Dünya Basını

Trudeau’nun düşüşü

Yayınlanma

Çevirmen notu: Aşağıda çevirisini sunduğumuz Trudeau değerlendirmesi, jeopolitik iktisat ve “çok kutuplu” dünya düzeni üzerine Marksist perspektiften yaptığı analizlerle tanınan Profesör Radhika Desai’nin New Left Review’da yayımlanan son makalesinden.

Justin Trudeau, bir dönem sağ popülizme karşı bir siper ve demokratik değerlerin savunucusu olarak lanse edilse de ekonomik eşitsizlikleri derinleştiren, sosyal hizmetleri piyasanın insafına terk eden ve emperyalist dış politika anlayışını sürdürerek Batı’nın küresel hegemonyasına katkıda bulunan bir figür olarak tarihe geçti. 2015’te reform vaatleriyle yarattığı iyimser dalgadan, 2020’lerin sonunda işlevselliğini yitirmiş ve militaristleşmiş bir neoliberal statükonun taşıyıcısına dönüşmesi, yalnızca Kanada siyasetine özgü bir fenomen değil, aynı zamanda Batı demokrasilerinin içinden geçtiği yapısal krizin bir yansıması.

Desai de makale boyunca Trudeau’nun siyasi çöküşünü sadece bireysel bir başarısızlık olarak değil, neoliberal Atlantikçi düzenin çözülüş sürecinin bir parçası olarak ele alıyor. Bu bağlamda, makalede de vurgulandığı üzere, Trudeau’nun düşüşü, Biden’ın “demokrasiler ittifakı”nın dağılma sürecinin en güncel halkalarından biri olarak okunmalıdır. Ancak bu çözülme, sistem karşıtı bir sol hareketin yükselişine değil, bilakis sağ popülist figürlerin önünü açan bir boşluğa işaret ediyor. Trudeau’nun çöküşü, yalnızca bir liderin siyasi başarısızlığı olarak değil, neoliberal merkezin derinleşen meşruiyet krizi ve bu krizin sağ popülist hareketler tarafından nasıl araçsallaştırıldığının çarpıcı bir örneği olarak karşımızda duruyor. Metindeki köşeli parantezler çevirmene aittir.


Trudeau’nun düşüşü

Radhika Desai
New Left Review
17 Ocak 2024
Çev. Leman Meral Ünal

Kanadalılar 2021’den beri onun görevi bırakması için çağrı yapıyorlar. Hatta kendi partisinden isimler dahi 2024 yılı başlarında bu koroya katılmıştı. Eylül ayında, Justin Trudeau’nun batan gemisinden ayrılma zamanının geldiğini idrak eden Yeni Demokratik Parti lideri Jagmeet Singh, eriyen Liberal Parti ile yapılan güven ve tedarik anlaşmasını Mart 2022’de sona erdirdi (iddialar o ki, bu işi milletvekilli emekliliğini hak edene kadar erteledi). Aralık ayına gelindiğinde, Trudeau, kabinesini yeniden şekillendirmekle meşgulken, kendi kabinesinden istifa çağrıları yükselmeye başlamıştı. Anketler yüzde 65’lik zirve noktasından yüzde 22’ye düştüğünü gösteriyordu. 16 Aralık’ta, kalan birkaç müttefikinden biri olan Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Chrystia Freeland birdenbire istifa etti. Aynı zamanda parti liderliğine soyunma niteliğindeki istifa mektubunda, Trudeau ile Trump’ın yüzde 25 gümrük vergisi tehdidinin nasıl ele alınacağı konusunda “anlaşmazlık içinde” olduklarından bahsediyordu. Birkaç gün sonra Singh, parlamentonun yeni yıldaki ilk toplantısı için bir güvensizlik önergesi sunacağı sözünü verdi. Fakat Trudeau halen direnmekteydi.

Yılbaşı tatili boyunca yaklaşmakta olan parlamento yenilgisini ve parti içi kavgaları düşünecek fazlaca zaman bulmuş olacak ki, 6 Ocak’ta nihayet istifasını açıkladı. Trudeau partisini tarihsel olarak da biçare bir durumda bırakıyor. Son 129 yılın 93’ünde iktidarda olan Liberaller şu anda yüzde 16 ile üçüncü sırada yer alıyorlar ve Ekim ayında yapılması beklenen ancak muhtemelen ilkbaharda yapılacak olan bir sonraki seçimde olsa olsa 44 sandalye kazanabilecekleri tahmin ediliyor. Nazik ama mücadeleci yönüyle öne çıkan Pierre Poilievre liderliğindeki Muhafazakârlar ise yüzde 45’lik bir oy oranı ile rakiplerine büyük bir hezimet yaşatmaya doğru ilerliyorlar. Trudeau, parlamentoyu 24 Mart’a kadar tatil ederek Liberallere, yeni bir lider seçmeleri için sadece iki ay süre vermiş oldu; bu denli kısa bir zamanda seçilecek olan liderin meşruiyet sorunu ise [dolaylı yoldan] Poilievre’nin seçim kampanyasının değirmenine su taşımak demek aslında.

