Avrupa
Estonya’nın ‘feminist’ başbakanı militarizmi ve şovenizmi körüklüyor

Çevirmenin notu: Aşağıda çevirisini verdiğimiz makale, 13 Mart 2023 tarihinde New Left Review’da yayınlandı. Makale, Doğu Avrupa ülkelerindeki ‘Atlantikçi’ siyasetçilerin nasıl Rus düşmanı, militarist ve milliyetçi eylemlere yöneldiğini gösteriyor. Üstelik bu siyasetçiler kadınların dünyayı yönetmesinin ne kadar güzel olacağını söylüyor, ‘feminist’ dış politikalar geliştiriyor, ülkelerini oldukça şaibeli seçimlere neden olan dijitalleşmiş sistemlerle donatıyor. Anglo-Amerikan cennetine giden yol zorbalıkla, militarizmle, şovenizmle döşeniyor.
Estonya’nın Şahini
Lily Lynch
New Left Review
13 Mart 2023
Avrupa’da sertliğin yüzü kadınlara ait. Olaf Scholz ve Emmanuel Macron sözde zayıflıkları ve güvenilmezlikleri nedeniyle alay konusu olurken, Finlandiya’dan Sanna Marin ve Almanya’dan Annalena Baerbock, kıtanın Rus saldırganlığına karşı yılmadan mücadele eden vicdanı olarak övülüyor. Bu formül –kadın, genç, telejenik, şahin, neoliberal, profesyonel– Şubat 2022’den bu yana oldukça başarılı oldu. İlk kez yaklaşık on yıl önce İsveç Dışişleri Bakanlığı tarafından ortaya atılan ‘feminist dış politika’ kavramı, yakın zamanda Almanya Dışişleri Bakanlığı tarafından da benimsendi ve şu anda Kuzey Avrupa’da ilgi görmeye başladı. Uzun yıllar nükleer karşıtı barış aktivizmi ile ilişkili sayılan ülkeler şimdi yeniden markalaşan militarizmi kucaklıyor.
Aynı durum Estonya’da 5 Mart’ta yapılan genel seçimlerde de yaşandı, görevdeki Başbakan Kaja Kallas ve merkez sağ Reform Partisi oyların %31’ini alıp sandalye sayısını 34’ten 37’ye çıkararak kesin bir zafer elde etti. Kallas yeni feminist Atlantikçiliğin bir simgesi haline geldi: kendisini ‘Avrupa’nın Demir Leydi’si’ olarak tanımlıyor, Putin’in savaş suçlarından yargılanmasını talep ediyor, dünya liderlerini Putin’le diyaloğu kesmeye teşvik ediyor ve Ukrayna’da herhangi bir barış anlaşmasına kararlılıkla karşı çıkıyor (aynı zamanda Times’a “Eğer kadınlar yönetimde olsaydı daha az şiddet olurdu,” diyor). Kallas yönetimindeki Estonya, Kiev’e yaklaşık 400 milyon dolar yardımda bulundu – bu rakam mevcut yıllık savunma bütçesinin yaklaşık %50’sine denk geliyor. Nüfusunun GSYİH’ye oranı bakımından Estonya’nın yardım katkısı diğer tüm ülkelerden daha fazla oldu. Geçen ay itibariyle yaklaşık 43.000 Ukraynalı mülteci geçici koruma statüsü için başvuruda bulunarak Estonya’yı kişi başına en fazla Ukraynalı mülteci alan ülke konumuna getirdi.
Kallas, Kremlin’in diktatörüne boyun eğmeyen kararlı kadın lideri temsil etmeye başlamış olsa da bu durum Estonya’daki kadınlar için pek bir şey değiştirmedi. Ülkedeki cinsiyete dayalı ücret farkı, kadınların saat başına ortalama ücretinin erkeklerden %21 daha düşük olmasıyla AB’deki ikinci en büyük fark olmaya devam etmektedir. Ülke aynı zamanda ticaret bloğundaki en yüksek enflasyona sahip olup Ağustos ayında %25,2 ile zirve yapmıştır. Bu faktörler, Kallas’ın dış politikasına en yüksek sesle karşı çıkan sağ popülist Muhafazakar Halk Partisi (EKRE) tarafından istismar edildi; partinin seçim kampanyasında devasa askeri yardımların Estonya’nın ulusal çıkarlarını baltaladığı ve mülteci akınının Estonya’nın kimliğini aşındırdığı savunuldu. İlk seçim anketleri bu mesajın seçmenler arasında yankı bulduğunu göstermiştir. Gelgelelim geçtiğimiz ay Politico’da yayınlanan bir makalede Rusya’nın paramiliter Vagner Grubu’nun 2019 Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde EKRE’yi desteklemek amacıyla ‘Avrupa Birliği karşıtlığını ve NATO’ya karşı güvensizliği körükleme’ girişiminin bir parçası olarak ‘etki operasyonları’ yürütmeyi planladığı iddia edildi. Bu suçlama, son ulusal seçim öncesinde partinin popülaritesini düşürdü. Sonuçta EKRE beklentilerin altında kalarak sadece %16 oy alabildi.
