Bizi Takip Edin

Amerika

Trump’ın Ontario Gölü kavgası harita uygulamalarını ikilemde bıraktı

Yayınlanma

Donald Trump’ın Ontario Gölü’nün adını Amerika Gölü olarak değiştiren kararnameyi imzalamasının ardından harita sağlayıcıları şaşırttı.

ABD’nin iki önde gelen çevrimiçi harita sağlayıcısı olan Google ve Apple, Microsoft ve MapQuest gibi rakiplerinin şu ana kadar orijinal ismi kullanmaya devam etmesine rağmen, göl ile ilgili kararnameye birkaç gün içinde uydu.

Değişikliğin bu kadar hızlı gerçekleşmesi, 2025’in başlarında Google’ın yaklaşık bir hafta bekledikten sonra Meksika Körfezi’nin artık Amerika Körfezi olduğu yönündeki Trump’ın açıklamasını kabul etmesiyle tezat oluşturdu.

Trump, Truth Social’da değişiklikleri kutladı ve Çarşamba günü “Google Haritalar ile Apple Haritalar arasındaki bu çok önemli isim değişikliği artık tamamlanmış, onaylanmış ve bağlayıcı hale gelmiştir,” diye yazdı.

Başkanın bu konuya kişisel olarak önem verdiğini göz önünde bulundurarak müşterilerine uyum sağlamalarını tavsiye eden lobiciler, teknoloji devleri için bu değişikliği kabullenmenin çok kolay olduğunu söylüyor.

Kamuoyuna açıklama yapma yetkisi olmadığı için isminin gizli kalmasını isteyen bir teknoloji lobicisi, “Böylesine aptalca bir şey için Trump’la mücadele etmeye değmez,” dedi.

Teknoloji sektörü koalisyonu Chamber of Progress’in CEO’su Adam Kovacevich, “Yönetim, harita sağlayıcılarını kazanamayacakları bir duruma soktu,” diye konuştu.

Demokratlar için bu olay, teknoloji devlerinin sivil toplumdaki saldırılarına karşı sürekli boyun eğmeye devam ettiklerinin bir başka kanıtı.

Demokrat Temsilci Mark Pocan, Apple’dan Ontario Gölü’ndeki değişiklik konusunda bir açıklama talep etti ve Demokratların Kasım ayında Temsilciler Meclisi’nin kontrolünü geri alması ve celp yetkisini yeniden kazanması halinde şirket yöneticilerini bir oturuma çağırmakla tehdit etti.

Pocan, “İnsanlar dünya çapında Apple ürünleri satın alıyor. Yöneticilerinizin korkak, ilkel koyunlar olduğunu göstermek uluslararası satışları etkileyebilir mi?” diye sordu.

Bir lobi uzmanı ise, “Neden kimse bunu ciddiye alsın ki?. Demokratlar, Trump’ın yaptığı her küçük şeye denetim çağrısında bulunurlarsa, ‘kurt geldi’ diye bağıran çocuk gibi olurlar,” dedi.

Trump, Kanada ile süren ticaret ve gümrük vergisi savaşının ortasında Perşembe günü Ontario Gölü’nün isim değişikliğini açıkladı.

Kanadalı yetkililer, gölün sadece ABD sınırları içinde yer almadığını belirterek isim değişikliğine itiraz ettiler.

Google, iki gün sonra Google Haritalar’daki gölün adını değiştirdi ve Apple da Çarşamba günü Apple Haritalar’daki adı değiştirdi.

İçişleri Bakanı Doug Burgum, Pazartesi günü Fox Business’ta yaptığı açıklamada, Trump’ın isim değişikliği konusunda “Apple ile doğrudan temasa geçtiğini” söyledi.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi Salı günü POLITICO’ya, diğer platformların da yakında aynı yolu izleyeceğini söyledi.

Yetkili, “Google Haritalar’da adını ‘Amerika Gölü’ olarak değiştirdik ve diğer birçok harita da birkaç gün içinde değişecek. Wikipedia da değişecek,” dedi.

Çarşamba günü itibarıyla Wikipedia, hem Meksika Körfezi hem de Ontario Gölü için hâlâ orijinal isimleri kullanıyordu; fakat Trump’ın bu isimleri değiştirmek üzere emirler imzaladığını da belirtiyordu.

