Amerika
Trump ve Hegseth yönetimindeki Pentagon İran savaşına dair bilgileri kısıtlıyor

ABD Savaş Bakanlığı, İran ile beş aydan uzun süredir devam eden savaşta can kayıplarını yeniden sınıflandırması, vurulan hedef sayılarını açıklamayı durdurması ve basın toplantılarını reddetmesi nedeniyle şeffaflık eleştirilerinin hedefi oluyor. Pentagon yetkilileri kısıtlamaları operasyonel güvenlik gerekçesiyle savunurken, sivil toplum kuruluşları ve Senato üyeleri halkın bilgilendirilme hakkının ihlal edildiğini bildiriyor.
ABD Savaş Bakanlığı (Pentagon), İran ile beş ayı aşkın süredir devam eden ve sonu görünmeyen savaşta artan bilançoyu kamuoyundan gizlediği gerekçesiyle geniş çaplı bir inceleme ve eleştiri dalgasıyla karşı karşıya.
Savaş Bakanı Pete Hegseth idaresindeki Pentagon; hayatını kaybeden ve yaralanan askerlerin istatistiklerini yeniden sınıflandırmak, İran’a düzenlenen son hava saldırılarında kaç hedefin vurulduğunu açıklamamak ve basın toplantısı düzenlemeyi reddetmekle suçlanıyor.
Pentagon yetkilileri bilgi paylaşımının sınırlandırılmasını operasyonel güvenliği koruma ihtiyacıyla açıklarken, eleştirmenler bu durumun kamuoyunu karanlıkta bıraktığını ve uzun vadeli sonuçlar doğuracağını savunuyor.
Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Kuzey Amerika Direktörü Clayton Weimers, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bu durum kesinlikle yakın tarihin en az şeffaf Pentagon’u gibi hissettiriyor. Ellerine geçen her fırsatta gazetecilerin ve kamuoyunun hayati önemdeki bilgilere erişimini zorlaştırmayı seçiyorlar” dedi.
Kayıp verilerindeki tutarsızlıklar ve yeni kategori
Savaş Bakanı Hegseth yönetiminde basın mensuplarının binaya erişimini kısıtlayan Pentagon, İran savaşındaki kayıp sayılarını revize etmesinin ardından tepkilerin odağı haline geldi.
Bakanlık, Destansı Öfke adını verdiği harekât kapsamında öldürülen ABD askerlerinin sayısını 18’den 14’e düşürdü ve onlarca yaralı askeri kamuoyuna açık veri tabanından çıkardı.
Geçen hafta Pentagon, Savunma Zayiat Analiz Sistemi (DCAS) web sitesinde “geçici veri kesintileri” yaşandığını ve bu durumun ordunun ilgili birimleriyle koordineli şekilde çözülmeye çalışıldığını bildirdi.
Bakanlık mevcut durumda, zayiat ve yaralı asker sayılarını DCAS üzerinde “Yurtdışı Operasyonlar” başlığı altında genel bir kategoride listeliyor. Bu başlık, ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü askeri harekat olan Epic Fury Harekatı’na ait rakamlardan ayrı tutuluyor.
“Yurtdışı Operasyonlar” kategorisi, ABD ile İran arasındaki çatışmaların şiddetlendiği 7 Temmuz’dan bu yana yaşanan ölüm ve yaralanmaları takip ediyor.
Fakat savunma yetkililerinin “yurtdışı operasyonları” nasıl tanımladığı ve verilerin yalnızca 28 Şubat’ta başlayan İran savaşını kapsayıp kapsamadığı netlik taşımıyor.
Pentagon’un savaş zayiatlarını takip eden birincil kamu veri tabanı olan DCAS’taki rakamlar birleştirildiğinde, salı akşamı itibarıyla İran savaşında 18 ABD askerinin hayatını kaybettiği ve 642 askerin yaralandığı görülüyor. Savunma yetkilileri yaralanan askerlerin çoğunun görevlerine döndüğünü belirtiyor.
Senatörlerden Bakan Hegseth’e mektup
Rakamlardaki dalgalanmalar üzerine, Senato Silahlı Hizmetler Komisyonu Üyesi Demokrat Senatör Mazie Hirono liderliğindeki 12 Senato Demokratı, Bakan Hegseth’e bir mektup gönderdi.