Kallas’ın zaferi Estonya’nın ilk ‘e-oylama’ çoğunluğu ile çakıştı. Toplam 615.009 oydan 313.514’ü internet üzerinden kullanıldı (hükümet ile EKRE arasında seçimin doğruluğu ve anayasaya uygunluğu konusunda şiddetli bir tartışmaya yol açtı). Liberal partiler için bu, Estonya’nın çok övündüğü ‘dijital toplum’ için ileri bir adımdı. 1991’de bağımsızlığını kazanmasından bu yana ülke, e-vergi dosyalama, e-ikamet, e-imza, e-reçete ve dijital kimlikler de dahil olmak üzere bir dizi dijital kamu hizmeti başlattı. ‘E-Estonya’nın liberteryen ahlakı (ülkede düz oranlı gelir vergisi var) beklenen zaviyelerden övgüler almıştır; Cato Enstitüsü bu ülkeyi ‘geleceğin ülkesi’ olarak adlandırmaktadır. Bu, teknolojik demodeliğin yıkıntılarından girişimci bir cennet inşa ederek ülkenin Sovyet geçmişiyle bir kopuşa işaret etmeyi amaçlıyor. Bu modernleşme projesini hiper-Atlantikçi bir eğilimle birleştiren Kallas, kendisini yirmi birinci yüzyıl Estonya konsensüsünün yüzü haline getirerek ülkesini aydınlanmış Batı ile aynı hizaya getirdi.
Ancak Estonya hala Rusya ile 383 km’lik bir sınırı paylaşıyor ve 1,3 milyonluk nüfusunun yaklaşık dörtte biri etnik Ruslardan oluşuyor. Estonya’nın üçüncü büyük kenti Narva’ya ev sahipliği yapan kuzeydoğu Ida-Viru vilayetinde etnik Ruslar nüfusun yaklaşık dörtte üçünü oluşturuyor. Bu durum bölgeyi uzun süredir devam eden bir gerilim alanı haline getirdi. NATO, Rusya’nın batıya doğru nüfuzunu arttırmak amacıyla mevcut etnik ayrılıklardan faydalanmaya çalışabileceği ve hatta Estonya topraklarını ilhak edebileceği bir ‘Narva Senaryosu’ konusunda uyarıda bulundu. Aralık ayında Kallas, 2024 yılında uygulanmak üzere Estoncanın tek dil olduğu eğitime tam geçişi öngören bir yasayı kabul etti: eleştirmenlerin ‘zorla asimilasyon’ olarak nitelendirdiği bir hamle. Hükümet ayrıca İkinci Dünya Savaşından bir Sovyet tankının anıtını Narva’dan kaldırdı ve sözde ‘kitlesel karışıklıkları’ önlemek için geçen yaz kent sakinlerinden sekizini gözaltına aldı. Estonya’da tarihi anıtlara ilişkin politikalar özellikle serttir. Nisan 2007’de, hükümetin Tallinn’deki bir Kızıl Ordu askerinin bronz heykelinin yerini değiştirme planlarına tepki olarak rahatsızlık patlak verdi. ‘Bronz Geceler’ olarak bilinen yoğun bir isyan, yağma ve kundaklama dönemi 156 kişinin yaralanmasına ve bir kişinin ölümüne yol açtı.
