Avrupa
Zelenski AB liderlerinden savaş uçağı ve uzun menzilli füzeler istedi

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, AB liderlerinin Brüksel’deki zirvesine video konferans yoluyla bağlanarak taleplerini dile getirdi.
Ülkenin doğusundaki cephe hattında savaştan zarar görmüş bölgeleri ziyaret ederken bir trenden toplantıya katılan Zelenski, savaş uçağı ve uzun menzilli füzelerin verilmesinde yaşanan ‘ertelemelerin’ savaşı uzatma riskine neden olduğunu ileri sürdü.
Kiev’e verecekleri Mig savaş uçakları nedeniyle Polonya ve Slovakya’ya teşekkür eden Ukrayna lideri, bununla birlikte AB liderlerine, daha modern savaş uçağı vermemelerinin nedenini sordu.
Zelenski ayrıca AB liderlerini Moskova’ya daha fazla yaptırım uygulamaya çağırırken, odağın yaptırımların delinmesini engellemeye çevrilmesi gerektiğini söyledi.
Ukraynalı lideri Kiev tarafından önerilen barış planına desteğin arttırılması ve Ukrayna’nın bloğa üyelik teklifi üzerindeki çalışmaların hızlandırılması çağrısında bulundu.
Zelenski, “Ukrayna bu yıl içinde AB üyelik müzakerelerine başlama kararı almaya hazırdır. Aynı hazırlığa hepinizin, Avrupa’daki her liderin ihtiyacı var,” dedi.
Avrupa
Volkswagen, Euro Stoxx 50 endeksinden çıkarıldı

Volkswagen, 15 yıldan sonra ilk kez Avro bölgesinin en önemli hisse senedi endeksi Euro Stoxx 50’den çıktı.
Tüccarlar, bu gelişmenin Alman otomobil üreticisinin zaten sarsılmış hisse fiyatına daha fazla düşüş baskısı getireceğini belirtiyor.
Hisseleri, 2021’deki borsa rallisi sırasında ulaştığı seviyelerden dörtte üçten fazlasını kaybederek neredeyse 16 yılın en düşük seviyesine gerileyen Wolfsburg merkezli şirket, endeks sağlayıcısı Stoxx tarafından yapılan gözden geçirme kapsamında, blok çapındaki Euro Stoxx 50 endeksinden çıkarıldı.
Euro Stoxx 50, kendisini bloğun “süper sektör liderlerini” takip eden bir endeks olarak tanıtıyor.
Geçen yıl Fiat ve Peugeot’nun üreticisi Stellantis’in endeksten çıkarılmasının ardından, Avrupa’nın en tanınmış üreticilerinden birinin ayrılması, düşük maliyetli Çinli rakiplerin büyümesinin sektöre oluşturduğu tehdidi ve 100.000 kişinin işten çıkarılmasına yol açacak olan VW’nin tarihi yeniden yapılandırma süreci hakkındaki şüpheleri vurguluyor.
HSBC’nin kıdemli küresel otomotiv analisti Michael Tyndall, “Sektörün karşı karşıya olduğu varoluşsal riskler göz önüne alındığında, tüm sektör bir durgunluk içinde,” dedi ve VW’nin mevcut düşük değerlemesinin, yeniden yapılandırma maliyetlerine ilişkin piyasa endişelerini de yansıttığını ekledi.
Analistler, endeksi takip eden borsa yatırım fonlarının (ETF) hisselerini satmasıyla birlikte VW’nin endeks dışı bırakılmasının hisse fiyatı üzerindeki baskıyı daha da artırabileceğini belirtti.
Stoxx’a göre, toplam piyasa değeri 59 milyar avro olan 30 borsa yatırım fonu Euro Stoxx 50 endeksini takip ederken, 68 milyar avronun üzerinde satış hacmine sahip 110.000’den fazla aktif yapılandırılmış ürün de bu endekse bağlı.
“Bir endekse dahil olmak, bir şirketin temel gücünü değiştirmez,” diyen VW, otomotiv endüstrisi tarihindeki “en önemli dönüşüm”e rağmen grubun “yatırımcılar için cazip bir yatırım olmaya devam ettiğini” ekledi.
