Dünya Basını

Vijay Prashad: Modi, Hindistan ve İran arasındaki asırlık ilişkiye ihanet etti

Yayınlanma

Tricontinental Direktörü Vijay Prashad, George Galloway’e verdiği mülakatta, ABD liderliğindeki Batı hegemonyasının ekonomik ve ahlaki olarak çöküşe geçtiğini belirterek küresel güç dinamiklerindeki kırılmayı ele aldı.

Tricontinental Sosyal Araştırmalar Enstitüsü Direktörü ve LeftWord Books Editörü Vijay Prashad, Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin son dönemdeki dış politika hamlelerine tepki gösterdi.

George Galloway’in programına konuk olan Prashad, Modi’nin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile kurduğu yakın ilişkiyi ve İran’a ait bir tören gemisinin ABD tarafından hedef alınmasına göz yummasını “tarihi bir kırılma” olarak nitelendirdi.

Prashad, Hindistan ve İran arasındaki bağın sadece ekonomik değil, derin bir kültürel kökeni olduğunu hatırlatarak, “Bay Modi ve ben hemen hiçbir konuda aynı fikirde değiliz. Ancak bu özel meselede, Bay Modi’nin Hindistan ile İran arasındaki asırlık ilişkiye ihanet ettiğini düşünüyorum. Bu, yüzyıllara dayanan tarihsel bir ortaklıktı” dedi.

Hindistan’daki dilin, şiirin ve söylemin Farsçadan beslendiğini vurgulayan Prashad, “Dili Urduca ve Hindustani olan bir toplumun, İran’ın büyük geleneklerinden kopması korkunç bir durumdur” ifadesini kullandı.

“İran kurallara uyuyor, Hindistan ise nükleer bir kanun tanımaz”

İran’ın nükleer programı üzerindeki baskılara da değinen Prashad, uluslararası toplumun nükleer silahsızlanma konusundaki çifte standardına dikkat çekti.

İran’ın Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’na (NPT) sadık bir üye olduğunu ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) nezdinde her zaman şeffaf davrandığını belirten Prashad, Hindistan’ın konumunu şu sözlerle eleştirdi:

“İran nükleer silah istemediğini her zaman beyan etti ve bu yönde bir program yürütmedi. Öte yandan Hindistan, NPT’yi imzalamamış olmasına rağmen UAEA’da söz sahibi. Hindistan, 1974 ve 1998 yıllarında nükleer silah patlattı. Dolayısıyla uluslararası nükleer politika açısından Hindistan bir kanun tanımazdır. Buna rağmen Hindistan’ın İran hakkında hüküm vermesine izin veriliyor. Sri Lanka sularında Hindistan ile tatbikata katılan bir tören gemisinin yok edilmesine izin verilmesi ve sağ kalanların kurtarılmaması mutlak bir skandaldır.”

“Dünya, Trump’ın pervasız davranışları nedeniyle büyük bir istikrarsızlık içinde”

Associated Press’in (AP) Çin savaş uçakları ve gemilerinin Tayvan’ı çevrelediğine dair haberlerini değerlendiren Prashad, bu durumu “egemenlik egzersizi” olarak tanımladı.

Çin’in bu hamlelerinin mutlaka bir askeri harekatın öncüsü olarak görülmemesi gerektiğini belirten Prashad, asıl sorunun Washington kaynaklı olduğunu kaydetti.

Prashad, “Dünya, Başkan Donald Trump’ın pervasız davranışları nedeniyle büyük bir istikrarsızlık konumunda. Bu pervasızlık 3 Ocak’ta başladı. Karakas’ta ABD, BM Şartı’nın 2. maddesini ihlal ederek Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu kaçırmaya teşebbüs etti. Ardından mafya yöntemleriyle Venezuela hükümetini Küba’ya petrol göndermemesi için tehdit ettiler. Küba Aralık ayından beri petrol alamıyor ve oradaki durum vahim” dedi.

Küba yönetiminin egemenliğini savunmak için direnmeye kararlı olduğunu belirten Prashad, ABD’nin “Pandora’nın kutusunu açtığını” vurguladı.

“ABD ordusu bir şeyleri yıkmakta çok iyidir, ancak inşa etmekte veya yönetmekte değil”

George Galloway’in ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü “yasadışı ve aptalca” savaşın geri teptiği yönündeki tespitine katılan Prashad, Amerikan askeri gücünün modern tarihteki başarısızlıklarını sıraladı.