Geçtiğimiz yıl boyunca Rus azınlık nüfusu ana akım Estonya siyasetinden giderek daha fazla koptu. Ülkedeki en yüksek işsizlik oranına sahip olan eski sanayi merkezindeki pek çok vatandaş, Kallas’ın şahin yaklaşımı nedeniyle yabancılaşmış durumda. Mart ayında seçimlerdeki en düşük katılım, Estonya Komünist Partisi’nin halefi Rusya yanlısı Birleşik Sol Parti adayının olağanüstü iyi bir performans gösterdiği Ida-Viru vilayetinde kaydedildi. Partinin 2019’da sadece 510 olan toplam oyu 14.605’e yükseldi: Narva’nın Sosyal Demokrat Belediye Başkanı Katri Raik’e göre ‘çok açık bir uyarı işareti’ ve ‘alarm zilleri çalmalı.’ Kallas şimdilik seçimlerde rakiplerini yenmiş ve NATO’nun savaş çabalarına desteği pekiştirmiş olabilir. Fakat nüfusun önemli bir bölümü onun vizyonunu paylaşmıyor ve onları e-Estonya’nın Atlantikçi cennetine zorla entegre etme girişimleri tepkiye neden olabilir.
Avrupa
Kanada ile AB arasında Ukrayna’ya mali destek anlaşmazlığı

Politico’nun haberine göre Kanada Başbakanı Carney’nin Ukrayna için açıkladığı 500 milyon euroluk mali paket AB tarafında itiraza yol açtı. Brüksel, bu kaynağın birliğin 90 milyar euroluk kredi programına dahil olmadığını ve 2027 yılı bütçe açığı için ayrıldığını vurguluyor.
Kanada ile Avrupa Birliği arasında Ukrayna’ya yönelik mali yardımlar konusunda kafa karışıklığı yaşanıyor.
Politico’nun haberine göre, Kanada Başbakanı Mark Carney’nin iki farklı mali taahhüdü birbirine karıştırması Brüksel ile Ottawa arasında anlaşmazlığa yol açtı.
Carney, AB-Kanada zirvesinin ardından Ukrayna için 500 milyon euro kaynak ayrılacağını duyurdu. Kanada Başbakanı bu meblağı, Avrupa Birliğinin Ukrayna’ya yönelik 90 milyar euroluk kredi paketine yönelik “ilk katılım” olarak nitelendirdi.
AB yetkilisi: Aynı paradan bahsetmiyoruz
Buna karşılık Avrupa Birliği tarafında söz konusu kaynağın nereye harcanacağı konusunda itirazlar yükseldi.
Politico’ya konuşan üst düzey bir Avrupalı yetkili, bahsi geçen 500 milyon euronun AB’nin kredi paketine bir katkı olmadığını, Ukrayna’nın 2027 yılı bütçe açığının kapatılması amacıyla tahsis edildiğini belirtti. Yetkili, “Aynı paradan bahsetmiyoruz.” ifadesini kullandı.
Avrupa Parlamentosu, Ukrayna’ya 90 milyar euroluk kredi sağlanmasını şubat ayında onaylamıştı.
AB’nin ortak bütçesiyle güvence altına alınan kredi, 2026 ve 2027 yıllarında 45’er milyar euro olmak üzere iki dilim halinde ödenecek. Bu tutarın yaklaşık 30 milyar eurosu doğrudan bütçe desteğine, 60 milyar eurosu ise askeri yardımlara ayrılacak.
Kiev bütçesindeki açık büyüyor
Ukrayna Başbakanı Sergey Koretskiy, eylül ayında yaptığı açıklamada askeri bütçedeki açığı kapatmak için 27 milyar dolara ihtiyaç duyduklarını açıklamıştı.
Kiev’in 2026 yılı için toplam savunma ihtiyacının ise 155 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.
Avrupa Birliği, 90 milyar euroluk krediyle Kiev’in mali gereksinimlerinin üçte ikisini karşılamayı, kalan üçte birlik kısmı ise ortakların sağlamasını hedefliyor.
Öte yandan Politico, bu kaynağın önemli bir bölümünün henüz Ukrayna’ya ulaşmadığına dikkat çekiyor.
Avrupa Komisyonu, Kanada’nın taahhüdünü “iyi bir başlangıç” olarak nitelese de Ottawa yönetiminden ve diğer müttefiklerden daha yüksek miktarda katkı beklediğini hissettirdi.
Müttefiklerin sağlayacağı finansmanın kapsamı, 26 Kasım’daki AB zirvesine kadar netleştirilecek.
Zirvede birliğin uzun vadeli bütçesi ile Ukrayna’nın mali ihtiyaçları ele alınacak.
Avrupa
Andy Burnham, AB ile milyarlarca sterlin değerinde anlaşma açıklayacak

Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham, AB ile gençlik vizelerinden evcil hayvan pasaportlarına kadar her konuyu kapsayan milyarlarca sterlinlik ticaret anlaşmalarını duyurmaya hazırlanıyor.
