Dünya Basını
‘Varılan mutabakat ABD için stratejik bir yenilgi, Netanyahu için kişisel bir yıkımdır’
Yayıncı Mario Nawfal’a mülakat veren kıdemli dış politika uzmanı ve eski diplomat Aaron David Miller, ABD ile İran arasında varıldığı belirtilen mutabakat taslağını değerlendirerek, sürecin nihai bir barış anlaşması olmaktan uzak olduğunu ve çözülmesi gereken çok sayıda karmaşık başlık barındırdığını ifade etti.
Yayıncı Mario Nawfal’ın gerçekleştirdiği yayına katılan Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Kıdemli Uzmanı ve eski ABD Ortadoğu Müzakerecisi Aaron David Miller, ABD ile İran İslam Cumhuriyeti arasında uzlaşıya varıldığı yönündeki son haberleri, Hürmüz Boğazı’nın kontrolü meselesini ve Washington-Tahran hattındaki jeopolitik güç mücadelesini kapsamlı bir analizle değerlendirdi.
Mülakatın gerçekleştirildiği esnada Beyaz Saray yerleşkesinin hemen dışında silah seslerinin duyulması ve Rusya’nın Ukrayna’nın başkenti Kiev’e yönelik kapsamlı bir füze saldırısı başlatması, diplomatik uzlaşı çabalarının küresel güvenlik krizlerinin ortasında yapıldığını bir kez daha ortaya koydu.
Yayıncı Mario Nawfal, mülakatın başında el-Cezire muhabiri Ali Haşim ve el-Meyadin gibi kaynaklar tarafından aktarılan mutabakat muhtırası taslağına değindi. Bu haberlere göre taslak; ABD güçlerinin bölgeden çekilmesini, İran’ın dondurulmuş milyarlarca dolarlık varlığının serbest bırakılmasını, Lübnan’daki savaşın sona erdirilmesini ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ablukasının kaldırılarak boğazın kontrole açılmasını içeriyordu.
Nawfal ayrıca, New York Times gazetesinin geçtiği ve İran’ın Hürmüz Boğazı’nda geçiş ücreti talep etmeyeceğini, buna karşın milyarlarca dolarlık varlığın serbest bırakılacağını öne süren son dakika bilgisini de paylaşarak Miller’ın bu karmaşık tabloya yönelik değerlendirmesini sordu.
“Karşımızdaki metin bir barış anlaşması değil, ABD ile İran arasındaki tarihi çatışmanın yeni bir perdesidir”
Aaron David Miller, kamuoyuna yansıyan bir sayfalık taslak metnin nihai bir anlaşma olarak kabul edilmesinin aceleci bir yaklaşım olduğunu vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu:
“Eğer Beyaz Saray, başkanın şu anda bir sayfalık bir çerçeve anlaşmasını incelediğini bildiriyorsa, geçmiş tecrübelerimize dayanarak söyleyebilirim ki, ‘çerçeve’ kelimesini hızlıca çözülemeyecek kadar net ve karmaşık sorunlar olduğunda kullanırdık. Tek bir sayfada, ilkelere pratiklik kazandıracak ve onları somut yöntemlere dönüştürecek detayları tanımlamanız bile mümkün değildir. Dolayısıyla, eğer bu süreç devam ederse, önümüzdeki otuz, kırk, elli veya altmış günlük süreçte İranlı müzakerecilerin, muhtemelen Amerikalı müzakerecilerin ve ara bulucuların çözülmesi gereken temel konular üzerinde uzlaşmaya çalışacağı bir döneme tanıklık edeceğiz. Bu konuların her biri, kendi içinde devasa bir karmaşıklık ve detay evrenidir.”
Müzakere edilmesi gereken nükleer başlıkların teknik boyutuna dikkat çeken Miller, uranyum zenginleştirme faaliyetleri üzerindeki belirsizlikleri şu sözlerle aktardı:
“Uranyum zenginleştirme konusunda bir duraklama olacak mı? Bu ne kadar sürecek? İranlıların ne tür gelişmiş santrifüjleri çalıştırmasına izin verilecek? İran’ın elindeki yüzde doksan oranında zenginleştirilmiş uranyum ne olacak ki bunun yüzde otuz fazlası nükleer bomba derecesidir? Peki ya İranlıların elinde bulunan ve farklı kapasitelerde zenginleştirilmiş uranyum stoku hakkında ne yapılacak? Hürmüz Boğazı meselesine gelirsek; İranlılar bir geçiş ücreti talep etmek istemeyebilirler ancak size garanti ederim ki yeni elde ettikleri bu kozu asla bırakmayacaklardır. Şu an istedikleri an boğazı kapatma gücüne sahipler. Muhtemelen Körfez’deki petrol üreticilerinin ve nakliyecilerin bir tür güvenlik ücreti ödemek zorunda kalacağı bir fon kurulmasını talep edeceklerdir. Lübnan konusu ne olacak? Lübnan’da kapsamlı bir ateşkes bu anlaşmanın ayrılmaz bir parçası mı? Mario, sana şunu söyleyebilirim ki şu anda karara bağlanmış çok az konu var. Siz sadece ana müsabakaya girmek için bir bilet satın aldınız. Ana müsabaka ise bir sayfalık bir çerçeve anlaşması değil; eğer şanslıysanız ve süreç kesintiye uğramazsa, yüzlerce saat sürecek çetin müzakerelerdir.”
