Dünya Basını
Scott Ritter: İran’ı ‘başsız bırakma’ girişimi başarısız oldu
Eski ABD Deniz Piyadeleri istihbarat subayı ve BM silah müfettişi Scott Ritter, Dialogue Works yayınında, İran’a yönelik “başsız bırakma” stratejisinin başarısız olduğunu söyledi. Ritter, Ali Hamaney’in öldürülmesinin rejimi çökerteceği beklentisinin aksine, İran halkının sistem ve inanç etrafında kenetlenmesine yol açtığını ifade etti.
Emekli BM silah müfettişi ve eski ABD Deniz Piyadeleri istihbarat subayı Scott Ritter, dün katıldığı Dialogue Works yayınında, ABD ve İsrail tarafından İran’a karşı yürütülen askeri harekatın stratejik temelini eleştirdi.
Ritter, harekatın “başsız bırakma” (decapitation) stratejisine dayandığını belirterek, bu yaklaşımın hedeflenen rejim değişikliğini sağlamak yerine, İran’ın devlet yapısını ve toplumsal bağlılığını pekiştirdiğini ileri sürdü.
Hamaney’in öldürülmesini “rejim değişikliği operasyonunun ilk aşaması” olarak nitelendiren Ritter, Washington ve Tel Aviv’in bu adımla savaşın sonucunu belirlediklerini düşündüklerini, ancak aslında “savaşı kaybetmeyi garantilediklerini” savundu.
Ritter, “Hamaney’i saklandığı bir sığınakta avlamadık. O, açıkça kamuoyu önünde görüştüğü bir ortamdaydı. Biz bu adımla Hamaney’i bir şehide dönüştürdük” diye konuştu.
“İran’ın en meşru demokrasi olduğu gerçeği göz ardı ediliyor”
Ritter, İran’ın anayasal bir cumhuriyet olduğunu ve bu sistemin inanç ile hukuk üzerine kurulu olduğunu vurguladı. “Hamaney’in ölümüyle sistemin başsız kaldığını düşünmek büyük bir yanılgı” diyen Ritter, anayasal mekanizmaların işlemeye devam ettiğini ve İran’ın bir sistem olarak varlığını sürdürdüğünü ifade etti. İran’ın Orta Doğu’daki en meşru demokrasi olduğunu savunan Ritter, “Biz şahıslara odaklanırken, İran’ın inanç ve hukuk temelinde işleyen bir sistem olduğunu görmezden geliyoruz” ifadelerini kullandı.
“Körfez ülkeleri çatışmanın tarafı haline geldi”
Körfez ülkelerinin tutumunu değerlendiren Ritter, bu ülkelerin başta tarafsız kalmak istediklerini ancak daha sonra çatışmanın içine çekildiklerini belirtti. ABD’nin bölgedeki askeri altyapısının, özellikle gelişmiş radar sistemlerinin İsrail’in füze savunma mekanizmalarına veri sağladığını kaydeden Ritter, “Körfez Arap ülkeleri, ABD’ye ev sahipliği yaparak bu çatışmanın başlamasına yardımcı oldu. Bu yüzden saldırılara hedef oluyorlar” dedi.
Ritter, Suudi Arabistan Hava Kuvvetleri’nin kapasitesine yönelik şüphelerini de dile getirdi. “Suudi Hava Kuvvetleri, Yemen’de elde ettikleri tecrübeyle yetersizliklerini kanıtladı” diyen Ritter, bu güçlerin karmaşık bir hava harekatına entegre edilmesinin operasyonu riske atacağını söyledi.
İran’da bir okulun bombalanması sonucu yaşanan can kayıplarına değinen Ritter, bu durumun ABD istihbaratının “korkunç” derecede hatalı olduğunun bir göstergesi olduğunu belirtti. “Bir kız okulunu komuta kontrol merkezi olarak tanımlamak, istihbaratın ne kadar yanlış bir resim çizdiğini kanıtlıyor” diyen Ritter, İranlıların ise “hedef saptırma” (decoy) stratejisiyle ABD ve İsrail’i boş hedeflere yönlendirdiğini savundu.
Ritter, kendi geçmişteki silah denetimleri tecrübesine atıfta bulunarak, “Iraklılar geçmişte istihbaratımızı nasıl yöneteceklerini biliyorlardı. İranlılar da bunu yapıyor. Biz kaynaklarımızı var olmayan şeyleri yok etmek için harcıyoruz” şeklinde konuştu.
Hamaney’in nükleer silahları yasaklayan fetvasına değinen Ritter, “ABD, nükleer silaha karşı duran tek figürü öldürerek, yerine bu konuda daha esnek düşünen isimlerin önünü açtı” değerlendirmesinde bulundu. İranlı yetkililerin daha önce nükleer silahın İslami olmadığını ve ülkeyi zayıflatacağını belirttiklerini hatırlatan Ritter, “Ancak varoluşsal bir krizle karşı karşıya kalan İran’da, bu fetvanın yeniden yorumlanması veya kaldırılması olasılığı doğdu. Biz kendi elimizle nükleerleşmenin önündeki engellerden birini kaldırmış olabiliriz” dedi.
ABD’nin dış politikasını sert bir dille eleştiren Ritter, mevcut durumun ABD’nin ulusal güvenlik çıkarlarına değil, İsrail’in stratejik önceliklerine hizmet ettiğini belirtti. “Bu, ‘Önce Amerika’ (America First) değil, ‘Önce İsrail’ (Israel First) politikasıdır” diyen Ritter, ABD’nin Orta Doğu’daki varlığının bölge için bir “kanser” olduğunu ifade etti. Ritter, “Amerika’nın bölgeden temizlenmesi gerektiğini düşünüyorum, çünkü her dokunduğumuz şey ölüyor” diye konuştu.
“Rusya ve Çin’in rolü, bir noktada diplomatik çıkış yolu oluşturmaktır”
Bölgesel çatışmada Rusya ve Çin’in tutumuna değinen Ritter, bu iki ülkenin doğrudan askeri müdahil olmayacağını ancak diplomatik ve ekonomik süreçlerde anahtar rol oynayacağını belirtti. Ritter, “Rusya ve Çin’in rolü, çatışmanın yayılmasını önlemek ve bir noktada diplomatik çıkış yolu oluşturmaktır” dedi. ABD’nin mühimmat sıkıntısı yaşaması veya çatışmanın sürdürülemez olduğunu fark etmesi durumunda, Rusya ve Çin’in arabuluculuk yapacağını öngören Ritter, “Savaşın ekonomik hedeflere, özellikle enerji tesislerine sıçramasını engellemek onların temel çıkarıdır” şeklinde görüş bildirdi.
“Bahreyn bir domino taşı olabilir”
Son olarak Bahreyn’deki durumu analiz eden Ritter, bu ülkede çoğunluğu oluşturan Şii nüfusun Khalifa ailesine karşı tepkili olduğunu belirtti. İran’ın Bahreyn’deki saldırılarını “rejim değişikliği kartını tersine oynama” çabası olarak nitelendiren Ritter, “Bahreyn’deki bir Şii ayaklanması, diğer Körfez ülkeleri için de bir tehdit oluşturabilir. İran, bu domino etkisini başlatmaya çalışıyor” ifadesini kullandı.
Ritter, mevcut çatışma ortamının ABD Başkanı Trump’ın siyasi geleceği üzerinde ağır bir yük oluşturacağını belirterek, “Bu başarısız savaş, Trump’ın başkanlığını riske atıyor. Kongre’deki muhalefetin güçlenmesiyle birlikte azil süreci gündeme gelebilir” diyerek sözlerini noktaladı.