Rusya
RIAC raporu: Güney Kafkasya cumhuriyetleri yol ayrımında

Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi tarafından yayımlanan raporda, Güney Kafkasya ülkelerinin Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana geçen 35 yıllık bağımsızlık süreçleri incelendi. Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’ın ekonomik, siyasi ve diplomatik dönüşümlerinin mercek altına alındığı çalışmada, bölge ülkelerinin Rusya ile ilişkilerindeki yapısal değişimler ve yeni güvenlik mimarisi ele alındı.
Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi (RIAC), Güney Kafkasya devletlerinin bağımsızlık sonrası gelişim süreçlerini bütüncül bir yaklaşımla ele alan “Bağımsız Kalkınmanın 35 Yılı: Güney Kafkasya Devletleri İçin Sonuçlar ve Beklentiler” başlıklı detaylı bir rapor yayımladı.
Rus ve Kafkasyalı uzmanların katkılarıyla hazırlanan raporda, Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’ın ulus inşası, dış politika evrimleri ve Rusya ile ilişkileri ayrıntılı bir biçimde incelendi.
Raporun giriş bölümünü kaleme alan Milan Lazoviç, Sovyetler Birliği’nin 1991 yılında dağılmasının Güney Kafkasya cumhuriyetleri için bir dönüm noktası olduğunu belirtti. Raporda, “Her bir Kafkas cumhuriyeti bağımsızlığını kazandığından bu yana kendine özgü bir yol izledi” ifadelerine yer verildi.
“Siyasi sistem fiilen ciddi bir değişikliğe uğramadı”
Raporun Azerbaycan’a ayrılan bölümünde, ülkenin bağımsızlık sonrası ilk yıllarda karşılaştığı derin sistem krizinden çıkarak bölgesel bir güce dönüşme süreci anlatıldı. Ermenistan ile Karabağ konusunda yaşanan çatışmaların başlangıçta ekonomik çöküş ve siyasi istikrarsızlık getirdiği hatırlatıldı. Ancak 1993 yılında Haydar Aliyev’in iktidara gelmesiyle ülkenin istikrar yoluna girdiği belirtildi.
Raporda, Eylül 1994’te imzalanan ve “Asrın Anlaşması” olarak bilinen petrol sözleşmesinin Azerbaycan’ın ekonomik bağımsızlığı için bir dönüm noktası olduğu vurgulandı.
Raporda, “Söz konusu anlaşmanın önemi, yalnızca ‘Azeri-Çırak-Güneşli’ yataklarının ortak işletilmesinde değil, aynı zamanda Azerbaycan ekonomisine yabancı yatırım akışını sağlayarak 2005-2008 yıllarındaki ‘ekonomik patlamanın’ temel nedenlerinden biri olmasında yatmaktadır” değerlendirmesi yapıldı. Belgeye göre, 2000-2008 yılları arasında Azerbaycan 29,25 milyar dolar yabancı yatırım çekmeyi başardı ve gayrisafi yurt içi hasılasını dokuz kattan fazla artırarak 48,85 milyar dolara çıkardı.
Siyasi alanda ise İlham Aliyev’in 2003 yılında iktidara gelmesiyle başlayan yönetim sürecine değinildi. 2005 yılında yaşanan kabine içi ayrılıkların ve muhalefetin iktidarı değiştirme çabalarının bertaraf edildiği hatırlatılarak, raporda, “Durumun istikrara kavuşmasının ardından siyasi sistem fiilen ciddi bir değişikliğe uğramadı. İktidar dikeyindeki kilit görevler eski ekibin kontrolündeydi” ifadelerine yer verildi.
Yönetim kademesindeki gerçek anlamda ilk ciddi dönüşümün 2017 yılında başladığı, eğitimli genç kadroların göreve getirildiği ve Azerbaycan Yatırım Holdingi gibi yapılarla kamu şirketlerinin yönetim modellerinin yeniden yapılandırıldığı belirtildi.
“Kapsamlı müzakere sürecine rağmen diplomatik yol fiilen sonuçsuz kaldı”
Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü sağlama stratejisinin incelendiği bölümde, İkinci Karabağ Savaşı ve sonrasındaki diplomatik süreç analiz edildi. 1994 yılındaki ateşkesin ardından Azerbaycan’ın uzun yıllar boyunca diplomatik yöntemlere ağırlık verdiği, ancak AGİT Minsk Grubu çerçevesindeki görüşmelerden sonuç alınamadığı aktarıldı. Raporda, “Yeterince kapsamlı müzakere sürecine rağmen diplomatik yol fiilen sonuçsuz kaldı; bu durum, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki ekonomik ve demografik dengesizliğin de etkisiyle giderek artan bir gerilim yaratıyordu” denildi.
