Diplomasi
Trump-Putin müzakerelerinde üstünlük kimde?

Quincy Enstitüsü Avrasya Direktörü Anatol Lieven, Ukrayna’da askeri avantajın Rusya’ya geçtiğini ancak ilerlemenin çok maliyetli olduğunu belirtti. Lieven, her iki tarafın da bir anlaşmaya varmak için nedenleri olduğunu ve Ukrayna halkının çoğunluğunun artık uzlaşmacı bir barış istediğini söyledi.
Quincy Enstitüsü Avrasya Direktörü Anatol Lieven, Ukrayna savaşındaki mevcut duruma ve olası barış senaryolarına ilişkin Harici’ye değerlendirmelerde bulundu.
Washington’da Harici Genel Yayın Yönetmeni Tunç Akkoç ve gazeteci Sarp Sinan Hacır’ın sorularını yanıtlayan Lieven, sahada avantajın Rusya tarafında olduğunu ancak ilerlemenin yavaş ve maliyetli olduğunu ifade etti.
“Sahada avantaj Rusya’da”
Ukrayna’daki mevcut durumun Rusların ilerlemesiyle şekillendiğini belirten Lieven, “Önemli Pokrovsk kasabasını ve üssünü ele geçirmeye oldukça yakın görünüyorlar. Diğer yandan, bu konuma gelmeleri bir yıllarını aldı ve tabii ki sayısız kayıp verdiler,” dedi.
Modern askeri teknolojinin, özellikle mayınlar ve dronların savunmayı güçlü bir şekilde desteklediğini vurgulayan Lieven, şöyle devam etti:
“Mesele şu ki, Rusya şüphesiz daha fazla Ukrayna toprağı ele geçirebilir, ancak şimdiye kadarki kanıtlara bakılırsa bu çok uzun zaman alacak ve çok maliyetli olacak. Birinci Dünya Savaşı’nın da gösterdiği gibi, yıllarca süren bir çıkmaz yaşanabilir ve sonra bir taraf çöker. Eğer bir taraf çökerse, bu Ruslar olmayacak, zira Rusların sayısal olarak ve askeri tedarik güvenliği açısından önemli bir avantajı var.”
Lieven, Batı’nın Ukrayna’ya yaptığı yardımın tam olarak güvende olmadığını, bu nedenle her iki tarafın da bir anlaşmaya varmak için nedenleri bulunduğunu söyledi.
“Ukrayna halkının çoğunluğu uzlaşma istiyor”
Ukrayna’da zorunlu askerliğe karşı halk arasında büyük bir direniş olduğunu belirten Lieven, son Gallup anketlerine dikkat çekti.
Lieven, “Artık Ukrayna nüfusunun büyük bir çoğunluğu erken bir uzlaşma barışı istiyor, teslimiyet değil, tamamen pes etmek değil, bir uzlaşmaya varmak istiyorlar. Bu yüzden bence avantaj kesinlikle şu anda Rusya’nın tarafında,” diye konuştu.
“Biden yönetiminin 1991 sınırları politikası öldü”
Lieven, 2023’teki Ukrayna taarruzunun başarısızlığından bu yana Kiev’in kaybettiği toprakları geri kazanması konusunda gerçekçi bir şans kalmadığını ifade etti.
Biden yönetimi ve Batılı hükümetlerin kendilerini kamuoyu önünde 1991 sınırları ilkesine bağladıklarını ancak bu politikanın artık geçerli olmadığını söyleyen Lieven, dönemin ABD Genelkurmay Başkanı Milley’in 2023 sonbaharındaki sözlerini hatırlattı:
“General Milley, ‘Bu, Ukrayna’nın bir anlaşma yapmaya çalışması için en uygun zaman. Bundan sonra işler daha da kötüye gider,’ demişti. Ve tabii ki, olan da hemen hemen bu.”
Olası barış anlaşmasının ana hatları
Lieven, olası bir barış anlaşmasının sadece toprak meselesi olmadığını, NATO genişlemesinin de kilit bir konu olduğunu belirtti. Rusya’nın anayasasına ilhak ettiği dört bölgeyi dahil etmesine rağmen müzakereler için alan olduğunu ifade eden Lieven, “Rusya bu anayasa değişikliğinde hiçbir zaman bu vilayetlerin sınırlarını tanımlamadı. Yani anayasal olarak Rusya’nın, ‘Şu an elimizde olanlara sahibiz ve tabii ki hala bu oblastların tamamını talep ediyoruz ama bu gelecekteki müzakerelere açık,’ demesine imkan var,” yorumunu yaptı.