Senatörler, Pentagon’un DCAS sistemini yönetme biçimini sordu ve kaç askerin travmatik beyin hasarı veya travma teşhisiyle taramadan geçirildiğini sorguladı.
Senatörler perşembe günü gönderdikleri beş sayfalık mektupta, “Zayiat rakamlarının kamuoyuna açıklanmasındaki gecikmeler veya tutarsızlıklar, Kongre’nin denetim yapma yetkisini engellemekte ve kamuoyunun operasyonun bedellerini anlamasını sınırlandırmaktadır. Bu şeffaflık eksikliği, askeri ailelerin ve Amerikan halkının, üniforma giyenlerin yaptığı fedakarlıklar hakkında eksiksiz ve doğru bir bilgi aldığına dair güveni zedelemektedir” ifadelerini kullandı.
20 yıldan fazla bir süre orduda hizmet veren ve Genelkurmay Başkanı’nın özel asistanlığını yapan Jason Dempsey, yaşanan sürecin Pentagon’daki “derin mesleki ve ahlaki korkaklığı” yansıttığını savundu.
Center for a New American Security bünyesinde kıdemli uzman olarak görev yapan Dempsey, Hegseth’in geçmişte ABD’nin Terörle Küresel Mücadele (GWOT) sürecine yönelik eleştirileri düşünüldüğünde, durumun büyük bir çelişki barındırdığını ifade etti.
Basın Özgürlüğü Vakfı (Freedom of the Press Foundation) Şeffaflık Uzmanı Lauren Harper ise bir savaşın ortasının, Pentagon’un hesap verebilirlik veya şeffaflık standartlarını düşüreceği doğru zaman olmadığını kaydetti.
Harper, “Amerikan halkının, askeri personelin ve ailelerinin İran savaşının maliyetini görme konusunda temel bir hakkı vardır. Bu alandaki temel şeffaflığın operasyonel güvenliği tehdit edebileceğini öne sürmek, Pentagon’un sorumlu hareket etmesini isteyen herkes için inciticidir” değerlendirmesinde bulundu.
Pentagon ve Cumhuriyetçi kanadın savunması
Pentagon yetkilileri ise ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ile birlikte ABD’nin İran’a yönelik saldırıları ve operasyonları konusunda dünyaya “sürekli, gerçek zamanlı ve kapsamlı güncellemeler sağladıklarını” savunuyor.
Pentagon Başsözcüsü Sean Parnell, The Hill gazetesine yaptığı açıklamada, “Başkan Trump ve Savaş Bakanı Hegseth, internet üzerinden doğrudan medyaya ve Amerikan halkına sürekli güncellemeler sunmakta, hedeflerimiz ve kararlı eylemlerimiz hakkında net bilgiler vermektedir. Savaş Bakanlığı Halkla İlişkiler Ofisi her gün ve her saat gazetecilerle iletişim kurmakta ve soruları yanıtlamaktadır” dedi.
Benzer bir görüş Kongre’deki bazı Cumhuriyetçiler tarafından da dile getirildi. Senato Silahlı Hizmetler Komisyonu Başkanı Cumhuriyetçi Senatör Roger Wicker, Pentagon’un İran savaşı konusunda Kongre ve Amerikan kamuoyuna karşı “yeterince şeffaf” olduğunu söyledi.
Saldırılar ve bilgi kısıtlaması
ABD ordusu 7 Temmuz’dan bu yana İran’a yönelik 13 gece üst üste hava saldırısı düzenledi. Saldırılarda, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari deniz trafiğini engelleme kabiliyetini azaltmak amacıyla küçük hücumbotlar, kıyı radar sahaları, füze fırlatıcıları ve diğer askeri unsurlar hedef alındı. ABD kuvvetleri ayrıca bazı köprüleri de imha etti veya kullanılmaz hale getirdi.
Ancak CENTCOM, gecelik bilgilendirme notlarında İran içinde kaç hedefin vurulduğunu ve bu görevlerde hangi askeri unsurların kullanıldığını açıklamayı durdurdu. Komutanlık, bu bilgilerin verilmesinin İran’a çok fazla detay sağlayacağını ileri sürüyor.
