Görüş

Venezuela’da siyasal düzenin ani değişimi ve Çin’in çıkarlarına yönelik riskler

Yayınlanma

Venezuela’da siyasal düzenin değişimi bölge, dünya ve Çin açısından ne anlama geliyor?

Zhang Lubo, Ma Xiaolin

3 Ocak’ta ABD “Delta Kuvvetleri”, Venezuela sınırları içinde bir askerî operasyon gerçekleştirerek görevdeki Devlet Başkanı Maduro’yu ve eşini kaçırmış, onları hızla ABD’ye götürerek doğrudan ABD Adalet Bakanlığı’na bağlı Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi’ne teslim etmiştir. ABD Başkanı Trump daha sonra, sözde bir “güvenli geçiş” sağlanana kadar ABD’nin Venezuela’yı “yöneteceğini” ifade etmiştir.

Mevcut durumda, Venezuela Yüksek Mahkemesi Başkan Yardımcısı Rodríguez’in geçici devlet başkanı olarak görev yapacağını ilan etmiştir. Mevcut iktidar yapısı hâlen ABD müdahalesini kabul etmeyi reddetmektedir. Biçimsel olarak bakıldığında, devlet aygıtı henüz çökmemiştir ve ordu sistemi de açıkça saf değiştirmiş değildir. Trump yönetiminin aylar süren planlamayı yalnızca Maduro’yu ele geçirmek için yapmış olması mümkün değildir; mutlaka daha ileri eylem planları bulunmaktadır. Venezuela muhalefeti devleti devralabilecek tekil ya da birleşik bir siyasal özne oluşturmamış olsa da, ABD tarafının “birleştirip kullanabileceği” siyasal parçalar işlevi görebilir. ABD’nin Venezuela’daki durumu büyük olasılıkla sürekli kontrol altında tutacağı ve bir tür “ortak geçiş hükümeti” düzenlemesini zorlamaya çalışacağı, Venezuela’nın ABD’ye yönelen bir siyasal dönüşüm yaşayabileceği değerlendirilmektedir. Bu ani değişim, yalnızca Latin Amerika’daki sağcı güçlere örnek ve ivme sağlamakla kalmamakta, aynı zamanda bölgedeki solcu ya da ABD yanlısı olmayan yönetimler üzerinde fiilî bir caydırıcılık oluşturmakta ve Çin’in Venezuela’da hatta tüm Güney Amerika’daki çıkarlarını etkilemektedir.

1. ABD’nin “Kelle Alma Operasyonu” Neden Bu Kadar Kolay Başarılı Oldu?

Uygulama düzeyinden bakıldığında, ABD’nin bu operasyonu açıkça uzun süredir planlanmış ve titizlikle hazırlanmıştır. Özel kuvvetlerin kısa süre içinde sızma, hedefi kontrol altına alma ve hızla geri çekilme başarısı, istihbarat ve ikna hazırlıklarının yeterli olduğunu göstermektedir. Bu, net siyasal hedefler etrafında yürütülen sistematik bir operasyondur. Odak noktası “hedefi ortadan kaldırmak” değil, Venezuela’yı kontrol etmek için gerçekçi koşulları, siyasal arayüzleri ve meşruiyet anlatılarını sistemli biçimde üretmektir.

Maduro’nun ülke dışına çıkarılmasının ardından, kamuoyu operasyonları hızla devreye sokulmuştur. Sosyal medyada Venezuela halkının “sevinçle karşıladığı” ve “kutlama yaptığı” çok sayıda video kesiti yayılmış, uluslararası kamuoyu düzeyinde “halk iradesi” vurgulanıp büyütülerek Maduro yönetiminin meşruiyet temeli azami ölçüde zayıflatılmıştır. Muhalefet ve sürgündeki siyasal güçler, meşruiyet ve gelecekteki siyasal roller için rekabet etmektedir.