Sürecin sonunda 27 Eylül 2020’de başlayan 44 günlük savaşla Azerbaycan’ın topraklarını geri aldığı ve 9-10 Kasım gecesi Rusya’nın arabuluculuğunda imzalanan anlaşmayla çatışmaların durduğu hatırlatıldı. Raporda, Ermeni tarafının ateşkes bildirisinin temel maddelerini yerine getirmekten kaçındığı, bu durumun da çatışma sonrası süreci tıkadığı öne sürüldü. Ekim 2022’de Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın Karabağ üzerindeki Azerbaycan egemenliğini tanımasının durumu kökten değiştirdiği ve Eylül 2023’teki operasyonla Bakü’nün egemenliğini tam anlamıyla sağladığı kaydedildi.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Ağustos 2025’te başlattığı arabuluculuk çabalarına da değinilen raporda, “Barış ve Refah için Trump Koridoru” (TRIPP) projesi kapsamında Zengezur’da 42 kilometrelik bir transit koridorun ABD’li bir şirkete uzun vadeli kiralanması girişiminin stratejik riskler taşıdığı savunuldu. Raporda, “Söz konusu koridorun ABD’li bir şirket tarafından yönetilmesi, Rus, İranlı ve en önemlisi Çinli taşımacılar için cazibesini azaltacaktır” ifadelerine yer verildi. İran ile yaşanan gerilimler göz önüne alındığında, ABD’nin bu stratejik güzergahı kontrol etme ihtimalinin zayıfladığı ifade edildi.
Rusya-Azerbaycan ilişkileri bağlamında ise, sınırların çizilmesi ve Hazar Denizi’ndeki anlaşmalarla sorunların çözülmüş görünmesine karşın, Aralık 2024’te Grozni üzerinde Azerbaycan Hava Yolları (AZAL) uçağının karıştığı trajik kazanın ikili ilişkilerde ciddi bir krize yol açtığı hatırlatıldı. Raporda, “Sonuç olarak, iki ülke arasındaki etkileşimin yalnızca ekonomik boyutu istikrarlı kalırken, siyasi diyalog ile kurumsal ve kurumlar arası temaslar fiilen dondurulmuştur” denildi.
“Ermenistan, en ağır ekonomik çöküşlerden biri”
Ermenistan’ın 35 yıllık bağımsızlık serüveni ise raporun ikinci bölümünde ele alındı. Ermenistan’ın bağımsızlık sürecine, 1988 Spitak depremi, Sovyet ekonomik alanının parçalanması ve Karabağ çatışmasının getirdiği ulaşım ve ekonomi ablukasıyla başladığı belirtildi.
Erivan’ın dış politikasının “kadife devrime” kadar olan süreci “tamamlayıcılık politikası” olarak tanımlandı. Raporda, “Ermeni yorumuna göre bu, Rusya ile sıkı bir askeri-siyasi ittifakın, Avrupa Birliği, ABD ve NATO ile ilişkilerin paralel gelişimiyle harmanlanması anlamına geliyordu” ifadelerine yer verildi. Özellikle 2013 yılında Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın Avrasya Ekonomik Birliğine (AEB) katılma kararının, Batı kurumlarıyla ilişkileri tamamen koparmadan Rus güvenlik şemsiyesini koruma amacı taşıdığı değerlendirildi.
Raporda, Rusya’nın silah tedarikindeki rolüne dikkat çekilerek, “Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) üyesi bir devlet olarak Ermenistan, Rus silahlarını Rusya Federasyonu’nun iç fiyatlandırması üzerinden, yani fiilen Rus güvenlik güçlerinin silah satın aldığı koşullara yakın şartlarda alıyordu” denildi. 2016 yılında İskender füze sistemlerinin teslimatının, Bakü ile askeri dengesizliği gidermek adına atılmış önemli bir adım olduğu vurgulandı.
