Rusya
RIAC raporu: Güney Kafkasya cumhuriyetleri yol ayrımında
Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi tarafından yayımlanan raporda, Güney Kafkasya ülkelerinin Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana geçen 35 yıllık bağımsızlık süreçleri incelendi. Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’ın ekonomik, siyasi ve diplomatik dönüşümlerinin mercek altına alındığı çalışmada, bölge ülkelerinin Rusya ile ilişkilerindeki yapısal değişimler ve yeni güvenlik mimarisi ele alındı.
Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi (RIAC), Güney Kafkasya devletlerinin bağımsızlık sonrası gelişim süreçlerini bütüncül bir yaklaşımla ele alan “Bağımsız Kalkınmanın 35 Yılı: Güney Kafkasya Devletleri İçin Sonuçlar ve Beklentiler” başlıklı detaylı bir rapor yayımladı.
Rus ve Kafkasyalı uzmanların katkılarıyla hazırlanan raporda, Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’ın ulus inşası, dış politika evrimleri ve Rusya ile ilişkileri ayrıntılı bir biçimde incelendi.
Raporun giriş bölümünü kaleme alan Milan Lazoviç, Sovyetler Birliği’nin 1991 yılında dağılmasının Güney Kafkasya cumhuriyetleri için bir dönüm noktası olduğunu belirtti. Raporda, “Her bir Kafkas cumhuriyeti bağımsızlığını kazandığından bu yana kendine özgü bir yol izledi” ifadelerine yer verildi.
“Siyasi sistem fiilen ciddi bir değişikliğe uğramadı”
Raporun Azerbaycan’a ayrılan bölümünde, ülkenin bağımsızlık sonrası ilk yıllarda karşılaştığı derin sistem krizinden çıkarak bölgesel bir güce dönüşme süreci anlatıldı. Ermenistan ile Karabağ konusunda yaşanan çatışmaların başlangıçta ekonomik çöküş ve siyasi istikrarsızlık getirdiği hatırlatıldı. Ancak 1993 yılında Haydar Aliyev’in iktidara gelmesiyle ülkenin istikrar yoluna girdiği belirtildi.
Raporda, Eylül 1994’te imzalanan ve “Asrın Anlaşması” olarak bilinen petrol sözleşmesinin Azerbaycan’ın ekonomik bağımsızlığı için bir dönüm noktası olduğu vurgulandı.
Raporda, “Söz konusu anlaşmanın önemi, yalnızca ‘Azeri-Çırak-Güneşli’ yataklarının ortak işletilmesinde değil, aynı zamanda Azerbaycan ekonomisine yabancı yatırım akışını sağlayarak 2005-2008 yıllarındaki ‘ekonomik patlamanın’ temel nedenlerinden biri olmasında yatmaktadır” değerlendirmesi yapıldı. Belgeye göre, 2000-2008 yılları arasında Azerbaycan 29,25 milyar dolar yabancı yatırım çekmeyi başardı ve gayrisafi yurt içi hasılasını dokuz kattan fazla artırarak 48,85 milyar dolara çıkardı.
Siyasi alanda ise İlham Aliyev’in 2003 yılında iktidara gelmesiyle başlayan yönetim sürecine değinildi. 2005 yılında yaşanan kabine içi ayrılıkların ve muhalefetin iktidarı değiştirme çabalarının bertaraf edildiği hatırlatılarak, raporda, “Durumun istikrara kavuşmasının ardından siyasi sistem fiilen ciddi bir değişikliğe uğramadı. İktidar dikeyindeki kilit görevler eski ekibin kontrolündeydi” ifadelerine yer verildi.
Yönetim kademesindeki gerçek anlamda ilk ciddi dönüşümün 2017 yılında başladığı, eğitimli genç kadroların göreve getirildiği ve Azerbaycan Yatırım Holdingi gibi yapılarla kamu şirketlerinin yönetim modellerinin yeniden yapılandırıldığı belirtildi.
“Kapsamlı müzakere sürecine rağmen diplomatik yol fiilen sonuçsuz kaldı”
Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü sağlama stratejisinin incelendiği bölümde, İkinci Karabağ Savaşı ve sonrasındaki diplomatik süreç analiz edildi. 1994 yılındaki ateşkesin ardından Azerbaycan’ın uzun yıllar boyunca diplomatik yöntemlere ağırlık verdiği, ancak AGİT Minsk Grubu çerçevesindeki görüşmelerden sonuç alınamadığı aktarıldı. Raporda, “Yeterince kapsamlı müzakere sürecine rağmen diplomatik yol fiilen sonuçsuz kaldı; bu durum, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki ekonomik ve demografik dengesizliğin de etkisiyle giderek artan bir gerilim yaratıyordu” denildi.