Dikkat çekici olan, Associated Press’in aktardığına göre Maduro ve eşinin bir askerî kamp içindeki konutta yakalanmış olmasıdır. Bir ülkenin devlet başkanının yalnızca üç saat içinde bir askerî kamptan kaçırılabilmesi, çekirdek düzeyde devşirilmiş iç unsurların varlığını neredeyse kesin olarak ortaya koymaktadır. Bu durum, ABD’nin Venezuela ordusu içinde tamamen etkisiz olmadığını, en azından bazı düğüm noktalarında manevra alanına sahip olduğunu ve aynı zamanda sonraki gelişmeler üzerinde belirli bir hâkimiyet kurduğunu göstermektedir.

Bu nedenle dış çevreler, ABD’nin destekleyebileceği isimler arasında muhalefet lideri María Machado’yu ya da hâlihazırda yurt dışına kaçmış ve bazı Batılı ülkelerde “seçim meşruiyeti” onayı almış olan Edmundo Urrutia’yı saymaktadır. Trump’ın kendisi de “Venezuela’nın muhalefet lideri Machado tarafından yönetilip yönetilmeyeceğini değerlendireceğini” ifade etmiştir.

Mevcut durumda Venezuela muhalefeti üç gerçek biçimde varlık göstermektedir. Machado sembolik muhalefet türüne aittir; ülke içinde, özellikle orta sınıf ve kentli kesimler arasında belirli bir toplumsal çağrı gücüne sahiptir ve siyasal seferberlik ile söylem üretiminde yetkindir. Ancak ordu, maliye ve enerji sistemleri üzerinde denetimi yoktur; daha çok bir “meşruiyet sembolü” olup bir yönetici olmaktan uzaktır. Edmundo ise sürgündeki teknokrat muhalefeti temsil etmektedir; avantajı, ABD ve AB siyasal sistemleri içinde zaten “meşrulaştırılmış” olmasıdır ve IMF, Dünya Bankası ve çokuluslu enerji şirketleriyle temas kurmak için kullanılabilir. En kritik ve en tehlikeli grup ise eski sistemin “kenarda kalmış” ya da kararsız kesimleridir; buna eski Chávezci sistem içindeki teknokratlar ile yerel askerî ve siyasal kadrolar dahildir. Bu grup yalnızca devlet aygıtının asgari düzeyde işlemesini sürdürmekle kalmaz, aynı zamanda “geçiş hükümetinin uygulanabilir olup olmadığını” belirleyebilecek temel değişkendir.

Tüm görüşler birlikte değerlendirildiğinde, Maduro sisteminin hemen çökeceği pek olası değildir. Yalnızca lider değişimi, yapısal iktidar ağını sona erdirmek için yeterli değildir. Ayrıca derin bölünmeler ve stratejik görüş ayrılıkları nedeniyle, kısa vadede devleti devralacak tekil ya da birleşik bir muhalefetin oluşması zordur; iktidar mücadelesini bitirecek koşullar mevcut değildir. Kısa vadede Venezuela’daki iktidar yapısının, eski iktidar çekirdeği ile muhalefet arasında tekrar eden çekişmeler ve yerel sarsıntılar etrafında şekillenmesi büyük olasılıktır.

Kesin olan şudur ki, Trump’ın başvurduğu aşırı eylemler net stratejik hedefler doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Temel niyetler en az üç düzeydedir: birincisi, uyuşturucu ve göç sorunlarının “kaynağını çözmek” ve ara seçimler için siyasal pazarlık gücü elde etmek; ikincisi, ekonomik ve enerji düzeyinde Venezuela’nın petrol kaynakları üzerindeki denetimi ele geçirmek ve yeniden şekillendirmek suretiyle ABD sermayesi ve kendi enerji güvenliği için somut çıkarlar sağlamak. Trump, ABD medyasına “Venezuela’nın petrol sektörüne derinlemesine müdahil olacağını” açıkça ifade etmiştir; üçüncüsü ise uluslararası alanda en düşük maliyetle ABD’nin Latin Amerika’daki hegemonya konumunu tesis etmek, bölge dışı güçleri dışlamak, Latin Amerika solunu caydırmak ve aynı zamanda ABD yanlısı sağcı güçlere açık bir siyasal dayanak ve güvenlik güvencesi sunmaktır.