Stellantis’in hisse fiyatı, geçen yıl endeksden çıkarılmasından bu yana neredeyse yarı yarıya düştü.
Fakat şirket aynı zamanda yönetim kadrosunda bir değişiklik yaşadı ve ABD ile Avrupa’da kâr marjlarını iyileştirmekte zorlandı.
Endeksden çıkan bir diğer şirket ise Hollandalı bilgi hizmetleri grubu Wolters Kluwer.
Bu iki hisse senedinin yerini, Nvidia’nın desteğiyle veri merkezleri için ağ sağlayıcısı olarak kendini yeniden keşfeden Fin cep telefonu devi Nokia ve Fransız enerji şirketi Engie alacak.
2008 yılında büyük bir kısa pozisyon sıkışması sırasında kısa bir süreliğine piyasa değeri açısından dünyanın en büyük şirketi haline gelen VW, endeksin kurulmasından iki yıl sonra, 2000 yılında ilk kez Euro Stoxx 50’ye dahil olmuştu.
Şirket, en son 2010-2011 yıllarında küresel finansal krizin ardından endeks dışına çıkarılmıştı.
Bu ayın başlarında, Çin’de satışlarında keskin bir düşüş ve ABD’deki artan gümrük vergileriyle karşı karşıya kalan otomobil üreticisi, organizasyonunu küçültmek için sendikalarla sürpriz bir anlaşma yaptığını duyurdu.
Bu haber, hisselerinin yüzde 9’un üzerinde değer kazanmasına neden oldu.
Cuma günü ise şirket, Porsche’deki hisselerinin değerlemesine ilişkin 6 milyar avroluk bir değer düşüklüğü, Çin’deki devam eden durgunluk ve artan yeniden yapılandırma maliyetlerini gerekçe göstererek kâr uyarısı yayınladıktan sonra hisseleri yüzde 8,3 değer kaybetti.
Porsche ve kamyon üreticisi Traton’un da sahibi olan Alman grup, karmaşık yönetim yapısının Çinli rakiplerinin hızlı yükselişine ayak uydurmak için gerekli değişiklikleri engelleyeceği endişeleri nedeniyle, küresel otomotiv sektöründe en düşük değerlemeye sahip hisselerden biri olmaya devam ediyor.
Bu ayki toparlanmaya rağmen, VW’nin 38 milyar avroluk piyasa değeri, 322 milyar avroluk yıllık satışlarının sadece bir kısmını oluşturuyor.
Alman varlık yönetimi şirketi Flossbach von Storch’un portföy yöneticisi Simon Jäger, FT’ye verdiği demeçte, “Bu piyasa değeri, yatırımcıların Volkswagen’e ne kadar şüpheci yaklaştığına dair çok net bir sinyal veriyor,” dedi.
VW, yeniden yapılandırmanın finansal performansını iyileştireceğini ve “Volkswagen hisseleri üzerinde de olumlu bir etki yaratması gerektiğini” belirterek, “orta vadede Euro Stoxx 50 endeksine geri dönmeyi” hedeflediğini ekledi.
Euro Stoxx 50’de kalan yegane otomobil hisseleri Ferrari, BMW ve Mercedes-Benz.
Bir rakip şirket yöneticisi, VW’nin endeks dışına çıkarılmasıyla ilgili olarak “Bu, zamanın bir işareti” dedi ve itibar üzerindeki etkisinin, fiili yatırım çıkışlarından daha büyük olacağını ekledi.
VW’nin endeks dışına çıkarılması, Avro bölgesinin en önemli endeksindeki Alman şirketlerinin sayısını 16’ya düşürecek ve bu durum, ülkenin borsaya kote edilmiş dev şirketlerinin devam eden zorluklarını yansıtıyor.
Stoxx verilerine göre, son beş yıl boyunca, Alman Euro Stoxx bileşenlerinden oluşan alt endeks, toplam endeksin performansının belirgin şekilde gerisinde kaldı.
Alman şirketlerinin yıllık getirisi yüzde 10,9 olurken, Euro Stoxx 50 endeksinin tamamı için bu oran yüzde 12,5 oldu.