Trudeau’nun düşüşü uzun zaman alsa da nereden baksak epey dramatik oldu. 2015 yılında Stephen Harper yönetimindeki on yıllık Muhafazakâr iktidarın yarattığı bıkkınlık sonrası, Kanadalılara “gerçek değişim” ve “aydınlık yollar” vaat ederek iş başına geldi. Liberal Parti’nin talihini döndürmeye pek hevesli olan eski Maliye Bakanı Ralph Goodale, eski Kanada Merkez Bankası Başkanı David Dodge ve Freeland gibi ışığı yeni yeni parlayan yıldızlar ellerinden geleni yaptılar: “Güçlü bir orta sınıf” yaratma adına bütçe açıklarını göze alarak daha fazla kamu harcamaları, sosyal eşitlik, iklim değişikliğiyle mücadele, yerli halklarla uzlaşma ve Kanada’nın birinci gelen kazanır” şeklindeki seçim siteminin nispi temsil ile değiştirilmesi gibi.

Yüksek siyasi makamlar için salahiyetsizlik örneği sayılabilecek olan Trudeau’nun “gazete okumam” tavrı birdenbire erdem olarak görülmeye başlandı. Partinin yeniden markalaşmasına kişisel inançlarının yükünden arınmış bir aktör imajıyla önderlik etti. Eski bir drama öğretmeni ve amatör boksör olarak, rolünü iyi oynadı ve etkileyici bir figür olarak öne çıktı. Seçim başarısı onu –genç, telejenik [televizyonlara uygun] ve ülkenin en ikonik Başbakanının oğlu olarak– Kennedy benzeri bir şöhrete kavuşturdu. Vogue onu “Kanada siyasetinin yeni genç yüzü” olarak tavsif etmişti. Cinsiyet dengeli, çeşitlilik içeren, yani “Kanada’ya benzeyen” bir kabine atamasının nedeni sorulduğunda “Çünkü yıl 2015” yanıtını veriyordu.

Bu imaj dünyayı büyülese de ülkenin hayal kırıklığına uğraması çok uzun sürmedi. Şirketlere ve zenginlere yakınlığı Trudeau’yu skandallara açık hale getirdi: 2016’da [İsmaili Müslümanların milyarder ruhani lideri] Aga Khan’ın Bahamalar’daki konutunda kimseye bildirilmeden yapılan bedava aile tatili; 2019’da başsavcıya, rekabet kurallarını ihlal eden inşaat devi SNC-Lavalin’e dönük yumuşak davranma talimatı; 2020’de Trudeau aile üyelerine konuşmacı sıfatıyla ödeme yapan bir hayır kurumuna verilen neredeyse milyar dolarlık bir sözleşme; daha yakın bir zamanda ise, rekabetçi teklif olmaksızın McKinsey’e yönlendirilen bir dizi devlet ihaleleri… SNC-Lavalin skandalı kamuoyunun hafızasında tazeliğini korurken, 2019 seçimleri öncesinde genç Trudeau’nun siyah yüz boyasıyla çekilmiş fotoğrafları ortaya çıktı. Liberaller çoğunluğu kaybetti. Pandemi dönemindeki cömert gelir destekleri sayesinde telafi edileceği umulsa da, 2021’de yapılan erken seçim de başarısız oldu. Artık anketler Kanadalıların yüzde 55’inin Trudeau’nun gitmesini istediğini gösteriyordu.

Zaten başka türlü nasıl olabilirdi ki? Kanada’nın yetersiz büyüme ve verimliliğini ele alacak herhangi bir planı olmayan Trudeau hükümeti, öncelikle borçları azaltmaya odaklandı. Pandemi dönemi gelir desteği ilk ele geçen fırsatta sonlandırıldı. Yeni sosyal harcamalar, sağlık ve sosyal hizmetlerin geniş çaplı dış kaynak kullanımı nedeniyle şirketlerin işine yaradı, en çok onların cebi doldu. Yeni yatırımlar büyük ölçüde kamu-özel ortaklıkları biçimiyle oldu, bu da risksiz kâr fırsatları yarattı. Kanada Altyapı Bankası, sahibi olacakları ve kullanım ücretleriyle işletecekleri bir altyapı kuran şirketleri finanse etti. Hükümetin en başarılı politikası olarak görülen ulusal çocuk yardımı programının yarım milyon çocuğu yoksulluktan kurtardığı bildirilse de çocuk yoksulluğu 2021’de hala yüzde 17,2 seviyesindeydi. 2020 ile 2022 yılları arasında ise yüzde 5 daha da arttı.