Rusya’nın gelecekteki NATO genişlemesine karşı resmi garantiler isteyeceğini vurgulayan Lieven, şunları kaydetti:
“Ruslar sadece Trump’tan gelecek farklı bir deklarasyonla tatmin olmayacak. Onlar şimdi çok daha resmi bir şey isteyeceklerdir. Bu da Ukrayna anayasasına tarafsızlığı geri getiren bir anayasa değişikliği anlamına gelecektir. Ruslar ayrıca NATO’nun bir örgüt olarak, Ukrayna’ya gelecekteki NATO üyeliği teklifini geri çekmesinde ısrar edebilir. Bu, bir örgüt olarak NATO için feci şekilde aşağılayıcı olacaktır.”
“Putin’in de barış için nedenleri var”
Rus generallerinin, savaşın devam etmesi halinde Ukrayna’nın altı ay içinde çökeceğini Putin’e söylediği yönündeki haberlere şüpheyle yaklaştığını belirten Lieven, Rusya’nın da kendi sınırları olduğunu dile getirdi.
Putin’in kitlesel seferberliğe cesaret edemediğini ve iyi maaşlı gönüllü bir orduya dayandığını söyleyen Lieven, “Rusya ekonomisi de burada önemli bir faktör çünkü Rus ekonomi yetkilileri, savaş devam ederse enflasyon tehlikesi konusunda uyarıda bulundu. Putin, Rusya kamuoyunun kendisine karşı dönmesi halinde oluşacak tehdidin çok farkında,” ifadelerini kullandı.
Lieven, Putin’in bir asker olmadığını ve askeri bir zaferden çok, Rus halkına zafer olarak sunabileceği bir anlaşmaya odaklandığını belirtti.
“Trump’ın hamleleri klasik bir pazarlık taktiği”
Donald Trump’ın nükleer denizaltıları hareket ettirmesi ve Hindistan’a Rus petrolü üzerinden gümrük vergisi tehdidinde bulunmasını “klasik bir Trump hareketi” olarak nitelendiren Lieven, “Melodramatik bir hamle yaparsınız, çok sert görünürsünüz. Klasik Trump, efelenirsiniz, tehdit edersiniz ve sonra bir anlaşma yapmaya çalışırsınız,” değerlendirmesini yaptı.
Lieven, Hindistan’a yönelik yaptırım tehdidinin ABD güvenlik kurumları içinde de rahatsızlık yarattığını, çünkü Hindistan’ın Çin’i dengeleme stratejisinin merkezinde yer aldığını söyledi.
Lieven, “Bence pek çok insan, ‘Bakın, Ukrayna’da bir anlaşmaya ihtiyacımız var ki bu yaptırımları Hindistan’a uygulamak zorunda kalmayalım,’ diyor. Bence bu önemli bir nokta,” diye ekledi.
“Avrupa, ABD olmadan savaşı sürdüremez”
Lieven, ABD’nin askeri yardımdan tamamen çekilmesi durumunda Avrupa’nın savaşı tek başına yürütemeyeceğini belirtti.
Avrupa ekonomilerinin büyüklüğüne rağmen bütçeler üzerindeki baskı, ekonomik durgunluk ve sosyal harcamaları sürdürme ihtiyacının buna engel olacağını ifade eden Lieven, sözlerini şöyle tamamladı:
“Mevcut tüm Avrupa hükümetleri, sağdan ve soldan gelen popülist meydan okumadan endişe duyuyor. Ukrayna’ya yardım etmek için sağlık hizmetlerini, emekli maaşlarını ciddi şekilde kesme işine girdiğinizde, radikallerin zaferini garantilediğiniz bir durumda olursunuz. Eğer Trump onları nefret edecekleri bir Ukrayna barış anlaşmasını kabul etmeye zorlarsa, bence hizaya gelmekten başka çareleri kalmayacak.”
