Dünya Basını

Tarihçi Emmanuel Todd: Mevcut sistemde oy vermek bir illüzyondan ibaret

Yayınlanma

Fransız tarihçi, sosyolog ve antropolog Emmanuel Todd, Fréquence Populaire kanalına verdiği mülakatta küresel jeopolitik dengeler, Ukrayna savaşı, Avrupa Birliği’nin geleceği ve Fransa’nın sosyo-ekonomik yapısına dair değerlendirmelerde bulundu. Batı dünyasının derin bir çöküş ve nihilizm sarmalında olduğunu savunan Todd, küresel sistemin merkezinin doğuya ve yeni yükselen güçlere kaydığını belirtti.

Fransız entelektüel dünyasının en önemli isimlerinden tarihçi, sosyolog ve antropolog Emmanuel Todd, Fréquence Populaire kanalına verdiği özel mülakatta, küresel ölçekte yaşanan askeri, ekonomik ve demografik kırılmaları çok boyutlu bir analizle ele aldı.

Son dönemde üzerinde çalıştığı yeni akademik projelerden küresel çatışma bölgelerine kadar geniş bir yelpazede konuşan Todd, Batı ittifakının rasyonelliğini yitirdiğini ve kaçınılmaz bir çöküşe doğru ilerlediğini savundu.

“Ukrayna’yı Avrupa Birliği’ne davet etmek bir ölüm fermanıdır”

Küresel jeopolitik gelişmeleri ve Ukrayna’daki savaşı değerlendiren Todd, Batı bloğunun kendi içinde bir sıkılaşma ve katılaşma yaşadığını ancak bu durumun rasyonel bir temele dayanmadığını dile getirdi.

Ukrayna’nın varoluşunu tamamen Rusya karşıtlığı üzerine kurduğunu belirten sosyolog, Kiev yönetiminin Batı’dan silah ve mali destek aldığı sürece savaşı sürdüreceğini, zira bunun mevcut Ukrayna ulusal kimliğinin yegane anlamı haline geldiğini savundu.

Avrupa Birliği ve ABD’nin Ukrayna’daki savaşı sürdürme kararlılığının arkasında yıkıcı bir mantık olduğunu ifade eden Todd, “Avrupa ve ABD, son Ukraynalıya kadar savaşmaya karar vermiş görünüyor” dedi. Ukrayna’nın Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinin başlatılması yönündeki vaatleri sert bir dille eleştiren Todd, bu durumun ülkeyi Rusya için daha büyük bir hedef haline getirmekten başka bir işe yaramayacağını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:

“Ukrayna’ya Avrupa Birliği’ne katılım teklif etmek, onu kesin olarak ölüm cezasına çarptırmaktır. Onu Ruslar için daha da açık bir hedef haline getirmektir. Bu, hayal gücünü zorlayan bir sinizm, bilinçsizlik ve gaddarlıktır.”

“Avrupa Birliği varoluş sebebini kaybettiği için savaşa sığınıyor”

Avrupa Birliği’nin içsel bir patlamanın eşiğinde olduğunu ve toplumsal refahı sağlama misyonunu yitirdiğini savunan Todd, birliğin içine düştüğü boşluğu savaş retoriğiyle doldurmaya çalıştığını kaydetti.

Estonyalı siyasetçi Kaja Kallas’ın Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi olarak atanmasının bu dönüşümün en somut nişanesi olduğunu belirten Todd, “Avrupa Birliği varoluş sebebini kaybetti ve bu yüzden savaşı yeni bir varoluş sebebi olarak benimsiyor” değerlendirmesinde bulundu.

Almanya’nın askeri sanayisini ve finansal gücünü bu savaş için seferber etmesini küresel dengeler açısından kritik bir eşik olarak gören Todd, Fransa ve İngiltere’nin askeri-endüstriyel kapasitesinin Rusya’yı tek başına endişelendirecek düzeyde olmadığını ancak Alman sanayisinin devreye girmesinin durumu değiştirdiğini ekledi.

“Batı dünyası derin bir nihilizm ve akıl tutulması yaşıyor”

Batı ittifakının hamlelerini rasyonel bir satranç oyuncusu gibi planlayamadığını, buna karşın Rusya, İran ve Çin’in uzun vadeli ve stratejik bir akılla hareket ettiğini belirten Todd, Batılı liderlerin günübirlik ve tutarsız kararlar aldığını savundu.

Batı’nın küresel ekonomik ve askeri üstünlüğünü kaybetmenin yarattığı travmayı atlatamadığını ifade eden Todd, şu tespitleri paylaştı:

“Karşımızda hastalıklı, son derece şiddetli, küresel güç kaybını çok kötü deneyimleyen ve son derece tehlikeli davranan bir Batı var. Biz sol liberal insanlar için otoriter rejimlerin rasyonel ve sakin kalması için dua etmek zorunda kalıyor olmak son derece tuhaf ve endişe vericidir.”

Todd, kendi geliştirdiği “nihilizm” kavramının bugün sadece ABD için değil, tüm Avrupa elitleri için geçerli olduğunu söyledi. Kendi halkını ve üreticisini korumayan, Rusya ve Körfez kaynaklı ucuz enerjiden mahrum kalarak sanayisini baltalayan Avrupa yönetimlerinin adeta bir “kendini imha” süreci yürüttüğünü belirten Todd, bu durumu “hizmetkarlık, sadizm ve nihilizmin bir karışımı” olarak tanımladı.

