Görüş

Rusya’nın İran açıklamasında ne deniyor?

Yayınlanma

Beklenen oldu. Epstein dosyaları eşliğinde ABD-İsrail ve ortakları İran devletine, İran’ın egemenliğine, toprak bütünlüğüne, bağımsızlığına ve İran halkının geleceğine karşı büyük bir iştahla hazırlandıkları canice saldırıya başladılar.

Saldırının amacı, niteliği, hedefleri vb. başka zamana bırakalım.

Rusya Dışişleri’nin bir saat kadar önce yaptığı açıklama, daha önceki benzerlerinden birçok açıdan ayrılıyor. Şimdilik bunun üzerinde durmakla yetinmek yerinde olacaktır.

Aşağıdaki geniş özet ve yorumda kalın harflerle vurgular da Dışişleri’ne aittir.

Açıklamada, “bu akılsız adımın öncesindeki askeri-siyasi ve propaganda hazırlıklarının, keza bölgeye ABD’nin büyük bir askeri yığınağının toplanmasının, egemen ve BM üyesi bir devlete karşı, uluslararası hukukun bütün temel ilke ve normlarını ihlal eden, önceden planlanmış ve karşı taraf tarafından provoke edilmemiş bir silahlı saldırganlık eylemi olduğuna kuşku götürmediği” vurgulanıyor.

Açıklamada ikinci cümle: “Saldırıların gene, islam cumhuriyeti etrafında güya uzun vadeli bir normalizasyonu temin etmeye yönelik yeniden başlayan görüşme süreci örtüsü altında ve Rusya tarafına verilen, İsraillilerin İranlılarla askeri bir karşı karşıya geliş istemediğine dair sinyallere rağmen gerçekleştirilmiş olması da kınamayı gerektiriyor.”

Yani şu: İsrail ve ABD, Rusya’ya, gerilimi silahlı çatışmaya vardırmak istemediklerini bildirdiler ve bunu da hiç şüphesiz Rusya gevşetsin diye yaptılar. Bu, tıpkı görüşme sürecinin kendisi gibi, tuzağın bir parçasıydı. Bir başka deyişle tuzağı hazırlamak için Rusya’yı İran’la gizli diplomatik girişimlerde bulunmaya teşvik ettiler. Ancak bu ahmakça oyun o kadar ortadaydı ki, taraflardan hiçbirinin artan saldırı ihtimalini gözardı etmiş olması mümkün değil. Öte yandan ve aynı nedenle, oyunun ahmaklığı, ABD-İsrail ve ortakları tarafının cinnet haline de tanıklık ediyor.

Açıklamada BM ve UAEK’nun “Ortadoğu’da barış, istikrar ve güvenliğin tahribine yönelik sorumsuz eylemleri derhal objektif ve tavizsiz şekilde değerlendirmek yükümlülüğü bulunduğu” söyleniyor.

Ne var ki bu da, herkesin bildiği gibi, diplomatik teamüllerin işletilmesi için zaruri ama sonuçsuz kalacağı belli bir çabadan başka bir şey değil. BM’nin sarhoş kılıklı bir genel sekreter ve genel kurula başkanlık eden ABD kuklası, Ribbentrop kadar büyük bir savaş suçlusu Yeşil bir nazi torunu idaresinde kılını kıpırdatması mümkün değil; UAEK ise 12 gün savaşında olduğu gibi bu defa da saldırının doğrudan ortağı ve ABD-İsrail ve ortaklarının propaganda savaşının baş aktörü olduğu ortada.

Rusya açıklamasında “Washington ve Tel Aviv’in bir kez daha, bölgeyi insani, iktisadi ve belki radyoaktif bir felakete hızla yaklaştıran tehlikeli bir maceraya giriştikleri” belirtiliyor.

Bu, Rusya Dışişleri’nin İsrail’e karşı ve Ukrayna meselesinde herhalde batı bloğunu parçalamak için ilişkilerini geliştirmeye çalıştığı ABD’ye karşı en azından bir önceki başkanın son döneminden beri en sert eleştirisi. Üsluptaki sertlik, bana kalırsa, Ukrayna meselesinde de ABD bloğunun girişimlerinin paralize olmasıyla sonuçlanacaktır; zira ABD’nin Ukrayna’daki görüşme aktörleri ile İran’daki görüşme aktörleri aynı kişiler.

Açıklama, 1960’ların gerilimini yansıtan şu ifadelerle devam ediyor:

Saldırganların niyetleri belli ve kendileri tarafından son derece açıklıkla deklare ediliyor: anayasal bir düzeni tahrip etmek ve zor yoluyla istediklerinin dikte edilmesine ve hegemonizme boyun eğmeyi reddeden hoşlarına gitmeyen bir devletin yönetimini yok etmek. Öngörülemeyecek zincirleme bir reaksiyon ve şiddet sarmalının tırmanması da dahil olmak üzere bu bile isteye yaratılan krizin negatif sonuçlarının sorumluluğu tamamen kendilerine aittir.”

Bu ifade, bana öyle geliyor ki, Rusya’yı İran’la ilişkilerde arabulucu olarak kullanmaya çalışma siyasetinin Kremlin tarafından kabul görmeyeceğinin işareti.