Diplomasi
G20 ticaret bakanları açıklamasına tek itiraz Çin’den geldi

G20 ticaret yetkilileri bu hafta Milwaukee’de bir araya geldi ve küresel çelik arz fazlasıyla mücadeleye yönelik yeni bir anlaşma duyurdu.
“Milwaukee Çerçevesi”, ülkeleri piyasayı bozan sübvansiyonları kısıtlamaya ve çelik ithalatı ile ticaretin kuralları dışına çıkarılmasının izlenmesini artırmaya çağırıyor.
Ayrıca, olası gümrük vergileri de dahil olmak üzere, kapasite fazlasına karşı “kanıta dayalı önlemleri” destekliyor.
Bu anlaşma, Eylül ayında Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısında varılan daha geniş kapsamlı bir mutabakatın ardından geldi.
Toplantıda ABD ve diğer neredeyse tüm G20 ekonomileri, büyük ve kalıcı ticaret dengesizliklerinin diğer ülkelere zarar verebileceği konusunda mutabık kaldı.
Büyük ticaret fazlası olan ülkelerden, büyüme için ihracata aşırı bağımlı hale getiren politikalarını gözden geçirmelerini isteyen bir bildirgeyi imzaladılar.
Çin, bu bildirgeye itiraz eden tek G20 üyesi oldu.
Axios’a göre giderek daha fazla ülke, Donald Trump’ın küresel ticaretteki sorunlara ilişkin argümanının temel bir unsurunu benimsiyor. Üstelik bu durum, Trump’ın uyguladığı gümrük vergilerinin dünya ekonomisini sarsmasına rağmen gerçekleşiyor.
On yıllardır hükümetler, aşırı çelik üretimi de dahil olmak üzere küresel ticaretteki dengesizlikler konusunda uyarıda bulunuyorlar.
Değişen şey ise, yerli sanayilere verilen zararı kabul etme ve onları koruma konusundaki istek.
ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, konferansın aralarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çoğu ülke bu küresel sorunlara katılıyor, insanlar teşhise katılıyor fakat harekete geçmekten çekiniyorlar,” dedi.
Greer’e göre Milwaukee anlaşmasının “2015 yılında gerçekleşmesi” mümkün değildi.
Greer şöyle konuştu:
“Diğer tüm ülkeler, ABD pazarına erişimlerini sürdürmek istiyorlarsa uluslararası sistemi yeniden düzenlememiz gerektiğini biliyorlar. Yaratıcı fikirler, yeni yapılar ve tutarlı planlar ortaya koydukça, onlar da bu sürece katılıyorlar.”
AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, salı günü Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezinde Greer ve imalat sektöründen CEO’larla düzenlenen yuvarlak masa toplantısında, yönetimin kapasite fazlası konusuna odaklanmasını olumlu karşıladı.
Greer, “Ticaret komiseri ve diğerleri de dahil olmak üzere Avrupa’daki pek çok kişinin bu konu hakkında oldukça net bir görüşe sahip olduğunu düşünüyorum… Onlar, bizim 10 yıl önce atmaya başladığımız bazı adımları atmaya başlıyorlar,” dedi ve Avrupa’nın kendisinin de küresel kapasite fazlasına katkıda bulunduğuna inandığını ekledi.
ABD’nin ticaret ortakları, Washington ile birlikte çözmeye çalıştıkları bazı sorunları hedef alan gümrük vergileriyle ya da bu vergilerin uygulanma olasılığıyla karşı karşıya kalıyor.
Kanada’nın ABD’ye yaptığı çelik ihracatının çoğu %50’lik bir gümrük vergisiyle karşı karşıya.
Ülkenin ticaret yetkililerinden biri Milwaukee’ye vardığında, belirli Kanadalı ürünlere yönelik bir ithalat yasağı yürürlüğe girdi.
Greer ayrıca 16 ekonomideki kapasite fazlası ve üretimi de soruşturuyor ve bu soruşturmalar nihayetinde yeni gümrük vergilerinin önünü açabilir.
Greer, yuvarlak masa toplantısındaki gerginliği kabul ederek, ABD ile ticaret ortakları arasında anlaşmazlıklar olabileceğini ama yine de başka yerlerdeki üretim fazlası konusunda ortak endişeleri paylaştıklarını belirtti.
