Doğu Akdeniz
Yunanistan halkı İsrail ile ittifaktan memnun değil
Atina, İsrail’i önemli bir ortak olarak görüyor; fakat bu ilişkiler çeşitli nedenlerle halkın giderek artan öfkesiyle karşı karşıya.
İsrail, geçen pazar günü ülke çapında düzenlenen Filistin yanlısı protestolar öncesinde Yunanistan’daki vatandaşlarına nadir görülen bir uyarıda bulundu: “Kamusal alanda uyruğunuzu açıkça belli etmekten kaçının.”
Middle East Eye’a (MEE) göre bu uyarı, İsraillilerin uzun süredir yakın bir müttefik, turizm ve yatırım merkezi, hatta potansiyel bir yerleşim cenneti olarak gördükleri bir ülkede dikkat çekiciydi.
Fakat İsrail’in Yunanistan ile ilişkileri giderek daha karmaşık bir hal alıyor.
Birçok Yunanın İsraillilerin gayrimenkul alımlarına bağladığı kira artışları, Filistin yanlısı gösterilerde alay eden İsraillilere duyulan öfke ve Başbakan Kyriakos Mitsotakis’in İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile olan yakın dostluğu, öfkeyi körüklüyor.
ittifaka karşı çıkan eski savunma bakan yardımcısı Konstantinos Isychos, Middle East Eye’a verdiği demeçte, “Bu, bir tarafın güçlü, diğer tarafın ise güçsüz olduğu asimetrik bir ilişki,” diye konuştu.
Eski yetkili, “İsrail ile ilişkiler kurmak çifte intihardır; zira soykırım fark edilmeden ve cezasız kalırsa, bu suç teşkil eden bir emsal oluşturur ve tekrar yaşanabilir,” dedi.
Bu düşmanlık kamuoyunda da yankı buluyor. 2026 yılında yapılan bir Pew Research anketi, Yunanlıların yüzde 65’inin bu ortaklığa karşı olduğunu ortaya koydu.
Öte yandan birçoğu, Türkiye’yi “yayılmacı bir ülke” olarak algıladıkları için bunu “gerekli bir kötülük” olarak görüyor.
Bu arada sokaklarda Filistin yanlısı protestolar, İsrail yanlısı protestolara kıyasla çok daha büyük çapta gerçekleşiyor.
Bazı Yunanlar için bu ilişkiye karşı çıkmak, İsrail’in Gazze’ye karşı yürüttüğü işgal sırasında Atina’nın İsrail silahlarına ve gözetleme teknolojisine harcadığı paradan giderek daha fazla ayrılamaz hale geliyor.
İtalya merkezli Mediterranea Saving Humans derneği adına Orta Akdeniz’de göçmen kurtarma çalışmaları yürüten Filistin yanlısı aktivist Iason Apostolopoulos, MEE’ye şunları söyledi:
“Daha iyi hastaneler, itfaiye uçakları, trenler ya da emekli maaşları için hiçbir zaman para bulunmuyor. Fakat her gün işgal, ölüm ve apartheid üreten bir askeri makineyi besleyen Predator [bir gözetleme programı] ve İsrail’den silah paketleri satın almak için her zaman fon bulunuyor.”
Bir zamanlar Yunanistan’ı, giderek pahalılaşan, şiddet dolu ve işlevsiz buldukları ülkelerinden çekici bir kaçış noktası olarak gören İsrailliler, artık bu artan tepkiyi hissediyor.
Netanyahu’nun politikalarına eleştirel yaklaşan göçmenler, ayrılmalarının başlıca nedenleri olarak sürekli füze saldırısı tehdidini ve yüksek yaşam maliyetini gösteriyor.
Hayfa Üniversitesi’nde siyaset bilimi doçenti olan Ehud Eiran, MEE’ye verdiği demeçte, “Yunanistan ve Kıbrıs’ta gayrimenkul satın almak, yerleşimci projesine karşı seküler kesimin verdiği yanıt haline geldi. Ortodoksların projesi dağlara çekilip dindar bir yaşam sürmekken, seküler kesimin projesi ise Batı’ya gidip orada gayrimenkul satın almak,” dedi.
Orta Doğu’nun büyük bir kısmı tarafından İsrail’in reddedilmesi, ülkeyi Yunanistan ile ortaklık da dahil olmak üzere alternatif bölgesel entegrasyon biçimlerine sevk etti.
O zamandan beri bu ilişki, gizli askeri işbirliğinden, İsrail’in Akdeniz’deki en önemli stratejik ortaklıklarından birine dönüştü.
Yunanistan ve Güney Kıbrıs, İsrail’e Avrupa Birliği’ne diplomatik ve endüstriyel erişim imkânı sunarken, İsrail güçlerinin bölgesel düşmanlarına benzer arazilerde bombalama veya çatışma tatbikatları yapmasına da imkân tanıyor.