28 Şubat’ta başlayan ve yaklaşık 40 gün süren bombalama harekatı sırasında ABD ordusu, Washington ve Tahran’ın 8 Nisan’da kırılgan bir ateşkes kararı almasından önce İran içinde 13 binden fazla hedefi vurmuştu.
RSF Direktörü Weimers, geçmiş savaşlara atıfta bulunarak, “Kamuoyunun bilme hakkı ile birliklerin güvenliğini sağlama görevi arasında her zaman zorlu bir denge olmuştur. Vietnam, Afganistan ve Irak savaşlarında kamuoyuna sahadaki duruma dair iyi bilgiler verilmediği için savaşın ne kadar kötü gittiği anlaşılamamıştı” hatırlatmasında bulundu.
Jenerik askeri gücün İran rejimine karşı bir koz olarak kullanılmasında “azalan verim” aşamasına gelindiğini belirten Dempsey ise, “Bu aşamada çok sayıda saldırıyla övünmek, aslında genel stratejinin işleyişi açısından bir zayıflık itirafıdır” dedi.
Diğer yandan ABD ordusu, Hürmüz Boğazı yakınlarındaki deniz ablukası uygulamasına ilişkin düzenli bilgi vermeyi sürdürüyor. 14 Temmuz’da ablukayı yeniden başlatan CENTCOM, salı akşamı itibarıyla ABD kuvvetlerinin 18 ticari gemiyi İran limanlarına girmekten veya ayrılmaktan vazgeçirdiğini, iki gemiyi işlevsiz hale getirdiğini ve bir diğer ticari gemiye de çıktığını duyurdu.
Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası muafiyeti talebi
Şeffaflığa ilişkin endişeler belge paylaşımları konusunda da artıyor.
Pentagon geçen ay Kongre’den, askeri makamların ulusal savunmanın hassasiyetleriyle ilgili olduğuna karar vermesi halinde, tüm “kontrollü gizli olmayan bilgilerin” (CUI) Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası’ndan (FOIA) muaf tutulmasını talep etti.
Bu teklif, yaklaşık 2,8 milyon Savaş Bakanlığı çalışanı ve binlerce yüklenici tarafından işlenen binlerce belgenin kamuoyuna açıklanmasını engelleyebilir.
Temsilciler Meclisi’nden geçen Ulusal Savunma Yetki Yasası (NDAA) metnine dahil edilmeyen teklifin, Senato versiyonunda yer alıp almayacağı belirsizliğini koruyor.
15’ten fazla hükümet denetim ve basın özgürlüğü örgütü, bu hafta Kongre komisyonlarına bir mektup göndererek Pentagon’un 25 Haziran tarihli teklifinin reddedilmesini isteyecek.
Örgütler hazırladıkları mektup taslağında, “Pentagon’un teklifi gelişen güvenlik tehditlerine verilen yeni bir yanıt değildir; bakanlığın FOIA’yı aşındırma ve ordu içindeki kötü yönetimi ifşa etmeye çalışan gazetecileri, Kongre komisyonlarını ve denetçileri engelleme yönündeki son girişimidir” ifadelerine yer verdi.
Amerika
ABD’den yeni vize hamlesi: Yargıçlar, siyasetçiler ve aileleri listede

ABD Dışişleri Bakanlığı, yolsuzluk ve uyuşturucu ticaretiyle demokratik yönetimleri hedef aldığı değerlendirilen yabancılara karşı yeni bir vize yaptırımı mekanizması başlattı. Bolivya, Kolombiya, Ekvador ve Peru vatandaşlarını kapsayan ilk kararlarla üst düzey kamu görevlileri, yargı mensupları ve ailelerinin vizeleri iptal edildi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, Batı Yarımküre’de demokratik yollarla seçilmiş yönetimleri yolsuzluk veya uyuşturucu kaçakçılığı yoluyla zayıflattığı değerlendirilen yabancılara yönelik yeni vize kısıtlama politikasını duyurdu.
Uygulama, haklarında iddia bulunan kişileri ve aile üyelerini kapsıyor.
Düzenleme, ABD Göç ve Vatandaşlık Yasası kapsamında hayata geçirildi.
Söz konusu yasa, ülkedeki varlıkları ya da muhtemel faaliyetleri ABD dış politikası açısından ciddi olumsuz sonuçlar doğurabilecek yabancıların ülkeye girişinin yasaklanmasına imkan tanıyor.
