Görüş
Trump Ukrayna savaşını durdurmak istiyor ama…
Trump’ın Ukrayna’daki savaşı durdurmak istediğine şüphe yok. ‘Ben görevde olsaydım zaten savaş çıkmazdı, göreve gelince de birkaç telefon görüşmesiyle bu işi kapatırım’ anlamına gelen sözleri görevi devraldıktan sonra yaptığı açıklamalarla büyük ölçüde örtüşüyor.
Fakat ‘Putin’e bu savaşı durdurmasını söyledim; durdurmazsa hemen yaptırımlara başlarım’ ifadesi epeyce spekülatif; ancak bu arada Ukrayna’ya bir önceki savaş kışkırtıcısı Biden yönetiminin gönderme kararı aldığı silah ve mühimmat sevkiyatını sayım-döküm yapılması ve yolsuzluk olup olmadığının tespiti amacıyla askıya alması oldukça önemli bir gelişme ve savaşın durmasına/durdurulmasına ciddi katkılarda bulunabilir.
TRUMP ORTALIĞI KARIŞTIRDI
Trump’ın Rusya’ya yaptırım tehdidi fazlaca bir anlam taşımıyor; çünkü Rusya Kolektif Batı tarafından en fazla yaptırıma tabi tutulan ülke kategorisinde. Suudi Arabistan ile uzlaşarak Riyad yönetiminin çok daha fazla petrol çıkarıp piyasaya sürmesini sağlayarak fiyatları aşağıya çekme ve böylece Rusya’yı ekonomik olarak vurma stratejisi de tutarlı değil. Şöyle ki, Suudi Arabistan daha önce Biden yönetimi tarafından yapılan benzeri bir öneriyi reddetmişti. Trump ile daha iyi anlaşacağını varsayarak böyle bir şey yapabileceğini düşünsek bile bu defa petrol fiyatlarının mevcut rakamların fazlaca altına inmesinden Amerika’daki petrol ve doğal gaz – kaya gazı – üreticileri zarar eder. Dolayısıyla bu defa da onlar itiraz edeceklerdir.
Fakat Ukrayna’ya yapılan silah sevkiyatını durdurmak çok önemli sonuçlar doğurabilir. Öncelikle Amerika’nın bu politikada ısrarı Ukrayna’daki yönetim üzerinde hem psikolojik hem de askeri bir baskı yaratacaktır. Rusya’nın bütün cephelerde aylardır süren ilerleyişi ve Ukrayna’nın kayıplarının bire yedi/sekiz boyutlarında olması savaşı Ukrayna açısından zaten sürdürülemez boyutlara taşımış durumdaydı. Batı, Ukrayna’dan aylardır hatta yıllardır genç çocukları askere alıp kısa bir eğitimden sonra cepheye sürmesini istiyor ve Kiev yönetimi de bunu yapıyordu. Amerika’nın silah ve mühimmat sevkiyatını durdurduğu bir ortamda Ukrayna hükümeti bunu sürdürebilir mi?
Trump’ın Ukrayna savaşına ilişkin politikasında başka bazı faktörler de değişmiş durumda veya değişme yolunda. Trump’ın yönetime gelir gelmez Danimarka’dan Grönland adasını istemesi, Trump’ın bizzat Danimarka başbakanını arayıp adayı istemesi, Danimarka başbakanının işbirliğine evet derken Trump’ın kaba bir dille zorlamasına ‘satılık malımız yok’ anlamında sözlerle karşılık vermesi Amerika-Avrupa ilişkilerinde birçok etkeni değiştirme yolunda ilerliyor. Amerika’nın günün birinde kendilerini cami avlusuna bırakabileceği ihtimalini düşünmek bile istemeyen ve kendilerini genellikle ‘liberal’ diye adlandıran Avrupalı siyasiler ve siyaset eliti tam anlamıyla çuvallamış durumdalar. Ağlamaklı bir şekilde ‘adam adamıza el koymak istiyor’ diyen Danimarka’ya ‘aman canım sen de uzatma, ver gitsin’ diyemeyecekleri için (Türkiye’deki liberallerden ders alsalar böyle bir şeyin de söylenebileceğini öğrenirlerdi) önceki yıllarda tabu gibi gördükleri her şeyi yeniden değerlendirmek zorundalar.
