Bizi Takip Edin

Diplomasi

Trump, Orta Doğu liderleri ile buluştu

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, BM Genel Kurulu kapsamında Körfez, Lübnan, Mısır, Suriye, Türkiye ve Ürdün liderleri ile bir araya geldi.

Trump, temsil edilen ülkeleri “ABD’nin dostları, müttefikleri ve ortakları” olarak nitelendirdi. Orta Doğu’daki barış ve refah hakkında konuşan Trump şöyle konuştu:

“Daha güvenli ve daha müreffeh bir Ortadoğu için çabalarımızı sürdürmek üzere, Amerika’nın en büyük ve en yakın dostları, müttefikleri ve ortaklarından bazılarıyla burada bulunmak benim için bir onurdur. Burası özel bir yer ve ben siyasete girdiğimden bu yana geçen süre içinde daha da özel hale geldi… Bu masada oturan pek çok harika dostum var. Hepsi muhteşem insanlar ve biz onların hayatlarının iyi geçmesini sağlıyoruz.“

Etrafındaki masada yer alan her ülkenin ”olağanüstü” olduğunu ekleyen Trump, Ocak 2025’te göreve geldiğinden bu yana bu ülkelerden gelen ve toplamda yaklaşık 21 trilyon dolar tutarındaki ABD yatırımları için onlara teşekkür etti.

Özellikle, ilk görev döneminden beri yakın bir dostluk kurduğu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile olan yakın ilişkilerden de bahsetti ve Erdoğan’a teşekkür ederek onu “harika bir adam” ve “çetin ceviz” olarak nitelendirdi.

ABD Başkanı, ABD ve İran temsilcileri arasında yakın zamanda gerçekleştirilen bir toplantının verimli geçtiğini de belirtti.

Trump, bölgenin yüksek enerjiyle dolu olduğunu esprili bir şekilde dile getirdi fakat bunun bazen “çok yüksek enerji” anlamına geldiğini de belirtti.

Trump, İran’la bir anlaşmaya varılması yönünde “büyük bir ivme” olduğunu söyledi. Bu açıklamadan birkaç saat önce BM Genel Kurulu kürsüsünden ise ABD’nin ya Tahran’la bir anlaşma yapabileceğini ya da onu “yok edebileceğini” öne sürmüştü.

Trump, Salı günü erken saatlerde dünya liderlerine yaptığı yaklaşık 35 dakikalık konuşmasında, “Almam gereken büyük bir karar var. İran’la, onların ülkeyi yeniden inşa etmelerine ve eskisinden çok daha büyük, belki de Orta Doğu’nun hatta dünyanın en büyük ülkelerinden biri haline getirmelerine imkân verecek bir anlaşma mı yapılacak? Yoksa İslam Cumhuriyeti’ni yok mu edeceğim ve bunu hızlıca mı yapacağım, onlara bir daha insanları ve ülkeleri öldürme ve yok etme şansı hiç vermeden?” demişti.

ABD’nin “İran’ı finansal olarak tamamen izole etmeyi” hedeflediğini belirten Trump, “Umarım çok geç olmadan doğru şeyi hızlıca yaparlar; biliyorsunuz ki bir gün çok geç olacak ve onların bir ulus olarak hayatta kalmasına izin verme şansımız kalmayacak,” diye ekledi.

Trump ayrıca İran’ın nükleer programına da değinerek, Tahran’ın nükleer silaha sahip olmasını engellemenin ABD’nin kampanyasının temel hedeflerinden biri olmaya devam ettiğini belirtti.

Trump şöyle devam etti:

“Yaptıklarımızın büyük bir kısmı, belki de %99’u, İran’ın nükleer silaha sahip olmamasını sağlamak içindi; o tesisler havaya uçuruldu. Bir tanesini daha, Kazma Dağı’nı havaya uçurmak zorunda kalabiliriz. Orada pek fazla faaliyet görmüyoruz, fakat görürsek derhal havaya uçururuz.”

