Diplomasi
Trump-Putin müzakerelerinde üstünlük kimde?
Quincy Enstitüsü Avrasya Direktörü Anatol Lieven, Ukrayna’da askeri avantajın Rusya’ya geçtiğini ancak ilerlemenin çok maliyetli olduğunu belirtti. Lieven, her iki tarafın da bir anlaşmaya varmak için nedenleri olduğunu ve Ukrayna halkının çoğunluğunun artık uzlaşmacı bir barış istediğini söyledi.
Quincy Enstitüsü Avrasya Direktörü Anatol Lieven, Ukrayna savaşındaki mevcut duruma ve olası barış senaryolarına ilişkin Harici’ye değerlendirmelerde bulundu.
Washington’da Harici Genel Yayın Yönetmeni Tunç Akkoç ve gazeteci Sarp Sinan Hacır’ın sorularını yanıtlayan Lieven, sahada avantajın Rusya tarafında olduğunu ancak ilerlemenin yavaş ve maliyetli olduğunu ifade etti.
“Sahada avantaj Rusya’da”
Ukrayna’daki mevcut durumun Rusların ilerlemesiyle şekillendiğini belirten Lieven, “Önemli Pokrovsk kasabasını ve üssünü ele geçirmeye oldukça yakın görünüyorlar. Diğer yandan, bu konuma gelmeleri bir yıllarını aldı ve tabii ki sayısız kayıp verdiler,” dedi.
Modern askeri teknolojinin, özellikle mayınlar ve dronların savunmayı güçlü bir şekilde desteklediğini vurgulayan Lieven, şöyle devam etti:
“Mesele şu ki, Rusya şüphesiz daha fazla Ukrayna toprağı ele geçirebilir, ancak şimdiye kadarki kanıtlara bakılırsa bu çok uzun zaman alacak ve çok maliyetli olacak. Birinci Dünya Savaşı’nın da gösterdiği gibi, yıllarca süren bir çıkmaz yaşanabilir ve sonra bir taraf çöker. Eğer bir taraf çökerse, bu Ruslar olmayacak, zira Rusların sayısal olarak ve askeri tedarik güvenliği açısından önemli bir avantajı var.”
Lieven, Batı’nın Ukrayna’ya yaptığı yardımın tam olarak güvende olmadığını, bu nedenle her iki tarafın da bir anlaşmaya varmak için nedenleri bulunduğunu söyledi.
“Ukrayna halkının çoğunluğu uzlaşma istiyor”
Ukrayna’da zorunlu askerliğe karşı halk arasında büyük bir direniş olduğunu belirten Lieven, son Gallup anketlerine dikkat çekti.
Lieven, “Artık Ukrayna nüfusunun büyük bir çoğunluğu erken bir uzlaşma barışı istiyor, teslimiyet değil, tamamen pes etmek değil, bir uzlaşmaya varmak istiyorlar. Bu yüzden bence avantaj kesinlikle şu anda Rusya’nın tarafında,” diye konuştu.
“Biden yönetiminin 1991 sınırları politikası öldü”
Lieven, 2023’teki Ukrayna taarruzunun başarısızlığından bu yana Kiev’in kaybettiği toprakları geri kazanması konusunda gerçekçi bir şans kalmadığını ifade etti.
Biden yönetimi ve Batılı hükümetlerin kendilerini kamuoyu önünde 1991 sınırları ilkesine bağladıklarını ancak bu politikanın artık geçerli olmadığını söyleyen Lieven, dönemin ABD Genelkurmay Başkanı Milley’in 2023 sonbaharındaki sözlerini hatırlattı:
“General Milley, ‘Bu, Ukrayna’nın bir anlaşma yapmaya çalışması için en uygun zaman. Bundan sonra işler daha da kötüye gider,’ demişti. Ve tabii ki, olan da hemen hemen bu.”
Olası barış anlaşmasının ana hatları
Lieven, olası bir barış anlaşmasının sadece toprak meselesi olmadığını, NATO genişlemesinin de kilit bir konu olduğunu belirtti. Rusya’nın anayasasına ilhak ettiği dört bölgeyi dahil etmesine rağmen müzakereler için alan olduğunu ifade eden Lieven, “Rusya bu anayasa değişikliğinde hiçbir zaman bu vilayetlerin sınırlarını tanımlamadı. Yani anayasal olarak Rusya’nın, ‘Şu an elimizde olanlara sahibiz ve tabii ki hala bu oblastların tamamını talep ediyoruz ama bu gelecekteki müzakerelere açık,’ demesine imkan var,” yorumunu yaptı.