Bu arada, “sosyal ilerleme” lafzı Trudeau’nun göstermelik kabinesinin ötesine neredeyse hiç geçemedi. Retorik ile gerçeklik arasındaki mesafe en çok yerli halklara dair meselelerde ortaya seriliyordu. Yerleşimci-devlet ekstraktif kapitalizme¹ başka nasıl hizmet edilebilirdi ki? Trudeau, yerli halklarla “haklar, saygı, işbirliği ve ortaklık” temelinde “uluslararası bir ilişki” kurma iddiasını geçim kaynaklarını yok eden petrol boru hattı projelerine karşı protestoları bastırarak göstermiş oldu. Kaldı ki bu projeler, Trudeau’nun ekolojik taahhütleriyle de büyük ölçüde çelişmekteydi. Muazzam bir başarı olarak sunulan Kanada’nın ilk “yerli” başsavcısının çok konuşulan ataması, SNC-Lavalin skandalı sonrası istifayla sonuçlandı. Öte yandan, maden çıkarma projeleri nedeniyle kirlenen rezerv alanlarında kontamine su² uyarıları ise hâlen devam ediyor.

Trudeau’nun “insan hakları” odaklı “feminist” dış politikası, militarist ve baskıcı hükümetlere silah ihracatını arttırmayı veyahut onlara sistemli dış yardım yapmayı dışlamıyordu. Bu politika, ABD saldırganlığına fazla hevesli bir uyumluluktan daha fazlasıydı. Kanada’nın 1988’deki Serbest Ticaret Anlaşması’ndan bu yana derinleşen ABD’ye ekonomik bağımlılığı, Vietnam savaşı sırasında resmi tarafsızlık getiren tüm bağımsızlık kıvılcımlarını söndürmüştü. Trump’ın [ABD, Kanada ve Meksika arasındaki Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması] NAFTA’yı, yırtıp atmasının ardından, Trudeau hükümeti, ticaret ilişkilerinin çeşitlendirilmesi gibi bağımsızlık için aciliyeti olan adımları düşünemedi ve yeni ABD-Meksika-Kanada Anlaşması (USMCA) kapsamında, pazar erişiminde sınırlamalar, fikri mülkiyet haklarında tavizler ve diğer ülkelerle ticaret düzenlemeleri üzerindeki kısıtlamaları kabul etmek zorunda kaldı. Bu süreçte, ABD’nin emriyle Huawei CFO’su Meng Wanzhou’yu tutuklayarak itaatte sınır tanımadığını göstermiş oldu. Kanada’nın ticaret ortaklığını çeşitlendirmesi için kilit bir rol oynayan, ikinci büyük ticaret ortağı olan Çin ile ilişkiler ise, Biden’ın sert tutumu ile hızla bir krize sürüklendi. Trump’ın yüzde 25’lik gümrük vergisi tehdidi karşısında Sheinbaum’un verdiği türden coşkulu bir karşılık gösteremeyen Trudeau, [Trump’ın Florida’daki malikanesi] Mar-a-Lago’ya koşarak durumu yatıştırmaya çalıştı. ABD ve Kanadalı madencilik şirketlerinin çıkarları ile tam uyumlu bir dış politika yürüten Trudeau, Latin Amerika’da, özellikle Lima Grubu aracılığıyla Venezuela’da gericiliği destekledi. 2014’ten bu yana, ama bilhassa da 2022’den itibaren, NATO’nun doğu kanadını desteklemek için Letonya’ya 2 bin askeri personel göndererek ve Ukraynalı neo-Nazi birliklerine askeri eğitim sağlayarak ABD’nin Ukrayna’daki rejim değişikliğini ve vekalet savaşını destekledi. Ekim 2023’ten bu yana ise Gazze’deki soykırımı destekledi ve bu yöndeki her türden muhalefeti “antisemitik” suçlamasıyla bastırdı.