Al-Monitor’un ileriye dönük bir yol haritası konusunda bir uzlaşma olup olmadığını sorması üzerine, ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye ile Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, “İleriye dönük bir yol haritasına ihtiyacımız olduğu konusunda bir uzlaşma var; tek uzlaşma budur,” dedi.

Ayrı bir gelişmede, Ürdün Kralı Abdullah, Al-Monitor’a yaptığı açıklamada toplantının “çok iyi” geçtiğini söyledi.

Bir muhabirin İran’la yapılan toplantı hakkında sorduğu soruya Witkoff, “Şu anda kendimi çok iyi hissediyorum,” diye yanıt verdi.

Körfez ülkeleri, çatışma devam ederken İran ile diplomatik kanalları açık tutmaya çalışıyor. Pazar günü, BAE cumhurbaşkanlığı danışmanı Enver Gergeş, Al-Monitor’a verdiği demeçte, Washington ile Tahran arasındaki görüşmelere paralel bir bölgesel diyalogun eşlik etmesi gerektiğini söyledi.

Körfez ülkeleri, İran ile ilişkilerin “resetlenmesini” istiyor

Gergeş, “Hepimizin nasıl bir bölge istediğine, nasıl bir istikrar için dua ettiğimize ve kalkınmanın hangi temel unsurlarına ihtiyacımız olduğuna dair bu tür tartışmaların –ki bu tür tartışmalar istikrarla çok yakından bağlantılıdır– İran-ABD düzeyinde gerçekleşebileceği gibi, İran-Arap düzeyinde de gerçekleşmesi gerektiğine dair yeni bir zihniyete ihtiyacımız var,” dedi.

BM Genel Kurulu’nda ise bölge liderleri İsrail’e sert çıktı. Ürdün Kralı II. Abdullah, New York’ta düzenlenen 81. BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Filistin meselesini ön plana çıkarırken, İsrail’in “korkutucu boyutlarda” cezasızlıkla hareket eden bir “bölgesel tehdit” olduğunu belirtti.

Etkinliğin açılış gününde, “bilginin boyutu ve değişimin hızının eşi benzeri görülmemiş” olduğu “tarihte eşsiz bir an”a değindiği coşkulu bir konuşma yaptı.

Kral, “Her gün, dikkatimizi gerektiren yeni bir kriz, yeni bir trajedi, yeni bir acil durum ortaya çıkıyor. Her nesil, karşılaştığı zorlukların benzersiz olduğuna inanır; belki de bizim için bu doğru,” diye ekledi.

Hüseyin şöyle devam etti:

“Dünyamızın bu bölgesindeki bir krizin sadece bu bölgeyle sınırlı kalacağına dair herhangi bir şüphesi olan varsa, Mumbai’den Madrid’e ve Minnesota’ya kadar sıradan ailelerin enerji ve market faturalarına bir baksın. İran savaşı, istikrarsızlığın ticareti, yatırımı ve bölge dışındaki insanların yaşamlarını ne kadar çabuk altüst edebileceğini göstermiştir.”

Yıllardır BM’de Filistin-İsrail çatışmasının çözümsüz kalmasının tehlikeleri konusunda uyarıda bulunduğunu hatırlatan Kral, uluslararası toplumun çatışmayla yüzleşip onu çözmek yerine onu “yönetmeyi” tercih ettiğini savundu ve “dünyanın en uzun süren işgallerinden biri” ışığında uluslararası hukukun değerini ve meşruiyetini sorguladı.

Ürdün Kralı şöyle devam etti:

“Uluslararası hukuk on yıllardır görmezden gelinebiliyorsa, o zaman bu hukukun tam olarak ne değeri var? Ve ihlallerini bile dile getirmiyorsak, onu nasıl uygulayabiliriz? Gazze’de kanıtlar çok açık: Sözde ateşkesin ilk 300 gününde en az 300 Filistinli çocuk öldürüldü.”

Kral, İsrail hükümetini “kuralları değiştirerek”, Gazze’deki saldırıları ve sivil altyapının tahribatını sürdürerek ve savaşın yıktığı Filistin bölgesinden çekilmeyi reddederek kınadı.