AVRUPA-AMERİKA İLİŞKİLERİNİN SARSILMASI
UKRAYNA SAVAŞINI NASIL ETKİLER?
Avrupa’nın liderliğine oynama arzusuyla yanıp tutuşan Fransa’nın Amerika’nın şerrinden korumak için Grönland’a asker gönderme önerisinden Rusya ile anlaşarak Kuzey Akım’ı da hızla tamir ettirerek yeniden ucuz enerji almaya tekrar başlamak seçeneklerini değerlendirmeye başladılar bile. Bütün bunlar 2022 yılının şubat ayında Rusya’nın ‘Özel Askeri Harekât’ diyerek başlattığı savaş üzerine Kolektif Batı diye tanımlanan ve Amerika-Avrupa ile Uzak Doğudaki müttefiklerinden (Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda) oluşan blokun yaptırım kararlarıyla oluşan politikaların büyük ölçüde sona ermesi anlamına gelir.
Örneğin başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkeleri aslında kendi ekonomilerine büyük çaplı zarar verme pahasına Rusya’dan ucuz enerji akışını durdurmuş, bunun yerine Amerika’nın kaya gazını birkaç misli fiyata almaya başlamıştı. Pek de akıllıca olmayan bu politikalara Avrupa halkları arasında başlayan homurdanmalar giderek ciddi itirazlara dönüştü ve sistem karşıtı partilerin yükselişine zemin hazırladı. Şimdi Amerika yeni Başkanla birlikte Avrupa’yı büyük fedakarlıklara sokan bu politikalardan geri adım atarken Avrupalı hükümetlerin Ukrayna’ya silah ve mühimmat yağdırarak savaşı kendi başlarına sürdürebilmeleri pek akıllıca değil.
Öte yandan Rusya’dan ucuz enerji almayı yeniden gündemlerine almaları bu savaşla oluşan bütün denklemi kökünden değiştirebilir ve gidişata göre Trump’ın Ukrayna savaşını durdurma politikasını (eğer varsa) olumlu veya olumsuz etkileyebilir. Örneğin Danimarka’nın 2022 yılında patlatılan Kuzey Akım doğal gaz boru hattının tamir edilerek işletmeye açılması politikasıyla birlikte bütün Avrupa ülkeleri savaş öncesinde olduğu gibi Rusya’dan ucuz enerji alma seçeneğine yeniden yönelirlerse, bu, Moskova’ya uygulanan bütün yaptırımların sona erdirilmesi anlamına gelebilir. Hatta Rusya’nın bloke edilen 300 milyar dolarlık varlıklarının – ki, büyük kısmı Avrupa bankalarında – Moskova’ya iadesine kadar gidebilir.
Böyle bir durumda Avrupa ülkelerinin Ukrayna’ya silah vermesi mümkün olmayacağından savaş Rusya’nın ezici galibiyetiyle sona erebilir. Trump da zaten savaşı durdurmak istediği için daha önceden söylediği Rusya’ya yaptırım vs. gibi seçenekleri fazlaca bir kenara bırakır ve o da savaşın sonlandırılmasına destek verebilir. Ve sonuçta Moskova’nın nihai zaferi üzerinden bir barış anlaşması sağlanabilir. Aksine senaryoda Avrupalılar Rusya ile yakınlaşıp savaşı durdurma adımları atarken Trump savaşı sürdürmeye karar verip Avrupa ülkelerini kendi içlerinde bölmeye çalışır. Bu ihtimal mevcut durumda epeyce zayıf görünüyor.
