Rusya

RT Genel Yayın Yönetmeni Simonyan: Bizi sansürlediler ama izleyicimiz iki katına çıktı

Yayınlanma

Batı ülkelerinin uyguladığı yoğun yaptırım ve sansür kararlarına rağmen küresel erişimini artırmaya devam eden Russia Today (RT) televizyonunun Genel Yayın Yönetmeni Margarita Simonyan, uğradığı suikast girişimlerini, kanserle mücadelesini ve Rusya’nın küresel enformasyon savaşındaki konumunu anlattı.

Gazetecilik kariyerine henüz 19 yaşında İkinci Çeçen Savaşı’nın ön cephelerinde imza attığı haberlerle başlayan Margarita Simonyan, uluslararası medyanın en çok konuşulan figürleri arasında yer alıyor.

Henüz 25 yaşındayken Russia Today (RT) ve Sputnik’in Genel Yayın Yönetmenliği görevine getirilen Simonyan, Batılı yayın organlarının küresel tekelini kırmayı hedefleyen yayın politikasıyla yirmi yılı aşkın süredir uluslararası kamuoyunun dikkatini çekiyor.

Rusya ile Ukrayna arasındaki çatışmaların başlamasının ardından Batılı hükümetler ve dijital platformlar tarafından kişisel olarak yaptırım listesine alınan, kanalı küresel ölçekte erişim engellerine maruz kalan ve bu süreçte üç kez suikast girişiminden kurtulan Simonyan, yaşadığı zorlu süreci ve RT’nin yeni dönem stratejilerini Çin merkezli Guancha yayın organına verdiği özel mülakatla değerlendirdi.

“Gözlerimin önünde çocuklar can verdi”

Kariyerinin ilk yıllarında karşılaştığı trajik olayların üzerinde bıraktığı derin izlere değinen Sputnik ve Russia Today (RT) Genel Yayın Yönetmeni Margarita Simonyan, Beslan rehine krizinde yaşadığı dehşeti şu sözlerle aktardı:

“O dönem meslekten uzaklaşmayı hiç düşünmedim ancak bu denli vahşi eylemlerin gerçekleştirildiği bölgelerden kaçıp uzaklaşma arzusu duyduğum anlar oldu. Yaşananların gerçek olduğuna inanmakta güçlük çekiyordum. Özellikle okul binasında meydana gelen o iki büyük patlamanın ardından çocukların panik içinde sağa sola kaçışmaya başladığı anı unutamıyorum. Bazı çocuklar oracıkta, yolun ortasında can verdi, bazıları ise bedenlerinden kanlar süzülürken koşmaya devam ediyordu. Bu, insan psikolojisinin sınırlarını zorlayan korkunç bir manzaraydı.”

Yaşadığı travmanın ardından ciddi bir bağışıklık sistemi hastalığına yakalandığını ve iyileşme sürecinin çok uzun sürdüğünü ifade eden Simonyan, “Eşimi dokuz ay boyunca komada kaldıktan sonra kaybettim, bir çocuğum ciddi bir hastalık geçirdi ve ben kendim de şu an kanser tedavisi görüyorum. Ne zaman kendime acımaya başlasam ya da derin bir umutsuzluğa kapılsam, aklıma hemen Beslan’da hayatı altüst olan o aileler geliyor. Orada can veren çocukların anne babaları ve hayatta kalıp engelli olarak yaşamak zorunda kalan evlatların gösterdiği o büyük dirayet, benim en zor anlarımda en büyük dayanağım oldu” dedi.

Beslan’daki ailelerle iletişimini koparmadığını vurgulayan Simonyan, “Kızlarından birini saldırıda kaybeden, diğer kızı ise ağır baş yaralanması sonucu yıllardır okuma yazmayı ve yürümeyi her gün yeniden öğrenmeye çalışan bir anneyle görüşüyorum. Bu insanlar yaşadıkları devasa acılara rağmen hala hayata gülümseyebiliyor. Bu, benim hayatım boyunca aldığım en büyük ve en anlamlı derslerden biridir” ifadelerini kullandı.

“Yönetici olarak atandığımda dehşete kapıldım”

Henüz 25 yaşındayken küresel ölçekte yayın yapması planlanan devasa bir medya ağının başına getirilmesinin kendisinde yarattığı hisleri samimiyetle paylaşan Simonyan, o günleri şu sözlerle anlattı:

“Beni bu göreve atayan insanların aklını kaçırmış olduğunu düşündüm ve büyük bir dehşete kapıldım. 25 yaşıma gireli henüz bir ay olmuştu. Rezil olmaktan, başarısızlığa uğramaktan o kadar çok korkuyordum ki benim için prestij kaybetmek ölümden daha korkunç bir senaryoydu. Bu tarifsiz kaygı yüzünden ilk birkaç yıl geceleri gözüme uyku girmedi, yılbaşı geceleri de dahil olmak üzere neredeyse aralıksız çalıştım. Zamanla işler yoluna girdi ve taşlar yerine oturdu.”