Güney Kıbrıs, İsrail’e Lübnan’a bakan bir deniz üssüne erişim imkânı sunarken, adanın kuzeyi de Ankara’yı daha yakın füze menziline soktuğu için ilgi çekiyor.
Üç ülke, elektrik şebekelerini birbirine bağlıyor, denizaltı doğalgaz rezervlerini geliştiriyor ve Doğu Akdeniz’de ortak devriye gezileri konusunda görüşüyor.
2010 yılında, eski Yunanistan Başbakanı Yorgos Papandreou’nun Moskova’daki bir restoranda Netanyahu ile tesadüfen karşılaşması ve onu akşam yemeğine davet etmesi bir dönüm noktası oldu. Bu buluşma, iki ülke arasında daha yakın ilişkilerin kurulmasına zemin hazırladı.
Oysa işbirliği çok daha önceden başlamıştı. Yunanistan, 1990’da İsrail’i tanıyan son Batı ülkeleri arasında yer alsa da, 1960’larda Yunan askeri cuntası İsrail’den gizlice silah satın almış ve ortak silah fabrikaları kurulması konusunu görüşmüştü.
Bu ilişki, 1975’te cuntanın devrilmesiyle kesintiye uğramıştı fakat 1990’larda istihbarat ve askeri işbirliği yoluyla yeniden canlandı.
Bu ilişkiler 2002’de kamuoyuna açıklandı ve İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkilerin bozulmasıyla birlikte genişledi.
İsrailli savaş uçakları, eğitim amacıyla Yunan hava sahasını kullanmaya başladı; bu da İsrail’e uzun menzilli operasyonlara hazırlanmak için önemli bir fırsat sundu.
İsrail’de yaşayan çevirmen ve tur rehberi Angelos Raphael, MEE’ye verdiği demeçte, “Sıradan bir İsrailli, hava kuvvetlerinin havada yakıt ikmali de dahil olmak üzere Tahran’a bu kadar kolay bir şekilde uçabilmesinin, Yunanistan semalarında gerçekleştirme fırsatı buldukları eğitimlerden kaynaklandığını bilmiyor,” diye konuştu.
2015 yılında Yunanistan, ABD’den sonra İsrail ile askeri işbirliği anlaşması imzalayan ikinci ülke oldu.
Bu anlaşma, iki ülkenin birbirlerinin askerlerini ve teçhizatını kendi topraklarında barındırmasına imkân tanıdı.
Isychos, açıklananlardan çok daha fazlası üzerinde anlaşmaya varılmış olması gerektiğini söyledi.
Isychos’un savunma bakan yardımcılığı görevi, anlaşmanın imzalanmasıyla aynı döneme denk gelmişti ama kendisi bakanıyla şiddetli bir çatışma içindeydi.
Doğu Akdeniz’de doğalgazın keşfi, daha yakın işbirliği için bir başka teşvik unsuru oluşturdu.
Eiran, “2010 civarında doğalgaz yataklarını keşfettiğimizde, bir anda enerji yoksunu bir ülkeden enerji ihracatçısına dönüştük. Kıbrıs ile deniz sınırlarını belirledik, buradan Yunanistan’a boru hatları ve bir elektrik bağlantısı döşemeyi planladık… Ortak düşman olarak Türkiye’den ziyade enerji ve altyapı konularını kamuoyuna açıklamak bizim için daha kolaydı,” dedi.
Enerji ve güvenlik ortaklığı olarak başlayan bu süreç, o günden bu yana askeri işbirliği, istihbarat ve Akdeniz çevresinde İsrail ile müttefiklerinin konumlandırılmasına odaklanan çok daha geniş kapsamlı bir stratejik ilişkiye dönüştü.
İsrail’in değişen bölgesel güvenlik ortamıyla karşı karşıya kalmasıyla birlikte bu rol daha da önemli hale gelmiştir.
Türkiye, 7 Ağustos’ta Suudi Arabistan ve Pakistan ile karşılıklı savunma anlaşması imzaladığında, yetkililer bu yeni ittifakın herhangi bir ülkeye, özellikle de İran’a karşı olmadığını belirtmeye özen gösterdiler.
Fakat Mısır’ın bu ittifakta yer almaması ve üç ülkenin stratejik ağırlığı, İsrail’de bu ittifakın fiilen İsrail’e yönelik olduğu yönünde spekülasyonların artmasına neden oldu.
İsrail Diaspora İşleri Bakanı Amichai Chikli, “Bu durumun hem Akdeniz’de hem de Suriye cephesinde son derece ciddi sonuçları olabilir” uyarısında bulunarak, “Bu durum, Yunanistan, Kıbrıs, BAE, Somaliland ve Hindistan ile ittifaklarımızı derinleştirmemizi gerektiriyor,” dedi.