Ancak 2018 yılında Nikol Paşinyan’ın iktidara gelmesiyle bu denge politikasının aşınmaya başladığı savunuldu. Devrimin ardından KGAÖ Genel Sekreteri Yuri Haçaturov’a yönelik adli soruşturma ve Rus şirketlerine yönelik baskıların Moskova’da rahatsızlık yarattığı kaydedildi. İkinci Karabağ Savaşı’nın ardından Ermenistan’da güvenlik mimarisine yönelik güvenin kırıldığı belirtilerek, raporda, “Savaş, Ermenistan için iki sonuç doğurdu. Azerbaycan ile olan askeri dengesizliği ve eski caydırıcılık sisteminin sınırlarını gözler önüne serdi. Aynı zamanda belirleyici anda sadece Rusya’nın çatışmaları durdurabildiğini ve yeni güvenlik rejimini sabitleyebildiğini gösterdi” değerlendirmesi yapıldı.
Raporda, 2022 yılı sonrası Ermenistan’ın dış politikasındaki değişime geniş yer ayrıldı. Eylül 2022’deki sınır çatışmalarında KGAÖ’nün müdahale etmemesinin Erivan’da bir kırılma noktası yarattığı ve bu durumun KGAÖ üyeliğinin dondurulması kararına zemin hazırladığı belirtildi. Erivan’ın Avrupa Birliği (AB) sivil misyonunu (EUMA) ülkeye davet etmesi, Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü’nü kabul etmesi ve Nisan 2025’te Avrupa Birliği’ne katılım sürecini başlatan yasayı onaylaması “geleneksel Batı yörüngesine doğru keskin bir dönüş” olarak nitelendirildi.
Bununla birlikte, Hindistan ve Fransa’dan yapılan silah alımlarına dikkat çekilen raporda, Erivan’ın Hindistan ile 1,5 milyar doları aşan savunma sözleşmeleri imzaladığı bilgisi paylaşıldı. ABD himayesindeki TRIPP projesinin Ermenistan’ın toprak egemenliği açısından yarattığı endişelere de değinilerek, “Ermeni iç tartışmalarında bu plan, altyapı ve toprak üzerindeki kontrolün bir kısmının yabancı bir devlete fiilen devredilmesi olarak algılandı” denildi.
Ekonomik verilere de atıf yapılan raporda, 2025 yılı ticaret istatistiklerine göre Ermenistan’ın ihracatının yüzde 35,3’ünün Rusya’ya yapıldığı ve Rus doğalgazının bin metreküpünün 177,5 dolar gibi oldukça düşük bir fiyattan tedarik edildiği hatırlatıldı. Raporda, Erivan’ın bir yandan siyasi olarak Rusya’dan uzaklaşırken diğer yandan ekonomik bağımlılığının sürdüğüne işaret edilerek, “Eski ittifakın işlevlerinin tamamını (güvenlik, enerji, lojistik, pazar, geçiş sürecinin sosyal bedeli) ikame edebilecek yeni bir ortaklıklar bütününün henüz oluşmadığı” tespiti yapıldı.
Çevre idealizminden çevre realizmine geçiş
Raporun Gürcistan’a ayrılan bölümünde, Tiflis yönetimlerinin bağımsızlık sonrası uyguladığı dış politika stratejileri teorik bir çerçeveyle ele alındı. “Çevre realizmi” (peripheral realism) kavramı üzerinden yapılan analizde, zayıf devletlerin süper güçlerle çatışmaya girmek yerine pragmatik bir uyum politikası izlemesinin egemenliklerini korumak için daha rasyonel olduğu savunuldu.
Eduard Şevardnadze döneminin (1992-2003) bir dengeleme süreci olarak tanımlandığı raporda, “Şevardnadze’nin politikası, genel olarak çevre realizminin kurallarına uygun, uyarlanabilir bir strateji olarak nitelendirilebilir” ifadeleri yer aldı. Gürcistan’ın 1994’te NATO’nun “Barış İçin Ortaklık” programına katıldığı, 1999’da Avrupa Konseyine üye olduğu hatırlatıldı.
2003’teki Gül Devrimi ile iktidara gelen Mihail Saakaşvili dönemi ise “çevre idealizmi” olarak adlandırıldı. Saakaşvili’nin hızlı bir Batı entegrasyonu hedeflediği, 2008 yılındaki NATO Bükreş Zirvesi’nde Gürcistan’a üyelik sözü verilmesinin Tiflis’te büyük bir diplomatik zafer olarak görüldüğü belirtildi. Ancak raporda, “Gürcü yönetimi, Batı’nın koşulsuz desteğine güvenerek, coğrafi konumun ve bölgesel güç dengesinin yarattığı yapısal kısıtlamaları göz ardı etti” denildi. 2008 yılındaki savaşın ve Rusya’nın Abhazya ile Güney Osetya’nın bağımsızlığını tanımasının bu idealist stratejinin bir çöküşü olduğu değerlendirmesi yapıldı.