Rusya’nın gelecekteki NATO genişlemesine karşı resmi garantiler isteyeceğini vurgulayan Lieven, şunları kaydetti:
“Ruslar sadece Trump’tan gelecek farklı bir deklarasyonla tatmin olmayacak. Onlar şimdi çok daha resmi bir şey isteyeceklerdir. Bu da Ukrayna anayasasına tarafsızlığı geri getiren bir anayasa değişikliği anlamına gelecektir. Ruslar ayrıca NATO’nun bir örgüt olarak, Ukrayna’ya gelecekteki NATO üyeliği teklifini geri çekmesinde ısrar edebilir. Bu, bir örgüt olarak NATO için feci şekilde aşağılayıcı olacaktır.”
“Putin’in de barış için nedenleri var”
Rus generallerinin, savaşın devam etmesi halinde Ukrayna’nın altı ay içinde çökeceğini Putin’e söylediği yönündeki haberlere şüpheyle yaklaştığını belirten Lieven, Rusya’nın da kendi sınırları olduğunu dile getirdi.
Putin’in kitlesel seferberliğe cesaret edemediğini ve iyi maaşlı gönüllü bir orduya dayandığını söyleyen Lieven, “Rusya ekonomisi de burada önemli bir faktör çünkü Rus ekonomi yetkilileri, savaş devam ederse enflasyon tehlikesi konusunda uyarıda bulundu. Putin, Rusya kamuoyunun kendisine karşı dönmesi halinde oluşacak tehdidin çok farkında,” ifadelerini kullandı.
Lieven, Putin’in bir asker olmadığını ve askeri bir zaferden çok, Rus halkına zafer olarak sunabileceği bir anlaşmaya odaklandığını belirtti.
“Trump’ın hamleleri klasik bir pazarlık taktiği”
Donald Trump’ın nükleer denizaltıları hareket ettirmesi ve Hindistan’a Rus petrolü üzerinden gümrük vergisi tehdidinde bulunmasını “klasik bir Trump hareketi” olarak nitelendiren Lieven, “Melodramatik bir hamle yaparsınız, çok sert görünürsünüz. Klasik Trump, efelenirsiniz, tehdit edersiniz ve sonra bir anlaşma yapmaya çalışırsınız,” değerlendirmesini yaptı.
Lieven, Hindistan’a yönelik yaptırım tehdidinin ABD güvenlik kurumları içinde de rahatsızlık yarattığını, çünkü Hindistan’ın Çin’i dengeleme stratejisinin merkezinde yer aldığını söyledi.
Lieven, “Bence pek çok insan, ‘Bakın, Ukrayna’da bir anlaşmaya ihtiyacımız var ki bu yaptırımları Hindistan’a uygulamak zorunda kalmayalım,’ diyor. Bence bu önemli bir nokta,” diye ekledi.
“Avrupa, ABD olmadan savaşı sürdüremez”
Lieven, ABD’nin askeri yardımdan tamamen çekilmesi durumunda Avrupa’nın savaşı tek başına yürütemeyeceğini belirtti.
Avrupa ekonomilerinin büyüklüğüne rağmen bütçeler üzerindeki baskı, ekonomik durgunluk ve sosyal harcamaları sürdürme ihtiyacının buna engel olacağını ifade eden Lieven, sözlerini şöyle tamamladı:
“Mevcut tüm Avrupa hükümetleri, sağdan ve soldan gelen popülist meydan okumadan endişe duyuyor. Ukrayna’ya yardım etmek için sağlık hizmetlerini, emekli maaşlarını ciddi şekilde kesme işine girdiğinizde, radikallerin zaferini garantilediğiniz bir durumda olursunuz. Eğer Trump onları nefret edecekleri bir Ukrayna barış anlaşmasını kabul etmeye zorlarsa, bence hizaya gelmekten başka çareleri kalmayacak.”