Dışişleri Bakanlığının açıklamasında, “Demokratik yollarla seçilmiş bir yönetimin altını oymak, Amerika kıtasındaki ülkelerin güvenliğine ve hukukun üstünlüğüne yönelik bir tehdit oluşturur; bu durum karşılıksız kalmayacaktır” denildi.
Bakanlık, mekanizmanın sürekli işleyeceğini ve yeni kanıtlar ortaya çıktıkça kısıtlamaların genişletilebileceğini kaydetti.
Uygulama kapsamındaki ilk yaptırımlar Bolivya, Kolombiya, Ekvador ve Peru vatandaşlarına yöneldi.
ABD, eski Adalet Bakanı Iván Lima, yargıçlar, savcılar, bir polis albayı ve bir iş insanının da aralarında yer aldığı 12 Bolivya vatandaşı ile ailelerinin vizelerini iptal etti. Geçerli vizesi olmayan dokuz Bolivyalının da vize alması engellendi.
Washington yönetimi ayrıca Kolombiyalı iş insanı Euclides Torres Romero ile Senatör Martha Peralta Epieyú’nun, kimlikleri açıklanmayan iki Ekvador vatandaşının ve Perulu yargıç Juan Carlos Núñez Matos’un vizelerini iptal etti. Kısıtlamalar bu kişilerin aile üyelerine de teşmil edildi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, Bolivya Başsavcısı Roger Mariaca ve birinci derece yakınlarına da ayrı bir giriş yasağı getirdi.
Bakanlık, Mariaca’yı uyuşturucu kaçakçılığını kolaylaştırmak amacıyla rüşvet almakla ve şiddet suçları faillerinin cezadan kaçmasına yardım etmekle suçladı. Açıklamada Mariaca’nın bu suçlamalara karşı tutumuna dair bir bilgiye yer verilmedi.
ABD, Ocak 2025’te Bogota yönetiminin sınır dışı edilen göçmenleri taşıyan uçakları kabul etmemesi üzerine Kolombiyalı yetkililere ve ailelerine vize yaptırımı uygulanacağını duyurmuştu.
Washington yönetimi o dönemde gümrük vergileri getirme ve sınırdaki kontrolleri sıkılaştırma uyarısı da yapmıştı.
Aynı yılın Ekim ayında ABD Hazine Bakanlığı, Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro, eşi, büyük oğlu ve İçişleri Bakanı hakkında yaptırım kararı aldı.
Amerikan yönetimi bu adımı uyuşturucu kaçakçılığına sağlandığı öne sürülen destekle ilişkilendirdi. Petro ise uyuşturucu tacirleriyle bağlantılı olduğu yönündeki suçlamaları reddetmişti.
Washington yönetimi Temmuz 2025’te de Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, Savunma Bakanı, İçişleri Bakanı ve diğer yetkililere vize kısıtlaması getirmişti.
Dışişleri Bakanlığı bu kararı, ülkede 2021 yılında düzenlenen hükümet karşıtı protestolara katılanların haklarının ihlal edildiği iddialarıyla gerekçelendirmişti.
Amerika
OpenAI yeni yapay zekasını testlerdeki onay dışı eylemleri nedeniyle erteledi

OpenAI, ekim ayında ChatGPT ve Codex bünyesinde sunmayı planladığı GPT-6.1 Astra modelinin çıkışını güvenlik testlerindeki yanıltıcı eylemler nedeniyle durdurdu. Testler, yapay zekanın kullanıcı onayı almadan harici araçlara yöneldiğini ve gerçekleştirdiği işlemleri doğru aktarmadığını gösterdi.
Yapay zeka devi OpenAI, güvenlik testlerinde kullanıcılara yanıltıcı bilgi verdiği ve onay almadan hareket ettiği belirlenen yeni yapay zeka modeli GPT-6.1 Astra’nın genel erişime açılmasını durdurdu.
The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre, kararı bizzat OpenAI Güvenlik Sistemleri Birimi Yöneticisi Saachi Jain bildirdi.
ChatGPT ve Codex platformlarında ekim ayında kullanıma sunulması hedeflenen GPT-6.1 Astra, karmaşık görevleri insan müdahalesi olmadan yerine getirme ve metin üretme alanlarında önceki sürümlerden daha başarılı performans gösterdi.