Başbakanın 20 Kasım’da Brüksel’de Avrupalı mevkidaşlarıyla bir araya gelmesi planlanırken, yetkililer çiftçilerin kıtaya serbestçe satış yapabilmelerini ve gezginlerin evcil hayvanlarını yurt dışına daha kolay götürebilmelerini sağlayacak üç anlaşma üzerinde neredeyse mutabakata vardılar.
Anlaşmanın bazı kısımları 2028 yılına kadar yürürlüğe girmeyecek olsa da, müzakerelere yakın kaynaklar, Avrupa sanayi politikası veya Birleşik Krallık’taki üniversite harçları konusundaki anlaşmazlıkların süreci rayından çıkarmayacağını vurguluyor.
Birleşik Krallık’ın AB’nin emisyon ticareti sistemine erişim karşılığında AB’ye ödeme yapmasını öngören anlaşmanın bazı unsurları, İngiltere’nin AB’den ayrılırken kaçınmaya çalıştığı kuralların aynısını kabul ettiğini savunan kesimlerin eleştirisine maruz kalıyor.
Bununla birlikte Burnham, salı günü The Economist’e yaptığı açıklamada, anlaşmanın Birleşik Krallık ekonomisini 17 milyar sterlin büyüteceğini (yani %0,4’lük bir artış) ileri sürdü.
Danışmanları, bunun aynı zamanda AB ile çok daha yakın bağlar kurma ve hatta potansiyel olarak Birliğe yeniden katılma çabalarını da güçlendireceğine inanıyor.
Başbakan ITV’ye ise şunları söyledi:
“Ulusal düzeyde kamuoyu değişti. Fakat bu konuda gerçekten net olmak istiyorum. Kamuoyunun önüne geçmeyeceğim. Brexit konusunda ne olursa olsun, karar verici kamuoyu olmalı.”
Burnham, bu ayın sonlarında Brüksel’de Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Avrupa Konseyi Başkanı António Costa ile bir araya gelecek. Liderlerin bu toplantıda anlaşmaları duyurmaları bekleniyor.
Bunlar arasında, hükümetin 2040 yılına kadar Birleşik Krallık ekonomisine 5 milyar sterlinin üzerinde bir katkı sağlayacağına inandığı bir tarım anlaşması; AB’nin emisyon ticareti sistemine erişim; ve 30 yaşın altındaki on binlerce kişiye yönelik bir gençlik vize programı yer alıyor.
Her iki tarafın yetkilileri, bazı önemli ayrıntıların kesinleştirilmesi gerekse de üç anlaşmanın da nihai metinlerinin üzerinde anlaşmaya varılmaya yakın olduğunu belirtiyor.
Bunlar arasında, hareketlilik programı kapsamında kaç gencin seyahat etmesine izin verileceği konusu da yer alıyor.
Her iki tarafın da, faydaların ve olası maliyetlerin dağıtılması amacıyla her bir Avrupa üye devletinin program kapsamında kendi kotasını alması konusunda anlaştığı anlaşılıyor.
Önerilen tarım anlaşması kapsamında, Birleşik Krallık şirketleri ve yolcular, evcil hayvanlar da dahil olmak üzere canlı hayvanları Avrupa’ya taşımak için artık sertifika almak zorunda kalmayacak.
Evcil hayvanları bloğa getirmek isteyenlere bir evcil hayvan pasaportu verilecek ve böylece her seyahatte karmaşık evrak işleri yapma gerekliliği ortadan kalkacak.
Birleşik Krallık üreticilerinin, belirli pestisitler gibi AB yasaları kapsamında yasaklanmış bazı ürünleri bir “geçiş dönemi” boyunca satmaya devam etmelerine izin verilecek.
Canlı yumuşakçalar ve İskoç somonu da dahil olmak üzere diğer ürünlerin ticareti serbestleştirilecek.
Emisyonlara ilişkin bir anlaşma kapsamında, Birleşik Krallık, önümüzdeki Ocak ayında yürürlüğe girecek olan sınır ötesi karbon vergisinden kaçınmak için AB’ye milyarlarca sterlin ödeyecek.
Ayrı bir anlaşma kapsamında ise Birleşik Krallık, sıkışıp kalmamak için AB emisyon ticareti sistemine katılacak.
Ayrıca, “gençlik deneyimi programı” kapsamında, İngiltere ve AB, 30 yaşın altındaki kişilere birbirlerinin topraklarında yaşamak, çalışmak ve seyahat etmek üzere vize verecek.