Kendisini bu göreve layık gören yetkililerin dil hakimiyetine ve mesleki geçmişine güvendiğini belirten Simonyan, “Eğitimimin bir kısmını ABD’de tamamladığım için İngilizce benim ikinci ana dilim gibidir. Ayrıca çok genç yaşlardan itibaren televizyon haberciliğinin her kademesinde çalıştım ve Kremlin muhabirliği yaptım. Ülkemizin sesini dünyaya nasıl duyurmamız gerektiğini, uluslararası politikada yaşanan gelişmeleri Batılı hedef kitleye hangi perspektiften aktaracağımızı iyi biliyordum. O dönemde küresel enformasyon alanında BBC ve CNN gibi devlerin mutlak bir hegemonyası vardı ve her iki kanal da İngiliz ve Amerikan kökenli olmalarına rağmen tamamen aynı gündemi, aynı kelimelerle servis ediyordu. Dünyada başka hiçbir şey olmuyormuş gibi tek taraflı bir yayıncılık yapıyorlardı. Biz bu tek sesliliği kırmak ve dünyada gerçekte neler yaşandığını göstermek için yola çıktık” şeklinde konuştu.

“Bize devlet propagandası diyenleri dinleyecek vaktim yok”

Yayın politikaları nedeniyle Batılı ülkeler tarafından sıklıkla “Kremlin’in propaganda aygıtı olmakla” suçlanmalarına tepki gösteren Simonyan, eleştirilere şu sözlerle yanıt verdi:

“Ben o çevrelerin eleştirilerini ciddiye almıyorum ve dinlemiyorum. ABD Dışişleri Bakanlığının devasa propaganda mekanizması mı bana devlet propagandası üzerine ders verecek? Onların ne söylediğini takip edecek vaktim dahi yok. Genç bir kadın olarak bu göreve geldiğimde pek çok önyargıyla ve şüpheyle karşılaştım. Ancak biz işimize baktık. Rusya’da popüler bir atasözünün de ifade ettiği gibi: Köpekler havlar ama kervan yürümeye devam eder.”

Muhabirlikten yöneticiliğe geçiş sürecinde edindiği tecrübeleri de aktaran Simonyan, “18 yaşında yerel bir televizyonda stajyer olarak başladığım bu sektörde, sahada çekim ekibinden bütçe yönetimine kadar her aşamada bizzat bulundum. Bizim meslekte ‘üç kişiyi başarıyla yönetebilen bir insan, yarın üç milyon insanı da yönetebilir’ anlayışı hakimdir. Benim için asıl zorlu ve yeni olan süreç, küresel televizyon yayıncılığının dağıtım mekanizmalarını çözmek ve uluslararası çalışanlarımızla ortak bir çalışma kültürü geliştirmek oldu. Farklı ülkelerden gelen meslektaşlarımızın iş disipliniyle Rus televizyonculuğunun dinamiklerini ortak bir paydada buluşturmayı başardık” dedi.

“Batı bizi yasakladıkça izleyicimiz daha çok arttı”

Ukrayna’daki askeri harekatın başlamasının ardından Batı dünyasında RT’ye uygulanan topyekun sansürün beklenenin aksine ters teptiğini öne süren Simonyan, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Uygulanan tüm kısıtlamalar ve yaptırımlar bizim için olumlu bir kamçı görevi gördü. Batı dünyasında her platformda yasaklanınca daha esnek, adeta bir gerilla medya tarzında, karmaşık yöntemlerle çalışmaya başladık. Sonuç olarak izleyici kitlemiz daralmak bir yana, daha da büyüdü. Batılı politikacılar ve medya kuruluşları sürekli olarak ‘her türlü engeli koymamıza rağmen RT’nin küresel erişimini nasıl engelleyemiyoruz’ diye yakınıyor. Örneğin İtalya’da yaptığımız askeri belgeseller sinema salonlarında gizli gösterimlerle izleyiciyle buluşuyor ve büyük ilgi görüyor. Resmi verilere göre, 2025 yılındaki küresel internet trafiğimiz ve izlenme oranlarımız bir önceki yıla kıyasla tam iki katına çıktı.”