İsrail, yıllardır Netanyahu’nun “ittifak altıgeni” olarak tanımladığı bir yapı oluşturuyor.
Bu ortaklıklar büyük ölçüde denizcilik odaklı olup, Hint Okyanusu’ndan başlayarak Hindistan üzerinden, BAE üzerinden Basra Körfezi’ni aşarak Somaliland üzerinden Kızıldeniz’e ve Yunanistan, Kıbrıs ve Fas üzerinden Akdeniz’e uzanıyor.
Dikkat çekici bir şekilde, İsrail’in müttefik seçimlerinin tamamı stratejik deniz darboğazlarında ya da bunların yakınında yer alıyor.
Fas, Cebelitarık’ın bir tarafında bulunarak Akdeniz’e erişimi kontrol ediyor; Yunanistan, Türk Boğazları’na yaklaşımı kontrol ediyor; Somaliland, Kızıldeniz’e erişim sağlayan Bab el-Mandeb darboğazının karşısında yer alıyor; Birleşik Arap Emirlikleri ise Hürmüz Boğazı’nın her iki yakasında da konumlanıyor.
Yunanistan ve Kıbrıs ise İsrail’e Doğu Akdeniz’de stratejik derinlik kazandırıyor.
Jeopolitik analist Alexandros Itimoudis, MEE’ye verdiği demeçte, “İsrail ile olan ilişki, Yunanistan’ı Akdeniz ve Orta Doğu’daki durumları düzenleyebilecek bir konuma getiriyor. İsrail’e stratejik derinlik kazandırıyoruz; çünkü arkalarında, denizde kendilerini destekleyen Yunanistan ve Kıbrıs’ın olduğunu biliyorlar,” dedi.
İran ve Yemen’deki Husilerin askeri eylemleri nedeniyle Hürmüz Boğazı ve Bab el-Mandeb Boğazı’nın şu anda İsrail için erişilemez durumda olması nedeniyle Akdeniz daha da önemli hale geldi.
Fakat İsrailli analistler, bu ilişkiyi abartmamaya özen gösteriyor. İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nde Doğu Akdeniz uzmanı olan Gallia Lindenstrauss, “Bu güçlü bir ortaklık, ancak buna ittifak demezdim. Bağımsız yetenekler geliştiriliyor, ancak tarafların çatışma anında düşmana karşı mücadele etmek için birbirlerine yardım etmeye geleceği beklentisi yok,” dedi.
Bu stratejik ilişki, belki de en belirgin şekilde İsrail’in Yunanistan’a yaptığı silah satışlarındaki hızlı artışta ortaya çıkıyor.
Yunanistan, 2022’de Fas ve Kıbrıs’a satılan sistemlerin çoğunu içeren 3 milyar avroluk bir anlaşmayı kabul ettiğinde, İsrail temmuz ayında Akdeniz’de üç büyük hava savunma satışı gerçekleştirmiş oldu.
Bu anlaşma, Yunanistan’a bütünleşik bir ulusal hava savunma sistemi kazandıracak ve aynı zamanda Akdeniz’in zıt uçlarında bulunan, İsrail’in hakimiyetindeki hava farkındalık ağlarını birbirine bağlayacak.
Tabii ki muhtemelen telemetri verilerini paylaşan ve ekipmanın kaynak koduna arka kapı erişimi sağlayan gizli protokoller aracılığıyla.
Ayrıca, Yunanistan’ın Suudi Arabistan’a sağladığı füze savunma kalkanının, Tel Aviv’in yararına olacak bir Truva Atı unsuru içerip içermediği konusunda da sorular gündeme gelmişti.
Nisan ayında Yunanistan, İsrail’in en büyük silah üreticisi Elbit Systems’ten 36 adet roket topu fırlatıcısı, menzili 300 km’ye kadar çıkan hassas güdümlü füzeler, gezici mühimmat ve 10 yıllık bir destek paketi için 650 milyon avro harcamayı kabul etti.
Ağustos ayında Atina, İsrailli üretici Shladot’tan 1,5 milyon avro değerinde zırhlı araç satın aldı; bu, işgal altındaki Batı Şeria’da medyada sıkça görülen bu dayanıklı araçları temin etmek üzere Yunan polisiyle daha önce yapılan anlaşmanın devamı niteliğindeydi.
Yunanistan ayrıca, İsrail Havacılık ve Uzay Sanayii (Israel Aerospace Industries) ile birlikte, tespit edilmesi zor bir denizaltı casus insansız hava aracı olan “Blue Whale”ı ortaklaşa üretmeyi planlıyor. Bu araç, su altında bir aya kadar kalabiliyor.
