Dünya Basını
Valday program direktörü Bordaçev: Orta Asya devletleri nesne değil bilge aktörlerdir
Valday Tartışma Kulübü Program Direktörü Timofey Bordaçev, 19. yüzyılın “Büyük Oyun” anlatısının günümüz jeopolitik gerçekliğini açıklamakta yetersiz kaldığını ve bu kavramın tarihsel olarak da somut güç siyasetinden kopuk bir kurgu olduğunu belirtti. Orta Asya ve Kazakistan’ın uluslararası siyasetteki artan ağırlığına dikkat çeken Bordaçev, bölge halklarının Avrupalılardan daha köklü bir devlet geleneğine ve tarihsel bilgeliğe sahip olduğunu vurguladı.
Valday Tartışma Kulübü Program Direktörü Timofey Bordaçev, Norveçli siyaset bilimci Glenn Diesen ile gerçekleştirdiği mülakatta, Avrasya jeopolitiğine ilişkin yerleşik kabulleri sarsan değerlendirmelerde bulundu.
Bordaçev, 19. yüzyıldan bu yana jeopolitik düşüncede özel bir yer tutan ve son dönemde geri döndüğü iddia edilen “Büyük Oyun” kavramının, aslında hiçbir zaman sert güç siyasetiyle doğrudan bir bağı olmadığını ifade etti.
Bordaçev, jeopolitik ortamın tamamen değiştiği yönündeki görüşlere ihtiyatla yaklaştığını belirterek, “Küçük bir düzeltme yapmam gerekir; jeopolitik ortamın tamamen farklı olduğunu düşünmüyorum ve bu aslında vardığım sonuçların ve genel hipotezimin temel nedenlerinden biridir” dedi.
Orta Asya’nın coğrafi konumu gereği Rusya, Çin veya Batı için bir varoluşsal tehdit oluşturamayacağını kaydeden Bordaçev, Büyük Oyun’un 19. yüzyılda entelektüel tartışmanın görünür bir parçası olarak ortaya çıktığını ancak “sert gerçeklikle bir ilişkisi olmadığını” vurguladı.
“Büyük Oyun, imparatorlukların rekabet alanı bulma ihtiyacıydı”
Rusya ve Britanya İmparatorluklarının o dönemde objektif olarak müttefik olduklarını ve kıta Avrupası’nın özerkliğini bastırmaya çalıştıklarını hatırlatan Bordaçev, “Her iki imparatorluk için de, Avrupa’daki ilişkilerinin en önemli çekirdeğine meydan okumadan rekabet edebilecekleri bir alan bulmak çok kullanışlıydı” değerlendirmesini yaptı.
Büyük Oyun teriminin 1837-1840 yıllarında Buhara Emirliği’ne seyahat eden genç bir İngiliz aristokratın mektuplarında kullanıldığını belirten Bordaçev, her iki imparatorluğun bölgede hiçbir zaman ciddi bir askeri güçle karşı karşıya gelmediğini söyledi.
Günümüzde Kazakistan ve diğer Orta Asya devletlerinin artan özerkliği ve “çok vektörlü” dış politikalarına değinen Bordaçev, bu ülkelerin tutumunda bir dualite olduğunu kaydetti.
Bordaçev, bölge devletlerinin kendi topraklarında Rusya ve Batı arasında bir çatışma istemediklerini ve kendilerini bağımsız aktörler olarak gördüklerini ifade ederek, “Ancak öte yandan, uluslararası ilginin peşindeler; çünkü objektif olarak bu bölge, uluslararası politika ve dünya ekonomisi için önemli olacak kaynaklara sahip değildir” dedi.
“Bölge halkları Avrupalılardan ve Ruslardan çok daha bilge”
Orta Asya’nın toplam nüfusunun Vietnam’dan küçük olduğunu ve ekonomik faaliyet için elverişli toprakların Polonya’dan büyük olmadığını hatırlatan Bordaçev, lojistik imkanların da okyanus yollarına doğrudan bağlantı olmaması nedeniyle zorlu olduğunu belirtti.
Bu noktada bölge ülkelerinin kendilerini büyük güçlerin rekabet nesnesi olarak pazarlayarak görünürlük kazanmaya çalıştıklarını savunan Bordaçev, buna rağmen bu devletlerin küçümsenmemesi gerektiği uyarısında bulundu.
