Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İsrail basını ABD ara seçimlerini nasıl değerlendirdi?

Yayınlanma

ABD’deki Kongre ara seçimlerinde Demokratların Senato ve Temsilciler Meclisinde çoğunluğu kazanması, İsrail basınında askeri yardımlar ve ikili işbirliğinin geleceğine dair derin endişelere yol açtı.

ABD’de 3 Kasım’da düzenlenen Kongre ara seçimlerinde Demokratların Senato ve Temsilciler Meclisinde çoğunluğu elde etmesi, İsrail basınında Washington ile ilişkilerin geleceğine yönelik endişelerle karşılandı.

İsrail basınındaki haber ve yorumlarda, sandıktan çıkan sonuçların yalnızca Donald Trump ve Cumhuriyetçiler açısından bir yenilgi olmadığı, aynı zamanda İsrail’e sağlanan Amerikan desteği bakımından da önemli sonuçlar doğurabileceği kaydedildi.

Maariv gazetesi, seçim sonuçlarının İsrail’de derin endişelere yol açtığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:

“Trump tek kaybeden değil; seçim sonuçları İsrail’de de derin endişelere yol açıyor. Cumhuriyetçi Parti büyük bir darbe aldı. Bu sonuçlar Washington ile İsrail arasındaki ilişkiler üzerinde de önemli sonuçlar doğurabilir.”

Gazete, Maine eyaletinde Demokrat Troy Jackson’ın, 1997 yılından bu yana görev yapan ve İsrail’e desteğiyle tanınan Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins’i mağlup etmesini öne çıkardı.

Jackson’ın İsrail’e yönelik ABD askeri yardımının sona erdirilmesini savunduğunu hatırlatan Maariv, Demokratların zaferini parti içinde İsrail konusundaki dengelerin değiştiğinin göstergesi olarak nitelendirdi.

Israel Hayom gazetesi, Cumhuriyetçilerin Trump’tan uzaklaşmaya başlamasıyla İsrail’in daha eleştirel bir Kongre ile karşılaşacağını aktararak, “Dostane olmayan bir Kongre, Trump’ın İsrail’e verdiği desteğin siyasi maliyetini artırabilir ve işbirliği gerektiren girişimleri engelleyebilir” ifadelerine yer verdi.

Gazetenin analizinde, Trump’ın İsrail’e yönelik desteği sürse dahi Kongrenin takınacağı tutumun ikili işbirliğini zorlaştırabileceği vurgulandı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya yakınlığıyla bilinen Kanal 14 televizyonu ise seçimleri “hem Trump’a hem İsrail’e büyük bir darbe” şeklinde tanımladı.

Kanal, dışişleri, savunma ve bütçe ödenek komitelerinin denetimini devralacak Demokratların, İsrail’e dönük silah satışlarını ve askeri sevkiyatları daha sıkı bir incelemeye tabi tutmasını beklediğini bildirdi.

Yedioth Ahronoth gazetesi, seçim tablosunu “tarihi bir mavi tsunami” ve Trump için küçük düşürücü bir yenilgi olarak yorumladı.

Gazete, Demokratların, Cumhuriyetçiler açısından güvenli kabul edilen seçim çevrelerinde de zafer kazandığına dikkati çekti.

Haaretz gazetesi, Michigan eyaletinde ilerici Demokrat Abdul El-Sayed’in, İsrail yanlısı Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers’ı mağlup ederek ABD Senatosuna seçilen ilk Müslüman siyasetçi olmasını öne çıkardı.

Gazete değerlendirmesinde, “İlerici aday Abdul El-Sayed’in İsrail yanlısı aday Mike Rogers’a karşı kazandığı zafer, İsrail’e karşı sert muhalefetin bile başa baş federal yarışları kazanmasına engel olmadığını gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Jerusalem Post gazetesi, Cumhuriyetçilerin yaşadığı ağır yenilginin başlıca gerekçesi olarak ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı savaşı işaret etti.

