Görüş
Büyük Oyun III: Enerji ve Dolar Açlığıyla Şekillenen Yeni Dünya
Deniz Hakyemez
ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla başlayan savaş, İran’ı Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya zorladığında, ABD’nin İran’a saldırı senaryolarını uzun yıllardır çeşitli kademe ve mecralarda tartıştığını, bu senaryoların her birinde Hürmüz Boğazı’nın kapanacağını öngördüğünü ve buna rağmen saldırdığını yazdım. İsrail’in İran saldırısından umudu bellidir; asıl ipleri elinde tutan ABD’nin amacının ne olabileceğini ise Harici’de dört ayrı yazıda incelemeye çalıştım. Zaman ilerledikçe yazılar da evrildi, ancak temelinde ana hatlarıyla şu tezi ileri sürdüm: ABD Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla bir dolar ve enerji vanası oluşturmuş durumda – açıyor ve kapıyor ve tekrar açıyor ve tekrar kapıyor, bu yolla kontrollü bir enerji ve dolar likiditesi krizi (dolar talebi) yaratıyor. Bu vana yoluyla tetiklediği kontrollü krizlerle dolara aç duruma ittiği müttefiklerini hem askeri hem de ekonomik açıdan konsolide etmeyi ve orta vadede kendisine yeni tedarik ağları kurmak (friend-shoring) için kullanmayı hedefliyor. Rusya kaynaklı ve Rusya ile bağlantılı tedarik ağlarını güvencesizleştirmeye hizmet eden Ukrayna Savaşı’yla paralellikler görüyoruz.
Boğazın kapalı kalmasının ABD’ye de bir bedeli var, ancak ikinci yazımızda belirttiğimiz sınırlar içinde kalabildiği sürece ABD krizin kendisine yansıyan kısmını şimdilik mas edebiliyor; müttefikleri ise her geçen gün daha çok sıkışıyor. Savaşın başlamasının üzerinden beş buçuk aya yakın bir süre geçmişken, Trump’ın birbirini tutmayan açıklamalarının, kalıcı olmamaya yazgılı zafer ilanlarının, ateşkes ve saldırı başlıklarının ötesinde, bu zaman aralığında yukarıda (ve ilk dört yazıda) çizmeye çalıştığım çerçevede bazı gelişmelere bakmanın önemli olduğu kanısındayım.
İki “kapı” daha kapandı
Not edilmesi gereken gelişmelerden biri, ABD’nin başka enerji kapılarının daha kapanmasında etkili olmuş olması. Suudi Arabistan Temmuz ayında, ABD desteğini de arkasına alarak, Husiler’i hedef aldı. Böyle bir saldırı sonucunun Husiler’in Babil’ül Mendep Boğazı’nı da kapatması ve Yanbu Limanı’nı hedef alması olacağı bilinmekteydi ve buna rağmen yapıldı.
Suudi Arabistan en azından Yanbu’yu Amerikan Patriot sistemleriyle koruyabileceğini sanmış olabilir diye düşünebiliriz. Ama bunu, ABD’nin tam da böyle bir enerji krizi ortasında Rusya’dan enerji alan ülkelere yüzde 500 gümrük vergisi uygulanmasına yönelik yasa tasarısını kabul etmesiyle birlikte okumak gerekiyor. Yani ABD, üçüncü ülkelere bir kapıyı daha kapatıyor: Rusya’dan enerji alırsanız, bana mal satamazsınız, diyor. Bir süredir, Rus enerji tesislerini vuran Ukrayna drone’larını da ABD’den bağımsız düşünemeyeceğimiz ortada.
Ortadoğu ve Rusya yerine ABD
Küresel enerji krizinin ABD’yi de zorladığını söyledik, ama bu, ABD’nin krizi yükseltmesini engellemiyor. ABD’nin tetiklediği ya da doğrudan başladığı savaşların arkasında yatan en belirleyici neden Çin ile rekabeti olsa da, ABD bu krizle kısa vadede Çin’i de alt edebileceğini düşünmüyor; bu imkânsız. Ama krizi gene de kontrollü bir biçimde –vanaları bir açıp bir kapayarak, bir sert çıkış yapıp bir yumuşayarak, bir anlaşma ilan edip bir bozarak– yükseltiyor, çünkü enerji krizi başka ülkeleri –İran Savaşı’na doğrudan katılmayı reddetmiş, öncesinde de Çin ile çeşitli ekonomik ilişkiler geliştirmeye başlamış ABD müttefiklerini– ABD’den daha fazla zorluyor ve orta vadede ABD’ye daha yapısal bir bağlılığa mahkum ediyor. Bir örnek üzerinden açıklamaya çalışayım.