Wikipedia’nın ana kuruluşu olan Wikimedia Vakfı’nın bir sözcüsü POLITICO’ya şunları söyledi:

“Wikipedia’daki tüm bilgiler, gönüllü editörlerden oluşan küresel bir topluluk tarafından oluşturulur ve düzenlenir. Bu gönüllüler (Wikimedia Vakfı değil), Wikipedia’ya hangi içeriğin nasıl dahil edileceğini belirleyen editoryal politikaları ve yönergeleri belirler.”

Trump’ın başkanlık emri, tüm federal kurumlara ve ülkenin coğrafi özelliklerinin isimlerini kaydeden veritabanı olan Coğrafi İsimler Bilgi Sistemi’ne (GNIS), söz konusu su kütlesine “Amerika Gölü” olarak atıfta bulunmalarını talimat verdi.

İmzalanmasından iki gün sonra, Google, GNIS’teki değişikliği gerekçe göstererek haritalarını isim değişikliğini yansıtacak şekilde güncelleyeceğini duyurdu.

Tartışmalı su kütleleriyle ilgili politikasına uygun olarak Google, ABD’deki kullanıcılarına ‘Amerika Gölü’ adını, Kanada’daki kullanıcılara ise ‘Ontario Gölü’ adını gösterecek. Diğer tüm kullanıcılar her iki adı da görecek.

Daha önce Google’ın ABD politika strateji ekibini yöneten Kovacevich, “Bu, şirketin coğrafi anlaşmazlıkları ele almadaki uzun süredir devam eden yaklaşımı. Aslında teknoloji şirketlerinin dünyadaki her türlü toprak ve coğrafi anlaşmazlığı bağımsız olarak karara bağlamasını istememeliyiz,” dedi.

Bir sözcü, POLITICO’ya Microsoft’un da Bing Maps için GNIS’e güvendiğini söyledi.

Sözcü, “Bing Maps, coğrafi veri güncellemelerini aylık olarak inceler ve değerlendirir [ve] bu değişikliği de söz konusu inceleme sürecinin bir parçası olarak değerlendirecektir,” diye ekledi.

Lobicilerden biri, hükümet veritabanına bağlı kalmanın, teknoloji şirketlerine değişikliği şirket içi bir karar yerine resmi bir tanımlamaya dayandırma imkânı vererek siyasi bir koruma sağladığını belirtti.

Diğer harita sağlayıcıları ise bazı kullanıcıların isim değişikliğine karşı çıkmasından yararlanmaya çalışarak kendilerini direnişin öncüleri olarak konumlandırdılar.

2000’li yılların başında popülerlik kazanan, ancak daha sonra Google ve Apple gibi şirketler tarafından geride bırakılan harita platformu MapQuest, Ontario Gölü’nün adını değiştirmeyi reddetti.

Şirket, X’te yaptığı esprili bir açıklamada, “Ontario Gölü’nün haritamızda doğru şekilde etiketlendiğinin farkındayız,” dedi.

Hatta kullanıcıların Ontario Gölü’nün adını istedikleri gibi değiştirebilecekleri bir web sayfası bile açtı.

MapQuest’in Meksika Körfezi’nin adını değiştirmeyi reddetmesinin ardından aldığı olumlu tepkiler, Ontario Gölü konusunda da benzer bir yaklaşım benimsemelerine ilham verdi.

Şirketin genel müdürü Doug Berger’e göre bu hamle meyvesini verdi; başkanlık kararnamesinin imzalanmasından bu yana ABD ve Kanada’da 1,5 milyon kez indirilen MapQuest, Apple’ın uygulama mağazasında en çok indirilen uygulama sıralamasında 1. sıraya yükseldi.

Fakat teknoloji sektöründen bazıları, Google ve Apple’a yönelik tepkilerin uzun sürmeyeceğine inanıyor.

Bir lobici, “Bence bir hafta içinde sönümlenecek. Can sıkıcı bir durum fakat bunun gelirlerini etkilemeyeceğini biliyorlar,” dedi.

Amerika

Trump, dizel ihracatının yasaklanmasını destekliyor

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, dizel ihracatının yasaklanmasını talep ettiğini açıkladı.

Hazine Bakanı Scott Bessent ise yönetimin tam ya da kısmi bir yasağın uygulanabilir olup olmadığını incelediğini doğruladı.

Trump’ın bu desteği, yakıt ihracatını kısıtlama çağrılarına direnen yönetim için bir dönüm noktası niteliğinde.