Dış ticaret bakanları dün öğleden sonra, Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezine 1,5 mil (yaklaşık 2,4 km) uzunluğundaki bir yolculuk için otobüslere bindi ve burada fabrika tesisini gezdi.
Bu “saha gezisi”, Trump yönetiminin teşvik etmek istediği türden ileri düzey yerli üretimi sergilemeyi amaçlıyordu.
Rockwell, bakanlara gezi için çelik burunlu spor ayakkabılar hediye etti (bu ayakkabılar Vietnam’da üretilmişti).
Fabrikalarda kullanılan otomasyon teknolojisi üreten Rockwell, ABD’deki tesislerine, insan kaynağına ve teknolojiye 2 milyar dolarlık yatırım yapıyor.
Fakat gümrük vergileri de bu üreticinin maliyetlerini artırıyor. Rockwell, yaz aylarında yatırımcılara bazı müşterilerinin projelerini ertelediğini bildirdi.
CEO Blake Moret, şirketin kazanç açıklamasında, “Gümrük vergileri ve enflasyon açısından bu kadar dalgalı bir ortamda, müşteriler iş planlarının maliyet tarafının sağlam olduğundan emin olmak istiyorlar,” dedi.
Diplomasi
Tayvan, Xi-Trump zirvesinin ardından gelen F-16V teslimatını memnuniyetle karşıladı

Tayvan, ayrı bir milyarlarca dolarlık silah paketine ilişkin ABD başkanlığı tarafından getirilen askıya alma kararına rağmen, uzun süredir ertelenen iki adet F-16V savaş uçağının teslimatını, ABD’nin askeri desteğinin devam ettiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.
Cuma günü doğudaki Taitung ilçesindeki Chihhang Hava Üssü’ne ulaşan iki tek kişilik uçak, 1997 yılında orijinal F-16A/B filosunun teslimatlarının başlamasından bu yana adanın aldığı ilk yeni F-16’lar.
Önceki versiyonlarla karşılaştırıldığında, F-16V konfigürasyonu Northrop Grumman APG-83 aktif elektronik taramalı dizi radarını, güncellenmiş aviyonik sistemleri ve geliştirilmiş hedef tespit ve izleme yeteneklerini içermektedir.
Bu iki uçak, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev dönemi sırasında, Ağustos 2019’da Washington tarafından onaylanan 247,2 milyar NT$ (7,76 milyar ABD doları) tutarındaki 66 adet F-16V satışının bir parçası.
İki uçağın, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye yaptığı devlet ziyaretinden yaklaşık bir ay önce, ağustos ayı sonunda Tayvan’a ulaşması bekleniyordu. Ne Taipei ne de Washington, gecikmeyle ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmadı.
Kongre’nin gayri resmi incelemesinden geçen, Taipei’ye yönelik yaklaşık 14 milyar ABD doları değerindeki ayrı bir silah paketi ise başkanın onayı beklenirken askıda kalmaya devam ediyor.
Trump’ın Xi’yi sıcak bir şekilde karşılamasının adada bir miktar belirsizliğe yol açmasının ardından, cuma günkü teslimat Tayvan’ın iktidar partisi Demokratik İlerleme Partisi (DPP) tarafından memnuniyetle karşılandı.
Tayvanlı lider William Lai Ching-te, Tayvan’ın kendini savunmasına yönelik “uzun vadeli desteği” ve iki taraf arasındaki güvenlik işbirliğini derinleştirmeye devam ettiği için Washington’a teşekkür etti. Ayrıca, bu teslimatı bölgesel istikrarla ilişkilendirerek, bunun ABD’nin “güvenliği ilerletmek için Tayvan dahil Hint-Pasifik ortaklarıyla birlikte çalışma” taahhüdünü gösterdiğini belirtti.
Demokrasi İlerleme Partisi (DPP) milletvekili Chen Kuan-ting de, bu teslimatın zirveden bu yana ABD’nin silah satışlarında “yapısal bir değişiklik” olmadığını gösterdiğini belirtti.
Buna karşılık, muhalefetteki Kuomintang milletvekili Ma Wen-chun, uçakların gelmesinin programdaki gecikmelerden dikkatleri başka yöne çekmemesi gerektiğini belirterek, savunma bakanlığını kalan uçaklar için net bir takvim sunmaya çağırdı. “İkisi geldi; kalan 64’ü de zamanında gelmelidir” dedi.