Sürecin sonunda 27 Eylül 2020’de başlayan 44 günlük savaşla Azerbaycan’ın topraklarını geri aldığı ve 9-10 Kasım gecesi Rusya’nın arabuluculuğunda imzalanan anlaşmayla çatışmaların durduğu hatırlatıldı. Raporda, Ermeni tarafının ateşkes bildirisinin temel maddelerini yerine getirmekten kaçındığı, bu durumun da çatışma sonrası süreci tıkadığı öne sürüldü. Ekim 2022’de Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın Karabağ üzerindeki Azerbaycan egemenliğini tanımasının durumu kökten değiştirdiği ve Eylül 2023’teki operasyonla Bakü’nün egemenliğini tam anlamıyla sağladığı kaydedildi.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Ağustos 2025’te başlattığı arabuluculuk çabalarına da değinilen raporda, “Barış ve Refah için Trump Koridoru” (TRIPP) projesi kapsamında Zengezur’da 42 kilometrelik bir transit koridorun ABD’li bir şirkete uzun vadeli kiralanması girişiminin stratejik riskler taşıdığı savunuldu. Raporda, “Söz konusu koridorun ABD’li bir şirket tarafından yönetilmesi, Rus, İranlı ve en önemlisi Çinli taşımacılar için cazibesini azaltacaktır” ifadelerine yer verildi. İran ile yaşanan gerilimler göz önüne alındığında, ABD’nin bu stratejik güzergahı kontrol etme ihtimalinin zayıfladığı ifade edildi.
Rusya-Azerbaycan ilişkileri bağlamında ise, sınırların çizilmesi ve Hazar Denizi’ndeki anlaşmalarla sorunların çözülmüş görünmesine karşın, Aralık 2024’te Grozni üzerinde Azerbaycan Hava Yolları (AZAL) uçağının karıştığı trajik kazanın ikili ilişkilerde ciddi bir krize yol açtığı hatırlatıldı. Raporda, “Sonuç olarak, iki ülke arasındaki etkileşimin yalnızca ekonomik boyutu istikrarlı kalırken, siyasi diyalog ile kurumsal ve kurumlar arası temaslar fiilen dondurulmuştur” denildi.
“Ermenistan, en ağır ekonomik çöküşlerden biri”
Ermenistan’ın 35 yıllık bağımsızlık serüveni ise raporun ikinci bölümünde ele alındı. Ermenistan’ın bağımsızlık sürecine, 1988 Spitak depremi, Sovyet ekonomik alanının parçalanması ve Karabağ çatışmasının getirdiği ulaşım ve ekonomi ablukasıyla başladığı belirtildi.
Erivan’ın dış politikasının “kadife devrime” kadar olan süreci “tamamlayıcılık politikası” olarak tanımlandı. Raporda, “Ermeni yorumuna göre bu, Rusya ile sıkı bir askeri-siyasi ittifakın, Avrupa Birliği, ABD ve NATO ile ilişkilerin paralel gelişimiyle harmanlanması anlamına geliyordu” ifadelerine yer verildi. Özellikle 2013 yılında Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın Avrasya Ekonomik Birliğine (AEB) katılma kararının, Batı kurumlarıyla ilişkileri tamamen koparmadan Rus güvenlik şemsiyesini koruma amacı taşıdığı değerlendirildi.
Raporda, Rusya’nın silah tedarikindeki rolüne dikkat çekilerek, “Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) üyesi bir devlet olarak Ermenistan, Rus silahlarını Rusya Federasyonu’nun iç fiyatlandırması üzerinden, yani fiilen Rus güvenlik güçlerinin silah satın aldığı koşullara yakın şartlarda alıyordu” denildi. 2016 yılında İskender füze sistemlerinin teslimatının, Bakü ile askeri dengesizliği gidermek adına atılmış önemli bir adım olduğu vurgulandı.
