Amerika

Büyük Oyun II: Güvencesizleştirme Savaşları

Yayınlanma

Deniz Hakyemez

ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan savaş ne yazık ki tıpkı Ukrayna Savaşı gibi dört bir yanından kanayan “Cesur Yeni Dünyamız”ın alışagelmeye başladığımız bir parçası haline gelmeye aday. Savaşın başlamasından bu yana bir dizi yazıda Amerika’nın bu savaştan en önemli beklentisinin, kontrol altında tutabildiği bir enerji ve tedarik ağları krizi olduğunun altını çizmeye çalıştım. ABD’nin Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasını sadece göze almakla kalmadığını, bunu istediğini ve İran’ı buna bilerek zorladığını savundum. Ukrayna Savaşı ile İran Savaşı arasında önemli paralellikler var; Rusya Ukrayna’ya müdahale etmek ve İran Hürmüz’ü kapatmak zorunda bırakılmıştır.

ABD’nin can havliyle sarıldığı Büyük Oyun’da ikisinin önemli bir ortak sonucu olmuştur: Amerika’nın pek sevdiği terim ile, “tedarik ağlarının güvencesizleşmesi.” Ben başından beri “güvencesizleştirilmesi” ya da “koparılması” diyorum. ABD’nin Hürmüz üzerinden friend-shoring hamleleri son zamanlarda daha görünür hale geldiğinden daha çok yazılıp çizilmeye başladı, sevindiricidir. Öte yandan, ABD’nin tedarik ağı sabotajlarına bütünlüklü bakma eğilimi henüz hâlâ güçlü değil, ancak ister ABD “bilerek yaptı” diyelim, ister “gafil avlandı” diyelim, eski tedarik ağlarının kâh kopması, kâh “güvencesizleşmesi”nin sonuçları aynıdır ve bu yazıda bu sonuçların bir kısmını bir kez daha, bir ölçüde güncelleyerek masaya yatırmaya çalışacağım.

Amerika’nın kurmaya çalıştığı Cesur Yeni Dünya’da ticaretin kuralları değişiyor: Amerika için değişmek zorunda çünkü “serbest” piyasa artık sadece Amerika’ya değil, gittikçe daha fazla Çin’e yarıyor. Peki nasıl değişiyor? Ticaret artık yalnızca “ucuzlukla” değil, güvenlik, enerji, sigorta, yaptırım ve askeri hizalanma ile ölçülüyor.

ABD’nin İhtiyaç Duyduğu Enerji Krizi

Ukrayna Savaşı bu dönüşümün ilk perdesi olarak okunabilir. Kuzey Akım’ın devreden çıkması, Avrupa’nın ucuz ve büyük ölçekli Rus boru gazına dönüş ihtimalini fiilen zayıflattı; Rus düşmanlığının tırmandırılması buna eşlik etti; AB Rusya’dan doğalgaz ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) alımını sonlandırma kararı aldı ve kendisini ABD LNG’sine ve dahası Amerikan silahlarına bağımlı hale getirdi. Bu elbette aynı zamanda ABD’nin enerji kaldıracının güçlenmesi demek.

Şimdi ABD Hürmüz Boğazı’nın “güvencesizleş(tiril)mesi” ile yukarıda sözünü ettiğim dönüşümün Asya perdesini sahneye koymaya çalışıyor. Körfez’den çıkan petrol ve LNG’nin önemli kısmı Çin, Japonya, Güney Kore, Hindistan ve Güneydoğu Asya’ya gidiyordu; boğazın güvencesizleş(tiril)mesi bu ülkeler için enerji, navlun, sigorta ve dolar maliyetini artırıyor. Çin, stokları; Rusya ve Orta Asya’yla kara bağlantıları ve indirimli petrol alımları; ASEAN, Afrika ve Latin Amerika ilişkilerini derinleştirme sayesinde bu şoku yumuşatabilir. Ama kriz Asya ülkelerinin Çin’e bağlı tedarik ağlarını kırılganlaştırıyor: Enerji pahalandığında fabrikaların maliyeti artar; tanker sigortası zorlaştığında petrol ve LNG kağıt üzerinde var olsa bile taşınamaz; dolara sıkışıldığında ithalat ve navlun ödemeleri zorlaşır; yaptırımlar devreye girdiğinde bankalar, aracı şirketler ve limanlar işlem yapmaktan kaçınır. ABD de işte bu noktada, eskiden ucuz olanı riskli ve bu dolayımla, ayrıca yaptırımlarla, pahalı hale getirip kendi friend-shoring ağlarını devreye sokmaya ve zaman içinde inşa etmeye çalışıyor.

Küresel şantaj: Aç kapa Amerika

Çin elbette bu baskıya seyirci kalmıyor: 53 Afrika ülkesinden yapılan ithalata sıfır gümrük vergisi uygulamaya başlaması, ASEAN’la ticaret bağlarını sıkılaştırma ve bölgesel petrol paylaşımını hızlandırma arayışı, ABD’nin İran petrolü alan Çinli rafinerilere yaptırımlarına karşı anti-yaptırım mekanizmasını devreye sokması adımlarından yalnızca bazıları (Önümüzdeki günlerde Çin ile ABD geçtiğimiz yıl ilan edilen ticari ateşkesin ardından ilk kez görüşmeye doğru giderken Çin nadir elementler kozunu hâlâ elinde tutuyor; ABD ise elini bu yazı dizisinde anlatmaya çalıştığım mekanizma ile güçlü tutmaya çalışıyor).

Ancak ABD’nin hem yaptırımlar, hem de “güvencesizleşme” söylemi (ya da “güvencesizleştirme” hamlesiyle) niyeti ortada görünüyor: Ukrayna Savaşı nasıl Avrupa’yı Rusya’dan koparıp ABD LNG’sine, dahası Amerikan silahlarına daha fazla bağladıysa, Hürmüz perdesinin de Asya’da benzer bir işlev görmesi umudunda. Körfez petrolü ve LNG’sine bağımlı Japonya, Güney Kore, Tayvan, Filipinler, Vietnam ve kısmen Hindistan Amerikan LNG’sine, dolar swap hatlarına ve yaptırım uyumlu finans kanallarına daha bağımlı hale gelebilir: İran Savaşı Asya’daki ABD müttefiki ülkelerin hem enerji açısından hem de finansal açıdan ABD’ye bağımlılıklarını arttırabilir. Öte yandan ABD şimdiden Japonya’yı, Güney Kore’yi ve Filipinler’i silahlanmaları konusunda teşvik ediyor.

ABD bu ikinci perdede, İran’a karşı Ukrayna’sını yani kendisi yerine savaşacak bir aktör bulmakta zorlandı; ancak açtığı yolda başarılı olursa uzun vadede bu kez Çin’e karşı yeni Ukraynalar mı inşa etmeye çalışıyor sorusu erken sayılmaz. Özellikle Tayvan’da muhalefet partisinin ABD’yi tam da Tayvan’ı yeni Ukrayna yapmaya çalışmakla suçlamaya başladığını hatırlarsak.

Hatırlanması gereken bir başka önemli söz de bu bağlamda Kissinger’ın ünlü sözü oluyor, sıklıkla şöyle çevrildi: “Amerika’nın düşmanı olmak tehlikelidir, ama dostu olmak daha tehlikelidir”. Aslında “fatal”, yani “ölümcüldür” diyor.

Büyük Oyun I: Hürmüz Vanasından Swap Vanasına

Çok Okunanlar

Exit mobile version