Diplomasi
The Economist: Liderler artık nükleer felaket korkusu taşımıyor
The Economist dergisi, büyük nükleer güçlerin liderlerinde tırmanma korkusunun zayıfladığını ve Soğuk Savaş dengesinin çözüldüğünü yazdı. ABD ve Çin nükleer cephaneliklerini geliştirirken Washington 2025 yılında bu alana 69,2 milyar dolar ayırdı.
Soğuk Savaş yıllarında gerilimin tırmanmasını önleyen nükleer silah kullanımı korkusu, günümüzde büyük nükleer güçlerin liderleri nezdinde etkisini yitiriyor.
İngiliz The Economist dergisinin yayımladığı analize göre, karşılıklı yok olma korkusuna dayanan eski denge zayıflıyor.
Dergi, ABD ile Çin’in nükleer cephaneliklerini genişlettiğine veya modernize ettiğine dikkat çekiyor. Silah kontrol müzakerelerinin sınırlı bir çerçevede kalması, nükleer caydırıcılığın aşındığına işaret ediyor.
Haberde, ABD Başkanı Ronald Reagan ile Sovyet lideri Mihail Gorbaçov arasında 1986 yılında Reykjavik’te yapılan tarihi zirve hatırlatılıyor.
O dönem doğrudan bir anlaşmaya varılamasa da bu temaslar, sonraki yıllarda nükleer silahların belirli kategorilerini tamamen ortadan kaldıran anlaşmaların zeminini oluşturmuştu.
İki lider ayrıca uzun vadede nükleer silahlardan bütünüyle vazgeçmeyi hedeflediklerini teyit etmişti.
Günümüzde ise tablonun tersine döndüğü vurgulanıyor. ABD füze savunma kapasitesini artırıyor; Suudi Arabistan ve Güney Kore gibi müttefikleriyle nükleer teknolojiler geliştiriyor.
ABD Başkanı Donald Trump ise ülkeyi füze saldırılarından korumayı amaçlayan “Altın Kubbe” adlı hava savunma sisteminin kurulmasını savunuyor.
Xi Jinping yönetimindeki Çin, nükleer savaşa karşı olduğunu dile getirmesine karşın ABD ve Rusya ile üçlü nükleer silah kontrol müzakerelerine katılmayı reddediyor. Pekin yönetimi, kendi cephaneliğinin Amerikan ve Rus envanterine kıyasla çok daha küçük olduğunu vurgulayarak bu tutumunu gerekçelendiriyor.
The Economist, Pekin yönetiminin Kuzey Kore ve İran’ın nükleer programlarını sınırlamayı amaçlayan uluslararası yaptırımlara destek verme kararlılığının da azaldığını aktarıyor.
Çin, bu ülkelerdeki siyasi rejimlerin istikrarını riske atacak düzeyde bir baskı uygulamaktan kaçınıyor.
Dergiye göre nükleer caydırıcılığın zayıflamasının temelinde, büyük nükleer güçlerin liderlerinin artık küresel yok oluş korkusundan ziyade kendi siyasi ve stratejik çıkarlarını ön planda tutması yatıyor.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi, Haziran ayında İsviçre gazetesi Le Temps’a verdiği mülakatta, nükleer alandaki mevcut durumun 1980’lerin başındaki silahlanma yarışıyla karşılaştırılamayacağını belirtti.
Grossi, nükleer silahsızlanma ihtimalinin uzak bir hedef olarak kaldığını kaydetti.
Nükleer Silahların Tasfiyesi İçin Uluslararası Kampanya (ICAN) verilerine göre, ABD’nin nükleer silahlara yönelik harcamaları 2025 yılında yüzde 22 artışla 69,2 milyar dolara ulaştı.
Washington yönetimi nükleer cephaneliğine diğer tüm ülkelerin toplamından daha fazla kaynak ayırdı.
Harcamalarda Çin 13,5 milyar dolarla ikinci, İngiltere 12,6 milyar dolarla üçüncü, Fransa ise 7,7 milyar dolarla dördüncü sırada yer aldı.
Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında, 1 Ocak 1967 tarihinden önce nükleer silah üreten ve test eden ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve Çin resmi olarak nükleer güç kabul ediliyor.