Sürecin adlandırılması konusundaki terminolojik hatalara değinen kıdemli uzman, “Bu nedenle ‘anlaşma’ kelimesini kullanmayı bırakmalıyız. ‘Barış anlaşması’ ifadesini kullanmayı da bırakmalıyız. Bunların hiçbirinin şu an izlediğimiz süreçle bir ilgisi yok. Biz sadece ABD ile İran arasındaki tarihi çatışmanın yeni bir perdesini izliyoruz. Gördüğüm ya da var olduğunu düşündüğüm hiçbir şey, bana bunun son perde olacağına dair en ufak bir güven vermiyor. El-Cezire tarafından aktarılanlar bana tamamen dünyadaki gerçeklerden uzak, çok uzak bir galaksiye aitmiş gibi görünüyor. Amerikalılar kuvvetlerini çekmeyi kabul etmedi, dondurulmuş milyarlarca dolarlık varlığı da koşulsuz olarak devretmeyi onaylamadı. Bunun gelecekte anlaşmanın bir parçası olacağını düşünüyorum ancak tüm bunlar yoğun müzakerelerin bir sonucu olarak gerçekleşecektir” ifadelerini kullandı.
“Bu savaşın yarın durması, ABD için büyük bir stratejik yenilgi anlamına gelir”
Mutabakatın bölgesel aktörler üzerindeki olası yansımalarını ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun konumunu analiz eden Miller, metnin içeriğine dair öngörülerini paylaştı:
“İsrail tarafına gelirsek, henüz tek sayfalık metni görmedim ama size garanti ederim ki Başbakan Netanyahu, Amerikan yönetiminin imzalamaya hazır olabileceği bu metin karşısında büyük bir öfke içindedir. Balistik füzeler ve insansız hava aracı üretimi üzerindeki kısıtlamalar nerede? Bölgesel vekil güçlerle olan bağlara yönelik kısıtlamalar nerede? Bunlar geçmişte Trump yönetiminin de talep ettiği unsurlardı. Ancak bu anlaşmada bunlardan hiçbir eser olmayacak. Eğer bu savaş yarın durursa, benim değerlendirmeme göre bu durum Amerika Birleşik Devletleri için büyük bir stratejik yenilgi, Başbakan Netanyahu için ise kişisel bir yıkım olacaktır.”
Cumhuriyetçi Parti içindeki ulusal güvenlik çevrelerinin tepkilerine de değinen Miller, “Daha şimdiden sosyal medya platformlarında, Cumhuriyetçi Parti’nin eski kıdemli ulusal güvenlik yetkililerinin, bu durumun esasen Trump yönetiminin bir teslimiyeti olduğuna dair şikayetlerini görüyorsunuz. Askeri çatışma boyutu açısından belki de başlangıcın sonuna gelmiş bulunuyoruz ancak İran ile ABD’yi ayıran temel sorunların hiçbirinin çözümüne henüz yakın bile değiliz” dedi.
Yayıncı Mario Nawfal, bu değerlendirme üzerine, ABD’nin bu aşamada elde edebileceği en az kötü seçeneğin ne olduğunu sordu.
Nawfal, İran’ın Hürmüz Boğazı’nda geçiş ücreti almamayı kabul etmesinin, Tahran’ın daha önceki katı tutumu göz önüne alındığında önemli bir taviz olarak nitelendirilebileceğini belirtti. Ayrıca, İran’ın milyarlarca dolarlık dondurulmuş varlığının serbest bırakılmasının önemine dikkat çekerek, bu paranın zaten İran’ın kendi öz kaynağı olduğunu hatırlattı.
“ABD, İsviçre ile değil kendi yurttaşlarını katleden baskıcı bir rejimle müzakere yürütüyor”
Serbest bırakılması muhtemel fonların büyüklüğü ve bunun Washington’daki iç siyasi yansımaları üzerine konuşan Miller, şu analizleri paylaştı:
“Paranın yirmi milyar dolar olacağını sanmıyorum. ABD bankalarında ne kadar paranın kontrol altında olduğunu tam olarak bilmiyoruz ancak bu paranın büyük bir kısmı zaten hukuki davalar nedeniyle bloke edilmiş durumda. Dünya genelindeki ticari bankalarda seksen milyar dolara yakın bir meblağ bulunuyor. Obama yönetiminin aksine, bu kez fiziki nakit para değil, banka transferleri göreceğiz. Bunun ne kadar büyük bir mesele olduğuna gelirsek; ABD burada İsviçre ile bir anlaşma müzakere etmiyor. Kendi yurttaşlarını hapseden, işkence eden ve katleden baskıcı, otoriter bir rejimle müzakere yürütüyor. Dolayısıyla bu durum Amerikan yönetimi için ciddi bir siyasi sorundur. Çünkü anlaşma nedeniyle haklı olarak, İran kasasına milyarlarca doların girmesini kolaylaştırmakla suçlanacaklar. Para ikame edilebilir bir araç olduğuna göre, bu fonların bir kısmı kaçınılmaz olarak İran’ın bölgedeki vekil güçlerine, özellikle de Hizbullah’a aktarılacaktır. Bu nedenle bu gelişmenin bir zafer olarak görülmesi mümkün değildir.”
