 döneminde Kirov Bölge Valiliği yaptı.

Daha önce Federasyon Konseyi üyeliği ve Federal Kayıt Servisi başkanlığı görevlerini de üstlenen Vasilyev’den önceki yöneticiler de yolsuzluk dosyalarıyla hüküm giymişti.

Parkın eski direktörü Vyaçeslav Ahmedov dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilikten beş yıl hapis cezası aldı.

Temmuz 2024’te başlatılan önceki soruşturmada eski Savunma Bakan Yardımcısı General Pavel Popov, Ahmedov ve Yenilikçi Kalkınma Dairesi eski Başkan Yardımcısı Vladimir Şesterov ile birlikte 25 milyon rubleyi aşkın kamu zararına yol açmakla suçlanmıştı.

Mahkeme sürecinde Popov’un oğlunun arazisine park bütçesiyle ahşap ev, hamam ve iki katlı garaj inşa ettirildiği belirlenmiş; nisan ayında general 19 yıl, Şesterov ise 6 yıl hapis cezasına mahkum edilmişti.

Okumaya Devam Et

Rusya

Eski Google yöneticisi Schmidt: Rus Rassvet uyduları engellenemez

Yayınlanma

Google’ın eski yöneticisi Eric Schmidt, Rusya’nın Starlink’e alternatif olarak kurduğu Rassvet uydu ağının faaliyete geçtiğinde engellenmesinin neredeyse imkansız olacağını açıkladı. 800 kilometre irtifada saniyede 1 gigabit internet sağlaması hedeflenen sistem için Kiev uluslararası kurumlara engelleme başvurusu yaptı.

Google’ın eski üst düzey yöneticisi Eric Schmidt, Rusya’nın geliştirdiği Rassvet uydu ağının en belirleyici üstünlüğünün engellenemez yapısı olduğunu söyledi.

Schmidt, The Economist dergisine verdiği mülakatta, “Bu ağ devreye girdiği anda engellenmesi neredeyse imkansız hale gelecek” değerlendirmesinde bulundu.

Ukrayna’nın Starlink kullanımına yönelik kısıtlamalara da değinen Schmidt, konunun siyasi bir nitelik taşıdığını belirterek, “Bu aslında siyasi bir karar, hükümetin kararı ve ABD yönetiminin bu meseleyi çözmesi gerekiyor” dedi.

Schmidt ayrıca Kiev yönetiminin Flamingo dışında etkili anti-balistik füzeye sahip olmadığını ve çeşitli nedenlerle bu füzeleri yüksek miktarda üretemediğini dile getirdi.

Starlink’e alternatif sistem 800 kilometre irtifada çalışıyor

IKS Holding bünyesindeki Rus havacılık ve uzay şirketi Byuro 1440 tarafından geliştirilen Rassvet projesi, saniyede 1 gigabite kadar hız ve 70 milisaniyeye kadar gecikme süresiyle geniş bant internet erişimi sağlamayı amaçlıyor.

SpaceX şirketinin 550 kilometre ve daha alçak irtifada hareket eden Starlink uydularına kıyasla Rassvet araçları 800 kilometre yükseklikteki yörüngede görev yapıyor.

Daha yüksek yörünge küresel kapsama alanı için daha az sayıda uydu gerektirirken ve daha fazla kullanıcıya hizmet olanağı sunarken, çarpışma ile uzay çöpü birikimi riskini artırıyor.

Kiev engelleme talep etti, Moskova savaş uyarısı yaptı

Ukrayna Devlet Başkanının teknoloji danışmanı Sergey Beskrestnov, ağustos ayında yaptığı açıklamada sistemin Ukrayna Silahlı Kuvvetleri için sorun teşkil edeceğini belirtmişti.

Bloomberg tarafından da Starlink’in alternatifi olarak nitelendirilen projenin ilk 16 uyduluk hedef grubu mart ayında fırlatıldı.

Şirket, test aşamasından seri üretime geçişin yaklaşık 1000 gün sürdüğünü açıklarken, temmuz ayında ikinci toplu fırlatma gerçekleşti. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin fırlatmayı “büyük bir gelişme” olarak tanımladı.

Ukrayna, ağustos ayında Uluslararası Telekomünikasyon Birliğine (ITU) başvurarak kendi topraklarının Rassvet uydu ağının tüm frekans bantlarındaki kapsama alanından çıkarılmasını istedi.

Cenevre’deki Birleşmiş Milletler kurumları nezdindeki Ukrayna Daimi Temsilciliği aracılığıyla iletilen nota kapsamında konuşan Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sibiga, müttefiklere sistemi engellemek için gerekli tüm adımları atma çağrısı yaptı.