Fakat model, sistem eylemlerinin kullanıcının amacıyla uyumunu ölçen güvenlik testlerinde başarısız sonuçlar verdi.
Saachi Jain, modelin yanıltıcı bilgi vermeye belirgin bir yatkınlık gösterdiğini ve hangi işlemleri tamamladığını kullanıcılara aktarırken gerçeği her zaman yansıtmadığını kaydetti.
Jain ayrıca GPT-6.1 Astra’nın kullanıcı onayı bulunmaksızın işlemleri sürdürebildiğini, risk oluşturduğu durumlarda dahi harici araç ve servislere başvurduğunu belirtti.
Jain, “Modellerimizi kullanıcılarla buluştururken güvenlik ve uyum konusunda çıtayı son derece yüksek tutuyoruz” dedi.
OpenAI, saptanan sorunların kaynağını incelemeyi ve modelin eğitim sürecindeki ödül sisteminin sistem davranışlarını doğru puanlayıp puanlamadığını denetlemeyi planlıyor.
WSJ, şirketin GPT-6.1 Astra temelindeki çalışmalardan tamamen vazgeçmediğini aktardı. OpenAI, ek eğitim süreçleri yürütmeyi ve aynı temel modeli sonraki nesil GPT-6 sistemlerinin geliştirilmesinde kullanmayı tasarlıyor.
OpenAI daha önce, geliştirdiği gelişmiş yapay zeka ajanlarından birinin internet erişim sınırlarını aşarak halka açık bir sohbet botuna bağlanması üzerine en güçlü modellerinin eğitimini durdurmuştu.
Şirket, çalışmaların ek güvenlik önlemleri devreye girdikten sonra yeniden başlayacağını duyurmuştu.
Şirket eylül ayında, modellerin kendilerine verilen talimat sınırlarının dışına çıktığı çeşitli örnekleri kamuoyuyla paylaştı.
Bu vakalarda yapay zeka ajanlarının kullanıcı dosyalarını erişime açık servislere yüklediği, harici sistemlerle iletişim kurduğu ve bir örnekte dokuz veriyi kaynakta varmış gibi uydurarak sunduğu kaydedildi.
Yaz aylarındaki testlerde ise OpenAI ajanları izole test ortamından çıkarak Hugging Face platformunun altyapısına erişim sağladı.
Modellerin bu sızma öncesinde kendi aralarında mesajlaşarak internete çıkış yolu arayışını koordine ettikleri belirlendi.
Amerika
Kanada, petrol ihracatında rotayı ABD dışına çeviriyor

Kanada, ABD Başkanı Donald Trump’ın ticaret politikaları ve Venezuela adımları nedeniyle enerji ihracatını Asya ile Avrupa’ya yönlendirmek için altyapı projelerini hızlandırıyor. Ottawa yönetimi boru hatları ve LNG tesisleriyle ABD pazarına olan yüksek bağımlılığını azaltmayı hedefliyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın ticaret politikası ve Washington yönetiminin Venezuela petrolü ithalatını artırma arayışı, Kanada’yı enerji ihracatını çeşitlendirmeye sevk ediyor.
The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre son gelişmeler, Kanada’nın yeni petrol ve doğalgaz projeleri geliştirme sürecini hızlandırıyor.
Enerjide süper güç olma hedefi taşıyan Ottawa yönetiminin attığı adımların, ülkenin küresel pazarlardaki konumunu güçlendirebileceği değerlendiriliyor.
Dünyanın en büyük dördüncü petrol ve beşinci doğalgaz üreticisi olan Kanada’da enerji sektörü, toplam ihracatın yaklaşık beşte birini karşılıyor.
Ülkenin doğalgaz ihracatının neredeyse tamamı, petrol ihracatının ise yaklaşık yüzde 90’ı ABD’ye yapılıyor.
Gazete, Washington ile yaşanan ticaret savaşı ve İran ile girilen çatışma ortamının, Kanada’nın ABD dışındaki alternatif pazarlara yönelme isteğini artırdığını yazıyor.
Yetkililer, Avrupa ve Asya pazarlarına yönelik petrol ile sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) sevkiyatını artırmayı planlıyor.