Seçimlerin İsrail açısından yaratacağı etkilerin Cumhuriyetçilerin Kongredeki denetimi kaybetmesinin ötesine geçebileceğini belirten gazete, şu analizi paylaştı:

“İsrail’i eleştiren kampın genişlemesi ve nüfuz sahibi konumlara erişiminin artması, İsrail’in görmezden gelemeyeceği bir değişimi temsil ediyor.”

Öte yandan, Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC), Michigan’daki Demokrat Parti Senato ön seçiminde 30 milyon dolardan fazla harcama yapmasına karşın Abdul El-Sayed’in adaylığını engelleyemedi. Bu harcama, AIPAC’ın tek bir seçim yarışı için kaydettiği en yüksek harcama tutarı oldu.

AIPAC daha sonraki süreçte ise Rogers’ı destekleyen bir bağımsız siyasi eylem komitesine (süper PAC) 9 milyon dolara kadar kaynak aktardı.

Sludge’ın aktardığı bilgilere göre kuruluşun siyasi eylem komitesi ve süper siyasi eylem komitesi kanalıyla ara seçimler boyunca yaptığı toplam harcama 100 milyon doları aştı.

Ortadoğu

Haredi müttefiklerinden Netanyahu’ya destek gelmedi

Yayınlanma

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog hükümeti kurma görevi için istişareleri sürdürürken, Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un 56, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ise 46 milletvekilinin desteğini alması bekleniyor. Haredi partisi Birleşik Tevrat Yahudiliği hiçbir adayı desteklememe kararı alırken, askerlik muafiyeti tartışması görüşmelerin ana gündem maddesi oldu.

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, yeni hükümeti kurma görevini tevdi edeceği ismi belirlemek amacıyla siyasi parti temsilcileriyle yürüttüğü istişareleri sürdürüyor.

Haredi müttefiklerinin desteğini sağlayamayan Başbakan Binyamin Netanyahu’nun yerine, Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un cumhurbaşkanına daha fazla milletvekili tarafından önerilmesi bekleniyor.

Yedioth Ahronoth gazetesinin haberine göre, 120 sandalyeli parlamentoda (Knesset) Eisenkot’un 56, Netanyahu’nun ise 46 milletvekilinin desteğini alacağı öngörülüyor.

Çarşamba günü başlayan ve perşembe akşamı tamamlanması beklenen görüşmeler sonucunda en çok öneriyi alan ismin doğrudan görevlendirilmesi gerekmiyor.

Herzog’un hükümeti kurmak için parlamentoda çoğunluğu sağlama ihtimali en yüksek gördüğü adayı belirleme yetkisi var.

İstişarelerin ilk gününde Dini Siyonizm, Zehut ve Şas partileri başbakanlık görevi için Netanyahu’yu önerirken, Avigdor Liberman liderliğindeki İsrail Evimiz partisi Eisenkot’tan yana tercih bildirdi.

Ra’am, Demokratlar, Birlikte ve Yashar partileri de Eisenkot’a destek vereceklerini duyurdu. İktidardaki Likud partisinin Netanyahu’yu önermesi beklenirken, aşırı sağcı Yahudi Gücü partisi başbakana desteğini bildirdi.

Beklenen bu dağılım Eisenkot’u öneri sayısında öne geçirse de 56 milletvekili desteği, hükümet kurmak için zorunlu olan 61 sandalye çoğunluğunun gerisinde kalıyor. Arap seçmenleri temsil eden Ortak Liste ise henüz tutumunu açıklamadı.

Netanyahu’nun milletvekillerini ikna etme çabalarına rağmen Haredi partisi Birleşik Tevrat Yahudiliği hiçbir adayı önermeme kararını sürdürdü.

İttifakı meydana getiren Agudat Yisrael ve Degel HaTorah başlangıçtaki tavrını korurken, Netanyahu’nun temaslarının ardından Meir Porush ve Eliakim Stark’ın ortak kararın dışına çıkarak başbakanı destekleyebileceği yönündeki iddialar karşılık bulmadı.

Cumhurbaşkanı Herzog ile görüşen parti temsilcisi Yitzhak Goldknopf, “Hiçbir bloka karşı yükümlülüğümüz yok” dedi. Bu tutum, partinin olası bir hükümet seçeneğindeki tavrının dini ve diğer politika başlıklarındaki pazarlıklara bağlı olacağını gösterdi.