EN BÜYÜK KAYBEDEN UKRAYNA OLACAK
Bu senaryoların neredeyse hepsinde en büyük kaybeden Ukrayna olacak gibi görünüyor. Kolektif Batı’nın tam bir bütünlük içinde hareket ettiği Biden döneminde de Moskova’nın perişan edildiği/edileceği, çok büyük kayıplara uğratıldığı/uğratılacağı ezberlerinin pek inandırıcı olmadığı gidişattan açıkça belliydi; ancak Amerika ve özellikle Avrupa ülkeleri Rusya’nın zayıflatıldığı ve yenilgiye uğratılacağı iddialarını Ukrayna’ya gönderilen paralar ve silah sevkiyatını gerekçelendirmek için kullanmışlardı.
Savaşın başlarında Rusya’nın ortaya koyduğu Ukrayna’daki Nazi yapılanmasının tasfiyesi ve bu ülkenin büyük ölçüde silahsızlandırılması şartlarından vazgeçmesi mümkün görünmüyor. Ayrıca Ukrayna’daki büyük Rus kitlenin ve kendisini kültürel olarak Rus kabul eden büyükçe bir toplumun federal bir Ukrayna’da kurucu millet/kurucu devlet olarak yer alması hala düşünülebilir mi? Belki….
Kolektif Batı’nın özellikle de Amerikan Derin Devleti ve İngiltere’nin diğer Avrupalılarla birlikte 2014 yılında seçilmiş Ukrayna Devlet Başkanı Yanukoviç’i görevini yapamaz hale getirdikleri olayların hemen ardından Kırım’ın Rusya’ya bağlanması ve çatışmalarla Donbass bölgesinin bir kısmının Ukrayna kontrolünden çıkması üzerine aynı yılın eylül ayında imzalanan ve sonra 2015 yılının şubat ayında yenilenen/genişletilen Minsk Anlaşmalarının ruhuna uygun bir düzenlemeyle iki kurucu millet ve devletten oluşan federal bir Ukrayna oluşturulup anayasasına değiştirilmesi mümkün olmayan bir madde olarak tarafsız ülke olacağı/kalacağı konulabilirdi.
Bütün bunlar Kolektif Batı’nın farklı bir düşünce yapısı içerisinde olmasını gerektiriyordu. O yıllarda Batı Ukrayna’yı NATO’ya almak, renkli devrim veya başka bir yöntemle Putin’i devirmek, Rusya’yı zayıflatmak ve kaynaklarına çökmek çabası içerisindeydi. Başta Baltık ülkeleri olmak üzere eski Doğu Avrupalıların büyükçe bir kesimi ise at üstünde Rusya’ya karşı sefere çıkmış orta çağ şövalyeleri gibiydiler. Rusya’yı parçalara ayıracaklar ve kaynaklarına büyük ölçüde el koyacaklardı.
Şimdi parti bitti ve sabah oldu. Trump bir anda herkesi uyandırdı; ancak onun gelişi aynı zamanda Kolektif Batı’yı da içerden karıştırdı. Dolayısıyla yeni bir Ukrayna barışının hangi temeller üzerinden müzakere edileceği pek kesin değil. Fakat yine de zaman zaman Moskova’nın ima ettiği gibi, 2022 yılı nisan ayında İstanbul’da varılan mutabakat üzerinden yeni görüşmeler başlayabilir ki, bu da kabaca yukarıda ifade edilen çerçevede olur.
Böyle bir uzlaşma beraberinde Avrupa güvenlik mimarisinin yeniden görüşülmesini de beraberinde getirebilir. Özellikle şimdiki ‘liberal’ hükümetlerin siyaseten tasfiyesinin ardından Avrupa ve Rusya arasında bu yönde müzakereler de yapılabilir. Bütün bunlar ise NATO’nun sonunu getirebilir. Yani NATO’yu Ukrayna ve Gürcistan’a genişletmek amacıyla başlatılan savaş NATO’nun fiilen veya resmen sona ermesiyle sona erebilir. Bütün bunlar Trump dönemine sığar mı? Bekleyip görmek gerekecek…
