Diplomasi

Yeni ABD stratejisinin AB ayağı: “Milli-muhafazakâr enternasyonal” güçlendirilecek

Yayınlanma

Trump yönetiminin geçen cuma yayınladığı Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS), AB ve Avrupa’nın bütününe ilişkin Brüksel’i memnun etmeyecek politikalar öneriyor.

NSS’e göre, 27 üye ülkenin küresel iktisadi performanstaki payı, satın alma gücü paritesi (PPP) ile hesaplandığında, 1990’da yüzde 25 iken 2025’te sadece yüzde 14’e gerilemiş durumda.

AB’nin göreli iktisadi gerileyişi, NSS’e göre “gerçek ve daha da tehditkar bir yok oluş” ile, yani “medeniyet kaybı” ihtimalinin gölgesinde kalıyor. Bunun nedeni, Trump yönetimine göre, “kıtayı dönüştüren ve ayrılık tohumları eken” göç politikası.

Bu durum, “siyasi muhalefetin bastırılması” ve “milli kimliklerin ve özgüvenin yitirilmesi” ile bağlantılandırılıyor.

NSS’e göre bu eğilimler devam ederse, “20 yıl içinde, hatta daha kısa bir sürede”, yaşlı kıta “tanınmaz hale gelecek.”

Yakında bazı NATO üyelerinin çoğunluğunun Avrupalı olmayanlardan oluşması ihtimalini “oldukça akla uygun” göründüğünü savunan Amerikan yönetimi, bu durumda “dünyadaki konumlarını” ve özellikle “ABD ile ittifaklarını” sürdürüp sürdürmeyeceklerinin “açık bir soru” olarak kaldığını ileri sürüyor.

Yeni ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi: Küreselleşmenin sonu ve Monroe Doktrini

Öte yandan bu durumun, ABD’nin çıkarlarına aykırı olduğunu savunan belge, Avrupa’nın özellikle stratejik ve kültürel açıdan ABD için hayati öneme sahip olmaya devam ettiğinin altını çiziyor.

Avrupa teknolojisi ve transatlantik ticaretin, “Amerikan refahının” önemli bir ayağı olduğuna işaret eden NSS 2025, stratejik açıdan da Avrupa’nın yardımının ABD için hâlâ çok büyük önem taşıdığını vurguluyor.

ABD güvenlik stratejisinin “Avrupa’yı gözden çıkarmayı göze alamayacağını” savunan NSS, dolayısıyla Washington’un hedefi olarak, “Avrupa’nın mevcut rotasını düzeltmesine yardımcı olmaya” parmak basıyor.

Avrupa’nın “Avrupalı kalmasını” ve “medeniyetine olan güvenini yeniden kazanmasını” isteyen ABD, bunun için Avrupa ülkeleri içinde Avrupa’nın mevcut rotasına karşı direnişi teşvik etmek gerektiğini açıkça ilan ediyor.

Bu nedenle NSS, Trump yönetiminin Avrupa’daki siyasi müttefiklerini, Avrupa ülkelerinin tekil karakterini yeniden güçlendirmeleri için cesaretlendirmesini öneriyor.

“Avrupa’daki vatansever partilerin artan etkisi”ne işaret eden yeni strateji, halihazırda bu güçlerin yükselişinin “büyük bir iyimserlik için neden oluşturduğunu” söylüyor.

Yeni ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi, Avrupa’daki Trump-MAGA müttefikleri tarafından memnuniyetle karşılandı. Örneğin, Almanya için Alternatif (AfD) Avrupa Parlamentosu (AP) üyesi Petr Bystron, “Bu, çalışmalarımızın doğrudan bir takdiri,” dedi.

Bystron, AfD’in her zaman “egemenlik, tersine göç ve barış” için mücadele ettiğini, bunların tam da Trump’ın şu anda uygulamaya koyduğu öncelikler olduğunu belirtti.

Berlin’deki iktidar partilerinin parlamento gruplarından ise farklı görüşler duyuluyor. Örneğin, SPD grubunun dış politika sözcüsü Adis Ahmetovic, Almanya’da da “sert bir sağcı politika” izlenmesi talebine karşı çıkmak için “birleşik, kendine güvenen ve daha güçlü bir Avrupa” çağrısında bulundu.

CDU dış politika uzmanı Roderich Kiesewetter de Avrupa’nın hiçbir şekilde “ABD’nin güç politikasının nesnesi” haline gelmemesi gerektiği konusunda uyarıda bulundu.

CDU/CSU fraksiyonunun dış politika sözcüsü Jürgen Hardt (CDU) ise daha farklı düşünüyor. Hardt, Almanya ve Avrupa’nın, ABD başkanının stratejisinde “ortak olarak merkezi bir rol oynamaya devam ettiği” övgüsünde bulunarak, “Bu nedenle strateji bir veda değil, aksine transatlantik işbirliği için çabaların artırılmasına bir başlangıç noktası olabilir,” iddiasında bulundu.

Öte yandan Hardt, DW’ye verdiği demeçte, “ABD başkanının Avrupa hakkındaki değerlendirmesi çok tek taraflı, belki de Avrupa’daki aşırı sağ partiler gibi yanlış kaynaklardan aldığı bilgilerden kaynaklanıyor, ya da bazen [Rusya Devlet Başkanı Vladimir] Putin’in Avrupa hakkında konuşması gibi geliyor,” dedi.

Hardt, ABD’nin stratejisiyle ilgili endişelerini dile getirerek, Trump’ın “Avrupa Birliği üye ülkelerinin siyasetine aktif olarak müdahil olmak istediğini” öne sürdü ve “Biz ABD’ye müdahil olmadık ve ABD’nin de Alman demokrasilerine müdahil olmamasını bekliyoruz,” dedi.

Hardt, Almanya veya Avrupa siyasetinde, “AfD’den, Fransa’daki Ulusal Birlik’ten veya İngiltere’deki aşırı sağ partilerden olduğu gibi, Rusya veya Çin’in Truva atlarına ihtiyaç duymadıklarını” savundu.

Cuma günü strateji belgesine yanıt veren CDU’lu Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, ABD’nin güvenlik konusunda hayati bir müttefik olmaya devam ettiğini, fakat “ifade özgürlüğü veya özgür toplumlarımızın örgütlenmesi ile ilgili konular”ın bu kategoriye girmediğini söyledi.

Alman bakan, “Gelecekte bu konuları tamamen kendi başımıza tartışabileceğimizi ve dışardan tavsiyeye ihtiyaç duymayacağımızı düşünüyoruz,” dedi.

Avrupa Komisyonu da ABD stratejisinin AB’ye yönelttiği suçlamaları şiddetle reddetti.

Alman dpa’nın aktardığına göre, Komisyon baş sözcüsü Paula Pinho, AB’nin siyasi özgürlüğü ve egemenliği baltaladığı, göç politikasıyla kıtaya zarar verdiği ve ifade özgürlüğünü engellediği yönündeki imaları reddetti. Fakat Pinho, şu aşamada daha fazla yorum yapmak istemedi.

dpa, sözcünün, “Henüz bunu incelemek ve değerlendirmek için zamanımız olmadı, bu nedenle herhangi bir yorumda bulunacak durumda değiliz,” dediğini aktardı.

Çok Okunanlar

Exit mobile version