Diplomasi

Vatikan ekonomisinin perde arkası

Yayınlanma

Akademisyen Cüneyt Dirican, Vatikan’ın teolojik boyutunun ötesindeki finansal yapısını ve Vatikan Bankası olarak bilinen Din İşleri Enstitüsü’nün (IOR) işleyişini değerlendirdi.

Akademisyen Cüneyt Dirican, Katolik dünyasının merkezi Vatikan’ın teolojik ve ruhani liderliğinin yanı sıra bir devlet olarak sahip olduğu ekonomik yapıyı ve finansal işleyişi analiz etti.

Harici YouTube kanalında değerlendirmelerde bulunan Dirican, Vatikan’ın yaklaşık 450-500 dönümlük arazisiyle Sultanahmet Mahallesi ölçeğinde bir yüzölçümüne sahip olmasına rağmen, yönettiği fonlar ve kurduğu bankacılık sistemiyle dikkat çekici bir ekonomik model sergilediğini vurguladı.

Vatikan’ın mali yapısının, Papalık Değerleri İdaresi (APSA) ve Ekonomik İşler Valiliği olmak üzere iki ana sacayağı üzerine kurulu olduğunu belirten Dirican, “APSA, bizdeki Hazine ve Maliye Bakanlığı gibi devletin mülklerini, varlıklarını yöneten ve bütçesini tutan kurumdur. Ekonomik İşler Valiliği ise başta İtalya olmak üzere diğer devletlerle olan mali ilişkileri yürütür” dedi.

‘Vatikan Bankası aslında bir banka değil’

Kamuoyunda “Vatikan Bankası” olarak bilinen kurumun resmi adının “Din İşleri Enstitüsü” (Istituto per le Opere di Religione – IOR) olduğuna dikkati çeken Dirican, kurumun yapısının klasik bankacılık anlayışından farklılaştığını ifade etti.

Bankanın biraz merkez bankası, biraz ticari banka, biraz da İslami finansa benzer şekilde dini hassasiyetlerle çalışan karma bir yapı arz ettiğini söyleyen Dirican, şu bilgileri paylaştı:

“Banka, Papa 13. Leo tarafından 1887’de kurulan Kardinaller Komisyonu’na dayanıyor. Resmi kuruluş tarihi ise 1942. Bankanın temel amacı, Katolik dünyasından gelen bağışların, fonların ve misyonerlik faaliyetlerinin finansmanının yönetilmesidir. Vatikan devletinin personeli, vatandaşları ve dini kurumları olmak üzere yaklaşık 12 bin müşterisi bulunuyor.”

‘5,7 milyar euroluk aktif büyüklük’

Dirican, bankanın finansal verilerine ilişkin çarpıcı rakamlar paylaştı.

Bankanın aktif büyüklüğünün yaklaşık 5,7 milyar euro olduğunu belirten Dirican, “Ödenmiş sermayesi 732 milyon euro civarında. 2024 faaliyet raporuna göre banka yaklaşık 33 milyon euro kâr elde etti. Bu kârın 13,6 milyon eurosu, en büyük hissedar konumundaki Papa’ya kâr payı olarak aktarıldı” diye konuştu.

Bankanın sermaye yeterlilik rasyosunun yüzde 70 seviyelerinde olduğunu ve çok riskli işlemlere girmediği için güçlü bir sermaye yapısına sahip olduğunu vurgulayan Dirican, varlık yönetiminin ağırlıklı olarak tahvil yatırımları üzerinden yapıldığını kaydetti.

Papa Francis ile gelen şeffaflaşma ve denetim

Geçmişte adı mafya ilişkileri ve kara para aklama iddialarıyla anılan Vatikan Bankası’nın, Papa Francis döneminde önemli bir reform sürecinden geçtiğini hatırlatan Dirican, denetim mekanizmalarının uluslararası standartlara kavuşturulduğunu anlattı.

2014 yılından itibaren bankanın yönetiminin profesyonellere devredildiğini belirten Dirican, şunları söyledi:

“Eskiden Kardinaller Komisyonu yönetimde daha baskındı ve görevden almalar zordu. Artık 5 kardinalden oluşan komisyonun altında profesyonel bir genel müdür, operasyon bölümleri ve 7 kişilik bağımsız bir denetim kurulu (Board of Superintendence) bulunuyor. Bankanın mali denetimi ise Deloitte ve Mazars gibi uluslararası bağımsız denetim kuruluşları tarafından yapılıyor. Bu adım, özellikle geçmişteki şaibeli dönemlerin izlerini silmek ve şeffaflığı sağlamak adına atıldı.”

Bankacılığın tarihi kökenleri

Dirican, finans tarihine de atıfta bulunarak, bankacılık ve sigortacılık gibi sektörlerin geçmişte de gayri resmi yapılar olarak başlayıp zamanla kurumsallaştığına işaret etti.

İtalya’da Medici ailesinin bankacılığın öncüleri olarak kabul edildiğini ve İngiltere’de sigortacılığın Lloyd’s kahvehanesinde başladığını hatırlatan Dirican, “Vatikan’ın finansal geçmişinde de benzer bir süreç işledi. 1929’daki Büyük Buhran ve Lateran Anlaşması döneminde, dönemin büyük ticari bankalarıyla ilişkiler geliştirildi” değerlendirmesinde bulundu.

Devlet içinde devlet ekonomisi

Vatikan’ın bir devlet olarak kendi maaş ödemelerini yaptığını, ATM hizmeti sunduğunu ve kredi kartı verebildiğini belirten Dirican, sistemin işleyişini şu sözlerle özetledi:

“Vatikan Bankası, bir nevi kamu bankası gibi çalışıyor. Personel maaşlarını buradan çekiyor, kurumlar hesaplarını burada tutuyor. Ancak bu yapı, sadece ticari bir faaliyet değil, aynı zamanda dini misyonun sürdürülmesi için gerekli finansal altyapıyı sağlıyor. Papa Francis’in ilk Latin Amerikalı papa olarak seçilmesi de azalan bağışlar ve değişen ekonomik dengelerle birlikte bu yapının yeniden organize edilmesi ihtiyacının bir sonucuydu.”

Çok Okunanlar

Exit mobile version