Tayvan Savunma Bakanlığı başlangıçta 66 savaş uçağının tamamını yıl sonuna kadar teslim almayı umuyordu, ancak program planlanan takvimin çok gerisinde kaldı. Tayvanlı yetkililer, takvimi etkileyen başlıca faktörler arasında üretim hattının yer değiştirmesini ve tedarik zincirindeki aksaklıkları gösterdi.
Savunma Bakanı Wellington Koo Li-hsiung cuma günü, yıl sonuna kadar daha fazla F-16V’nin teslim edileceğini söyledi, ancak kesin bir sayı vermedi.
İlk iki savaş uçağının teslim süreci de beklenmedik bir şekilde uzamıştı.
17 Ağustos’ta ABD anakarasından ayrılan uçaklar, Pasifik’i aşan yolculuklarında havada yakıt ikmali yaparak 21 Ağustos’ta Hawaii’deki Pearl Harbour-Hickam Ortak Üssü’ne ulaştı. Uçakların birkaç gün içinde Tayvan’a doğru yola devam etmeleri bekleniyordu, ancak bunun yerine üssünde neredeyse altı hafta kaldılar.
Tayvanlı medya ve askeri gözlemciler, teknik sorunlar, elverişsiz hava koşulları ve yakıt ikmal uçağının bulunmaması gibi çeşitli olası açıklamalar öne sürdü.
Nedeni açıklanamayan bu gecikme, Tayvan’da Washington’un, Xi’nin ABD’ye yapacağı devlet ziyaretinden kısa bir süre önce siyasi açıdan hassas bir teslimatı önlemek istemiş olabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.
Tayvan’ın United Daily News gazetesi, isimsiz bir kaynağa atıfta bulunarak, bu hafta bir ekipman sorununun uçağın Hawaii’de gecikmesine neden olmasının ardından Washington’un, teslimatın Xi’nin ziyareti etrafında daha fazla karmaşıklığa yol açmasını istemediğini bildirdi.
Ne ABD ne de Tayvanlı yetkililer, teslimatın zamanlamasını Xi’nin Washington ziyaretiyle ilişkilendirdi.
South China Morning Post, Xi’nin Washington ziyaretinden önce, yönetimin Tayvan’a yönelik büyük çaplı yeni silah satışlarını ertelemeyi değerlendirdiğini bildirmiş; kaynaklar, Pekin’in Xi’nin gezisi sırasında yeni anlaşmaların onaylanmamasını sağlamak için Washington’a gizlice baskı uyguladığını belirtmişti.
14 milyar ABD doları tutarındaki silah paketi, bu yılın başlarında zaten askıya alınmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un silah satışlarını değerlendirirken kendi askeri ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini ve silah stoklarını yenileme gerekliliğini de göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamıştı.
Geçen hafta Trump ile yapılan zirve sırasında Xi, ABD’nin “Tayvan bağımsızlığına” karşı çıkacağını ve Tayvan meselesini ihtiyatla ele alacağını umduğunu yineledi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, zirvenin ardından Tayvan’a yönelik genel ABD politikasının değişmediğini vurgulamaya çalıştı.
Diplomasi
NATO’nun Kafkasya’daki genişlemesine Fransız-Türk anlaşmazlığı engel oluyor

NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan ile işbirliğini güçlendirme çabası, Fransa ile Türkiye arasındaki gerginlik nedeniyle tıkanma noktasına geldi.
POLITICO’ya konuşan üç NATO diplomatına göre, Fransa, bir Fransız vatandaşının tutuklanmasını temel gerekçe göstererek Bakü ile yeni bir ortaklık planını onaylamayı reddetti.
Buna karşılık Türkiye de, yakın müttefiki Azerbaycan’a dayanışma göstermek amacıyla Ermenistan’ın planının yenilenmesini engelledi.
Beş NATO diplomatı, iki Kafkas ülkesinin tatbikatlar, askeri eğitim ve diğer alanlarda NATO ile daha derin bir işbirliği arayışında olduğunu belirtti.
Sonuç olarak, her iki plan da bir yılı aşkın süredir belirsizlik içinde kaldı.