Avrupa
AfD, CDU’yu eritmeye devam ediyor

Almanya’da hafta sonu yapılan iki seçimde iki bambaşka parti galip gelse de ortak olan nokta, Almanya için Alternatif’in (AfD) Hristiyan Demokratları (CDU) eritmesi.
Özellikle Mecklenburg-Batı Pomeranya seçimlerinde sürpriz, AfD’nin yüzde 38,2 ile birinci partisi olması değil, Federal Cumhuriyet tarihinde ilk kez CDU’nun baraj altı kalması oldu.
Berlin seçimlerinde ise AfD, 2023 seçimleri ile kıyaslandığında oylarınn çoğunu hiç oy kullanmayanlardan (65 bin) ve CDU seçmenlerinden (56 bin) aldı.
AfD Eş Başkanı Alice Weidel, Mecklenburg-Batı Pomeranya ve Berlin’deki seçimlerin ardından, CDU’nun gelecekte federal düzeyde hiçbir seçimi kazanamayacağı yönündeki öngörüsünü yineledi.
Weidel’e göre seçmenler, artık “eskimiş bir halk partisinin programını yutmuyor.”
AfD’nin, Hristiyan Demokratların Schwerin Eyalet Meclisi’nde bundan böyle temsil edilmemesini de üzücü bulmadığını kaydeden Weidel, bunun nedeni olarak ise “CDU’nun zaten her türlü işbirliğini reddetmiş” olmasını gösterdi.
Seçimlerin ardından düzenlenen federal basın toplantısında “mükemmel sonuçlar”dan bahseden Weidel, AfD’nin CDU’nun yerini halk partisi (Volkspartei) olarak alacağının giderek daha açık hale geldiğini savundu.
Berlin’de Sol Parti’nin güçlü performansından CDU’nun “akılsız güvenlik duvarı politikası”nın sorumlu olduğunu ve bu şekilde kırmızı-kırmızı-yeşil (Sol-Yeşiller-SPD) koalisyon çoğunluklarını mümkün kıldığını kaydetti.
Weidel, Federal Şansölye Friedrich Merz’e “görüşmeler” teklif etti ve AfD’nin eyaletteki “durgunluğu” sona erdirmeye hazır olduğunu belirtti.
Merz’e, CDU/CSU’nun seçim sonuçlarından ders çıkarması çağrısında bulunan Weidel, “Eğer CDU, Mecklenburg-Vorpommern’de yüzde beş barajını zar zor geçip çok zayıf sonuçlar alırsa, o zaman Şansölye bunun sonuçlarını çıkarmalı,” dedi.
AfD lideri aynı zamanda, önemli reformların bir buçuk yıldır “sadece duyurulduğunu” söyleyerek, “Sadece duyurmakla kalmamalı, bunu gerçekten yapmak gerekir,” diyerek hükümeti eleştirdi.
Öte yandan Mecklenburg-Vorpommern’da AfD’nin SPD’yi geride bırakarak seçim zaferi elde etmesine rağmen, AfD’nin baş adayı Leif-Erik Holm bir hükümet kurabilme konusunda “fazla umutlu değil.”
Holm, eyalet meclisindeki diğer tüm partilere görüşme teklifinde bulunacaklarını ama tek başına iktidara gelmeyi beklemediğini söyledi.
Holm, partinin parlamentodaki koltukların yaklaşık yüzde 45’ini elinde bulundurduğu için AfD’nin yine de eyalet meclisi başkanlığı görevine talip olacağını duyurdu. Ayrıca bir Kovid-19 soruşturma komisyonu kurulacağını da belirtti.
AfD’li siyasetçi NDR Info’ya verdiği demeçte, “Bence iktidara gelebiliriz. Fakat şu anda durum böyle olacağa benzemiyor,” dedi.
Holm, şu anda kırmızı-kırmızı-yeşil bir çoğunluğun oluşacağına benziyor gibi göründüğünü belirtti ve “Bu, ülkemizin gideceği kesinlikle iyi bir yön değil,” dedi.
Holm, partisinin iktidar iddiasını bir kez daha vurguladı. Seçmenlerin bu görevi büyük bir çoğunlukla AfD’ye verdiğini belirtti: “Bu nedenle diğer partilerden, birbirimizle diyalog kurabilmemizi bekliyoruz.”