Ukrayna Savaşı küresel enerji haritasını kökten değiştirmişti. Rus enerjisinden kendisini koparan Avrupa, enerji tedariği için Katar’a yönelince, Tayland gibi ülkeleri fahiş enerji fiyatlarıyla karşı karşıya bırakmıştı. Bu nedenle ve ayrıca, ABD’nin Çin menşeili ürünlere ve Çin ile yakın bağımlılığı olan ülkelere uyguladığı ağır gümrük vergilerinden kaçmaya çalıştığından, Tayland Ekim 2025’te ABD ile yıllık 5,4 milyar dolarlık devasa bir enerji çerçeve anlaşması imzalamış; Cheniere Energy ile yaptığı 15 yıllık kontratla Amerikan gazını limanlarına indirmeye başlamıştı. Şubat ayında İran Savaşı’nın başlamasıyla Ortadoğu tedarik zinciri de çöküp, bu yeni savaşla daha da yükselen enerji fiyatları başka pek çok ülke gibi Tayland’ın da dolara sıkışmasına neden olunca Bangkok yönetimi bu Batı koridoruna sıkı sıkıya sarılmakla kalmadı, Haziran 2026’da bir de Venture Global ve Woodside gibi ABD merkezli LNG projelerine doğrudan hissedar olarak ortak olmak üzere yeni resmi hamleler başlattı.
ABD İran Savaşını Başlatmasaydı
Bu neden önemli? Çünkü ABD’nin pek sevdiği terim ile “eski tedarik ağları güvencesizleşmemiş” olsaydı, başka deyişle ABD Ukrayna ve İran savaşlarını başlatmamış olsaydı, Tayland enerjisini Ortadoğu’dan, olmazsa Rusya’dan alacaktı; yatırım yapacaksa buralara yapacaktı. Şimdi hem ABD’den alıyor hem de ABD’ye enerji yatırımı yapıyor.
Tayland ve Filipinler, savaştan önce Güney Çin Denizi’ndeki zengin doğalgaz yataklarını işletmek için Çin ile “ortak arama ve gelir paylaşımı” anlaşmaları müzakere ediyordu. Tayland Nükleer projelerini Rus Rosatom’a teslim etmek üzereydi ve yerel paralarla ticarete odaklanmıştı.
Hem Ukrayna hem de İran savaşlarıyla yaratılan (ABD’nin savaş başlatarak yarattığı) “riskler” (eski tedarik ağlarının güvencesizleştirilmesi) ve küresel piyasalardaki dolar kıtlığı, Tayland’ı ve başka pek çok Asya ülkesini yakın ekosistemlerden, Çin ve Rusya ortaklıklarından kopardı ve gittikçe daha çok koparıyor.
Gene, dolara sıkışan ve parası değer kaybeden Japonya ve Filipinler, kendilerini güvenceye almak için ABD ile swap anlaşmalarına ve ABD güdümlü finansman modellerine sığınarak doların küresel hegemonyasını pekiştiriyor. Güney Kore, arkasına ABD finansal desteğini alarak Filipinler’e “Çin tehdidine karşı” jet uçakları satıyor ve Filipinler’in bütçesi yetmediği için bu uçakların %70’ini kendi açtığı kredilerle (dolar bazlı finansmanla) fonluyor.
Körfez ve Avrupa
Bunlar yalnızca bazı öne çıkan Asya ülkelerindeki yakın tarihli gelişmeler. Avrupa’da, Körfez ülkelerinde de paralel gelişmeler var. BAE, ABD ekonomisine yapay zeka ve enerji şebekelerini birbirine bağlayan “Nexus” projeleri üzerinden 1,4 trilyon dolarlık devasa bir yatırım taahhüt etti. Suudi Arabistan ise ABD ile nükleer teknoloji transferini içeren önemli bir anlaşma imzaladı. Bu ülkeler, verdikleri bu paralar karşılığında ABD’den kriz anlarında acil dolar sağlayacak “swap hatları” ve F-35 güvenlik şemsiyesi talep ediyor.
Avrupa Birliği ise CADA Yasası kapsamında kendi yapay zeka ve veri merkezlerini kurmak için 200 milyar euro harcasa da, bu tesislerin çalışması için Amerikan devlerinin (Microsoft, Google, Nvidia) bulut yazılımlarına ve gelişmiş çiplerine göbekten bağımlı. Sonuç olarak Avrupa kendi bütçesiyle yatırım yaparken, dönen milyarlarca dolarlık lisans, donanım ve sigorta ödemeleri tamamen New York ve Londra merkezli finansal kanallar üzerinden akarak doğrudan ABD ekonomisini ve doların küresel rezerv para liderliğini fonluyor.