Batı Şeria’daki İsrail faaliyetlerinin zorla yerinden etme politikası olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Hüseyin, uluslararası topluma Gazze ve Batı Şeria’yı Filistin halkının tek bir bütünün parçası olarak ele alması çağrısında bulundu.

Diplomasi

Çin’den Orta Doğu’daki çatışmalarda diyalog çağrısı

Yayınlanma

Çin’den Afrika ve Orta Doğu’da diplomatik ataklar yükselirken, üst düzey İranlı yetkili, Tahran’ın egemenliğini koruyacağını söyledi.

Çin’in en üst düzey diplomatı Wang Yi, pazartesi günü Pekin’de üst düzey İranlı yetkiliyle yaptığı görüşmede, Orta Doğu’daki çatışmaların siyasi yollarla çözülmesi gerektiğini bir kez daha vurgulayarak silahlı çatışmanın bir çıkış yolu olmadığını belirtti.

Çin devlet haber ajansı Xinhua’nın aktardığına göre Wang, İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bagheri Kani’ye, Orta Doğu’daki çatışmaları çözmenin yolunun diyalog ve müzakereden geçtiğini belirtti.

Wang ayrıca Çin’in, egemenliğini ve güvenliğini koruma konusunda İran’ı desteklediğini ifade etti.

Wang Yi, “Orta Doğu’daki çatışmalar uzadıkça ve daha geniş bir bölgeye yayılma riski arttıkça, diyalog ve müzakereler ileriye dönük tek uygulanabilir yol olmaya devam ediyor” dedi.

Wang, “Tüm taraflar, yeniden silahlı çatışmaya başvurmak yerine akılcı ve pragmatik bir anlayışla siyasi çözüme odaklanmalı” ifadelerini kullandı.

Çin Dışişleri Bakanlığına göre Kani, bölgesel duruma ilişkin İran’ın tutumunu aktararak Tahran’ın baskı ve tehditler karşısında güvenliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü kararlılıkla koruyacağını, bununla birlikte tüm taraflarla müzakerelere açık olmaya devam edeceğini söyledi.

Çin’den Orta Doğu ve Afrika’ya diplomatik seferberlik

Çin, yine pazartesi günü yaptığı açıklamada, üç özel temsilcisinin Orta Doğu, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu bölgesindeki ülkelere bir dizi ziyaret gerçekleştireceğini duyurdu.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, Orta Doğu Özel Temsilcisi Zhai Jun’un kasım ayının başı ile ortası arasında İran, Umman ve Suudi Arabistan’ı ziyaret edeceğini bildirdi.

Afrika İşleri Özel Temsilcisi Liu Xianfa da Etiyopya, Cibuti ve Mısır’a gidecek. Afrika Boynuzu İşleri Özel Temsilcisi Hu Changchun ise kasım ayı başında Eritre’yi ziyaret edecek.

Mao, “Çin’in özel temsilcilerinin bölge ülkelerine eş zamanlı ziyaretleri, barış görüşmelerini teşvik etmeyi, gerilimi azaltmayı ve bölgesel barış ile istikrarın korunmasında yapıcı bir rol oynamayı amaçlıyor” dedi.

ABD ara seçimleri sonrasında İran’a yeni saldırı ihtimali

Bu diplomatik hareketlilik, salı günü yapılacak ABD ara seçimlerinin ardından Washington ile Tahran arasındaki çatışmanın yeniden alevlenme tehdidinin ortaya çıktığı bir döneme denk geliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, seçimlerin ardından İran’a yönelik askeri operasyonların yeniden başlayabileceğini defalarca ima etti.

İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney ise geçen hafta, yeni saldırıların gerçekleşmesi halinde “coğrafi sınırlama olmaksızın derhal ve etkili” şekilde misilleme yapılacağı uyarısında bulundu.

Haberlere göre ABD yönetimi, bazı Körfez Arap ülkelerini ara seçimlerin ardından İran’a karşı düzenlenebilecek “kısa ve yoğun” bir askeri harekâta hazırlıklı olmaları konusunda uyardı.