2012 yılında iktidara gelen “Gürcü Rüyası” koalisyonunun politikaları ise “çevre pragmatizmine” dönüş olarak tanımlandı. İktidarın, Rusya’ya yönelik çatışmacı söylemlerden vazgeçerek ticari ilişkileri ve turizmi canlandırmayı hedeflediği, bu süreçte siyasi anlaşmazlıkların Cenevre Görüşmeleri’nde, ekonomik konuların ise Abaşidze-Karasin formatında ele alındığı belirtildi. Raporda, “Genişletilmiş derin ve kapsamlı serbest ticaret bölgesi uygulamasını içeren 2014 tarihli AB Ortaklık Anlaşması’nın imzalanmasına rağmen, Tiflis Rus mallarının ithalatına herhangi bir kısıtlama getirmedi” denildi.
2022’de Ukrayna’da başlayan savaşın ardından Tiflis’in Rusya’ya yönelik yaptırımlara katılmayı reddetmesi ve Batı ile ilişkilerde yaşanan gerilimler raporda geniş yer buldu. Gürcü yönetiminin bu tavrını ulusal güvenlik gerekçelerine dayandırdığı, Abhazya ve Güney Osetya’daki Rus askeri varlığı göz önüne alındığında Moskova ile ilişkilerin tırmanmasının egemenlik açısından yüksek riskler taşıdığını savunduğu aktarıldı.
Raporda, Batılı aktörler ile Gürcü Rüyası arasındaki en temel anlaşmazlık noktalarından birinin yargıdaki yabancı denetim mekanizması olduğu ifade edildi. Batılı ülkelerin, büyükelçilikler ve finanse ettikleri sivil toplum kuruluşları aracılığıyla Gürcü hakimlerin atanma süreçlerini kontrol etmek istediği, ancak hükümetin bunu devlet egemenliğine müdahale ve “yeni sömürgecilik” olarak görerek reddettiği hatırlatıldı. Batı’nın bu tutuma tepki olarak AB katılım sürecini dondurması ve parlamento seçimlerinin demokratik standartlara uymadığını iddia etmesi karşısında, iktidarın finansal olarak dış bağışçılara bağımlı olmayan yapısı sayesinde pozisyonunu koruduğu vurgulandı.
Raporda, Gürcistan Meclis Başkanı Şalva Papuaşvili’nin dış politika doktrinini özetleyen şu sözlerine atıf yapıldı: “Gürcü yönelimi dışında herhangi bir diğer ‘yanlısı’ yönelim nihayetinde Gürcü olmayan bir yönelimdir; çünkü bu durum ülkenin politikasını kendi ulusal çıkarlarından uzaklaştırarak onu başkalarının hedeflerinin bir aracına dönüştürür.”
Ekim 2025’te yapılan belediye seçimlerinde Gürcü Rüyası’nın elde ettiği zaferin, partinin siyasetteki hakim konumunu pekiştirdiği ve yerel yönetim sistemindeki ağırlığını teyit ettiği belirtildi. Ancak katılım oranının düşük olmasının ve bazı muhalif kesimlerin boykotunun meşruiyet tartışmalarına yol açtığı da rapora yansıdı. ABD’de Donald Trump’ın yeniden başkanlığa seçilmesinin USAID gibi kurumların dış program bütçelerini kısmasıyla Gürcistan’daki Batı destekli protesto hareketlerinin mali kaynaklarını zayıflattığı tespiti yapıldı.
Raporun sonuç bölümünde, Güney Kafkasya’daki üç devletin bağımsızlık serüvenindeki farklılıklara dikkat çekildi. Azerbaycan’ın enerjiye, Ermenistan’ın diasporaya ve ileri teknoloji sektörlerine, Gürcistan’ın ise Batı ile entegrasyona ve yapısal reformlara odaklandığı ifade edildi. Bütün bu farklılıklara rağmen, Rusya’nın bölgedeki birleştirici ve belirleyici rolünün sürdüğü vurgulandı.