ABD’nin son 50 yıldır girdiği hiçbir savaşı tam anlamıyla kazanmadığını savunan Prashad, şu analizi yaptı:

“ABD ordusunun başarılı olduğuna dair devasa bir propaganda ziyafeti var, oysa durum tam tersi. Kore’de zafer yoktu, sadece mütareke vardı ve savaş hala sürüyor. Vietnam’da 1975’te kaçmak zorunda kaldılar. Afganistan’da nükleer silah hariç her şeyi kullanmalarına rağmen yenilgiyi kabul ettiler. Irak’ta Saddam Hüseyin’i devirdiler ama hükümeti kontrol edemiyorlar. Libya’yı bir harabeye çevirip Muammer Kaddafi’yi katlettiler ancak orayı yönetemiyorlar. ABD ordusu bir şeyleri yıkmakta çok iyidir. Bunu onlara teslim ederim. Ancak bir şeyi inşa etmek veya kontrol etmek konusunda hiçbir yetenekleri yok.”

“Savaşlar sadece silahla değil, siyasetle kazanılır”

Prashad, İsrail’in askeri kapasitesine rağmen Filistin direnişini kıramamasını da benzer bir mantığa bağladı.

Modern silahlara sahip bir gücün, kısıtlı imkanlarla savaşan bir halkı alt edememesinin nedeninin siyasi meşruiyet eksikliği olduğunu belirten Prashad, “Savaşlar sadece silahla kazanılmaz, siyasetle kazanılır. Eğer siyasetiniz tamamen yanlışsa, insanları kendinize tabi kılamazsınız” dedi.

İkinci Dünya Savaşı örneğini veren Prashad, faşizmin asıl olarak Sovyetler Birliği ve Çinli vatanseverlerin siyasi kararlılığıyla yenildiğini hatırlattı.

ABD’nin savaşa geç girdiğini ve kaybının diğer müttefiklerin yanında çok küçük kaldığını belirten Prashad, “Sovyetler ve Çinliler 52 milyon insan kaybetti, ABD ise yarım milyon. Faşizmi yenen şey antifaşist siyasetti. Peki, ABD’nin İran’daki bu saçma macerasının siyaseti nedir? Diasporanın bile reddettiği bir veliaht prensi mi başa getirmek istiyorlar? Hiç şansı yok” diye konuştu.

“Batı imparatorluğu dağılmaya başladı”

Batı hegemonyasının çöküşünün 20 yıl önceki finansal krizle başladığını savunan Prashad, ekonomik, bilimsel ve teknolojik üstünlüğün artık Doğu’ya kaydığını belirtti. Bir kart oyunu metaforu kullanarak “Batı elini kapattı” ifadesini kullanan Prashad, Batılı ülkelerin ekonomik performansının Hindistan ve Çin’in gerisinde kaldığını söyledi.

“Batı hala iki alanda hakimiyetini koruyor: Bilgi kontrolü ve silahlar. Denizaltı kablolarını, uyduları, YouTube ve Facebook gibi platformları kontrol ediyorlar. BBC, CNN ve Reuters gibi kolonyal haber kanalları hala Afrika ve Asya’daki muhabirler üzerinde hegemonya kurabiliyor. Ancak bu devasa makine çatırdıyor. İkinci alan ise silah kapasitesi; şehirleri yok edebilirler ama yönetemezler. İmparatorluğun çoktan çöktüğünü buradan anlamalıyız. Onlardan artık korkmuyoruz. Oz Büyücüsü’nün önündeki perde düştü ve arkasındaki o küçük karakteri, kuklacısının verdiği büyük ayakkabıları giyen Marco Rubio gibileri görüyoruz. Bu liderler gülünç duruma düşüyor.”

“Dünya, tepedeki bir şehirden ibaret değil”

Vijay Prashad, mülakatın sonunda Avrupa’nın mevcut siyasi liderliğini “cümle kuramayan yetersiz figürler” olarak nitelendirerek, Angela Merkel’in belki de son “ilginç” Avrupalı lider olduğunu ifade etti.

Emperyalizmin içinde bulunduğu çıkmazdan kurtulmak için barış masasına oturması gerektiğini belirten Prashad, şu çağrıyı yaptı:

“ABD ve müttefikleri, kendilerinin özel olmadığını, gezegenin geri kalanıyla eşit olduklarını anlamalılar. Bizimle ticaret yapmalı, bize onurlu davranmalı ve Küba devrimini devirmeye çalışmaktan vazgeçmeliler. ‘Tepedeki şehir’ (city on the hill) yanılsamasından kurtulup, geri kalanımızla birlikte yaşadıklarını ve ortak sorunlara ortak çözümler bulmaları gerektiğini kabul etmeliler. İhtiyacımız olan şey hiyerarşi ve çatışma değil, dayanışmadır.”

Uluslararası sistemdeki güç kaymasını analiz eden Prashad, Batı’nın artık sadece yıkım gücüyle ayakta kalmaya çalıştığını, ancak siyasi ve ahlaki otoritesini kaybettiğini vurgulayarak sözlerini tamamladı.

Çok Okunanlar

Exit mobile version