Ancak 2018 yılında Nikol Paşinyan’ın iktidara gelmesiyle bu denge politikasının aşınmaya başladığı savunuldu. Devrimin ardından KGAÖ Genel Sekreteri Yuri Haçaturov’a yönelik adli soruşturma ve Rus şirketlerine yönelik baskıların Moskova’da rahatsızlık yarattığı kaydedildi. İkinci Karabağ Savaşı’nın ardından Ermenistan’da güvenlik mimarisine yönelik güvenin kırıldığı belirtilerek, raporda, “Savaş, Ermenistan için iki sonuç doğurdu. Azerbaycan ile olan askeri dengesizliği ve eski caydırıcılık sisteminin sınırlarını gözler önüne serdi. Aynı zamanda belirleyici anda sadece Rusya’nın çatışmaları durdurabildiğini ve yeni güvenlik rejimini sabitleyebildiğini gösterdi” değerlendirmesi yapıldı.
Raporda, 2022 yılı sonrası Ermenistan’ın dış politikasındaki değişime geniş yer ayrıldı. Eylül 2022’deki sınır çatışmalarında KGAÖ’nün müdahale etmemesinin Erivan’da bir kırılma noktası yarattığı ve bu durumun KGAÖ üyeliğinin dondurulması kararına zemin hazırladığı belirtildi. Erivan’ın Avrupa Birliği (AB) sivil misyonunu (EUMA) ülkeye davet etmesi, Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü’nü kabul etmesi ve Nisan 2025’te Avrupa Birliği’ne katılım sürecini başlatan yasayı onaylaması “geleneksel Batı yörüngesine doğru keskin bir dönüş” olarak nitelendirildi.
Bununla birlikte, Hindistan ve Fransa’dan yapılan silah alımlarına dikkat çekilen raporda, Erivan’ın Hindistan ile 1,5 milyar doları aşan savunma sözleşmeleri imzaladığı bilgisi paylaşıldı. ABD himayesindeki TRIPP projesinin Ermenistan’ın toprak egemenliği açısından yarattığı endişelere de değinilerek, “Ermeni iç tartışmalarında bu plan, altyapı ve toprak üzerindeki kontrolün bir kısmının yabancı bir devlete fiilen devredilmesi olarak algılandı” denildi.
Ekonomik verilere de atıf yapılan raporda, 2025 yılı ticaret istatistiklerine göre Ermenistan’ın ihracatının yüzde 35,3’ünün Rusya’ya yapıldığı ve Rus doğalgazının bin metreküpünün 177,5 dolar gibi oldukça düşük bir fiyattan tedarik edildiği hatırlatıldı. Raporda, Erivan’ın bir yandan siyasi olarak Rusya’dan uzaklaşırken diğer yandan ekonomik bağımlılığının sürdüğüne işaret edilerek, “Eski ittifakın işlevlerinin tamamını (güvenlik, enerji, lojistik, pazar, geçiş sürecinin sosyal bedeli) ikame edebilecek yeni bir ortaklıklar bütününün henüz oluşmadığı” tespiti yapıldı.
Çevre idealizminden çevre realizmine geçiş
Raporun Gürcistan’a ayrılan bölümünde, Tiflis yönetimlerinin bağımsızlık sonrası uyguladığı dış politika stratejileri teorik bir çerçeveyle ele alındı. “Çevre realizmi” (peripheral realism) kavramı üzerinden yapılan analizde, zayıf devletlerin süper güçlerle çatışmaya girmek yerine pragmatik bir uyum politikası izlemesinin egemenliklerini korumak için daha rasyonel olduğu savunuldu.
Eduard Şevardnadze döneminin (1992-2003) bir dengeleme süreci olarak tanımlandığı raporda, “Şevardnadze’nin politikası, genel olarak çevre realizminin kurallarına uygun, uyarlanabilir bir strateji olarak nitelendirilebilir” ifadeleri yer aldı. Gürcistan’ın 1994’te NATO’nun “Barış İçin Ortaklık” programına katıldığı, 1999’da Avrupa Konseyine üye olduğu hatırlatıldı.
2003’teki Gül Devrimi ile iktidara gelen Mihail Saakaşvili dönemi ise “çevre idealizmi” olarak adlandırıldı. Saakaşvili’nin hızlı bir Batı entegrasyonu hedeflediği, 2008 yılındaki NATO Bükreş Zirvesi’nde Gürcistan’a üyelik sözü verilmesinin Tiflis’te büyük bir diplomatik zafer olarak görüldüğü belirtildi. Ancak raporda, “Gürcü yönetimi, Batı’nın koşulsuz desteğine güvenerek, coğrafi konumun ve bölgesel güç dengesinin yarattığı yapısal kısıtlamaları göz ardı etti” denildi. 2008 yılındaki savaşın ve Rusya’nın Abhazya ile Güney Osetya’nın bağımsızlığını tanımasının bu idealist stratejinin bir çöküşü olduğu değerlendirmesi yapıldı.