Enerji krizi olmasaydı mı? Enerji krizi öncesinde Avrupa Birliği, veri merkezlerini ve yapay zeka altyapılarını Rusya’dan gelen çok ucuz doğalgaz ve elektrikle, yani son derece düşük maliyetlerle finanse etmeyi planlıyordu. Eğer savaşlar enerji fiyatlarını fırlatıp Avrupa sanayisini bir “hayatta kalma darboğazına” sokmasaydı; AB, bütçe kaynaklarını acilen Amerikan bulut devlerine lisans ücreti olarak aktarmak yerine, kendi yerli Avrupa çip ve yazılım ekosistemini (Gaia-X gibi projeleri) zamana yayarak, bağımsız ve yerli olarak geliştirebilecek; enerji, yeşil dönüşüm ve telekomünikasyon altyapılarında (5G/6G) Çinli (Huawei) ve Rus tedarikçilerle çok daha ucuz ve esnek ortaklıklar yürütebilecekti.
Türkiye ABD Gazını Ödeyemeyince
Bu yazıyı daha fazla uzatmadan, Türkiye’ye dönmek gerekiyor. Benzer bir süreci ve mekanizmayı burada da görüyor ve yaşıyoruz. Türkiye, Ukrayna savaşının neden olduğu arz krizine karşı önlem almak amacıyla Eylül 2024’te ABD’li Mercuria şirketiyle, fiziki gaz teslimatları ve milyarlarca dolarlık nakit ödemeleri tam olarak 2026’da başlayacak şekilde 20 yıllık dev bir LNG anlaşması imzalamıştı. İran Savaşı doğudaki tüm ucuz boru hatlarını aniden kurutunca, bu zaman ayarlı anlaşma Ankara’yı acilen Amerikan gazına muhtaç bıraktı ve yarattığı dolar sıkışıklığı nedeniyle Türkiye’yi S-400 füzelerinden taviz vererek F-35 programına geri dönmeye mecbur etti. Eğer bu savaş ve krizler hiç yaşanmasaydı, Türkiye 2026’da süresi dolan kontratlarını Rusya ve İran ile çok daha ucuza yenileyecekti.
Güney Kore Paktından Mekke Antlaşması’na
İran Savaşı sonrasında imzalanan Filipinler-Güney Kore paktının, Suudi Arabistan-Pakistan-Türkiye arasındaki Mekke Antlaşması ile benzer bir mantığa dayandığına dikkat çekmek gerekiyor. Bu bölgesel ittifakların Çin ve İran’a karşı inşa edilmeye çalışıldığı son derece açık. Buna ek olarak, takas edilen tüm silahlar ve dönen milyarlarca dolarlık finansmanın gene en nihayetinde ABD finans mimarisine ve NATO standartlarına göbekten bağlı olduğunu unutmamak gerekiyor. Üretilen silahlar iletişim yazılımlarından mühimmat çaplarına kadar Batı ekosistemi ile uyumlu; yani Türkiye veya Güney Kore kendi silahını satsa bile, bu sistemler ancak Amerikan patentli çipler, motorlar veya GPS ağları ile tam kapasite çalışabiliyor. Dahası, bölge ülkeleri kendi boru hatlarını inşa edip kendi aralarında silah veya sermaye takas etseler bile, bağımlı oldukları teknolojik lisanslar ve finansal otobanlar tamamen Batı kontrollü olduğu için, bu yerel paktlar dönüp dolaşıp doların küresel rezerv para statüsünü ve ABD merkezli finansal hegemonyayı tahkim etme işlevi görüyor.
Dijital kontrol ve ABD-Çin ticaret savaşları açısından bu paktlar yapay zeka, yarı iletken (çip) ve kritik veri şebekelerinin Çin ekosistemine kaptırılmamasını sağlayan küresel “teknolojik barikatlar” olarak işlev görüyor. Bu ülkeler enerji ve savunma şemaları üzerinden ABD altyapılarına ya da Filipin örneğinde Güney Kore çip tedarik zincirlerine bağlanarak, dijital egemenlik pencerelerini ve veri akış hatlarını tamamen ABD finans ve “big tech” mimarisinin kural ve denetim potasında mühürlemiş oluyor.
Eskiden Körfez ülkeleri petrol satıp kazandıkları dolarları doğrudan ABD Hazine tahvillerine yatırırdı. Bugün ise ABD’nin tetiklediği enerji krizleri, BAE’nin 1,4 trilyon dolarlık Nexus projesinde olduğu gibi, Körfez’in trilyon dolarlık devlet varlık fonları artık tahvil yerine doğrudan ABD’nin yapay zeka, bulut veri merkezleri ve yeşil enerji şebekelerinin (Tech-Equities) hisselerini satın alarak ABD sistemine kilitlenmeye itiyor.
Tüm bunlar İran savaşında bir ABD zaferi garantilemiyor. Çin ile ticaret savaşında ABD’ye mutlak bir zafer de sağlamıyor; ABD nadir elementler sorununu hâlâ çözebilmiş değil. Ancak ABD kendi oyunu serbest piyasada Çin’le rekabette zorlandıkça oyunu zor yoluyla bozmaya devam etmeye kararlı olduğunu ve bu yolda kendi adına uzun vadeli kazançlar için kısa vadeli kayıpları göze almaya, bedelini de dünyaya ödetmeye niyetli olduğunu göstermiş durumda.