Birleşik Krallık, bir üye devletin kendisine ayrılan vize kotasını vermeyi reddetmesi durumunda, o ülkenin İngiltere’ye seyahat etmek isteyen vatandaşlarının sayısını kısıtlayabilmesini sağlamak amacıyla “acil fren” tarzı bir mekanizma üzerinde müzakere ediyor.
Her iki tarafın yetkilileri, sanayi politikası ve öğrenim ücretleri de dahil olmak üzere gelecekteki işbirliği alanlarını belirleyen ayrı bir ortak bildiri üzerinde görüşmelere başladı.
The Guardian’ın eline geçen anlaşma taslağı, Avrupa’dan gelen öğrencilere daha düşük ücretler uygulanmasına ilişkin bir anlaşmanın altı ay içinde sonuçlandırılmasını öngörüyor.
The Guardian, bu haftanın başlarında, Birleşik Krallık’ın bu durumdan kaynaklanacak mali kayıpları telafi etmek için üniversitelere yüz milyonlarca sterlin harcamaya hazır olduğunu, ama bunun için AB’nin Birleşik Krallık’a “Made in Europe” programına erişim izni vermesini şart koştuğunu ortaya çıkarmıştı.
AB tarafından hazırlanan ve Birleşik Krallık tarafından henüz onaylanmayan bildiri taslağı, iki tarafı “güvenilir ortaklar” olarak tanımlıyor.
Birleşik Krallık, bu ifadenin “Made in Europe” programına katılmasını sağlayacağına inanıyor.
Fakat Avrupa ülkeleri, Birleşik Krallık’ı Çin menşeli elektrikli araçlara daha yüksek gümrük vergileri uygulamaya zorluyor; bu hamleye Birleşik Krallık bakanları ve iş dünyası direniyor.
Avrupa tarafının hazırladığı taslak metinde, her iki tarafın “yakın işbirliği içinde çalışacağı ve daha fazla çözüm arayacağı” belirtiliyor.
Ayrıca, Birleşik Krallık’ın yoksul üye ülkelere yardım etmek amacıyla AB’nin “uyum” bütçesine mali katkı yapmasının muhtemel olduğu belirtiliyor.
Fakat bu husus Birleşik Krallık tarafından henüz onaylanmadı ve daha çok gelecekteki bir anlaşmanın parçası olarak değerlendiriliyor.
AB ayrıca, Birleşik Krallık’ın “yabancı uyruklu suçluları Birleşik Krallık’tan AB’ye” sınır dışı etmeye yönelik hızlandırılmış program planları konusunda endişelerini dile getirdi ve Londra’yı bu planı rafa kaldırmaya zorluyor.
Bu ayın sonlarında duyurulacak olan anlaşma, Burnham’ın Avrupa konusundaki İngiliz kamuoyundaki tartışmayı yeniden şekillendirme çabalarının bir kısmını oluşturuyor.
Başbakan ayrıca, olası bir yeniden katılım da dahil olmak üzere, Birleşik Krallık’ın gelecekte Birlik ile nasıl etkileşim kurabileceğine dair vizyonunu ortaya koyan önemli bir duyuru yapmayı planlıyor.
Başbakanlık bunun “zirve zamanı civarında” gerçekleşeceğini belirtti; fakat bunun zirveden önce, zirve sırasında mı yoksa zirveden sonra mı olacağına henüz karar verilmedi.
Avrupa
Belgrad’a döndürülen Moskova uçağından Vučić’in müttefikleri çıktı

Air Serbia’nın Belgrad’dan Moskova’ya giden uçağı, Litvanya üzerindeyken yolculardan birinin güvenlik kontrolünden geçmediği gerekçesiyle geri döndürüldü. Uçakta Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’in yakın çevresinden Aleksandar Vulin, Dušan Bajatović ve Nenad Popović’in bulunduğu açıklandı.
Litvanya hava sahası üzerindeyken Belgrad’a geri döndürülen Air Serbia uçağında, Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’in yakın çevresinden üç siyasetçinin yer aldığı ortaya çıktı.
Sırbistan basınına yansıyan haberlere göre, Sosyalistler Hareketi lideri Aleksandar Vulin, Srbijagas Genel Müdürü Dušan Bajatović ve Sırp Halk Partisi Genel Başkanı Nenad Popović’in Moskova’ya giden uçakta seyahat ettiği bildirildi.
Moskova seferini gerçekleştiren JU134 sefer sayılı uçak, Belgrad Nikola Tesla Havalimanı’ndan yerel saatle 18.48’de havalandı.