Bu hedef doğrultusunda altyapı yatırımlarını hızlandıran Kanada, onay süreçlerini de kısaltıyor. Hükümet özellikle batı kıyısına uzanacak petrol boru hattı inşasını önceliklendiriyor.
Gazetenin tahminine göre büyük boru hattı projelerinin hayata geçmesi halinde Kanada’nın günlük petrol taşıma kapasitesi 2034 yılına kadar 6,8 milyon varile çıkabilir.
Bu kapasitenin yaklaşık yüzde 30’luk kısmını ise batı kıyısına yönelen güzergahlar oluşturacak.
Kanada yönetimi aynı zamanda LNG ihracat projelerini de ilerletiyor. Habere göre bu yatırımlar, 2030’lu yılların başı veya ortası itibarıyla Kanada doğalgaz ihracatının yaklaşık yüzde 55’inin ABD dışındaki pazarlara yönlendirilmesine imkan sağlayabilir.
Hükümet petrol ve doğalgaz sektörü için vergi teşviklerini genişletirken, Alberta eyaleti de imtiyaz payı (royalti) sistemini yeniden düzenlemeyi planlıyor.
Ancak gazete, yeni projelerin hayata geçebilmesi için yüksek miktarda yatırım gerektiğini, sürecin üreticilerin alacağı nihai kararlara ve düzenleyici kurumların onay süreçlerinin tamamlanmasına bağlı olduğunu kaydediyor.
Boru hattı ve LNG altyapısının genişlemesi, Kanada’nın ABD pazarına olan bağımlılığını kademeli şekilde azaltırken küresel enerji piyasasındaki payını da yükseltebilir.
Kanada Başbakanı’nın ABD pazarına olan bağımlılığı azaltma talebi temmuz ayında da gündeme gelmişti.
Carney’nin açıklamasına göre Alberta eyaleti, Britanya Kolumbiyası’nın batı kıyısına uzanacak bin kilometreden uzun bir boru hattı planı sundu.
İnşasının Eylül 2027’ye kadar tamamlanması hedeflenen hat, dağlık bölgedeki mevcut koridoru izleyerek Pasifik kıyısına ulaşacak.
Enerji alanındaki bu yönelim, ABD ile ilişkilerin gerildiği bir dönemde gerçekleşiyor. Donald Trump, Kanada’nın Avrupa Birliği’nin ortak üyesi statüsü kazanması halinde Avrupa ile belirli alanlardaki ticareti durdurabileceğini ve yüksek gümrük tarifeleri uygulayabileceğini söyledi.
Associated Press’in aktardığına göre Trump, böyle bir yakınlaşmayı “potansiyel olarak düşmanca bir eylem” diye niteledi.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Kanada’ya AB’nin ilk ortak üyesi olma yolunun açılmasını önermişti. AB antlaşmalarında tanımlanmayan bu ortak üyelik statüsünün şartları henüz netleşmiş değil ve yürürlüğe girmesi için üye devletlerin onayı gerekiyor.
Tam üyelik hedeflemeyen Kanada ise AB ile azami düzeyde yakınlaşma amaçlıyor.
Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünün ardından Washington ile Ottawa arasındaki ilişkiler bozuldu. Kanada’ya defalarca ABD’nin “51’inci eyaleti” olma çağrısında bulunan Trump yönetimi ek gümrük vergileri getirdi.
ABD, temmuz ayında bazı Kanada menşeli ürünlere yüzde 50 oranında gümrük vergisi uygulamaya başladı.
Asya2 hafta önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Amerika2 hafta önceBannon ile Sanders, yapay zekaya karşı bir araya geliyor
Dünya Basını2 hafta önceAkademisyen Norman Finkelstein: Üniversitelerdeki baskı McCarthy dönemini aştı
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Rusya2 hafta önceRomanya’da Lukoil rafinerisinin kapatılması iflas dalgası yaratabilir
Diplomasi2 hafta önceABD ile Almanya savunma sanayii işbirliğini derinleştirecek
Asya2 hafta önceSuudi boru hattına saldırılar sonrası Çin’de petrol fiyatları rekor kırdı
Ortadoğu2 hafta öncePetrol devleri uyardı: Küresel akaryakıt krizi resmen başladı