2. Venezuela’daki Durumun Gelişimine İlişkin Olası Yönelimler

Çoğu gözlemciye göre, kurumsal yeniden yapılandırma tamamlanmadan önce Venezuela’nın mevcut iktidar yapısı, ordunun sadakat sistemi ile yargı ve istihbarat kurumları geleceğin fiilî yönünü belirlemeye devam edecektir. Bu anlamda, ordunun sadakati mevcut rejimin sürdürülmesini belirleyen temel değişkendir. Eğer ordu Maduro’ya ve onun haleflerine sadık kalmayı sürdürürse, ABD Venezuela’yı kontrol etme hedefine ulaşamayabilir.

Mevcut durumda Trump yönetiminin kara kuvvetleriyle büyük çaplı bir çıkarma ve işgal başlatması pek olası görünmemektedir. Bu hem ABD’nin mevcut iç siyasal taşıma kapasitesine uygun değildir hem de küresel ölçekte çok cepheli rekabet yürüttüğü stratejik gerçeklikle örtüşmemektedir. Bu operasyonun niteliği, daha çok en düşük askerî maliyetle siyasal yapıda değişim yaratmayı hedefleyen bir girişim olarak değerlendirilmektedir. Bazı analizlere göre, başkan yardımcısı ile askerî üst kademe arasındaki kırılgan güç iş birliği ilişkisi ciddi bir sınavdan geçmekte, durum yüksek derecede istikrarsız bir bölgeye girmiş bulunmaktadır. Genel değerlendirmeye göre, gelecekteki evrim esasen iki ana yol izleyebilir.

Bir olasılık, ordunun fiilî baskılar karşısında uzlaşmayı tercih etmesidir. Bazı üst düzey askerî yetkililer, kazanılmış çıkarlar ve kişisel güvenlik kaygıları temelinde, direnişi sürdürmenin artık somut bir getirisinin ya da anlamının kalmadığına hükmedebilir; hatta genel direniş iradesinin ve toplumsal dayanağın hızla eridiğini düşünerek mevcut iktidar yapısından kopmayı ve kişisel çıkarlarını azami düzeye çıkarmayı seçebilirler.

Bu senaryoda ABD, Maduro sistemindeki bazı eski unsurlarla örtük bir mutabakata vararak uzlaşmacı bir koalisyon hükümetinin kurulmasını teşvik edebilir; ya da “denetçi” veya “güvenlik garantörü” rolüyle geçici bir geçiş hükümetinin oluşturulmasına öncülük edip sözde “demokratik seçimleri” dayatarak usul ve söylem düzeyinde meşruiyet inşa edebilir. Sonuç, neredeyse hiç sürpriz olmaksızın ABD yanlısı güçlerin zaferiyle neticelenecektir.

Bir diğer olasılık ise ordunun Maduro hükümetine sadık kalarak ABD ile karşı karşıya gelmeyi seçmesidir. Bu tutuklama, devlet egemenliğine yönelik açık bir ihlaldir. Başkan yardımcısı millî çıkar ve meşruiyet adına askerî üst kademeyi koordine edebilir ve ordu üzerindeki denetim dayanıklılığını koruyabilirse, durum hızla daha yüksek yoğunluklu bir belirsizlik aşamasına girecektir. Bu yol altında ABD’nin en az üç tür operasyonel seçeneği bulunmaktadır.

Birincisi, ABD “kelle alma stratejisini” sürdürmeye devam edebilir. Trump bizzat kamuoyuna, “gerekirse ABD ikinci bir saldırı dalgası başlatmaya hazırdır” açıklamasında bulunmuştur. ABD’nin kilit şahısları ve düğüm noktalarını hedef almaya devam etmesi büyük olasılıktır.