Raporda, “Güvenlik, ticaret, göç ve diplomasi meselelerinde Rusya’nın katılımı, istikrarın korunması açısından kritik önemini korumaktadır. Gelecekte Güney Kafkasya ülkeleri ile Rusya arasındaki yapıcı diyaloğun sürdürülmesi, tüm bölgenin sürdürülebilir kalkınmasına, çatışma potansiyelinin azalmasına ve ekonomik kapasitenin ortaya çıkarılmasına katkı sağlayacaktır” ifadelerine yer verildi.
Rusya
Novak açıkladı: Rusya ABD’ye dördüncü dizel tankerini gönderiyor

Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, ABD’ye dördüncü dizel tankerinin 28 Ekim’de sevk edildiğini duyurdu. Avrupa’ya gaz arzını sürdürmeye hazır olduklarını belirten Novak, AB’nin alımı durdurması halinde LNG ve boru hattı sevkiyatının yeni pazarlara kaydırılacağını söyledi.
Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Moskova’da düzenlenen Gaz İhraç Eden Ülkeler Forumu 28. Bakanlar Toplantısı kapsamında küresel enerji ticaretine dair açıklamalarda bulundu.
Novak, ABD’ye dördüncü dizel tankerinin sevk edilmesinden Avrupa’ya doğalgaz ihracatına, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) pazarından Çin ile yürütülen müzakerelere kadar birçok başlığı değerlendirdi.
Novak’ın paylaştığı bilgilere göre, Rus dizel yakıtını ABD’ye taşıyacak dördüncü tankerin 28 Ekim’de yola çıktı. Halihazırda üç dizel tankeri Rus limanlarından ayrılarak seyrine başladı.
Vedomosti gazetesinin aktardığına göre Başbakan Yardımcısı, Demokratların baskısına rağmen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki genel mutabakatın hayata geçirildiğini bildirdi.
Sürecin öncesinde Demokrat Partili senatörler ve Temsilciler Meclisi üyeleri, olası bir soruşturma ihtimaline karşı bankalara ve limanlara mektup göndererek Rusya ile yapılan işlemlere ait kayıtların saklanmasını istemişti.
Novak, ABD’deki bu siyasi muhalefeti eleştirerek, “Genel olarak bakıldığında, ABD halkının çıkarları doğrultusunda konuşmayan, hatta bu çıkarlara aykırı hareket eden Demokratların tutumu elbette şaşırtıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Avrupa Birliği’nin uygulamaya koyduğu ithalat yasağına da değinen Novak, Rus LNG’sinin dünya pazarlarında talep görmeye devam edeceğinden emin olduklarını söyledi.
Tüketimini hızla artıran ülkelerin varlığına işaret eden Başbakan Yardımcısı, Rusya’nın Avrupa ülkelerine gaz arzını sürdürmeye de hazır olduğunu dile getirdi.
Moskova’nın her zaman güvenilir bir tedarikçi olduğunu belirten Novak, “Biz kendi adımıza hazırız. Avrupa satın almazsa gazımızı satacak başka yerlerimiz var” diye konuştu.
Gaz açığı yaşayan Avrupalı tüketicilerin daha pahalı olan LNG için fazladan ödeme yaptığını ifade eden Novak, daha önce mart ayında yaptığı açıklamada da Rusya’nın Avrupa’ya giden LNG sevkiyatının bir kısmını Asya-Pasifik bölgesine yönlendirmeyi planladığını hatırlatmıştı. Bu kapsamda Hindistan, Tayland, Filipinler ve Çin potansiyel alıcılar arasında yer alıyor.
Kuzey Akım ve Kuzey Akım 2 boru hatlarının geleceğine ilişkin beklentilerini de paylaşan Novak, bu hatların stratejik açıdan uzun vadede yeniden talep göreceğini öne sürdü.
Başbakan Yardımcısı 17 Ekim’de yaptığı açıklamada, hatlardan gaz akışını yeniden başlatmanın teknik açıdan mümkün olduğunu belirtmişti.
Dört boru hattından biri sevkiyat için elverişli kalmayı sürdürse de gaz akışının fiilen başlaması Avrupalı tüketicilerin tutumuna bağlı görünüyor.
Novak, Pekin yönetimiyle süren enerji diyaloğuna da temas ederek Çin’in boru hattı yerine LNG ithal ettiği için fazladan maliyete katlandığını kaydetti.