Bu arada Suudi Arabistan ile Yemen’deki Husiler arasındaki çatışma da ciddi biçimde tırmandı. Bu gelişmeler, Kızıldeniz’den geçen hayati önemdeki deniz ticaret yollarını tehdit ediyor.

Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı diplomasinin odağında

Coğrafi açıdan Mısır, Süveyş Kanalı üzerinden Kızıldeniz’in kuzey girişini kontrol eden stratejik bir konumda bulunuyor. Afrika Boynuzu’ndaki Eritre ve Cibuti ise Kızıldeniz’in güneyinde, Yemen ve Suudi Arabistan kıyılarının tam karşısında yer alan Babülmendep Boğazı’nın iki yanında bulunuyor.

Cibuti, aralarında Çin’in de bulunduğu çeşitli ülkelerin askeri üslerine ev sahipliği yapıyor.

Yaklaşık 138 milyonluk tahmini nüfusuyla dünyanın en kalabalık denize kıyısı olmayan ülkesi olan Etiyopya ise Afrika Boynuzu’nun iç kesimlerinde yer alıyor ve deniz ticaretine erişim konusunda büyük ölçüde Kızıldeniz’e bağımlı.

Kasım ayında gerçekleştirilecek ziyaretler, Pekin’in geçen ay çatışmanın önemli taraflarıyla yürüttüğü yoğun diplomatik temasların devamı niteliğinde olacak.

Bu temaslar kapsamında Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanlığı Özel Temsilcisi Haldun el-Mübarek ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Prens Halid bin Bender bin Sultan da Pekin’de görüşmeler gerçekleştirmişti.

İki hafta önce Wang Yi, Cibutili mevkidaşı Abdulkadir Hüseyin Ömer ile bir araya gelmişti. Görüşmede iki ülke, Kızıldeniz, Afrika Boynuzu ve Babülmendep Boğazı üzerinden geçen uluslararası deniz taşımacılığı güzergâhlarının güvenliğinin sağlanması çağrısında bulunmuştu.

Xi Jinping: Orta Doğu büyük güçlerin rekabet alanına dönüşmemeli

Öte yandan Umman Sultanı Heysem bin Tarık, pazartesi günü Pekin’de Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile görüştü.

Xi, görüşmede Orta Doğu’nun “büyük güçler arasındaki rekabetin ve jeopolitik çatışmaların sahnesine dönüşmemesi gerektiği” uyarısında bulundu.

Görüşmenin ardından yayımlanan Çin-Umman ortak bildirisinde Maskat yönetimi, Çin’in Orta Doğu’ya yönelik barış önerilerini desteklediğini ve Pekin’in bölgede kalıcı istikrarın sağlanmasında “daha büyük bir rol” üstlenmesini beklediğini açıkladı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Trump, olası seçim yenilgisinin faturasını NATO’ya çıkarabilir

Yayınlanma

NATO ülkeleri, yarın (3 Kasım) yapılacak ABD ara seçimlerinde en kötü senaryoya karşı hazırlık yapıyor.

POLITICO’ya konuşan beş NATO diplomatına göre, Avrupalı müttefikler, Cumhuriyetçilerin yenilgisinin Başkan Donald Trump’ı ittifaka yönelik saldırılarını önemli ölçüde artırmaya itebileceğinden endişe duyuyor.

Onların endişesi, Trump’ın iç politikada Kongre tarafından kısıtlanması durumunda, ABD ordusunun başkomutanı olarak daha serbest hareket edebildiği dış politika alanında mirasını pekiştirmeye çalışma ihtimali.

Diplomatlardan üçü, bunun Avrupa’dan binlerce askerin daha çekilmesi anlamına gelebileceğini söyledi.

“Genellikle görev süresi dolmak üzere olan başkanların dış politikada sergilediği tutum, hayal kırıklıklarını dışa vurma ile maceracılığın bir karışımıdır,” diyen üst düzey bir Avrupalı savunma yetkilisi, NATO’ya saldırmanın “Trump’ın dünya görüşünün tutarlı bir parçası gibi göründüğünü” ekledi.