“Mevcut sistemde oy vermek bir illüzyondan ibaret”

Fransa’nın iç siyasi durumunu ve yaklaşan seçim süreçlerini değerlendiren Todd, Fransız halkının büyük bir aldatmaca içinde olduğunu savundu.

Ülkenin para politikası, gümrük ve ticaret üzerindeki egemenlik haklarını Avrupa Birliği’ne devretmiş olması nedeniyle cumhurbaşkanlığı makamının işlevsizleştiğini söyleyen ünlü düşünür, “Oy vermeye gitmek, sanki cumhurbaşkanının Avrupa’da bir gücü varmış gibi davranmaktır. Oysa biz para birimimiz ve ticaret politikamız üzerindeki tüm kontrolü gönüllü olarak kaybettik. Bu makam artık bir eyalet valiliği ya da büyükşehir belediye başkanlığı seviyesine inmiştir” dedi.

Fransız siyasetindeki muhalif hareketleri de eleştiren Todd, aşırı sağcı Rassemblement National (Ulusal Birlik) partisinin giderek merkez sağ elitlerin çizgisine kaydığına, Jean-Luc Mélenchon liderliğindeki Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) hareketinin ise sınıf siyaseti yerine etnik ve dini tartışmaları merkeze alarak mevcut oligarşik sisteme hizmet ettiğine dikkat çekti.

“Emeklilik yaşını tartışırken hayatta olmayan bir sosyal modeli savunuyoruz”

Fransa’da infial yaratan emeklilik yaşının yükseltilmesi tartışmalarına demografik bir perspektiften yaklaşan Todd, ortalama ömür beklentisinin arttığı bir toplumda çalışma süresinin uzatılmasının kaçınılmaz olduğunu belirtti.

Ancak bu reformun yüksek emekli maaşlarından yapılacak ciddi kesintilerle dengelenmesi gerektiğini vurguladı. Mevcut sosyal refah sisteminin sürdürülemez olduğunu ifade eden Todd, şunları söyledi:

“İnsanlar sürekli Fransız sosyal modelini korumaktan bahsediyor ama bu model zaten artık mevcut değil. Tamamen borçlanmayla finanse edilen ve ülkenin üretim kaynaklarının parça parça yok olduğu bir sisteme nasıl sosyal model diyebiliriz? Fransız sosyal modeli şu an sadece borç ve krediyle ayakta duruyor.”

“Göç ve ölüm arasında bir tercih yapmak gerekirse, belirsizliği seçmeliyiz”

Fransa Ulusal İstatistik ve Ekonomik Çalışmalar Enstitüsü’nün (INSEE) nüfusun yaşlanması ve doğurganlık oranlarının düşmesine ilişkin verilerini değerlendiren Todd, demografik daralmanın tüm Batı dünyasının ortak kaderi olduğunu söyledi.

Yaşlanan nüfusun demokratik sistemde çok büyük bir seçmen ağırlığına ulaştığını ve bunun toplumsal dinamizmi tıkadığını belirten Todd, göç tartışmalarına ilişkin yorumda bulundu:

“Göç şüphesiz kontrol edilmesi gereken endişe verici bir olgudur ve insanların mahallelerinin değişmesinden rahatsız olmasını anlıyorum. Ancak hayatın gerçek tercihleri harika bir seçenek ile berbat bir seçenek arasında olmaz. Genelde kötü olan ile daha kötü olan arasında olur. Eğer bir ülke için tercih ölüm ile belirsizlik arasındaysa, ben belirsizliği seçmeyi öneririm. Göç, belirsizliktir.”

Todd, Fransa’da sağlık sisteminin gerilemesi ve temel ilaçların hammaddelerinin Hindistan ile Çin’den ithal edilmesi nedeniyle gelecekte yaşlı ölümlerinin artabileceğini, bunun da acı bir biçimde demografik dengeleri göç olmadan eşitleyebileceğini ifade etti.

“İran, Batı’nın dayattığı tüm kalıpları yıkan bir modernleşme yaşıyor”

Küresel dengelerde İran’ın sanılandan çok daha hayati ve modern bir aktör olduğunu belirten Todd, ülkede doğurganlık oranının kadın başına 1,35’e gerilediğini ve bu yönüyle Almanya ile Japonya’ya benzediğini aktardı.

Batı medyasının İran’ı yalnızca teokratik ve geri kalmış bir ülke olarak yansıtmasının büyük bir hata olduğunu dile getiren Todd, ülkenin entelektüel ve teknolojik kapasitesine şu sözlerle dikkat çekti:

“İran’da yükseköğrenim mezunlarının yüzde 30’u mühendislik fakültelerinden çıkıyor. Bu oran Fransa’da yüzde 15, ABD’de ise sadece yüzde 7’dir. Biz her yıl Fransa’nın üç katı kadar bilim insanı ve mühendis yetiştiren bir ülkeye nükleer teknoloji üzerinde çalışamazsınız diyerek kurallar dikte etmeye çalışıyoruz. Bu inanılmaz bir akıl dışılıktır.”

Todd, askeri ve teknolojik üstünlüğün Batı’dan Doğu’ya kaydığı bu tarihi dönemeçte, Rusya, Çin ve İran ittifakının nihai hedefinin askeri bir çatışmadan ziyade, Batı finansal ve siyasi sisteminin kendi iç çelişkileriyle çöktüğünü görmek olduğunu belirterek sözlerini tamamladı.

Çok Okunanlar

Exit mobile version