İkincisi, ABD Venezuela içinde ya da çevresinde vekil silahlı güçleri destekleyebilir veya harekete geçirebilir ve mevcut rejimi “iç savaşlaştırma” yoluyla sürekli yıpratabilir.

Üçüncüsü ise görece “düşük yoğunluklu” bir varyanttır. Bu senaryoda muhalefet, oluşan momentumu kullanarak halkı seferber eder, muhalefetin birleşmesini teşvik eder ve siyasal meşruiyet saldırıları yoluyla mevcut rejime sürekli meydan okur; böylece aşamalı ve yerel biçimlerde ABD’ye fiilî boyun eğmeye yol açan bir “çekişmeli karşıtlık” oluşur.

Buna ek olarak, Maduro’nun rehine olarak kullanılması ve mevcut Venezuela yönetimiyle hatta diğer çıkar sahipleriyle müzakere edilmesi ihtimali de tamamen dışlanmamaktadır. Bu, en “barışçıl” yol olabilir. Koşullu değişimler yoluyla karşı tarafın iktidar yapısı, politika yönelimi ya da uluslararası strateji alanlarında taviz vermesi zorlanabilir.

Ancak yukarıdaki yollar nasıl evrilirse evrilsin, Venezuela fiilen ABD’nin güçlü etkisi ve kısıtlaması altına girmiş durumdadır; stratejik özerklik alanı sistematik biçimde daraltılmaktadır.

3. Çin’in Çıkarlarına Yönelik Olumsuz Etkiler

Doğrudan etkiler. Venezuela’daki mevcut hükümetin sürmesi, dönüşmesi ya da devrilmesi fark etmeksizin, Çin üzerindeki etkiler açıktır. Bu durum, güçlü taşma etkilerine sahip sistemik bir şok niteliği taşımakta; personel güvenliği, jeopolitik konumlanma, diplomatik ilkeler ve ekonomik çıkarlar dâhil olmak üzere birçok düzeyi eş zamanlı olarak etkilemektedir.

Birincisi, personel ve varlık güvenliği riskleri belirgin biçimde artmıştır. En doğrudan ve en acil etki personel ve varlık güvenliği alanında ortaya çıkmaktadır. Çin Büyükelçiliği hâlihazırda vatandaşlara “şimdilik Venezuela’ya gitmemeleri” yönünde acil uyarıda bulunmuş ve ülkede bulunanlardan “çatışma bölgelerinden uzak durmalarını” istemiştir. Bu aşırı olay, bölgedeki Çin sermayeli işletmelerin faaliyetlerinin aksamasına, projelerin durmasına ve varlıkların değer kaybetmesine yol açacaktır; denizaşırı Çinlilerin mal güvenliği de garanti altına alınamayacaktır. Güvenlik belirsizliğinin artması, orta ve uzun vadeli işbirliği beklentilerini zayıflatacak, zaten yavaş ilerleyen projelerin sürekliliğini daha da bozacaktır. Durumun kötüleşmesi hâlinde, Çin’in büyük ölçekli tahliye mekanizmalarını devreye sokması ihtimali dışlanmamaktadır; bu hem kayda değer kısa vadeli ekonomik kayıplar doğuracak hem de Çinli şirketlerin Venezuela’ya ve hatta tüm bölgeye yatırım konusundaki risk değerlendirmelerini ciddi biçimde yükseltecektir.