Beyaz Saray Basın Sözcüsü Yardımcısı Olivia Wales, POLITICO’ya “Başkan Trump, NATO için herkesten daha fazlasını yaptı” dedi ve müttefiklerin 2035 yılına kadar savunma harcamalarını GSYİH’nin %5’ine çıkarma, Grönland’daki ABD askeri varlığını güçlendirme ve Rusya’nın Ukrayna’daki topyekûn savaşını sona erdirme çabaları konusunda anlaşmalar sağlamadaki başarılarına atıfta bulundu.

Fakat Wales, İran’daki savaş konusunda “Başkan, NATO müttefiklerimizin ABD’nin yanında olması gerektiği konusunda kararlılığını sürdürüyor,” dedi ve şunları ekledi:

“Başkan, Batı’nın kontrollü çöküşünü asla kabul etmeyecek ve yurt içinde ve yurt dışında çıkarlarımızı pişmanlık duymadan savunmaya devam edecek.”

Demokratların Temsilciler Meclisi’ni kazanması ve Senato’da kontrolü ele geçirmesi beklenirken, Trump’ın kişisel onay oranları tarihinin en düşük seviyesine geriledi.

Bu endişeler, ara seçimlerden haftalar önce ABD’nin Ukrayna’ya yönelik Starlink uydu hizmetlerini kesmesi ve Trump ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında yeni bir yakınlaşma yaşanmasının ardından artan transatlantik gerilimleri vurguluyor.

NATO diplomatlarından biri, seçimlerin kaybedilmesi durumunda Trump için, “Çok sinirlenebilir. [O durumda] çok sert davranacaktır,” dedi.

Endişelerin merkezinde, Aralık ayına kadar yapılması beklenen Avrupa’daki ABD kuvvetlerine ilişkin yaklaşan gözden geçirme yer alıyor.

Üç diplomat, Trump’ın yurt içinde yasama faaliyetlerinin engellenmesi durumunda, MAGA tabanını harekete geçirmek için bu geri çekilmenin kapsamını önemli ölçüde artırmaya çalışabileceğini söyledi.

Eski bir NATO yetkilisi ve Britanya merkezli Royal United Services Institute (RUSI) düşünce kuruluşunda seçkin araştırmacı olan Oana Lungescu, başkanın kıtadaki ABD varlığının devamını, Avrupa’nın Ukrayna’da ABD destekli bir barış anlaşmasını kabul etmesine bağlamaya da karar verebileceğini belirtti:

“Tüm bu konuların, yani ABD’nin askeri varlık gözden geçirmesi, Ukrayna, Avrupa güvenlik düzeni… bir şekilde Putin ile yapılacak çok daha büyük bir anlaşmanın parçası olarak ele alınması riski var, bu da Avrupa’nın güvenliği açısından çok tehlikeli bir durum yaratır.”

Diplomatlar, Trump’ın ayrıca ittifakın ortak fonuna yapılan ABD katkılarını azaltma, Ukrayna için NATO destekli PURL silah satın alma programını sınırlama ve Rusya ile ilişkileri daha da derinleştirme yönünde adımlar atabileceğini belirttiler.

Cumhuriyetçilerin seçimlerde büyük bir yenilgiye uğraması, Pentagon’da da büyük değişikliklere yol açabilir ve bu durum, şu anda Pentagon’da hazırlanan tüm planlar üzerinde domino etkisi yaratabilir.

Savunma Bakanı Pete Hegseth, milletvekillerine, özellikle de Demokratlara bütçe ve operasyonlar hakkında düzenli brifingler vermeyi reddetmesi nedeniyle Kongre’de son derece sevimsiz bir figür haline geldi.

Popülaritedeki bu düşüş, Trump’ın seçimlerde ağır bir yenilgiye uğraması halinde Hegseth’in görevden alınabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.