Aylar süren NATO anlaşmazlığı, geçen hafta Fransa’nın Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının yenilenmesini engellemesinin ardından yeni bir aciliyet kazandı.
Paris, Brüksel’in Rus-Özbek milyarder Alişer Usmanov’a yönelik kısıtlamaları kaldırmasının ardından itirazını geri çekti.
Bu da Azerbaycan’ı, bir Fransız vatandaşı da dahil olmak üzere birkaç tutukluyu serbest bırakmaya sevk etti.
Geçen çarşamba günü Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in tutukluları serbest bırakmasının ardından Fransa, NATO ile Bakü arasındaki bağların güçlendirilmesine yönelik vetosunu kaldırması yönünde baskı altında bulunuyor.
NATO diplomatlarından biri, “Eğer veto hakkını kaldırmazlarsa, bu ne sağlam bir siyasi hamle olur ne de ittifakın çıkarları doğrultusunda hareket eden bir müttefik olarak kendilerini göstermiş olurlar. Ermenistan için bu çok tehlikeli; onların yakınımızda olmasının iyi olduğunu düşünüyoruz,” dedi.
İkinci bir NATO diplomatı ise şöyle konuştu: “Bir hayal kırıklığı var: İkili meseleler için NATO’yu kullanmayı bırakın.”
Hem Ermenistan hem de Azerbaycan, son yıllarda Rusya ile ilişkilerini soğutmuş durumda ve Avrupa ile bağlarını derinleştirmeye çalışıyor.
Erivan, Moskova liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) savunma ittifakındaki üyeliğini askıya aldı, AB üyeliği lehine bir yasa kabul etti ve buna karşılık Moskova’dan ticaret kısıtlamaları ve sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı.
Fransa uzun süredir Ermenistan ile yakın ilişkiler sürdürürken, Bakü ise bölgedeki Rus etkisini dengelemek için Türkiye ile olan yakın ittifakına güveniyor.
Bir Türk yetkili, “Mesele kesinlikle bir Türkiye-Fransa ya da Türkiye-Ermenistan kavgası değil,” diyerek şunları ekledi:
“Her ikisinin de erken onaylanmasını sağlamak amacıyla, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ITPP [Bireysel Olarak Uyarlanmış Ortaklık Programları] belgelerini birlikte onaylamaya oldukça uzun bir süredir hazırız.”
NATO’nun ITTP ortaklıkları, ittifakın NATO üyesi olmayan ülkelerle siyasi diyalog ve askeri işbirliği için kullandığı başlıca araç.
Bu programlar dört yılda bir yenilenir ve hedeflerinin düzeyi, yararlanıcı ülkelerin ittifakla entegre olma isteğine bağlı.
Üç diplomat, yeni planlara ilişkin müzakerelerin neredeyse sonuçlandırılmak üzere olmasına rağmen, yaşanan gecikme nedeniyle NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan’ın güncelliğini yitirmiş ortaklıklarını geçici olarak uzatmak zorunda kaldığını belirtti.
Yeni planlar, bu ülkelerin ortak askeri tatbikatlara katılımına olanak tanıyacak, ordular arası eğitimi artıracak ve yerel İngilizce derslerinin düzenlenmesine kadar uzanan kültürel işbirliğini yoğunlaştıracak.
Bazıları, Erivan’ın dış politikasını Rusya’dan uzaklaştırmak için aldığı riskler göz önüne alındığında, bu gecikmenin Ermenistan’ın Batı ile yeniden yakınlaşma çabasını da engelleyebileceğinden endişe duyuyor.
“Bu bir endişe kaynağı… Bazı ülkelerde beklentiler yaratıyoruz, sonra da bunları karşılayamıyoruz — bu da daha sonra kızgınlığa yol açabilir,” diyen üçüncü NATO diplomatı, Bakü ve Erivan’ı ittifaka yaklaştırmanın her iki ülke arasındaki kırılgan barışı pekiştirmeye yardımcı olabileceğini de sözlerine ekledi.
Diplomat, “Artık iki ülke arasında barış olduğu için, bu NATO’nun onları daha fazla kendi tarafımıza çekmesi için iyi bir fırsat,” diye ekledi.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya1 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak









