Dünya Basını

Wolfgang Streeck: Kapitalizmin kendisini savaş yoluyla yeniden organize etmesinden korkuyorum

Yayınlanma

Alman düşünür Wolfgang Streeck, ABD ile Avrupa arasındaki mevcut ilişkilerin geleceğine ve Trump’ın politikalarına dair değerlendirmelerde bulundu. Streeck, ABD ordusunun Avrupa’daki varlığının Almanya dış politikasında belirleyici olduğunu söyledi ve kapitalizmin kendisini savaş yoluyla yeniden organize etmesinden endişe ettiğini belirtti.

Max Planck Toplum Araştırmaları Enstitüsünün fahri direktörü Wolfgang Streeck, Counterpunch‘ta Walden Bello’ya verdiği mülakatta, kapitalizmin tarihsel olarak kendisini savaşlar yoluyla yeniden organize ettiğini belirterek, Avrupa’nın ABD’ye olan bağımlılığını sonlandırmazsa olası bir ABD-Çin çatışmasına sürüklenme riskiyle karşı karşıya kalacağını söyledi.

Streeck, Donald Trump’ın “bir liderden çok kaos kaynağı” olduğunu ifade ederken, Almanya’nın hâlâ fiilen Amerikan askeri işgali altında olduğunu ve Alman dış politikasının bu perspektiften değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

“Trump bir liderden çok kaos kaynağı”

Trump ve Avrupa ilişkilerinin geleceğine dair bir soru üzerine Streeck, Almanya’da 40 bin Amerikan askerinin yanı sıra sayısı bilinmeyen nükleer savaş başlığının bulunduğuna dikkat çekti.

Streeck, “Ramstein ve Wiesbaden’de, Pasifik dışındaki en önemli iki Amerikan askeri komuta merkezi bulunuyor. Ortadoğu’da yapılan her türlü operasyon, Almanya’daki Wiesbaden Amerikan askeri komuta merkezinden yönetiliyor,” dedi.

Alman siyasi elitinin on yıllardır ABD’nin desteği olmadan hareket edemeyeceği düşüncesiyle yetiştirildiğini belirten Streeck, Trump’ın öngörülemezliğine işaret etti.

Streeck, “Daha önce hiç bu kadar tahmin yapmanın zor olduğu bir durumla karşılaşmadım. Bu adam bir liderden ziyade bir kaos kaynağı; kaos, bir sonraki adımda ne olacağını bilememek demektir,” diye konuştu.

Streeck, Trump’ın politikalarından bağımsız olarak ABD’deki “derin devletin” varlığını sürdürdüğünü belirterek, şu ifadeleri kullandı:

“Trump bir şeyin üzerine oturuyor. Bu şey, insanlık tarihindeki en büyük ordu ve en büyük casusluk ile sabotaj operasyonudur. Avrupa’da, İkinci Dünya Savaşı’nda yenilen eski faşist ülkeler olan Almanya ve İtalya, hâlâ temelde ABD ordusu tarafından işgal altında. Trump onlara gitmelerini söylerse ayrılırlar mı? Sanmıyorum.”

“Kapitalizm kendisini savaşla mı yeniden örgütleyecek?”

Streeck, en büyük kâbusunun kapitalizmin kendisini savaş yoluyla yeniden organize etmesi olduğunu söyledi.

Streeck, “Aslında kapitalizm, kendisini defalarca savaş yoluyla organize etmiştir. Bu düzen şimdi harabe halinde. Peki kapitalizm bu kez hangi gücün ya da güçlerin etrafında yeniden örgütlenecek? Ve bir kez daha savaşla mı örgütlenecek? Sadece iki aday var: Amerika Birleşik Devletleri ve Çin,” dedi.

ABD’de Tukididis’in anlattığı senaryonun sıkça tartışıldığını belirten Streeck, yükselen güç Sparta’nın çok güçlenmesini bekleyen Atina’nın savaşı kaybettiğini hatırlattı.

Streeck, “Eğer Trump bugün bir Amerikalı askeri planlamacıya on yıl sonra ABD’nin muhtemelen Çin ile savaşa girmek zorunda kalacağını söyleseydi, verilecek cevap bunun çok geç olacağı, zira Çinlilerin o zamana kadar çok güçleneceği şeklinde olabilirdi. Bu nedenle, ordu bu işi şimdi yapmayı tercih edebilir,” ifadelerini kullandı.