3 milyar avroluk hava savunma sistemi, NATO’nun Link 16 şifreli iletişim sistemiyle de uyumlu olacak ve Yunanistan’ı daha geniş bir askeri yapıya entegre edecek.
İki ülke arasındaki ilişki, geleneksel silah satışlarının ötesine geçerek yapay zeka ve askeri veri sistemlerine doğru genişliyor.
Yunanistan, mevcut Yunan sensörleri ve radarlarından elde edilen verileri, Yunan F-16 ve F-35 uçaklarından gelen NATO standartlarındaki bilgilerle birleştirip bunları “Achilles Shield” sistemine aktarmak üzere tasarlanmış, yapay zeka destekli bir Komuta ve Kontrol (C2) ağı geliştiriyor.
Özel olarak tasarlanmış bir İsrail yapımı C4I kontrol merkezi, İsrail’den satın alınan ELM-2084 radarlarından ve Yunan savaş uçaklarından gelen verileri bir araya getirecek.
Böylece sistem, düşman insansız hava araçlarını gerçek zamanlı olarak takip edebilecek ve veri aktarımındaki gecikmeleri en aza indirebilecek.
Emekli Korgeneral Konstantinos Loukopoulos, MEE’ye verdiği demeçte, “Hiçbir sistem yüzde 100 koruma sağlamaz ve sistemin gerçek koşullar altında nasıl tepki vereceğini hâlâ bilmiyoruz,” dedi.
Yunanistan’ın savunma harcamaları, 2019’daki 5,5 milyar dolardan yılda 8 milyar doların üzerine çıktı.
Yunanistan, 2030 projesi kapsamında 2036 yılına kadar askeri modernizasyon için yaklaşık 28 milyar avro harcama yapmayı planlıyor ve böylece savunma harcamalarını GSYİH’nin yüzde 3,5’ine çıkaracak.
Satın alımlar arasında üç adet C-390 Millennium nakliye ve yakıt ikmal uçağı, Apache helikopterleri için Hellfire füzeleri ve fırkateynler için sonar sistemleri yer alıyor.
Fakat Atina, İsrail silahlarına erişimden daha fazlasını arıyor. Kendi mühendis ve bilim insanı havuzundan daha fazla yararlanırken, uzmanlık ve teknoloji kazanmak için İsrail ile işbirliğini kullanarak askeri teknolojiyi ortaklaşa geliştirmek ve üretmek istiyor.
İsrail de bu durumu kendi lehine bir fırsat olarak görüyor. İsrail’in önde gelen teknoloji üniversitesi Technion’un Havacılık ve Uzay Mühendisliği Fakültesi’nde görev yapan Yunan-İsrailli profesör Benny Nathan, “Yunanistan’da çok zeki insanlar var, ancak yolsuzluğun yaygın olması nedeniyle bu potansiyeli tam olarak değerlendiremiyor,” dedi.
İsrailli şirketler ayrıca, Avrupa Birliği’nin savunma sektörü fonlarına başvurabilecek şirketleri satın alarak Yunanistan’ın savunma sektöründeki varlıklarını genişlettiler.
Türkiye de İtalya’daki savunma şirketlerini satın alarak benzer bir strateji izledi.
Ortaklık, gözetleme teknolojisi alanına da yayıldı. İsrail, Predator ve Pegasus gibi gelişmiş casus yazılımların sırasıyla Yunanistan ve Fas’a, muhtemelen de Kıbrıs’a satışına izin verdi.
Bu yazılımların, İsrail’in ele geçirilen iletişimlere erişim yoluyla diplomatik olarak fayda sağlamasına olanak tanıyabilecek bir arka kapı içerdiği düşünülüyor.
Fakat Yunanistan için bu ortaklığın artan stratejik değeri, siyasi bir bedel de beraberinde getiriyor.
İki ülke askeri açıdan ne kadar yakınlaşırsa, Atina’nın İsrail ile ilişkisini, İsrail’in Gazze’ye karşı yürüttüğü işgalin yol açtığı halk öfkesinden ayırması o kadar zorlaşıyor.
Sıradan Yunanlar ve Kıbrıslılar, bir tür “yumuşak sömürgeleştirme” korkusuyla ülkelerinin İsrail’le olan ortaklığını giderek daha fazla eleştiriyor ve Yunan adalarının satın alınmasına yönelik tekliflere ya da İsrailli yatırımcıların satın alımlarının ardından kıyı şeridine veya köylerin tamamına erişimi engellediği örnekleri işaret ediyor.
İsrail, hızla değişen bölgesel ortamı telafi etmek için Akdeniz’de bir ittifak ağı kurmaya çalışırken, Yunanistan ise kendini birçok vatandaşının giderek daha fazla sorguladığı bir ilişkinin merkezinde buluyor.