Ekonomik açıdan bakıldığında gaz ve ucuz enerji kaynaklarının yetersizliği nedeniyle bu durumun Çin için çok daha masraflı olduğunu söyleyen Novak, 14 Ekim’de Rusya’nın yeni doğalgaz boru hatları konusunda Çinli ortaklarıyla görüşmeleri sürdürdüğünü açıklamıştı.
Rusya
ABD şirketleri Rus petrolüne dönüşü gündemine aldı

Rusya ile ABD, Ukrayna’da ateşkes arayışları kapsamında Amerikan şirketlerinin Rus petrol sektörüne dönüşünü ve ortak enerji projelerini müzakere ediyor. Financial Times’ın haberine göre görüşmeler Sahalin-1 ortaklığından Zaporijya Nükleer Santrali’nin yönetimine, boru hatlarından karşılıklı LNG yatırımlarına kadar uzanan geniş bir ekonomik paketi içeriyor.
Rusya ile ABD, Ukrayna savaşına çözüm arayışları kapsamında Amerikan şirketlerinin Rus petrol sektörüne geri dönmesini de içeren geniş kapsamlı ekonomik başlıkları görüşüyor.
İngiliz Financial Times gazetesinin konuyu yakından bilen kaynaklara dayandırdığı habere göre, çatışmalar bittikten sonra devreye girmesi öngörülen planlar arasında ortak enerji projeleri ve boru hatları ilk sırada yer alıyor.
Masadaki başlıca senaryolardan biri, Amerikan enerji devlerinin savaşın ardından Sahalin açıklarındaki ortak projeye yeniden dahil olması ve Drujba boru hattıyla Avrupa’ya Rus petrolü sevkiyatının yeniden başlatılmasına katkı vermesi.
Daha önce Sahalin-1 projesinde yer alan tek Amerikan şirketi ExxonMobil olmuştu.
Rus makamlarının şirketin projedeki yüzde 30’luk hissesini devlet mülkiyetine devretme kararına itiraz eden ExxonMobil, geçen yıl Rusya ile müzakere yürüttüğünü açıklamış ancak ülkedeki faaliyetlerine yeniden başlama planı olmadığını duyurmuştu.
Görüşmeler petrol sektörüyle sınırlı kalmıyor. Financial Times’a konuşan kaynaklar, Rus hava sahasının transit Amerikan uçuşlarına yeniden açılması ve titanyum üretimi ile tedarikinde işbirliğinin yeniden canlandırılması gibi adımların da değerlendirildiğini aktarıyor.
Gündemdeki diğer çarpıcı başlıklar arasında LUKOIL’in uluslararası varlıklarının Beyaz Saray’a yakın yatırımcılara satılması ihtimali, Rus doğalgaz şirketi NOVATEK’in Alaska’daki bir sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) projesinde yer alması ve Kuzey Akım-2 boru hattının sağlam kalan hattı üzerinden Avrupa’ya gaz akışının yeniden sağlanması var.
Reuters da daha önce iki ülkenin Kuzey Akım boru hatlarına yatırımcı çekilmesi konusunda temas yürüttüğünü yazmıştı.
Görüşmelerin en hassas maddelerinden birini ise Zaporijya Nükleer Güç Santrali oluşturuyor. Habere göre taraflar, santralin yönetiminin bir Amerikan kuruluşuna devredilmesini ve üretilen elektriğin Ukrayna ile Rusya arasında paylaştırılmasını ele aldı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçen yılın eylül ayında Moskova’nın Zaporijya santralinin güvenliği ve işletilmesi konusunda Washington ile işbirliği yapabileceği bir seçeneği göz ardı etmemişti.
Ancak Rusya Dışişleri Bakanlığı dünyada ortak nükleer santral işletiminin bir örneği olmadığını savunmuş, Rus devlet nükleer enerji şirketi Rosatom’un başkanı Aleksey Lihaçev ise tesisin yönetiminin ABD’ye devredilmesi fikrini hayal ürünü diye nitelemişti.
Financial Times’a konuşan bir Amerikalı yetkili, Donald Trump yönetiminin ekonomik önerileri çatışmanın her iki tarafıyla da kapsamlı biçimde değerlendirdiğini söyledi.
Yetkili, müzakerelerin Ukrayna için uzun vadeli büyüme ve yatırım olanakları yaratacak savaş sonrası ekonomik temelleri ve Rusya ile olası savaş sonrası ekonomik işbirliği fırsatlarını kapsadığını vurguladı.