Miller, ABD iç siyasetindeki seçmen beklentileri ile bölgedeki stratejik gerçekler arasındaki çelişkiyi ise şu sözlerle özetledi:
“Şu an bildiklerimize dayanarak, Trump’ın bu ülkedeki seçmen tabanının büyük bir kısmının, savaşın sona ermesi ve akaryakıt fiyatlarının düşmesi durumunda rahat bir nefes alacağını biliyoruz. Ancak akaryakıt fiyatları aylarca düşmeyecektir. Çünkü ciddi petrol arzı kesintileri var ve Hürmüz Boğazı’nın statüsü hala müzakere ediliyor. İranlıların boğazda kontrolü ellerinde tutmaya devam etmesi, bunun ABD için stratejik bir yenilgi olduğunu göstermeye yetecektir. Boğazlar en son şubat ayında açık durumdaydı. İran nükleer konuda ciddi bir taviz vermedikçe ya da bu rejim çökmedikçe, bu durumu ABD için nasıl bir zafer, hatta nasıl bir stratejik kazanım olarak gerekçelendirebileceğinizi gerçekten bilmiyorum.”
Nawfal’ın, bölgedeki askeri hareketliliğin tırmandığı bir dönemin ardından gelen bu mutabakatın en azından çatışmayı durdurması açısından olumlu bir adım olup olmadığı yönündeki sorusuna ise Miller şu yanıtı verdi:
“Her iki tarafın da savaşı yeniden başlatmak istemediği konusunda mutabıkız. Trump zaten Kongre’ye gönderdiği mektupta savaş yetkileri süresinin dolmasıyla birlikte çatışmayı sonlandırdığını bildirmişti. Eğer haberler doğruysa, şu an için umut edilebilecek en iyi şey, ablukanın kademeli olarak hafifletilmesi ve boğazın yavaş yavaş yeniden ulaşıma açılmasıdır. Bununla birlikte, İranlı ve Amerikalı müzakerecilerin savaşı fiilen bitirecek somut adımlar üzerinde uzlaşıp uzlaşamayacaklarını göreceğimiz otuz ila altmış günlük bir müzakere sürecine girilmesidir. Şu an elinizde sadece bir kağıt parçası var. Bana Hollywood yapımcısı Samuel Goldwyn’in sözünü hatırlatıyor: ‘Sözlü bir anlaşma, üzerine yazıldığı kağıt kadar bile değer taşımaz.’ Dolayısıyla bize resmi bir metin gerekiyor ve bu metin kesinlikle tek bir sayfadan çok daha fazlası olmak zorundadır.”
Mülakatın tamamlanmasının ardından yayıncı Mario Nawfal, dünya genelinde aynı anda gelişen üç büyük krize dair son dakika bilgilerini aktarmaya devam etti.
İlk olarak, mülakat esnasında sesleri canlı yayına da yansıyan Beyaz Saray yakınlarındaki silahlı saldırı olayına değindi. ABC News ve CNN tarafından geçilen bilgilere göre, Beyaz Saray yerleşkesinin hemen dışındaki bir kavşakta yirmi ila otuz el silah sesi duyuldu.
Gizli Servis ajanlarının, yerleşkenin kuzey bahçesinde bulunan basın mensuplarını hızlı bir şekilde basın brifing odasına tahliye ettiği bildirildi.
Olay anına ait görüntülerde Gizli Servis keskin nişancılarının Beyaz Saray çatısında konuşlandığı ve bölgede geniş güvenlik önlemleri alındığı görüldü. Olayın hedefi, şüphelisi veya can kaybı olup olmadığına dair resmi makamlardan henüz kesin bir açıklama yapılmadığı belirtildi.
Aynı saatlerde Rusya ordusunun Ukrayna’nın başkenti Kiev’e yönelik çoklu savaş başlığı taşıyan balistik füzelerle kapsamlı bir hava saldırısı başlattığı bildirildi.
Nawfal, küresel ölçekte eş zamanlı olarak yaşanan bu üç büyük gelişmenin; yani ABD-İran mutabakat arayışlarının, Beyaz Saray dışındaki silahlı çatışmanın ve Ukrayna’daki füze saldırılarının uluslararası güvenlik mimarisinin ne kadar hassas bir dengede durduğunu bir kez daha gözler önüne serdiğini belirterek yayını sonlandırdı.