Bu görüşmeleri AfD’nin baş adayı Enrico Schult ile birlikte yürütmek istediğini belirtenHolm, Schwerin’deki doğrudan milletvekilliği yarışı sırasında Eyalet Başbakanı Manuela Schwesig’e (SPD) yenildi ve eyalet meclisine giremeyecek.
Beklendiği gibi AfD’nin koalisyona katılamaması durumunda Holm, Federal Meclis milletvekili olarak kalmayı planlıyor.
Berlin’deki AfD baş adayı Kristin Brinker ise “güvenlik duvarının” artık Berlin CDU’su ile AfD arasında değil, CDU’nun içinde olduğunu söyledi ve AfD’nin “muhafazakâr kanattan destek kazanan tek parti” olduğunu ileri sürdü.
Avrupa
Sol Parti’den “antisemitizm” suçlamalarına tepki

Sol Parti (Die Linke) Berlin’de birinci parti olurken, Yahudiler Merkez Konseyi’nden gelen “antisemitizm” suçlamasına tepki gösterdi.
Berlin Temsilciler Meclisi seçimlerinde yüzde 25,7 oyla ilk sırada yer alan parti, Elif Eralp’ı başbakan adayı olarak göstermeyi planlıyor.
Almanya Yahudiler Merkez Konseyi, seçim kampanyası sırasında parti üyeleri tarafından sarf edilen “antisemitik” açıklamalar konusunda endişelerini dile getirmişti.
Federal Meclis Başkan Yardımcısı Bodo Ramelow, Sol Parti’nin Berlin eyalet kolundaki “antisemitik” tutumlara ilişkin Yahudiler Merkez Konseyi’nin uyarılarına tepki gösterdi.
Ramelow, Merkez Konseyi Başkanı Josef Schuster’in eleştirilerine yanıt olarak Redaktionsnetzwerk Deutschland’a yaptığı açıklamada, “Böyle bir açıklamaya kesinlikle anlayış gösteremem,” dedi.
Sol Partili siyasetçi, baş aday Elif Eralp’in Yahudi cemaatine açık bir tutumla yaklaştığını belirtti.
Schuster, Sol Parti’nin seçim zaferinin ardından endişelerini dile getirmiş ve partiyi “antisemitizme kaymakla” suçlamıştı.
Seçim kampanyası sırasında bir sahnede intifada çağrısı yapıldığını ve İsrailli askerlerin ölümüne yönelik çağrılar yapıldığını, izleyicilerin de buna eşlik ederek şarkı söyleyip dans ettiğini iddia etmişti.
Schuster, SPD ve Yeşiller’e, Sol Parti’nin Berlin Belediye Binası’ndaki hükümete katılmasına izin vermemeleri çağrısında bulundu.
Schuster, “Seçim öncesinde çizilen kırmızı çizgileri şimdi pervasızca aşmak, antisemitizmin devam eden normalleşmesini daha da teşvik edecek ciddi bir hata olur,” dedi.
Fakat Ramelow, potansiyel koalisyon ortaklarını müzakerelere başlamaya çağırdı.
Eski Thüringen Eyalet Başbakanı, Eralp’in Berlin’de antisemitizme karşı net bir beş maddelik plan sunduğunu belirtti.
Ramelow, SPD ve Yeşiller’in seçim sonuçlarının sunduğu fırsatı değerlendirmelerini beklediğini ifade etti.
Yeşiller’in baş adayı Werner Graf da olası bir koalisyon katılımı öncesinde Sol Parti’nin “kendi saflarındaki antisemitizm” ile kararlı bir şekilde mücadele etmesini talep ediyor.
Graf, RBB-Inforadio’ya yaptığı açıklamada, “Partilerinin bu sorunlu kesimlerini nasıl dizginleyecekleri net olmalı. Örneğin Neukölln ilçe teşkilatı ile her birkaç haftada bir aynı tartışmaları tekrar tekrar yaşadığımız ritüelleşmiş bir duruma gelinmemesi gerekir,” dedi.
Graf, kendileri için bunun “öncelikle antisemitizm ve organize suç konusu ile ilgili” olduğunu açıkladı.
Kısa bir süre önce, Neukölln’daki Sol Parti şubesinin bir seçim kampanyası etkinliğinde sahne alan bir rapçi tartışmalara yol açmıştı.