Nova portalının haberine göre, Litvanya’nın güneyine kadar ulaşan uçağa havalimanı güvenlik direktörünün aldığı karar doğrultusunda Belgrad’a dönme talimatı verildi.
N1 televizyonunun ulaştığı bilgilere göre, uçağın geri çağrılmasına Vulin’in uçağa biniş öncesi güvenlik kontrolünden geçmemesi yol açtı.
İhlalin tespit edilmesinin ardından olası patlama tehdidi durumlarında geçerli olan güvenlik protokolü uygulandı. Kanal, Vulin’in uçağa “kimliği belirlenemeyen bir şahsın” yardımıyla bindiğini aktardı.
Air Serbia, havalimanı yönetiminden gelen bildirim üzerine uçağın Belgrad’a döndüğünü doğruladı.
Havayolu şirketi, kararın güvenlik kurallarına uygun olarak alındığını ifade ederken söz konusu yolcunun kimliğine dair ayrıntı paylaşmadı.
Vulin iddiaları reddetti: “Siyasi kampanya”
Hakkındaki iddialara yanıt veren Vulin, doğalgaz anlaşmasının uzatılmasına yönelik müzakereler kapsamında Moskova’ya resmi bir ziyaret için gittiğini açıkladı.
Güvenlik kurallarını ihlal ettiği yönündeki haberlerin asılsız olduğunu savunan Vulin, yaşananları kendisine yönelik “siyasi saikli bir kampanya” olarak nitelendirdi.
N1’e konuşan Bajatović ise seyahatinin doğalgaz tedariki ve Alta Bank çevresinde yaşanan gelişmelerin ardından doğan sorunlarla ilgili olduğunu söyledi.
Bajatović, Vulin ve Popović’in Moskova’ya hangi amaçla gittiğini bilmediğini kaydetti.
Uçak kontrollerin ardından yeniden havalandı
N1, uçaktaki tüm yolcuların yeniden güvenlik kontrolünden geçirildiğini ve ardından uçağa alındığını duyurdu.
Flightradar24 verilerine göre, seferi icra eden ASL 134 sefer sayılı uçak kontrollerin tamamlanmasıyla Türkiye saatiyle yaklaşık 03.56’da Belgrad’dan yeniden Moskova’ya hareket etti.
Vulin ve Popović’in Moskova’ya gideceğine dair bilgiler uçuştan kısa süre önce kamuoyuna yansımıştı.
Sırbistan Demokrat Partisi üyesi Srđan Milivojević, X platformunda “Bu akşam 18.30’da Moskova’ya kim uçuyor?” paylaşımını yapmıştı.
Karadağ merkezli ETV portalı da her iki siyasetçinin istişarelerde bulunmak amacıyla JU134 seferine rezervasyon yaptırdığını aktarmıştı.
ETV’nin aktardığına göre Vulin’in Moskova’da, mayıs ayından itibaren denetleme kurulu başkanlığını yürüttüğü Srbijagas şirketinin faaliyetlerini ele alması planlanıyordu.
Popović’in ise Rusya-Sırbistan Hükümetlerarası Ekonomik İşbirliği Komitesi’nin çalışmalarına ilişkin konuları görüşeceği belirtilmişti.
21.rs portalı, cuma günü Sırbistan’a dönmesi öngörülen Bajatović’in Gazprom temsilcileriyle bir araya geleceğini bildirmişti.
Hırvatistan merkezli Index’in aktardığına göre, her üç isim de uzun süredir Vučić ile yakın ilişkilere sahip.
Vulin cumhurbaşkanının en yakın çalışma arkadaşlarından biri olarak bilinirken, Popović iktidar koalisyonunun ortağı, Bajatović ise hükümette yer alan Sırbistan Sosyalist Partisi’nin etkili temsilcileri arasında gösteriliyor. Üç siyasetçinin de Rusya ile yakın ilişkileriyle tanındığı belirtiliyor.
Diplomasi1 hafta önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Görüş2 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Dünya Basını2 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Söyleşi2 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Dünya Basını2 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Asya1 hafta önceMao gafı krize yol açtı: Mbappe özür diledi, Çin’de boykot başladı
Asya2 hafta önceÇinli matematikçi Sun çözülmemiş bin hipotez için ödül koydu
Dünya Basını2 hafta önceSavaş, petrolde varil başına 65 dolarlık bir savaş primi oluşturdu