Çünkü rekor seviyedeki dizel fiyatları çiftçileri ve kamyoncuları zor durumda bırakırken, ara seçimler öncesinde Cumhuriyetçilerin endişelerini de artırıyor.

İktisatçılar ve enerji analistleri, bu adımın kısa vadede Amerikalılar için dizel fiyatlarını düşürebileceğini fakat muhtemelen küresel olarak fiyatları artıracağını ve bunun sonunda ABD’yi de etkileyeceğini belirtiyor.

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy ile birlikte düzenlediği basın toplantısında, diğer Cumhuriyetçiler tarafından desteklenen dizel yasağını onaylayıp onaylamadığı sorulduğunda Trump, kendisinin de bunu talep ettiğini söyledi ve şunları söyledi:

“Dizel göndermeyelim demiştim. Çok fazla dizel üretiyoruz ve bu, normal otomobil benzini üzerinde biraz etki yaratabilir; çünkü bunu yaptığınızda, bunun bir tür akış, bir denge olduğunu bilirsiniz. Ama hayır, ben de bunu talep ettim. Ekibime bu talebimi ilettim.”

Trump’ın yanında oturan Bessent, yönetimin “genel rafineri kapasitesi açısından bunun uygulanabilir olup olmadığını ve tam ya da kısmi bir yasağın işe yarayıp yaramayacağını” incelediğini söyledi.

Böyle bir kararın zaman çizelgesi sorulduğunda Trump, “Hızlı olacak, öyle ya da böyle” diye yanıtladı.

Cumhuriyetçi Senatör Chuck Grassley, yurt içindeki fiyatları düşürmeyi umarak dizel ihracatının engellenmesini önerdi ve tarım eyaletlerinden gelen diğer Cumhuriyetçiler de bu öneriye hızla destek verdi.

Yeniden seçilme yarışında zorlu bir mücadele veren Cumhuriyetçi Temsilci Ashley Hinson, pazartesi günü İran’daki savaşı sert bir dille eleştirirken dizel ihracatının yasaklanmasını talep etti.

Michigan ve Louisiana’daki Cumhuriyetçiler de aynı tavrı sergiledi. Senato Çoğunluk Lideri John Thune geçen hafta, ihracat yasağına “açık” olduğunu belirtmişti.

Yasak, aksi takdirde ABD’den ihraç edilecek olan dizeli ülkede tutacak ve bu da kısa vadede yurtiçi arzı artırarak fiyatları düşürebilir. 

Fakat analistler, bunun küresel dizel fiyatlarını yükseltebileceği ve nihayetinde artan maliyetlerin ABD ekonomisine yansıyabileceği konusunda uyarıyor.

ABD, küresel piyasaların aksaması endişesi nedeniyle enerji ihracatına yönelik tam yasaklara nadiren başvuruyor.

İçişleri Bakanı Doug Burgum geçen hafta, fiyatların düşmesi durumunda yönetimin bir ihracat yasağını değerlendireceğini söylemiş ama “durumun böyle olmadığını” savunmuştu.

6,50 dolarlık dizel fiyatının yarattığı siyasi gerilim, ihracat yasağının nihayetinde ters tepebileceği yönündeki petrol piyasası analistleri arasındaki geniş konsensüsü hızla gölgeliyor.

Trump’ın, bir yasağı uygulamaya koymasına olanak tanıyabilecek olağanüstü yetkileri bulunuyor.

Kongre de aynı amaca ulaşmak için bir yasa çıkarabilir ama Senato’daki Cumhuriyetçiler bu önlem konusunda ciddi ölçüde bölünmüş durumda.

Senatör Lisa Murkowski (Alaska), yasağın küresel piyasaları sarsmaya değip değmeyeceğini sorguladı ve bunu “kısa vadeli” bir fayda olarak nitelendirerek … “aslında pek bir fark yaratmayacağını” savundu.

Senatör John Cornyn (Teksas) ise bunu bir “hile” olarak nitelendirdi.

Amerikan Petrol Enstitüsü (API) CEO’su Mike Sommers, ABD’nin enerji ihracatının kısıtlanmasının “sorunu daha da ağırlaştıracağını”, rafineri sektöründeki zorlukları artıracağını ve nihayetinde tüketicilere zarar vereceğini söyledi.