Trudeau’nun düşüşünü asıl hızlandıran, Poilievre’de temsil edilen “yumuşak” bir popülist alternatifin yükselişi oldu. 2022 yılının başlarında, Ottawa’nın karla kaplı sokaklarında aşı zorunluluğuna karşı çıkan “özgürlük konvoyu” yaklaşık üç haftalık bir kaos yaratmıştı. Trudeau, bu karanlık karnavalı dağıtmak için ise olağanüstü hâl yasalarına başvurdu. Bu olayın Muhafazakâr Parti açısından önemli siyasal sonuçları olacaktı: Kısa bir süre sonra, pek de dikkat çekici bir lider olmayan Erin O’Toole liderlikten alındı ve yerine konvoya açık destek veren Poilievre geçti. İlerici umutları yerine getiremeyen bir muhafazakâr partiye bel bağlayan Trudeau’nun, Poilievre’nin kendisini “ütopyacı uyanıklık”la suçladığı yolsuz ve etkisiz bir lider olduğu yönündeki sert eleştirilere karşı savunmasız kalmıştır. Nitekim enflasyonun yükseldiği bir dönemde, Poilievre, hükümetin fiyat artışları konusundaki eylemsizliğini ve Kanada Merkez Bankası’nın yetkinliğini topa tutan bir strateji izlemişti.

Artan hayat pahalılığı krizi ve kamu hizmetlerinin artık kronikleşen yetersiz finansmanının ortasında, Poilievre’nin de ısrarlı kışkırtmalarıyla, ülkede göç karşıtı bir hava esmeye başladı. Pandemi kısıtlamalarının gevşetilmesiyle birlikte hizmet sektörü yavaş yavaş toparlanırken, Trudeau hükümeti, Harper döneminden kalma geçici yabancı işçi programı kapsamında düşük vasıflı göçü arttırma yoluna gitti. Ayrıca, düşük finansmanla mücadele eden üniversitelerle iş birliği yaparak uluslararası öğrenci programını da genişletti. Yılda ortalama 300,000 olan normal sayı 2022’de yaklaşık 500,000’e ulaşarak eşi benzeri görülmemiş bir göç rakamına ulaşıldı. Sağlık ve sosyal hizmetler zorlandı, kiralar ve konut fiyatları fırladı – Trudeau Kasım 2015’te göreve geldiğinde ortalama 446,000 dolar olan konut fiyatları bugün 732,000 dolar civarında. Ekim ayında son bir hamle daha yapan Trudeau, önümüzdeki birkaç yıl içinde yabancı öğrenci izinlerinin sınırlandırılması da dahil olmak üzere göç hedeflerinde bir azalmaya gideceğini açıkladı. Kuşkusuz bu hamle, bir başarısızlık itirafı olarak görülmelidir ve öyle de görüldü.

Bir zamanlar sağ popülizme karşı bir siper ve güney sınırındaki karşıtının tezadı olan görülen Trudeau, şimdi Biden’ın Atlantikçi “demokrasiler ittifakı”nın düşen son lideri oldu. Sahada çok az sayıda büyük sol gücün olması ve kalanların giderek eşitsizleşen, işlevsiz ve militarist bir neoliberal düzeni meşrulaştırmada başarısız olması, Trumpçıların bu boşluktan sıyrılmasını sağladı. Trudeau sadece en son düşen değil, aynı zamanda en sembolik olanıdır. Çok az merkez lider 2015’te Liberal Parti’yi 34 sandalyeden 184 sandalyeye çıkardığında daha fazla umut uyandırmıştı. Ama yine çok azı bu denli büyük bir hayal kırıklığı yaşattı. Ve çok azı, neoliberal kapitalist toplumlarda, kendi iktidarlarını koruma uğruna sergilediği çıkarcı kayıtsızlığı ve bu düzenin yarattığı siyasi boşlukları, ancak güç ellerinden alındığında ortaya serildiğini bu kadar çarpıcı şekilde açığa çıkarmıştı.


¹ Literatürde “hafriyatçılık”, “kazıp çıkarmacılık” gibi terimlerle de karşılanan bu yöntem, dünya pazarında satmak için topraktan doğal kaynakları çıkarma sürecine verilen ad. (editörün notu)
² İng. boiled water advisories. Kanada hükümetinin resmi internet sitesinde şöyle açıklanıyor: “İçme suyu tavsiyeleri, içme suyuyla ilgili gerçek veya potansiyel sağlık riskleri hakkında halk sağlığını koruma mesajlarıdır. Bu tavsiyeler genellikle ihtiyatidir, yani genellikle içme suyu kalitesi sorunları ortaya çıkmadan önce yayınlanırlar.” Kanada hükümetine göre 2021 yılında “su kaynatma” tavsiyelerinin %2’si Escherichia coli (E. coli) tespit edilmesinden kaynaklanmışken, %8’i diğer mikrobiyolojik parametrelerden kaynaklandı. Geri kalan %90 ise ekipman ve süreçle ilgili sorunlardan kaynaklandı. (editörün notu)

Çok Okunanlar

Exit mobile version