Rusya Dışişleri’nin her satırı çok önemli; ancak en önemli noktalarından biri, ABD-İsrail ve ortaklarının saldırganlığının nükleer silahların yayılmasının önlenmesi anlaşması bakımından yaratacağı sonuçlar. Şöyle deniyor:

“Bu düşünülmeden atılmış adımların, temel taşı nükleer  silahların yayılmasını önleme anlaşması olan küresel (nükleer silahların — bn.) yayılmasını önleme rejimi açısından ağır sonuçları açıkça gözardı ediliyor. Bu meyanda ABD-İsrail ikilisi İranlıların nükleer silah sahibi olmamasına yönelik sözde endişeyi de bahane olarak kullanıyor. UAEK kurumlarının garantisi altındaki nükleer tesislerin bombalanması kabul edilemez.”

Özellikle ilk cümle, nükleer silahların yayılmasını önlemenin bundan böyle çok daha zor olacağının güçlü bir ifadesi sayılmalı.

Açıklamada, “Washington ve ABD’nin motivasyonunun bu yayılmayı önleme rejimiyle hiçbir ilgisi olmadığı” vurgulanıyor ve gerçekte böyle bir durumda tehditlere karşı devletlerin nükleer silahlar da dahil olmak üzere tedbirler alacakları belirtiliyor: “Ortadoğu’yu kontrol edilemeyecek bir tırmanış girdabına sürükleyerek aslında bütün dünyadaki ve öncelikle de bölgedeki ülkeleri ortaya çıkmakta olan tehditlere karşı çok daha ciddi vasıtalar edinmek için teşvik ediyor olduklarını anlamamaları mümkün değil.”

Açıklamanın son iki paragrafı doğrudan doğruya ABD yönetimini hedef alıyor — bu bağlamda Ukrayna meselesiyle ilgili somut çıkarımlar yapmak mümkün:

“Son aylarda ABD yönetiminin dünya düzeninin, aralarında iç işlerine karışmama, kuvvet kullanma tehdidinden veya kullanmaktan kaçınma, uluslararası uyuşmazlıkların barışçıl çözümünün de olduğu uluslararası hukuka dayalı temellerine karşı hayata geçirdiği istikrar bozucu darbelerin seri bir nitelik taşıyor oluşu özellikle endişe vericidir.”

Açıklama, “derhal siyasi-diplomatik bir çözüm” çağrısıyla ve Rusya’nın “uluslararası hukuka, karşılıklı saygıya ve menfaatlerin dengesi temelinde barışçıl çözüm arayışlarına katkıda bulunmaya eskiden olduğu gibi hazır olduğu” ifadesiyle son buluyor. Ancak açıklamanın tamamı, gerçekte, hiç değilse ABD ve İsrail’in bugünkü siyasi yönetimleriyle böyle bir çağrının karşılık bulmayacağına dair yeterince güçlü bir izlenim bırakıyor.

* * *

Yeri gelmişken, değinmeden geçmek olmayacak. Uzun zamandır AB’nin Reichskommissar’ı diye andığım Komisyon şefi von der Leyen de açıklama yapmış. Kaygılılarmış. “Bölgedeki ortaklarıyla yakın temas” içindelermiş. “Bölgesel güvenlik ve istikrardan” yanalarmış. Dolayısıyla İran’ın “katil rejimi ve devrim muhafızlarına karşı” geniş yaptırımlar da getiriyorlarmış. “Nükleer ve balistik programın görüşmeler yoluyla çözümünü” istiyorlarmış. “Uluslararası hukuka” uyma çağrısı yapıyorlarmış. Ve saire, ve saire.

Bu sinik ahlaksızlık, her tür haysiyet ve onuru vestiyerde bırakıp unutma hali, bana son zamanlarda gitgide daha sık, Saltıkov-Şçedrin’in birkaç yıl önce çevirdiğim bir hikâyesini hatırlatıyor. “Sırtlan”dır bu hikâyenin adı; şöyle biter:

Ama bütün bu hikâye ne anlama geliyor, ne amaçla yazılmış?” diye belki de sorar bana okur. Bunu sadece ve sadece “insanlığın” daima ve kaçınılmaz olarak “sırtlanlığa” galebe çalacağına tanıklık etsin diye anlattım ben.

Bazen bize öyle gelir ki sanki “sırtlanlık” bütün dünyaya yayılacaktır, kanatlarını şarktan garba, şimalden cenuba yayacaktır ve az zamanda bütün canlıları boğazlayacaktır. …

Bu dev ve canice bir vesvesedir. “İnsanca” olan asla tam olarak ölmemiştir, ama “sırtlanlığın” onun üzerine geçici bir süreliğine serptiği külün altında yanmaya devam etmektedir.

Ve bundan böyle de ölmeyecek, ateşi sönmeyecek, asla! Zira onun zafer kazanması için sadece tek bir şey gereklidir: yürekleri ve akılları, “sırtlanlığın” ona akıldışı ve kötücül bir önyargı atfeden, kendisine yakıştırılmış büyülü güce hiç sahip olmadığı inancıyla aydınlatmak. Bu aydınlanma bir defa gerçekleştiğinde, “sırtlanlığın” terbiyesine lüzum kalmayacak hiç. (Neden? Biz ne kadar uğraşırsak uğraşalım onu evcilleştirmek için, o hep korkacak da ondan); o zaman o kendisi her geçen dakika daha derinlere batacak, deniz nihayet onu yutmaz oluncaya kadar — tıpkı çok eski zamanlarda domuz sürüsünü yutmadığı gibi.

Dixi.

Çok Okunanlar

Exit mobile version