Amerikalı yetkili, ekonomik mutabakatların kapsamlı bir barış çerçevesine dahil edileceğini belirterek henüz hiçbir konunun nihayete ermediğinin altını çizdi.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ekim ayının başında yaptığı açıklamada, Rusya ve ABD’nin ekonomi alanında karşılıklı fayda sağlayabilecek bir dizi ortak projeyi müzakere ettiğini belirtmişti.
Vladimir Putin de iki tarafın Kuzey Kutbu’nda (Arktik) doğalgaz alanında ortak çalışma ihtimalini değerlendirdiğini dile getirmişti.
Rusya Doğrudan Yatırım Fonu (RDIF) Başkanı ve Rusya Devlet Başkanı’nın yabancı ülkelerle yatırım ve ekonomik işbirliğinden sorumlu özel temsilcisi Kirill Dmitriyev, enerji sektörü ile veri merkezlerinin de ortak projeler arasında yer aldığını aktardı.
Dmitriyev, Moskova ile Washington arasındaki işbirliğinin Arktik bölgesinde, LNG sahasında ve diğer enerji kollarında önemli bir sinerji yaratacağı görüşünü paylaştı.
Ukrayna’da çatışmaların başladığı 2022 yılında çok sayıda büyük Amerikan şirketi Rusya’daki faaliyetlerini durdurmuştu.
ExxonMobil, yüzde 30 hissesine sahip olduğu Sahalin-1 projesinden çekilmiş, petrol sahası hizmetleri sunan Halliburton ve Baker Hughes ise Rusya’daki ticari varlıklarını satmıştı.
Putin, Ağustos 2025’te yabancı yatırımcıların Sahalin-1 projesine dönüş koşullarını belirleyen bir kararname imzaladı. Kararnameye göre yabancı ortakların projeyi engelleyen yaptırımların kaldırılmasına önayak olması ve gerekli ekipman tedarikini güvence altına alması gerekiyor. Aynı yılın aralık ayında ise ExxonMobil’in devredilmeyen hissesinin satış süresi 1 Ocak 2027 tarihine kadar uzatıldı.
Enerji trafiğinde dikkat çeken somut bir adım ise dizel tedariki konusunda atıldı. ABD Başkanı Donald Trump, 9 Ekim 2026’da yaptığı açıklamada, Rus motorin ürünlerinin Amerikan pazarına ve dünya piyasalarına tedariki konusunda Putin ile anlaştıklarını bildirdi.
Trump, Rusya’nın birkaç aşamada 1,8 milyon tonun üzerinde yakıt teslim edeceğini, ardından 3 milyon ton daha gönderebileceğini söyledi.
Aynı gün ABD Hazine Bakanlığı, Rus motorin ürünleriyle gerçekleştirilecek işlemleri ve ABD’ye ithalatını kapsayan özel bir lisans yayımladı.
Söz konusu muafiyet izni 7 Nisan 2027 tarihine kadar geçerliliğini koruyor.
Rusya
Rosatom: Kuzey Deniz Yolu 2027’de yıl boyu ulaşıma açılabilir

Rosatom, Kuzey Deniz Yolu’nda doğu yönlü düzenli sevkiyatlarla 2027 başında yıl boyu kesintisiz taşımacılığa geçmeyi planlıyor. Hazırlıklar kapsamında iki doğalgaz tankeri teslim edilirken, nükleer buzkıran filosunun dokuz gemiye, yıllık yük hacminin ise 2026 sonunda 40 milyon tona çıkarılması hedefleniyor.
Rusya Devlet Atom Enerjisi Kurumu (Rosatom), Arktik bölgesindeki Kuzey Deniz Yolu’nda yıl boyu kesintisiz taşımacılığa 2027 başında geçmeyi hedefliyor.
Rosatom’un Kuzey Deniz Yolu ve Arktik Geliştirme Direktörü ve Arktik Direktörlüğü Başkanı Vladimir Panov, Interfaks ajansına verdiği demeçte en büyük yük göndericilerinden birinin bu tarihte Asya’ya düzenli sevkiyata başlayacağını söyledi.
Panov, “Kuzey Deniz Yolu doğu yönünde düzenli taşımacılığa, yani yıl boyu kesintisiz işleyişe bir adım uzaklıkta. En büyük yük göndericilerimizden birinin ürünlerini Asya’ya düzenli olarak sevk etmeye başlayacağı 2027 başında buna geçmeyi öngörüyoruz” dedi.