Ünlü Rus doğu bilimci Vasili Barthold’un “Türkistan’ın kültürel yaşam tarihinin Rusya’dan en az dört kat daha uzun olduğu” yönündeki saptamasına atıfta bulunan Bordaçev, “Glenn, senin ve benim atalarımızın Kuzey Avrupa’nın derin ormanlarında yiyecek topladığı zamanlarda, Orta Asya’daki insanlar büyük şehirlerin eski medeniyetlerinde oldukça medeni bir kültürel yaşamın tadını çıkarıyorlardı” dedi.
Bordaçev, Orta Asya halklarının çok daha uzun bir devletleşme ve kültür tarihine sahip olduklarını belirterek, “Onlar Ruslar dahil tüm Avrupalılardan çok daha bilgeler. Bu nedenle Orta Asya’nın hiçbir zaman büyük güçlerin manipülasyon nesnesi olamayacağına inanıyorum” ifadelerini kullandı.
“Avrasya’da totaliter kontrol imkansızdır”
Batı’nın bölge ülkelerini Rusya’dan koparma yönündeki “sıfır toplamlı” yaklaşımının aksine Çin ve Hindistan’ın Rusya ile çıkarlarını uyumlaştırmaya çalıştığını kaydeden Bordaçev, BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) gibi yapıların Batılı muadillerinden temel farkına dikkat çekti.
Bu örgütlerin tek bir lidere veya hegemonik güce sahip olmadığını vurgulayan Bordaçev, “Fransız bir gazeteci bana ŞİÖ’nün en büyük avantajını sorduğunda, ‘bir liderinin olmaması’ demiştim; bu onun için kesinlikle düşünülemez bir şeydi” dedi.
Avrasya’da tek bir merkezileşmiş liderliğin sadece gereksiz değil, aynı zamanda imkansız olduğunu savunan Bordaçev, “Avrasya’da egemenlik ve özgürlüğün yokluğu imkansızdır. Avrasya’da tek bir merkezileştirici liderliğe sahip olma fırsatının yokluğunu kanıksanmış bir durum ve devletlerarası ilişkilerimizin nihai koşulu olarak kabul etmeliyiz; bu herkesin işine geliyor” değerlendirmesinde bulundu.
Batı’nın çatışma odaklı siyaset felsefesini ise “bir avcının et yemesini veya bir vejetaryenin ot yemesini suçlamamak” gibi doğal karşıladığını ekledi.
“Kabil hükümeti kukla değildir”
Afganistan’daki duruma da değinen Bordaçev, Rusya’nın geçen yıl Temmuz ayında Afganistan İslam Emirliği’ni resmen tanıdığını hatırlattı. Mevcut Kabil yönetiminin “her şey olabileceğini ancak kukla olamayacağını” belirten Bordaçev, Afganistan’ın davranış ve uluslararası siyasetteki konumu bakımından Orta Asya’ya yaklaştığını söyledi.
Bölgedeki insanların beş yıl öncesine göre psikolojik olarak daha dengeli ve sakin olduğunu gözlemlediğini aktaran Bordaçev, “Kabil’deki insanların evlerinin etrafındaki devasa duvarları yıkması en önemli göstergedir; bu, insanların istikrar ve gelecek hakkında ne hissettiklerini gösteren en önemli belirti” dedi.
Lojistik ve ulaşım koridorları konusunda ise Bordaçev, bölgedeki en büyük zorluğun “Avrupa’da barış beklentisi” olduğunu ileri sürdü.
Yatırımcıların Rusya ile Batı arasındaki kriz çözüldüğünde tüm trafiğin tekrar Orta Sibirya Demiryolu gibi yerleşik Rus hatlarına döneceğine inandığını belirten Bordaçev, bu beklentinin Orta Asya’ya yönelik yatırımları frenlediğini söyledi.
Bordaçev ayrıca, Çin’in bölgede büyük bir ticaret ortağı olduğunu ancak istihdam yaratmadığını, Rusya’nın ise 7 ila 10 milyon Orta Asyalıya iş sağlayarak bölgenin ekonomik istikrarına en büyük katkıyı sunduğunu vurguladı.
Son olarak Orta Asya jeopolitiğinin uluslararası “oyunlar” için elverişsiz ancak bölge ülkelerinin kendi fırsatları için çok elverişli olduğunu kaydeden Bordaçev, “Rusya’nın Orta Asya’ya kimin aleyhine roket yerleştirmesi gerekiyor? Çin, Hindistan ve İran ile ilişkilerimiz harika. Aynı şey Çin için de geçerli. Batı ise coğrafi konumu nedeniyle Ukrayna’nın aksine Orta Asya’ya fiziksel olarak roket yerleştiremez” diyerek bölgenin güvenlik parametrelerini özetledi.