Diplomasi

Türkiye, İran’ın nükleer programıyla bağlantılı 31 kişi ve kuruluşun mal varlığını dondurdu

Yayınlanma

Türkiye, Cumhurbaşkanı Kararı ile İran’ın nükleer programıyla ilişkili 16 kişi ve 15 kuruluşun ülkedeki mal varlıklarını dondurdu. Resmi Gazete’de yayımlanan karar, Batılı ülkelerin BM yaptırımlarını yeniden devreye sokan ‘tetik mekanizmasını’ başlattığı yönündeki yorumunu temel alıyor.

Türkiye, İran’ın nükleer programıyla bağlantılı olduğu belirtilen 16 kişi ve 15 kuruluşun mal varlıklarını dondurma kararı aldı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla 1 Ekim 2025’te Resmi Gazete’de yayımlanan karar, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) ilgili kararlarına dayandırıldı.

Karar, 7262 sayılı “Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun” uyarınca alındı. Kararın uygulanmasından Hazine ve Maliye Bakanlığı sorumlu olacak.

Mal varlığı dondurulan kişi ve kuruluşların, karara karşı BMGK’ya iletilmek üzere Denetim ve İşbirliği Komisyonuna başvurma hakkı bulunuyor.

Öte yandan Batılı ülkeler ile Rusya ve Çin arasında BM yaptırımlarının hukuki geçerliliği konusunda görüş ayrılığı mevcut.

Batılı ülkeler, İran’ın nükleer anlaşmadaki yükümlülüklerini ihlal ettiğini savunarak BM yaptırımlarını otomatik olarak geri getiren “tetik mekanizmasını” başlattıklarını belirtiyor.

Buna karşılık Rusya ve Çin, ABD’nin anlaşmadan çekilmesi ve Avrupalı tarafların taahhütlerini yerine getirmemesi nedeniyle bu mekanizmanın işletilmesinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu vurguluyor.

Moskova ve Pekin, bu nedenle BM yaptırımlarının geri döndüğü yorumunu tanımadıklarını açıklamıştı.

Listede kimler var?

Resmi Gazete’de yayımlanan kararın ekinde, İran’ın nükleer programının farklı aşamalarında görev alan bilim insanları, yöneticiler ve bu programla bağlantılı kritik kurumlar detaylı bir şekilde sıralanıyor.

Listede, İran’ın nükleer faaliyetlerinde doğrudan rol oynadığı belirtilen 16 kişinin mal varlıklarının dondurulmasına karar verildi.

Bu isimler arasında uranyum zenginleştirme, reaktör yönetimi ve malzeme tedariki gibi alanlarda çalışan uzmanlar öne çıkıyor.

— Davud Ağa-Cani: Natanz’daki Pilot Yakıt Zenginleştirme Tesisinin (PFEP) müdürü.

— Behman Asgarpur: Arak Operasyon Müdürü.

— Seyid Hüseyin Hüseyni: Arak’taki ağır su araştırma reaktörü projesinde görevli bir İran Atom Enerjisi Kurumu (AEOI) yetkilisi.

Cafer Muhammedi: AEOI’nin teknik danışmanı ve santrifüjler için vana üretiminden sorumlu.

— Seyyid Cabir Safdari: Natanz Zenginleştirme Tesisleri Müdürü.

— Kasım Süleymani: Saghand Uranyum Madeni Uranyum Madenciliği Operasyonları Direktörü.

Listede ayrıca santrifüj bileşenleri üretimi, uranyum dönüştürme ve nükleer yakıt araştırma gibi alanlarda görevli diğer üst düzey yetkililer de yer alıyor.

Hedefteki kurum ve kuruluşlar neler?

Karar kapsamında, İran’ın nükleer programının ana omurgasını oluşturan 15 kurum ve şirketin de mal varlıkları donduruldu.

Bu kuruluşlar arasında araştırma merkezleri, finansal yapılar ve tedarikçi şirketler bulunuyor.

— İran Atom Enerjisi Kurumu: Programın ana yönetim organı.

— Bank Sepah ve Bank Sepah International: İran’ın Havacılık ve Uzay Sanayii Örgütüne finansal destek sağladığı belirtiliyor.

— İsfahan Nükleer Yakıt Araştırma ve Üretim Merkezi (NFRPC): Zenginleştirme ile ilgili faaliyetlerde bulunan bir AEOI birimi.

— Kavoşyar Company: Nükleer program için vakum odası fırınları ve laboratuvar ekipmanı temin etmeye çalıştığı ifade edilen bir AEOI iştiraki.

— Novin Energy Company: AEOI bünyesinde faaliyet gösteren ve nükleer programla bağlantılı kuruluşlara fon aktardığı belirtilen şirket.

— Tamas Company: Uranyum çıkarma, zenginleştirme ve işleme faaliyetlerinden sorumlu bir çatı kuruluş.

Listede ayrıca Arak’taki ağır su reaktörünün tedarikçisi olan Mesbah Energy Company ve santrifüj programında yer aldığı belirtilen Pars Trash Company gibi kritik öneme sahip başka şirketler de bulunuyor.

Tetik mekanizması nedir? Süreç nasıl ilerledi?