Birleşik Tevrat Yahudiliği heyetiyle yapılan temaslarda, Haredi erkeklerin zorunlu askerlik hizmetinden muafiyeti konusu öne çıktı.

Uzun süren çatışmaların ardından ordunun asker açığıyla karşı karşıya kalması tartışmanın boyutunu derinleştirdi.

Parti temsilcisi Yitzhak Pindrus, Haredi toplumuna yönelik kışkırtmalardan ve dini eğitim gören öğrencilerin durumundan şikayet ederek, kurulacak hükümetin “Tevrat öğrencilerinin baskı gördüğü” ortama çözüm üretmesi gerektiğini savundu.

Cumhurbaşkanı Herzog ise heyete dini eğitim almayan Haredi kesimin askere gitmesine ilişkin yaklaşımını sorarak, “Bir askerlik çerçeveniz var mı? Öğrenim görmeyenlerin askere gitmesi gerektiğini kabul ediyor musunuz?” ifadesini kullandı. Pindrus, partisinin geleneksel tutumunun Tevrat öğrenimini tam zamanlı olarak sürdürenlerin muafiyetine dayandığını belirtti.

Buna karşılık Herzog, geniş toplumsal uzlaşmayı sağlayacak yeni bir askerlik düzenlemesine ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

Haredi askerlerin dini yaşantılarını muhafaza ederek orduya katılabilecekleri modellerin bulunduğuna işaret eden Herzog, bu kapsamda teşkil edilen Haşmonay Tugayı’nı örnek verdi.

Görüşmede Haredi okullarında matematik ve İngilizce gibi temel derslerin müfredata alınması başlığı da ele alınırken, Pindrus “toplumsal değişim” yerine “ekonomik değişim” beklediklerini kaydetti.

Aşırı sağcı Yahudi Gücü heyeti ise Herzog ile görüşmesinde hükümeti kurma görevi için Netanyahu’yu önerdi.

Parti temsilcisi Yitzhak Wasserlauf, istişare sürecine dahil olan bütün partilerden Hamas’ın terör örgütü olarak açıkça tanınmasının istenmesini talep etti.

Seçimlere yönelik yabancı müdahale soruşturmasına işaret eden Wasserlauf, Arap partilerinin satın alınan oylardan faydalandığını ileri sürdü.

Herhangi bir kanıt sunmayan Wasserlauf, bazı oyların Hamas’ı terör örgütü kabul etmeyen listeler lehine parayla temin edildiğini savundu.

İddialara itiraz eden Herzog, şu değerlendirmeyi yaptı: “Bunların hepsi spekülasyon. Ortada delil veya kanıt yok. Hukuk sisteminde şüphelerin temellendirilmesi gerekir. Dikkatli olmalıyız; insanlar bazen sonunda hiçbir karşılığı çıkmayan iddialarda bulunuyor.”

Herzog, meselenin incelenmesi amacıyla önde gelen hukukçulardan bir heyet oluşturulduğunu ve soruşturmanın titizlikle yürütülmesi gerektiğini belirtti.

Yahudi Gücü Milletvekili Limor Son Har-Melech’in kamuoyunun seçim sonuçlarına inanmadığı yönündeki sözleri üzerine Herzog, parti mensuplarını Arap toplumunun geneline yönelik toptancı yaklaşımlardan kaçınmaları konusunda uyardı.

Herzog, Arap seçmenlerin sandığa yoğun katılım göstermesinin, parti lideri Itamar Ben-Gvir’in Ulusal Güvenlik Bakanlığı dönemindeki icraatlarına bir tepki olabileceğini dile getirerek, usulsüzlük iddialarının bu ihtimalin üzerini örtüp örtmediğini sordu.