Uyguladıkları alternatif yöntemlerin ayrıntılarını güvenlik gerekçesiyle paylaşamayacağını belirten Simonyan, “Şu an kullandığımız yöntemleri açıkça anlatırsam Batılı istihbarat servisleri anında o kanalları da kapatmak için harekete geçer. ABD Merkez Karşı Casusluk Ofisi ve CIA her adımımızı yakından izliyor. Ancak bizim binlerce farklı kanaldan dünyaya ulaştığımızı henüz çözebilmiş değiller. İçerik ve yayın stratejimizde ise hiçbir değişiklik yapmadık; her koşulda yalnızca doğruları ve gerçekleri aktarmaya devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.

“Ölümden korkmuyorum, hayatımı vatanıma hizmete adadım”

Kendisine yönelik suikast tehditlerinin hayatının bir parçası haline geldiğini dile getiren Simonyan, vatanseverlik ve ölüm üzerine yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı:

“Şu ana kadar bana yönelik üç büyük suikast girişimi engellendi. Bunlardan birinde, içinde beş çocuk ve iki yaşlı kadının bulunduğu evimiz doğrudan insansız hava araçlarıyla hedef alındı. Beni doğrudan hedef alan suikast planlarının failleri şu an tutuklu ve yargı süreçleri devam ediyor. Ancak ben eski bir savaş muhabiriyim; hayatın her an son bulabileceği gerçeğine çok genç yaşta sahada alıştım. Anneme bu tehlikeleri yansıtmamak için çok uğraştım ama o bir şekilde öğrendi. Bana, ‘Eğer kızım vatanını korurken hayatını kaybederse, onunla gurur duyarım, o bir kahramandır’ dedi. Bu sözler benim için en büyük güç kaynağı oldu.”

İnançlı bir Hristiyan olduğunu ve hayattaki her şeyin Tanrı’nın iradesiyle gerçekleştiğine inandığını vurgulayan Simonyan, “İnsan sadece güzel yemekler yemek, pahalı ayakkabılar giymek ve dünyayı gezmek için mi yaşar? Bence hayatın asıl anlamı topluma ve devletine fayda sağlamaktır. Vatanımın bana duyduğu güvene layık olmak ve dünya düzeninin daha adil bir noktaya evrilmesine küçük de olsa bir katkıda bulunabilmek benim için en büyük onurdur. Eğer bu uğurda ölmem gerekiyorsa, bunu sükunetle karşılarım. Önemli olan ne zaman öleceğimiz değil, geride nasıl bir iz bırakarak göçüp gideceğimizdir” dedi.

“Çocuklarım gelecekte dünyaya Çin’in liderlik edeceğini biliyor”

Son dönemde kaleme aldığı bir makalede çocuklarının neden küçük yaşlardan itibaren Çince öğrendiğine açıklık getiren Simonyan, bu tercihin arkasındaki vizyonu şu sözlerle açıkladı:

“Çocuklarıma neden Çince öğrendiklerini sorduğumda bana doğrudan, ‘Çünkü biz büyüdüğümüz zaman dünyaya Çin liderlik edecek’ yanıtını veriyorlar. Bu analizlerinde tamamen haklılar. Çin, insanlık tarihinin en köklü ve en eski medeniyetine sahip. Kağıttan pusulaya kadar insanlık tarihini kökten değiştiren pek çok keşif Çin kültürünün bir ürünüdür. Ben şahsen Çin estetiğine, mimarisine, tasarım diline ve sanatına büyük bir hayranlık duyuyorum. Antik Yunan kültüründen çok daha önce Çin şehirlerinde yerleşik toplumsal kuralların ve düzenin bulunması bu medeniyetin büyüklüğünü kanıtlıyor.”

Çocuklarının şu an Çin’de bulunduğunu ve ülkeyi derinlemesine keşfetmeye devam ettiklerini belirten Simonyan, “Çin’in çok akıllıca kurgulanmış bir devlet sistemi, zengin bir coğrafyası ve muhteşem insanları var. Çocuklarımın ana dilleri gibi Çince konuşabilmelerini gıpta ile izliyorum. Ermeni kökenli dış görünüşlerine rağmen Çin’deki yerel halkla kusursuz bir Çince ile iletişim kurmaları beni son derece mutlu ediyor. Çin kültürü ve dili, Batı’nın içine düştüğü o rasyonellikten uzak çılgınlık sarmalına karşı çocuklarımı koruyacak en güçlü entelektüel kaledir” diyerek sözlerini tamamladı.

Çok Okunanlar

Exit mobile version