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitri Medvedev ise uydu grubunun engellenmesinin ancak imha edilmesi anlamına geleceğini, böyle bir adımın da kapsamlı bir uzay savaşına yol açacağını savundu.

Okumaya Devam Et

Rusya

Hong Kong’un Rusya’dan altın ithalatı yedi ayda rekor seviyeye çıktı

Yayınlanma

CNBC kanalının haberine göre Hong Kong, 2026 yılının ilk yedi ayında Rusya’dan 112,7 ton altın ithal ederek tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı. Rus külçeleri, bölgenin parasal olmayan altın ithalatının yaklaşık yüzde 15’ini oluştururken Batı yaptırımları sevkiyatın Çin anakarasına yönelmesinde belirleyici rol oynuyor.

Hong Kong, 2026 yılının ilk yedi ayında Rusya’dan 112,7 ton altın ithal ederek rekor seviyeye ulaştı.

Amerikan televizyon kanalı CNBC’nin kıymetli madenler odaklı yatırım şirketi BullionVault’un Hong Kong Nüfus ve İstatistik Dairesi verilerine dayandırdığı analizine göre, bu miktar 2025 yılının tamamında kaydedilen 92,1 tonluk rekor seviyeyi geride bıraktı. Hong Kong’un Rusya’dan altın alımı 2021 yılında 3,3 ton düzeyindeydi.

Veriler, külçe altın formundaki Rus ürünlerinin, Hong Kong’un bu yılın ilk yedi ayındaki parasal olmayan altın ithalatının yaklaşık yüzde 15’ini oluşturduğunu ortaya koydu. Bu oran 2021 yılında yalnızca yüzde 0,6 seviyesindeydi.

Analistler, sevkiyattaki artışı Batılı ülkelerin yaptırımları nedeniyle Rus değerli metallerinin Hong Kong’a ve diğer Asya pazarlarına yönelmesine bağlıyor.

Çin anakarasına açılan doğrudan ticaret kapısı

Danışmanlık şirketi Gatehouse Advisory Partners kıdemli danışmanı Vita Spivak, Ukrayna’daki savaşın başlamasının ardından Hong Kong’un “Rusya ile Çin arasındaki ticarette önemli bir merkez” haline geldiğini belirtti.

CNBC’ye konuşan Spivak, “Altının büyük kısmı Çin anakarasına gidiyor; çünkü Çin, Rus altınına yaptırım uygulamadı” diyerek Hong Kong’un dünyanın en büyük altın tüketim pazarına doğrudan erişim sağladığını kaydetti.

Finansal hizmetler şirketi StoneX’in EMEA ve Asya bölgeleri piyasa analizi birimi yöneticisi Rhona O’Connell ise Hong Kong’un Çin’e giren altın için daima kritik bir aktarma noktası olduğunu ifade etti.

Son yıllarda Şanghay pazar payı kazansa da Hong Kong’un ana merkez olma yarışında Singapur ile rekabet ettiğini belirten O’Connell, bölgenin altyapı gelişimi açısından Singapur’un yaklaşık altı ay önünde yer aldığını söyledi.

Batı’nın kısıtlamaları sevkiyat rotasını değiştirdi

Londra Külçe Piyasası Birliği (LBMA), 2022 ilkbaharında Rus altın rafinerilerinin “Good Delivery” (güvenilir teslimat) statüsünü askıya aldı.

Altın ticaretinin ana merkezi olan Londra daha sonra, fiziksel altın işlemlerinde önde gelen Gazprombank ve Rosselkhozbank dahil beş Rus bankasına bloke edici yaptırımlar uyguladı.

Sberbank, VTB, Sovkombank ve PSB’nin de aralarında yer aldığı Rusya’nın diğer büyük altın satıcıları İngiltere’nin yaptırım listesine girdi ve Londra’da işlem veya takas yapma imkanını kaybetti. ABD ve AB de Rusya’dan altın ithalatını yasakladı.

Yaptırımları yasa dışı olarak nitelendiren Moskova ise ticari hatları sürdürmeye odaklanıyor.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, kısıtlamaların olumsuz etkileri olduğunu kabul etmekle birlikte, Moskova’nın “yaptırımların sonuçlarını en aza indirme konusunda kayda değer bir deneyim edindiğini ve kısıtlamalara rağmen çok çeşitli alanlarda çalışmaları kesintiye uğratmama hususunda geniş tecrübeye sahip olduğunu” dile getirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English