Sommers, “Çözüm, daha fazla arz ve daha fazla esnekliktir; zor bir durumu daha da kötüleştirme riski taşıyan yeni kısıtlamalar değil,” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Meksikalı karteller, Ukrayna’da savaşan paralı askerleri bünyesine katıyor

Yayınlanma

Latin Amerika uyuşturucu kartelleri, Ukrayna’daki savaştan dönen tecrübeli Kolombiyalı savaşçıları para veya baskı yoluyla bünyesine katarak insansız hava aracı kapasitesini genişletiyor. The Washington Post’un aktardığı ABD istihbarat değerlendirmelerine göre suç örgütleri, gelişmiş dron teknolojileri ve elektronik harp taktikleriyle donanıyor.

Latin Amerika merkezli uyuşturucu kartelleri, Ukrayna’daki savaştan edinilen tecrübeleri kendi bünyelerine katarak insansız hava araçlarının (İHA) kullanımında yeni yöntemleri hızla benimsiyor.

The Washington Post (WP) gazetesinin ABD makamlarının kurum içi değerlendirmesine dayandırdığı haberine göre, organize suç örgütleri özellikle modern muharebe sahasında dron kabiliyetlerini geliştiren yabancı savaşçıları hedef alıyor.

Haber kapsamında ABD’li beş yetkili ve bir Meksikalı hükümet temsilcisiyle görüşen gazete, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşta muharebe tecrübesi edinen kişilerin kartellere katılımının resmi makamlarda derin endişe yarattığını aktardı.

Kaynakların verdiği bilgilere göre Meksikalı karteller, Ukrayna’dan dönen Kolombiyalılara doğrudan para teklif ediyor veya bu kişileri işbirliğine zorluyor.

ABD’li bir yetkili, suç örgütlerinin kendileriyle bağlantılı şahısları birer yıllık sözleşmeler kapsamında bizzat çatışma bölgesine gönderdiğini de ileri sürdü.

Karteller bu transferler sayesinde radyo frekansı değiştirme ve elektronik harp sistemlerini aşma taktiklerini derinlemesine inceliyor.

Ağlar aynı zamanda havada daha uzun süre kalabilen ve daha yüksek miktarda patlayıcı taşıma kapasitesine sahip gelişmiş hava araçları satın alıyor.

Meksika istihbaratından bir yetkili, en az bir kartelin altı ila sekiz pervaneli hava araçlarına sahip olduğunu açıkladı. Bu araçların havada birkaç saat kalabildiği ve yaklaşık 68 kilograma denk gelen 150 pound yük taşıyabildiği bildirildi.

Yetkili, bir diğer suç örgütünün ise hafif silahlarla donatılabilecek dronlar temin etmek üzere temsilcilerini Çin’e yolladığını belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığı, savaş meydanında kazanılan bu askeri becerilerin suç örgütlerine aktarılma riskini azaltmak amacıyla hem ABD kolluk kuvvetleriyle hem de Ukrayna tarafıyla ortak temas yürüttüğünü duyurdu. Bakanlık, savaş boyunca ortaya çıkan dron savar tecrübelerini de mercek altına alıyor.

Karteller insansız hava araçlarını halihazırda güvenlik güçlerinin operasyonlarını izlemek ve ABD-Meksika sınırındaki kaçakçılık rotalarını belirlemek amacıyla sahaya sürüyor.

ABD ordusu, 24 Ağustos ile 4 Eylül tarihleri arasında kartellerle bağlantılı olduğu düşünülen 11 dronun lazer savunma sistemleriyle imha edildiğini açıkladı.

ABD Kuzey Komutanlığı eski Komutanı Glen VanHerck, ana tehdidin doğrudan sınır hattında ortaya çıkmayacağı görüşünü dile getirdi. VanHerck, patlayıcı yüklü bu hava araçlarının öncelikle Meksika güvenlik güçlerine ve rakip suç örgütlerine karşı kullanılacağını hesaplıyor.

Çatışma verilerini izleyen ACLED projesinin kayıtları, Kolombiya’daki iç çatışmalarda silahlı dron kullanımının 2024 yılındaki 38 vakadan 2025 yılında 149’a çıktığını gösteriyor. Gazetenin aktardığı verilere göre, Eylül 2026 başı itibarıyla bu sayı 200 vakayı geride bıraktı.