Bunun nedenlerinden biri de, Demokratların çoğunlukta olduğu bir Kongre’nin, Hegseth’e, onlarca general ve amirali sebepsiz yere görevden alması ve İran’la süren ve tıkanma noktasına gelen savaş nedeniyle soruşturmalar açacağı düşüncesi.

Bu duruşmalar ve soruşturmalar, Hegseth ve ekibinin elini kolunu bağlayacak ve yönetim için utanç verici bir durum yaratabilir.

Hegseth görevinden ayrılırsa, Pentagon’da bir geçiş dönemi yaşanacak ve bu da ABD birliklerinin Avrupa’dan çekilmesine ilişkin kararların haftalarca hatta aylarca ertelenmesine neden olabilir.

Teorik olarak, Temsilciler Meclisi ve Senato’da Demokratların çoğunlukta olması, ABD yasaları şu anda Avrupa’daki asker varlığı için 76.000 kişilik bir alt sınır getirmiş olsa bile, Trump’ın manevra alanını dışişleri ve savunma konularında bile kısıtlayacak.

Fakat Defense Priorities düşünce kuruluşunda kıdemli araştırmacı olan Jennifer Kavanagh, “En azından asgari asker sayısının hukuki incelemeye dayanabileceği şüpheli ve her halükarda Trump, mahkemeleri görmezden gelmeye son derece istekli davrandı. Trump yönetimi, Kongre’nin finansman yönergelerini düzenli olarak göz ardı ederek, yasama organının yetki vermediği faaliyetlere para harcadı,” dedi.

Trump daha kapsamlı bir asker çekilmesine karar verirse, Avrupa’nın elektronik harp yetenekleri, hava savunma sistemleri, istihbarat ve keşif desteği, havada yakıt ikmali ve bazı lojistik türleri dahil olmak üzere kaynakları yenilemekte “en büyük zorluğu” yaşayacağını belirtti.

Diğer müttefikler ise Trump’ın NATO’ya ağır darbe indireceği konusunda daha şüpheci.

Karadağ Savunma Bakanı Dragan Krapović, POLITICO’ya verdiği demeçte, “Trump’ın NATO’dan ayrılacağına dair sürekli spekülasyonlar var… fakat bu şimdiye kadar gerçekleşmedi. Avrupa’daki asker sayısının azaltılmasına ilişkin nihai kararı Kongre veriyor,” dedi.

Gelgelelim “Başarı olasılığı yüksek varsayımlarda bulunmak için rasyonel kararlar alan bir inceleme nesnesine ihtiyaç vardır,” diyen altıncı bir NATO diplomatı, Trump ile bu noktaya geldiklerini sanmadığını ekledi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Erdoğan, Güney Kore’ye nükleer ve AI ortaklığı teklif edecek

Yayınlanma

Üç günlük Güney Kore gezisine başlayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Asya ülkesi ile nükleer enerji, yapay zeka (AI) ve savunma alanlarında işbirliği yapmak istiyor.

Bugünkü (2 Kasım) ziyaretine başlamadan önce Güney Kore’nin resmi haber ajansı Yonhap’a konuşan Erdoğan, Türkiye’nin planladığı Sinop nükleer santralinin geliştirilmesinde bir ortak olabileceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı, devlet kuruluşu Korea Electric Power Corp ile Karadeniz projesinin teknik ve iktisadi şartlarını incelediklerini söyledi.

Erdoğan, Ankara’nın bir ortak seçmeden önce finansman, elektrik maliyetleri ve Türk ekonomisine sağlayacağı faydaları değerlendireceğini de sözlerine ekledi.

Seul ve Ankara, geçen yıl Cumhurbaşkanı Lee Jae Myung’un Türkiye’ye yaptığı ziyaret sırasında nükleer enerji alanında işbirliğine ilişkin bir mutabakat zaptı imzalamıştı.

Anlaşma, reaktör teknolojisi, saha değerlendirmesi, ruhsatlandırma, finansman ve iş modelleri alanlarındaki işbirliğini kapsıyor.