Yahudi Gücü temsilcisi Yitzhak Kroizer ise katılım oranının Ben-Gvir’in icraatlarının etkinliğini kanıtladığını savunarak, “Bu, Bakan Ben-Gvir için bir onur nişanıdır” dedi ve bakanın geçmişte uygulanmayan mevzuatı hayata geçirdiğini öne sürdü.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Katar, ABD LNG’sinin en büyük alıcısı olmaya hazırlanıyor

Yayınlanma

Katar, önümüzdeki on yılın başlarında dünyanın en büyük ABD sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) alıcısı olma yolunda ilerliyor.

QatarEnergy, Ekim ayı sonunda uluslararası müşterilerine satabileceği ABD LNG miktarını yılda 7 milyon ton artıran iki anlaşma imzaladı.

Teksas’taki Golden Pass projesindeki üretim payıyla birleştirildiğinde –bu projede %70 hisseye sahip– QatarEnergy, araştırma şirketi Wood Mackenzie’ye göre 2033 yılına kadar ABD’den yıllık 23,7 milyon ton kontrol altına almaya doğru ilerliyor ve bu da onu en büyük ABD LNG alıcısı haline getirecek.

Gaz üretim maliyetinin hâlâ dünyanın en ucuzları arasında yer aldığı Katar’a bu LNG’nin hiçbiri ulaşmayacak.

Bunun yerine, bu gaz yeniden satılarak, elektrik üretimi ve sanayi yakıtı için yurt dışından sıvılaştırılmış gaz satın alan ülkelere sevk edilecek ve böylece Hürmüz Boğazı’ndaki darboğazdan kaçınılmış olacak.

Bu değişim, bir zamanlar dünyanın en büyük LNG tedarikçisi olan Körfez ülkesinin ihracatının, ABD ve İsrail’in İran’la sürdürdüğü savaştan ne kadar etkilendiğini ortaya koyuyor.

Enerji ve nakliye komisyoncusu Poten & Partners’ın küresel iş zekası başkanı Jason Feer, “Küresel portföylerinin genişletilmesi, Orta Doğu dışında önemli bir tedarik portföyü oluşturarak Katar’daki sistemlerine aşırı bağımlı oldukları algısını giderme çabasının bir parçası,” dedi.

Bu durumun, savaş öncesinde hiçbir sevkiyatı aksatmamış olan şirketin güvenilir bir tedarikçi olarak itibarını yeniden kazanmasına yardımcı olacağını belirten Feer, şirketin ABD’de iki veya üç anlaşma daha yapmasının ve muhtemelen başka yerlerde de anlaşmalar gerçekleştirmesinin muhtemel olduğunu ekledi.

İran’ın Hürmüz’e yönelik ablukası, Katar’ın Körfez dışındaki müşterilerine ulaşmak için kullandığı tek güzergâh olan boğazdan geçen gemilerin sayısını keskin bir şekilde azalttığı için, Katar’ın LNG ihracatı bu yıl normal seviyesinin üçte birinin altına düştü.

Orta Doğu’dan yapılan LNG sevkiyatları, petrol sevkiyatlarına kıyasla daha fazla etkilendi; zira ihracat tesislerini Körfez dışındaki tesislere bağlayan boru hatları bulunmuyor.

Ayrıca, gemiler arasında LNG’nin aktarımı petrolden daha zor olduğundan, boğazdan taşınabilecek sıvılaştırılmış gaz miktarı sınırlı kalıyor.

QatarEnergy, Şubat ayı sonunda savaşın patlak vermesinden birkaç gün sonra LNG üretimini durdurdu ve etkilenen alıcılarına mücbir sebep bildirimi yaptı. Çoğunluğu Asya’da bulunan ana alıcıları, alternatif tedarik kaynakları aramak zorunda kaldı.

QatarEnergy CEO’su Saad al-Kaabi, 29 Ekim’deki imza töreninde, “Son tedarik anlaşmaları, dünya çapındaki müşterilerimize hizmet verme kapasitemizi güçlendiriyor,” dedi.

Yeni imzalanan sözleşmeler, QatarEnergy’ye 2030 ve 2031 yıllarından itibaren ABD menşeli LNG’ye erişim imkânı sağlayacak.

Dolayısıyla Orta Doğu’da şu anda yaşanan tedarik kesintileriyle karşı karşıya kalan müşterilerine pek bir fayda sağlamayacak.