Doğu yönündeki düzenli seferler için hazırlıklarda son aşamaya gelindiğini belirten Panov, Rus denizcilerin Arktik’te görev deneyimi kazandığını vurguladı.
Panov’un verdiği bilgiye göre Zvezda tersanesi, Kuzey Deniz Yolu sularında çalışacak ilk iki doğalgaz tankerini sipariş sahibine teslim etti.
Gelecek yılın başında Çukotka adlı nükleer buzkıranın da hizmete alınması ve böylece nükleer buzkıran filosunun dokuz gemiye çıkarılması planlanıyor.
Panov, bir sonraki hedefin taşımacılık verimliliğini artırmak olduğunu kaydetti. Kış ve ilkbahar aylarında gemi konvoylarına geçiş sağlamanın halihazırda mümkün olduğunu belirten Rosatom yetkilisi, buna karşın konvoyların seyir hızının artırılması gerektiğini ifade etti.
Ayrıca arama-kurtarma altyapısının, haberleşmenin ve tıbbi desteğin geliştirilmesi gerekiyor.
Kuzey Deniz Yolu, Rusya’nın Avrupa yakası ile Uzak Doğu arasındaki en kısa deniz güzergahını oluşturuyor. Rusya sınırları içerisinde, tamamen Arktik Okyanusu denizlerinden ve kısmen Büyük Okyanus’tan geçen bu hattaki geçiş izinlerini Rosatom veriyor.
Güzergahın gelişimini Transarktik Ulaşım Koridoru’nun kurulmasıyla ilişkilendiren Panov, bu koridorun Kuzey Deniz Yolu’nu, bağlantılı iç su ve demiryolu hatlarını ve diğer ulaşım altyapısını kapsayacağını söyledi.
St. Petersburg ve Murmansk’tan başlayıp Kuzey Deniz Yolu üzerinden Vladivostok’a, oradan da Asya-Pasifik ülkelerine uzanan bu koridorun, deniz taşımacılığını Rusya’nın demiryolları ve iç su yollarıyla birleştirmesi hedefleniyor.
Proje, uluslararası transit geçişler ve Arktik bölgelerinin ikmali için limanların, buzkıran ve kurtarma filosunun, haberleşmenin ve diğer altyapıların geliştirilmesini öngörüyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de Doğu Ekonomi Forumu’nda Transarktik Ulaşım Koridoru’nu 24 saat esasına göre çalışır hale getirme planlarını açıklamıştı.
Çin ve Güney Kore’nin güzergahtaki seferleri artıyor
Kuzey Deniz Yolu halihazırda Çinli taşımacılık şirketleri tarafından kullanılıyor. NewNew Shipping Line şirketi 2023 yılında Çin’den düzenli taşımacılığa başlarken, Sea Legend Shipping de Ağustos 2026’da Çin ile Avrupa arasında haftalık mevsimlik seferler başlattı.
Rosatom verilerine göre, Kuzey Deniz Yolu üzerinden Çin’den Rusya’ya yapılan seferlerin sayısı 2023’te yediyken 2025’te 24’e çıktı; 2026 yılında ise 30’un üzerinde sefer yapılması bekleniyor.
Güney Kore de güzergahı test etmeye başladı. Ülke, ağustos ayında PanStar Acro adlı konteyner gemisini Avrupa’ya deneme seferine gönderdi.
Reuters’ın haberine göre Seul yönetimi, buzullarda yaşanabilecek olası zorluklarda gemiye yardım edilmesi konusu da dahil olmak üzere Moskova ile istişare yürüttü.
Kuzey Deniz Yolu’ndaki yıllık yük hacmi 2024 ve 2025 yıllarında 37 milyon tonu aştı. Rosatom, bu miktarın 2026 sonunda 40 milyon tona ulaşacağını öngörüyor.a
Amerika1 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Diplomasi3 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını6 gün önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Ortadoğu2 hafta önceIsrael Hayom yazdı: İsrailli istihbaratçılar yıllardır Riyad’da
Ortadoğu2 hafta önceINSS: ABD gerileyen bir güç; artık etnik Yahudi kimliği demokratik normları önceliyor
Ortadoğu1 hafta önceMısır parlamentosu, Suudi Arabistan’a asker gönderme oylamasını erteledi
Ortadoğu2 hafta önceForeign Policy: Trump Ortadoğu’da mezhep hatlarını yeniden açıyor