Cumhurbaşkanı, “Bu konuyla ilgili Kore ile yürüttüğümüz müzakerelere büyük önem veriyoruz. Koreli dostlarımızın nükleer enerji alanındaki deneyimlerinin farkındayız,” dedi.

Erdoğan, Yonhap’a verdiği mülakatta savunma, yarı iletkenler, yapay zeka ve robotik alanlarını da potansiyel işbirliği alanları olarak belirledi ve Güney Kore’den daha fazla yatırım ve ortak üretim çağrısında bulundu.

Erdoğan, “Amacımız, bu potansiyel fırsatları somut girişimlere dönüştürmek, şirketlerimiz için iş fırsatlarını kolaylaştırmak ve karşılıklı yatırımları artırmak,” dedi.

Ülkelerin 15 milyar dolarlık ikili ticaret hedefi doğrultusunda çalıştıklarını belirten Erdoğan, Güney Kore lehine olan dengesizliğin giderilmesi için çaba gösterilmesi çağrısında bulundu.

Cumhurbaşkanı, Güney Kore’nin Türkiye’nin PD170 turbo dizel uçak motoruna gösterdiği ilgiyi memnuniyetle karşıladı ve insansız hava araçları, motor teknolojileri ve elektronik sistemler gibi alanlarda ikili savunma sanayi işbirliğini genişletmek için önemli fırsatlar gördüğünü belirtti.

Erdoğan şöyle devam etti:

“Güçlü üretim altyapısı, nitelikli işgücü ve stratejik konumu ile Türkiye, Koreli yatırımcılara önemli fırsatlar sunuyor. Güney Kore’nin teknoloji ve inovasyon alanındaki uzmanlığını Türkiye’nin üretim gücüyle birleştirerek çok daha büyük başarılara imza atabiliriz.”

Erdoğan, mevcut ikili işbirliğinin örnekleri olarak Hyundai Motor Group’un Türkiye’deki uzun süredir devam eden otomotiv üretim faaliyetlerini ve POSCO’nun çelik sektöründeki yatırımlarını gösterdi.

Aynı zamanda Hyundai’nin İzmit’teki fabrikasında elektrikli araç üretimine başlamasını memnuniyetle karşıladı.

Ayrıca, Hürmüz Boğazı’ndan geçenler de dahil olmak üzere küresel enerji piyasaları ve ticaret yollarına yönelik ciddi risklere işaret ederek, Güney Kore’nin Türkiye’nin ulaştırma ve lojistik altyapısına daha fazla yatırım yapması çağrısında bulundu.

“Mevcut kriz, uluslararası ticaret için güvenilir alternatif güzergâhlar geliştirmenin ne kadar hayati önem taşıdığını bir kez daha ortaya koydu,” diyen Erdoğan, tarihi Hicaz Demiryolu’nu yeniden canlandırma planları da dahil olmak üzere, Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan ulaştırma ve lojistik bağlantılarını genişletmeye yönelik Türkiye’nin çabalarına dikkat çekti.

“Kore şirketlerinin Türkiye’nin bölgesel ulaştırma ve lojistik yatırımlarına daha fazla katılımını arzu ediyoruz,” diyen Erdoğan, Ankara’nın ülkede yatırım yapmak isteyen Kore firmalarını desteklemeye hazır olduğunu da sözlerine ekledi.

Erdoğan, iki ülkenin uzun soluklu dostluğunu geleceğe taşımaları çağrısında bulunarak, aralarındaki bağı “kanla pekiştirilmiş” bir bağ olarak nitelendirdi:

“Nesiller boyu aktarılan kardeşlik ve karşılıklı güven bağları, ilişkilerimizin merkezinde yer alıyor. Bu değerli mirası gelecek nesillere daha da güçlü bir şekilde aktarmak bizim sorumluluğumuz. Ziyaretimizin, iki ülke arasındaki işbirliğini daha da ileriye taşımak için somut adımların atılmasına zemin hazırlayacağına inanıyorum.”

Güney Kore ve Türkiye, gelecek yıl diplomatik ilişkilerin 70. yıl dönümünü kutlayacak.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English