İkincisi, jeopolitik ve Latin Amerika stratejisi açısından büyük bir gerileme yaşanmaktadır. 2023 yılında Çin ile Venezuela ikili ilişkilerini “her koşulda stratejik ortaklık” düzeyine yükseltmişti; bu tanım Çin’in Latin Amerika diplomasisinde oldukça nadirdir ve belirgin siyasal ve stratejik sembolik anlam taşımaktadır. Maduro’nun doğrudan yakalanması, bu üst düzey ortaklığa fiilî düzeyde doğrudan bir darbe vurmakta ve Latin Amerika’daki “sıkı dostlar” kampının ağır bir yara aldığını göstermektedir. Eğer Venezuela rejimi zorla yeniden yapılandırılır ya da açık biçimde Çin karşıtı, Çin’den uzaklaştırma eğilimleri taşıyan yeni bir hükümet ortaya çıkarsa, Çin’in bölgede yıllar içinde biriktirdiği siyasal güven, politika eşgüdümü ve stratejik derinlik kısa sürede sistematik biçimde zayıflayabilir.

Üçüncüsü, diplomatik ilkeler ve uluslararası düzen açısından meydan okumalar söz konusudur. Venezuela Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne başvuruda bulunmuş, esasen Çin ve Rusya’dan yardım talep etmiştir. Ancak ABD’nin veto hakkına sahip olması nedeniyle, kurumsal düzeyde manevra alanı zaten sınırlıdır. İlke düzeyinde ise “iç işlerine karışmama” ilkesi, “ben karışmam” anlayışından “hiçbir gücün başka ülkelerin iç işlerine karışmaması gerektiğini savunurum” noktasına evrilmiş; bu yaklaşım ülkelerin kendi kalkınma yollarını bağımsız biçimde seçmesini desteklemeyi ve dış müdahaleye karşı çıkmayı amaçlamaktadır. ABD’nin askerî yöntemlerle Çin’in tanıdığı egemen bir devletin görevdeki liderini tutuklaması, bu ilkeye doğrudan bir darbe niteliğindedir. Çin’in bu olaya verdiği yanıt yeterince güçlü olmazsa, gelişmekte olan ülkeler nezdindeki ahlaki çekim gücü zayıflayacaktır. Bu olayın arka planında Trump, Küba’ya yönelik tehditlerini sürdürmekte; yönetiminin yeni ulusal güvenlik stratejisinde “Batı Yarımküre’de ABD liderliğini yeniden tesis etmek” açıkça hedef olarak belirtilmekte ve Çin’in etkisini sınırlamak önemli bir amaç olarak tanımlanmaktadır.

Dördüncüsü, enerji güvenliği ve borç geri dönüşü üzerinde doğrudan etkiler ortaya çıkmaktadır. Venezuela hâlen Çin’in önemli ham petrol kaynaklarından biridir. Siyasi çalkantılar enerji tedarikinde kesinti riskini önemli ölçüde artıracak ve Çin’in enerji ithalat yapısındaki istikrarsızlığı derinleştirecektir. Uzun yıllar boyunca Çin, Venezuela’ya onlarca milyar dolar ölçeğinde yatırım ve kredi sağlamış, çok sayıda altyapı ve enerji geliştirme projesine katılmıştır. Bu projeler, Venezuela’nın ekonomik krizi nedeniyle zaten yavaş ilerlemekteydi; şimdi ise siyasal belirsizliğin son derece yüksek olduğu koşullarda tamamen durma ya da reddedilme riskiyle karşı karşıyadır. Gerek devlet petrol şirketleri gerekse ilgili projelere katılan özel sermaye, yatırım geri dönüş sürelerinin uzaması, varlık değerlerinin düşmesi hatta kayıplar gibi somut baskılarla yüzleşecektir.

Ma Xiaolin, Zhejiang Uluslararası Çalışmalar Üniversitesi Profesörü, Akdeniz Çalışmaları Enstitüsü Direktörü

Zhang Lubo, Zhejiang Uluslararası Çalışmalar Üniversitesi Akdeniz Çalışmaları Enstitüsü Yardımcı Araştırmacısı; Guangxi Yabancı Diller Üniversitesi Avrupa ve Amerikan Dilleri ve Kültürleri Fakültesi Latin Amerika Araştırmaları Merkezi Başkan Yardımcısı

Çok Okunanlar

Exit mobile version