2012 yılında iktidara gelen “Gürcü Rüyası” koalisyonunun politikaları ise “çevre pragmatizmine” dönüş olarak tanımlandı. İktidarın, Rusya’ya yönelik çatışmacı söylemlerden vazgeçerek ticari ilişkileri ve turizmi canlandırmayı hedeflediği, bu süreçte siyasi anlaşmazlıkların Cenevre Görüşmeleri’nde, ekonomik konuların ise Abaşidze-Karasin formatında ele alındığı belirtildi. Raporda, “Genişletilmiş derin ve kapsamlı serbest ticaret bölgesi uygulamasını içeren 2014 tarihli AB Ortaklık Anlaşması’nın imzalanmasına rağmen, Tiflis Rus mallarının ithalatına herhangi bir kısıtlama getirmedi” denildi.
2022’de Ukrayna’da başlayan savaşın ardından Tiflis’in Rusya’ya yönelik yaptırımlara katılmayı reddetmesi ve Batı ile ilişkilerde yaşanan gerilimler raporda geniş yer buldu. Gürcü yönetiminin bu tavrını ulusal güvenlik gerekçelerine dayandırdığı, Abhazya ve Güney Osetya’daki Rus askeri varlığı göz önüne alındığında Moskova ile ilişkilerin tırmanmasının egemenlik açısından yüksek riskler taşıdığını savunduğu aktarıldı.
Raporda, Batılı aktörler ile Gürcü Rüyası arasındaki en temel anlaşmazlık noktalarından birinin yargıdaki yabancı denetim mekanizması olduğu ifade edildi. Batılı ülkelerin, büyükelçilikler ve finanse ettikleri sivil toplum kuruluşları aracılığıyla Gürcü hakimlerin atanma süreçlerini kontrol etmek istediği, ancak hükümetin bunu devlet egemenliğine müdahale ve “yeni sömürgecilik” olarak görerek reddettiği hatırlatıldı. Batı’nın bu tutuma tepki olarak AB katılım sürecini dondurması ve parlamento seçimlerinin demokratik standartlara uymadığını iddia etmesi karşısında, iktidarın finansal olarak dış bağışçılara bağımlı olmayan yapısı sayesinde pozisyonunu koruduğu vurgulandı.
Raporda, Gürcistan Meclis Başkanı Şalva Papuaşvili’nin dış politika doktrinini özetleyen şu sözlerine atıf yapıldı: “Gürcü yönelimi dışında herhangi bir diğer ‘yanlısı’ yönelim nihayetinde Gürcü olmayan bir yönelimdir; çünkü bu durum ülkenin politikasını kendi ulusal çıkarlarından uzaklaştırarak onu başkalarının hedeflerinin bir aracına dönüştürür.”
Ekim 2025’te yapılan belediye seçimlerinde Gürcü Rüyası’nın elde ettiği zaferin, partinin siyasetteki hakim konumunu pekiştirdiği ve yerel yönetim sistemindeki ağırlığını teyit ettiği belirtildi. Ancak katılım oranının düşük olmasının ve bazı muhalif kesimlerin boykotunun meşruiyet tartışmalarına yol açtığı da rapora yansıdı. ABD’de Donald Trump’ın yeniden başkanlığa seçilmesinin USAID gibi kurumların dış program bütçelerini kısmasıyla Gürcistan’daki Batı destekli protesto hareketlerinin mali kaynaklarını zayıflattığı tespiti yapıldı.
Raporun sonuç bölümünde, Güney Kafkasya’daki üç devletin bağımsızlık serüvenindeki farklılıklara dikkat çekildi. Azerbaycan’ın enerjiye, Ermenistan’ın diasporaya ve ileri teknoloji sektörlerine, Gürcistan’ın ise Batı ile entegrasyona ve yapısal reformlara odaklandığı ifade edildi. Bütün bu farklılıklara rağmen, Rusya’nın bölgedeki birleştirici ve belirleyici rolünün sürdüğü vurgulandı.
Raporda, “Güvenlik, ticaret, göç ve diplomasi meselelerinde Rusya’nın katılımı, istikrarın korunması açısından kritik önemini korumaktadır. Gelecekte Güney Kafkasya ülkeleri ile Rusya arasındaki yapıcı diyaloğun sürdürülmesi, tüm bölgenin sürdürülebilir kalkınmasına, çatışma potansiyelinin azalmasına ve ekonomik kapasitenin ortaya çıkarılmasına katkı sağlayacaktır” ifadelerine yer verildi.