Streeck, “Avrupa, ABD’ye olan bağımlılığından kurtulmak için şimdi adımlar atmazsa, kaçınılmaz olarak bu çatışmaya sürüklenecektir,” diye ekledi.

“Almanya liderlik rolüne talip”

Almanya’nın Avrupa’daki rolünün değiştiğini ifade eden Streeck, Başbakan Friedrich Merz yönetimindeki yeni hükümetin sadece maliyeti ödeyen değil, liderlik eden bir ülke olmak istediğini belirtti. Streeck, “Artık retorik, Almanya’nın Avrupa’nın en güçlü milleti olduğu yönünde. Bu aslında sadece para ödemek değil, gerçekten liderlik etmek istedikleri anlamına geliyor. Bu durum, özellikle Fransa ile çatışmaya yol açıyor,” dedi.

Streeck, bu durumun uzun vadede Almanya’nın çok kutuplu bir dünyada Batı Avrupa devlet sisteminin hegemonu olmasına işaret ettiğini savundu.

Avrupa’nın kendi nükleer şemsiyesine sahip olup olamayacağı tartışmalarına da değinen Streeck, nükleer silahların kontrolünün kimde olacağı sorununun çözümsüz olduğunu belirtti.

Streeck, “Giorgia Meloni’ye veya Marine Le Pen’e nükleer tetiği vermeyi hayal edebiliyor musunuz? Bu durumun ima ettiği şey şudur: Eğer Avrupa’da bir nükleer silaha sahip olamıyorsanız, o zaman Avrupa için ulusal bir nükleer kapasite olmalı ve eğer bunun Fransız nükleer gücü olmasını istemiyorsanız, Almanya bunu geliştirmek için bariz bir adaydır,” değerlendirmesinde bulundu.

Alman eyaletleri silahlanma yarışına son sürat dahil oluyor

Rusya “düşman” mı?

Streeck, “Rusya düşman mı?” sorusuna, “Hayır, ben öyle görmüyorum,” yanıtını verdi. Avrupa’daki resmi söylemin, Rusya’nın beş yıl içinde Avrupa’ya yürüyeceği yönünde olduğunu ancak bunun Baltık ülkeleri tarafından yayıldığını söyledi.

Streeck, şu görüşleri dile getirdi:

“Gerçekçi olmak gerekirse, Putin’in Almanya’yı veya herhangi bir Batı Avrupa ülkesini fethetmek isteyeceğini düşünmek tamamen saçma görünüyor. Prensip olarak Batı Avrupalılara gaz, petrol ve diğer kaynakları satıp refah içinde yaşayabilirler. Kendi ülkelerini yönetmekte zorlanırken neden Almanya’yı ya da Finlandiya’yı yönetmek istesinler ki?”

Baltık ülkelerindeki Rus azınlıklara yönelik politikalara dikkat çeken Streeck, bu ülkelere tam vatandaşlık ve özerklik hakları verilmesi durumunda gerilimin düşebileceğini savundu.

“Vladivostok’tan Lizbon’a barış bölgesi”

Streeck, Avrupa için alternatif bir gelecek vizyonu sunarak, kıtanın ne bir “Avrupa Birleşik Devletleri” ne de “Amerika’nın transatlantik bir uzantısı” olmaması gerektiğini belirtti. Streeck, bunun yerine Avrupa ülkelerinin gönüllü iş birliği temelinde hareket ederek dünyanın geri kalanıyla, özellikle de Rusya ile ilişkiler kurması gerektiğini savundu.

Streeck, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bir Avrasya perspektifinde, Gorbaçov’dan Yeltsin’e ve Putin’e kadar uzanan eski fikir olan ‘Vladivostok’tan Lizbon’a bir barış ve refah bölgesi’ inşa edilebilirse, o zaman ABD’ye olan bağımlılığımızın sonu gelebilir. Bu bağımlılık kısmen kaynaklara bağlıdır, zira Rusya, Amerikalıların sahip olduğu tüm kaynaklara sahiptir. Eğer Avrasya’da istikrarlı bir uluslararası güvenlik sistemi kurmayı başarırsak, Amerikalılar diledikleri yere gidebilirler, umarım sulh ile…”

Çok Okunanlar

Exit mobile version