Fakat bu anlaşmalar, gelecekte Katar’ın ihracatında yaşanabilecek olası kesintilere karşı bir tampon görevi görebilir.

Wood Mackenzie, “Kendi üretiminin yanı sıra coğrafi olarak çeşitlendirilmiş bir tedarik portföyünü pazarlama yeteneği, QatarEnergy’nin müşteri tabanına güven verecektir,” dedi.

Katar, ihracat kapasitesine büyük yatırımlar yapan ABD tarafından 2023 yılında dünyanın en büyük LNG tedarikçisi konumundan indirildi.

O zamandan beri bu Körfez ülkesi, bir zamanlar hakim olduğu pazardaki etkisini sürdürme zorluğuyla karşı karşıya kaldı.

Bunu başarmak için izlediği yollardan biri, ticaret faaliyetlerini genişletmek oldu.

Wood Mackenzie’ye göre, QatarEnergy 2020 yılında bir ticaret birimi kurdu ve geçen yıl 20 milyon metrik tondan fazla ticaret gerçekleştirdi.

Feer, kendisini tahtından eden ülkeden LNG satın almanın, Katar’ın ikinci ana hedefi olan küresel bir gaz işini kurmasına da yardımcı olduğunu belirtti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Körfez ülkeleri daha sert İran misillemelerinden korkuyor

Yayınlanma

Körfez ülkeleri, İran’a yönelik yeni bir ABD-İsrail saldırısının bölgede çok daha yıkıcı bir savaşı tetikleyebileceğinden endişe duyuyor.

Bloomberg’in aktardığına göre, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) liderinin diplomatik danışmanı Enver Gergeş, pazar günü Bahreyn’de düzenlenen IISS Manama Diyaloğu’nda, “Diplomatik olarak önlemek için çok çaba sarf ettiğimiz bir krizin içine çekildiğimizi görüyoruz. Açıkça siyasi bir çıkış yolu arıyoruz,” dedi.

Başkan Donald Trump, ABD ve İsrail’in İran’da “işi bitireceğini” defalarca dile getirdi.

Trump, yarınki (3 Kasım) ABD ara seçimlerinden önce yeni saldırıların yapılmasını dışladı fakat barış görüşmeleri çıkmaza girmişken saldırıların yeniden başlaması olasılığını açık bıraktı.

Pazar günü Right Side Broadcasting Network’e konuşan Başkan, “Ya bir anlaşmaya varacaklar ya da biz bu işi bitireceğiz,” dedi.

Axios’un, Trump’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya, İran’a yönelik saldırıları yeniden başlatmadan önce diplomasiye daha fazla zaman tanımak istediğini söylediğini bildirmesinin ardından, petrol fiyatları pazartesi günü erken saatlerde yaklaşık %3 düştü ve Brent ham petrolü varil başına 110 doların altına geriledi.

Küresel referans fiyat, bu yıl içinde hâlâ yaklaşık %80 artış kaydetmiş durumda.

Sekiz aydan fazla süren savaşın ardından yeni çatışmaların Körfez bölgesine daha fazla zarar vereceği düşünülürken, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik saldırılarını yoğunlaştırması halinde enerji fiyatlarının daha da artacağı öngörülüyor.

Tahran, bu yıl Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Katar gibi ülkelere binlerce füze ve insansız hava aracı fırlatarak petrol tesisleri, havaalanları ve elektrik santralleri gibi hedefleri vurdu.

Uluslararası Para Fonu (IMF), Irak dahil Körfez Arap devletlerinin bu yıl dünyanın en kötü performans gösteren ekonomileri arasında yer alacağını öngörüyor.

Fonun açıklamasına göre, Suudi Arabistan’ın gayri safi yurtiçi hasılası %3,3 oranında daralırken, Katar ve Kuveyt’te daha da keskin daralmalar bekleniyor.

Britanya merkezli düşünce kuruluşu Royal United Services Institute’ta araştırmacı olan Mohammed al-Basha, “Körfez’den hiçbir yetkili veya sivilin İran’a yönelik yeni ABD-İsrail saldırılarını desteklediğini duymadım ama çoğunluk yeni bir saldırı dalgasının yakında gerçekleşeceğini hissediyor. Bu sefer İran’ın daha agresif olacağını ve daha önce uyulan çatışma kurallarına uymayacağını hissediyorlar,” dedi.