Rapçinin, İsrail’in Gazze’deki savaşına karşı, “Yalla Yalla Intifada Batı Şeria, Filistin, Gazze” ve “Death to the IDF” (İsrail Savunma Kuvvetleri’ne Ölüm) gibi sözler içeren bir şarkı söylediği iddia ediliyor.
Sol Parti’nin baş adayı Elif Eralp ise “bu olaydan uzak durduğunu” belirtmişti.
Eralp, bir çete liderinin Sol Parti’nin seçim partisine katıldığı iddialarını üzerine “suç örgütlerine” karşı net bir tavır sergiledi.
Eralp, RBB-Inforadio’ya verdiği demeçte, “Organize suçla gerçekten hiçbir ilgimiz olsun istemiyoruz,” dedi.
Sol Partili, bu kişinin kendi bilgisi dahilinde olmadan davet edildiğini ve daha sonra da dışarı çıkarıldığını söyledi.
Neukölln Sol Parti ilçe yönetim kurulu üyesi Jorinde Schulz, dpa’nın akşam saatlerinde sorduğu soruya yanıt olarak, “Bu, davet edilmemiş kişilerin de katılabildiği halka açık bir etkinlikti. Bu kişinin kim olduğunu ve özellikle de etkinliğe katıldığını bilmiyorduk; kayıt listemizde adı yok. Bu kişiyle ne siyasi ne de kişisel bir bağımız var,” dedi.
Etkinliğe katılan “çete lideri”nin Issa Remmo olduğu aktarılıyor. CDU, bunu “rahatsız edici bir sinyal” olarak nitelendirirken, Yeşiller de “son derece tedirgin” olduklarını belirtiyor.
Berliner Morgenpost gazetesine verdiği demeçte Remmo, partinin seçim zaferi hakkında, “Sol Parti’nin zaferinden memnunum,” dedi ve Almanya’da ilk kez bir parti tarafından desteklendiğini hissettiğini belirtti.
Ayrıca, partinin antisemitizm sorunu olduğunu da reddederek, “Berlin’deki Sol Parti, Yahudilere karşı düşmanca bir tutum sergilemiyor. Yahudi düşmanı bir politikacıyı asla seçmezdim,” diye ekledi.
Hıristiyan Demokratlar, güvenlik kurumlarının hassas bilgilerinin Berlin ile paylaşılmaya devam edilmemesi gerektiği konusunda uyarıda bulunuyor. Bunun nedeni, klan lideri Issa Remmo ve Ibrahim Ibrahim’in Berlin Sol Partisi’nin bir seçim partisinde görülmesi.
Ibrahim, Almanya’da Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) önde gelen destekçisi olarak kabul ediliyor; bu örgüt, Anayasa Koruma Dairesi tarafından “aşırılıkçı” olarak sınıflandırılıyor ve AB ile ABD tarafından terör örgütü listesinde yer alıyor.
CDU’lu Federal Meclis Grubu İç Politika Sözcüsü Alexander Throm, Handelsblatt gazetesine verdiği demeçte, “Sol Parti, solcu aşırılık yanlıları ve İsrail düşmanlarının toplanma noktası haline geldi. Böyle bir çevresi olan bir parti, Berlin için bir güvenlik riski teşkil ediyor,” dedi.
Ona göre eğer Sol Parti gerçekten de başkanlığı ele geçirirse, “güvenlik kurumlarının hassas verilerinin Berlin ile ne ölçüde paylaşılabileceğinin” incelenmesi gerekecek.
Throm, SPD ve Yeşiller’i de sorumluluk altına aldı. Bu partilerin “siyasi merkezde yer aldıklarını kanıtlamaları” ve “antisemitizmin ve onunla birlikte klanların kırmızı belediye binasına girmesini” engellemeleri gerektiğini belirtti.
Avrupa2 hafta önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa2 hafta önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa2 hafta önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Ortadoğu2 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Asya2 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya6 gün önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Washington’dan gelen hiçbir açıklamaya güvenemezsiniz
Avrupa2 hafta önceAfD, Saksonya-Anhalt’ta büyük bir farkla kazandı











