Avrupa

Sekiz AB ülkesi “oybirliği” ilkesini esnetmek istiyor

Yayınlanma

Almanya ve Fransa’nın da aralarında bulunduğu sekiz AB ülkesi, bloğun dış politika kararlarını alma sürecini yeniden düzenlemek istiyor.

Üye devletler, Bloomberg’in eline geçen öneriyi, bu hafta İrlanda’da yapılacak AB savunma ve dışişleri bakanları gayri resmi toplantıları öncesinde dağıttı.

Birçok dış politika kararı oybirliği gerektiriyor ve bu durum, belirli girişimlerin yıllarca tıkanmasına yol açtı.

Eski Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Rusya’ya yönelik yaptırımları engellemek veya Ukrayna’ya verilen desteği durdurmak için bu veto hakkını düzenli olarak kullanmıştı.

Belgede, “stratejik rekabet, artan istikrarsızlık ve kurallara dayalı uluslararası düzeni zayıflatma girişimleri tarafından şekillendirilen, kökten değişmiş bir ortam” olduğu ve AB’nin “kolektif siyasi, iktisadi ve diplomatik ağırlığını hızlı ve etkili bir şekilde harekete geçirmesi” gerektiği kabul ediliyor.

Ülkeler “mümkün olduğunca uzlaşmayı” destekleseler de, antlaşmaları yeniden yazmaya gerek kalmadan (bu adım oybirliği gerektirir) karar alma sürecini hızlandırmak ve tıkanıklıkları önlemek için çözümler aramaya çalışıyorlar.

Belge, üye devletlerin bir karara karşı çıkabilmelerini fakat veto edememelerini sağlamak amacıyla “samimi işbirliği, ilgisiz politika tartışmalarını birbirine bağlamama ve yapıcı çekimserlik” gibi ilkeler öneriyor.

Bir grup ülke geçen yıl da benzer bir girişimde bulunmuştu fakat bu çaba, AB’nin diplomatik hizmetinin dönüştürülmesine ilişkin daha geniş kapsamlı bir tartışma bağlamında yeniden gündeme getiriliyor.

Almanya tarafından desteklenen bir öneri, dış politika faaliyetlerini merkezileştirmek amacıyla bu hizmetin AB’nin yürütme organı olan Avrupa Komisyonu’na entegre edilmesini hedefliyor.

Almanya-Fransa planına göre, Kaja Kallas Avrupa Komisyonu içinde daha aktif bir rol üstlenecek ve daha geniş sorumluluklara sahip olacak. Fakat dış politika konusunda son söz hakkı Ursula von der Leyen’de kalacak.

Lizbon Antlaşması’nın karmaşık yapısı çerçevesinde, Yüksek Temsilci Avrupa Dış Eylem Servisi’ne (EEAS) liderlik ediyor ve 27 üye devlet adına dış politikayı tasarlıyor, koordine ediyor ve uyguluyor.

Aynı zamanda Avrupa Komisyonu’nun başkan yardımcılarından biri olarak da görev yapıyor.

Gelgelelim ticaret, enerji, iklim ve göç gibi uluslararası politikanın gidişatını belirleyen ağır sorumluluk alanları büyük ölçüde Komisyon’un yetki alanına giriyor ve bu da EEAS’ın masaya koyabileceği somut bir etki gücünden mahrum kalmasına neden oluyor.

Belirgin bir jeopolitik boyutu olan bir başka alan olan genişleme konusu da tamamen Komisyon’un elinde.

Bu yetki dağılımı, Ursula von der Leyen’in dış politika rolünü önemli ölçüde genişletmesine olanak sağladı.

Ayrıca, manşetlere taşınan çeşitli anlaşmaları imzalamak üzere yoğun bir seyahat programı yürüttü.

Von der Leyen’in genişleyen etkisi, başkentlerde şaşkınlığa yol açmış ve AB liderleri tarafından küresel krizlerde öncülük etmesi için sık sık teşvik edilmesine rağmen, “yetki aşımı” ve “iktidar gaspı” yönünde zaman zaman eleştirilere yol açmıştı.

Almanya-Fransa planı, Komisyon’un genel müdürlükleri (DG’ler) tarafından yürütülen kalkınma yardımı (DG INTPA), insani yardım (DG ECHO), savunma sanayii (DG DEFIS) ve DG ENEST (Doğu Avrupa) ile DG MENA (Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Körfez) arasında bölünmüş olan komşu ülkelerle ilişkiler gibi dış ilişkilerle ilgili alanların koordinasyonunda Kallas’a aktif bir rol verilmesini öngörüyor.

Yüksek riskli bir portföy olan ticaret konusu da değerlendirilebilir.

Yeni yapıyı güçlendirmek amacıyla dış politikaya özel bir departman kurulacak. Komisyon, 2010 yılında EEAS bünyesine dahil edilene kadar dış ilişkilerden sorumlu bir genel müdürlük (DG RELEX) işletiyordu.

Uygulamada, Kallas Komisyon içinde daha geniş kapsamlı ve doğrudan sorumluluklara sahip olacak.

Fakat bu yetki artışı nihayetinde von der Leyen’in yararına olacak; zira Komisyon Başkanı olarak en üst yetkili konumda kalacak ve bu durum, ulusal düzeydeki başbakan ile dışişleri bakanı arasındaki hiyerarşik düzeni yansıtacak.

Kallas’ın şu anda von der Leyen’den bağımsız olarak yönettiği EEAS, kurumsal bir çatışma riskini azaltmak amacıyla zayıflatılacak.

Bu reform, Lizbon Antlaşması yerine, Avrupa Dış İlişkiler Servisi’ni (EEAS) kuran 2010 tarihli kararın değişmesini gerektiriyor. Bu konuda da oybirliği ile bir mutabakat sağlanması gerekecek.

Çok Okunanlar

Exit mobile version