2015 yılında İran ile P5+1 ülkeleri (ABD, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere ve Almanya) arasında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP), Tahran’ın nükleer programına sınırlamalar getirirken karşılığında ağır BM yaptırımlarının kaldırılmasını öngörüyordu.

Aynı yıl kabul edilen 2231 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararıyla bu anlaşma uluslararası hukuk zeminine taşındı.

Kararda yalnızca yaptırımların kaldırılması değil, aynı zamanda “snapback” olarak bilinen özel bir düzenleme de yer aldı. Türkçeye “tetik mekanizması” olarak geçen bu hüküm, İran’ın anlaşmadaki yükümlülüklerini ciddi şekilde ihlal etmesi halinde, kaldırılan tüm BM yaptırımlarının yeniden yürürlüğe girmesini sağlayan bir sigorta niteliği taşıyordu.

Mekanizma, Güvenlik Konseyi’nde daimi üyelerin veto hakkını aşacak şekilde tasarlanmıştı. Normal koşullarda bir yaptırım kararının alınabilmesi için Konsey’de yeni bir oylama yapılması ve daimi üyelerin vetosuna takılmaması gerekiyor.

Ancak snapback düzenlemesi, süreci tersine çeviriyor: Taraflardan biri İran’ın yükümlülüklerini yerine getirmediğini bildirdiğinde, 30 gün içinde aksi yönde bir karar alınmazsa yaptırımlar otomatik olarak geri dönüyor. Yani bu durumda herhangi bir ülkenin vetosu süreci durduramıyor.

Buna ek olarak, 2231 sayılı karar bu hakkın kullanım süresini de sınırlamıştı. Mekanizmanın tetiklenebilmesi için son tarih 18 Ekim 2025’ti. Bu tarihten sonra snapback imkanı ortadan kalkacaktı.

2018’de ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin anlaşmadan tek taraflı çekilmesiyle başlayan kriz, sonraki yıllarda daha da derinleşti. İran, Washington’ın yaptırımlarını gerekçe göstererek zenginleştirilmiş uranyum stoklarını artırmaya ve gelişmiş santrifüjler kullanmaya başladı.

Bu yılın yaz aylarında İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine yönelik saldırıları ve Tahran’ın buna misilleme açıklamaları geldi. Aynı dönemde İran’ın UAEA ile işbirliğini sınırlandırdığı iddiaları Batılı başkentlerde kaygıyı artırdı. Avrupa’nın üç büyük gücü —Fransa, Almanya ve İngiltere (E3)— bu tablo karşısında snapback mekanizmasını işletme kararı aldı.

28 Ağustos 2025’te Londra, Paris ve Berlin yönetimleri BM Güvenlik Konseyi’ne resmi bildirimde bulunarak İran’ın anlaşma yükümlülüklerini “önemli ölçüde ihlal ettiğini” duyurdu. Bu bildirim, tetik mekanizmasını harekete geçiren adım oldu.

Bildirimle birlikte 30 günlük bir süreç başladı. Bu süre içinde Konsey, yaptırımların yeniden devreye girmesini engelleyecek bir karar almazsa, eski yaptırımlar otomatik olarak yürürlüğe girecekti. Ne var ki, Konsey’de böyle bir karar çıkması ihtimali baştan zayıftı. Zira herhangi bir daimi üye buna onay vermediğinde karar bloke edilebiliyor, bu da otomatik snapback’in yolunu açıyordu.

Eylül ortasına gelindiğinde Güvenlik Konseyi’nde snapback’i engelleyecek bir karar çıkmadı. Bunun üzerine 17 Eylül civarında, daha önce kaldırılmış olan tüm BM yaptırımları otomatik olarak yeniden yürürlüğe girdi. Silah ambargosu, nükleer teknoloji transferi yasağı, belirli kişi ve kuruluşlara seyahat kısıtlamaları ve malvarlığı dondurmaları yeniden devreye sokuldu.

Avrupa Birliği de 29 Eylül’de aldığı kararla bu adımı destekledi ve kendi düzeyinde ek yaptırımları yeniden uygulamaya koydu. Böylece İran, uluslararası tecridin sertleştiği yeni bir döneme girmiş oldu.

İran, Rusya ve Çin’den tepkiler

Tahran yönetimi, süreci “hukuken geçersiz” ilan etti. İran Dışişleri Bakanlığı, E3’ün girişimini “siyasi ve keyfi” olarak nitelendirdi.

Yetkililer, mekanizmanın kötüye kullanıldığını ve asıl yükümlülüğünü yerine getirmeyen tarafın ABD ve Avrupa olduğunu savundu. Ayrıca UAEA denetimleri konusunda işbirliğini kısıtlayabileceklerini ima ederek baskıya karşı direnç gösterdi.

Snapback süreci uluslararası alanda da tartışma yarattı. Rusya ve Çin, E3’ün adımına sert tepki gösterdi.

Her iki ülke, Güvenlik Konseyi’nde snapback’in ertelenmesine dönük bir girişimde bulundu. Ancak mekanizmanın yapısı gereği bu çabalar sonuçsuz kaldı. Süre dolunca yaptırımlar kendiliğinden yürürlüğe girdi. Yine de Rusya ve Çin, bu yaptırımları tanımadıklarını duyurdu.

Çok Okunanlar

Exit mobile version