Eski Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro, Mayıs ayında yaptığı açıklamada Ukrayna’daki çatışmalarda yer alan Kolombiya vatandaşlarının sayısının 7 bini aştığını belirtmişti.

Bu kişileri paralı asker olarak niteleyen Petro, yürütülen faaliyetlerin yasa dışı olduğuna dikkat çekerek vatandaşlarına ülkeye dönme çağrısı yapmıştı.

The Economist dergisine konuşan uzmanlar ise 2022 yılından bu yana en az 3 bin Kolombiyalının Ukrayna saflarına geçtiğini tahmin ediyor.

Yüksek maaşlar, Kolombiya’da eski askerlere yönelik devlet desteğinin yetersizliği ve isyancı örgütlerle mücadele tecrübesi taşıyan uzmanlara duyulan talep bu yönelimin temel gerekçeleri arasında sayılıyor. Asker temini faaliyetlerinin bir bölümünün sosyal medya platformları üzerinden organize edildiği kaydediliyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

İran savaşına Cumhuriyetçi destek hızla eriyor

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a karşı yürüttüğü savaşa kendi partisinden gelen Cumhuriyetçi destek hızla azalıyor.

CNN/SSRS tarafından 22 Eylül’de yayımlanan ankete göre Trump’ın savaşı yönetme biçimini onaylayan Cumhuriyetçilerin oranı mart ayında yüzde 73 iken eylülde yüzde 60’a geriledi.

45 yaşın altındaki Cumhuriyetçiler ile MAGA hareketi dışında kalan Cumhuriyetçi seçmenlerin çoğunluğu artık Trump’ın savaş politikasını onaylamıyor.

ABD’lilerin dörtte üçü, İran savaşının insani ve mali bedeline değmediğini düşünüyor.

Yaklaşık yedi aydır devam eden savaşla ilgili olarak katılımcıların yüzde 78’i Trump’ın çatışmayı sona erdirmek için yeterince çaba göstermediğini belirtti. Yaklaşık her üç kişiden ikisi ise ABD’nin savaşı kazandığı görüşüne katılmadı.

Trump’ın genel dış politika yönetimini onaylayanların oranı yüzde 29’da kaldı. Bu, CNN’in Trump’ın iki başkanlık dönemi boyunca kaydettiği en düşük oran oldu.

İsrail’i ‘düşman’ olarak görenlerin oranı rekor düzeyde

İsrail’i ABD’nin düşmanı olarak tanımlayanların oranı, CNN’in 2000 yılından bu yana yaptığı anketlerdeki en yüksek seviyeye çıktı. Bu oran, Mart 2025’te kaydedilen düzeyin yaklaşık iki katına ulaştı.

Reuters/Ipsos’un 1.277 yetişkinle yaptığı ayrı bir ankette ise Trump’ın genel destek oranı bir hafta içinde yüzde 35’ten yüzde 32’ye geriledi. Bu, Trump’ın siyasi kariyerinde ölçülen en düşük destek oranı oldu.

Cumhuriyetçi seçmenlerin hayat pahalılığı konusundaki memnuniyetsizliği de artıyor. Trump’ın bu alandaki performansını onaylayanların oranı yalnızca yüzde 17’de kaldı.

Hayat pahalılığı, seçmenlerin 3 Kasım’daki ara seçimler öncesinde en önemli sorun olarak gördüğü başlık olurken savaşın başlamasından bu yana akaryakıt fiyatlarının hızla yükselmesi Cumhuriyetçi tabandaki rahatsızlığı artırdı.

Yüzde 82 savaşın uzun süreceğini düşünüyor

Trump bu ayın başında savaşın seçimlerden “hemen sonra” sona ereceğini söyledi. Ancak ankete katılanların yüzde 82’si çatışmaların uzun süre devam edeceğini düşünüyor.

Tahran ise ABD’nin askeri ve ekonomik baskısı karşısında geri adım atacağına yönelik herhangi bir işaret vermedi.

Wall Street Journal 10 Eylül’de yayımladığı haberinde, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve diğer üst düzey yetkililerin Trump’ı özel görüşmelerde uyardığını bildirmişti.

Yetkililerin, İran’ın Washington’ın askeri ve ekonomik baskısına direnmeye devam edebileceğini ve bu baskıyı Trump’ın görev süresinin sona ereceği Ocak 2029’dan sonra bile göğüsleyebileceğini söylediği aktarıldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English