Bölge genelinde yetkililer, 28 Şubat’ta başlayan ve Nisan başında ateşkes ilan edilene kadar süren çatışmalara benzer yeni bir çatışma dalgasının son derece yıkıcı sonuçlar doğurabileceğinden endişe duyuyor.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, Bahreyn’deki forumda yeni çatışmalar konusunda “son derece endişeli” olduğunu belirtti ve “İkinci dalga daha tehlikeli, daha yıkıcı olacak ve hiçbir sonuca varmayacaktır. Geçmişten ders çıkarmalıyız,” dedi.

İran, yıkıcı bir misilleme yapacağına dair yeni tehditlerle bu endişeleri daha da artırdı. Dini lider Mücteba Hamaney cumartesi günü komutanlara derhal karşı saldırılara hazırlanmalarını ve potansiyel ABD ve İsrail hedefleri listesini genişletmelerini emretti.

İran ordusu, bir başka ABD-İsrail saldırısının savaşı daha geniş bir alana yayacağı uyarısında bulundu.

Hamaney, Telegram’da yayınladığı bir açıklamada, “Düşmanlar askeri veya terörist saldırılara yeniden başlarsa, bunun sona erme zamanını ve koşullarını belirleyecek olan İslam Cumhuriyeti’nin silahlı kuvvetleri ve İran halkıdır,” dedi.

İran medyası pazar günü, Hamaney’in ordunun yeni saldırılara “coğrafi sınırlama olmaksızın” yanıt vermesi yönündeki emrini öne çıkardı.

ABD’nin yoğun hava saldırıları, İran’ın füze ve insansız hava aracı üretim kapasitesini ortadan kaldıramadı.

Batılı yetkililer Ekim ayında Bloomberg’e verdikleri demeçte, Tahran’ın silah cephaneliğini yenilemek için yeterli üretim kapasitesini koruduğunu belirtti.

Yetkililerden biri, İran’ın balistik füzeler ve bazı gemi savar silahları konusunda hâlâ iyi bir stokta olduğunu ve Rusya’nın da füze tedarik ettiğini söyledi.

Bloomberg Economics’e göre, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana Ekim ayı başlarına kadar İran, 4.000’den fazla Şahid insansız hava aracı ve en az 2.000 balistik füze ateşlemişti.

Haziran ayında yapılan Batılı istihbarat değerlendirmeleri, Tahran’ın savaş öncesi mühimmatının yaklaşık dörtte üçüne hâlâ sahip olduğunu gösteriyordu ama mevcut stok miktarı belirsiz.

Öte yandan, cuma günü IISS tarafından yayınlanan bir rapora göre, Körfez ülkeleri, küresel kıtlığın yaşandığı ve ABD ile İsrail’in kendi tedariklerine öncelik verdiği bir dönemde hava savunma önleme füzelerinin stoklarını yenilemeyi hedefliyor.

Savaş, ucuz İran insansız hava araçlarını düşürmek için gelişmiş füzeler kullanmanın muazzam maliyetini de ortaya çıkardı.

Körfez güçleri bunun yerine giderek daha fazla saldırı helikopteri, avcı uçağı, uçaksavar silahları ve elektronik bozucu cihazlar kullanmaya başladı.

Saldırılar, başlatmadıkları bir çatışmanın bedelini ödeyen Körfez ülkeleri arasında da öfkeyi körükledi.

BAE ve Suudi Arabistan’ın da dahil olduğu altı ülkeden oluşan Körfez İşbirliği Konseyi’nin (KİK) genel sekreteri Casim el-Budaivi, cumartesi günü forumda yaptığı açıklamada, “KİK ülkeleri savaşın tarafı değildi ve savaşı istemedi,” dedi.

Manama’daki bölge yetkilileri, kamuoyu önünde ABD’yi büyük ölçüde övdü ama özel görüşmelerinde Washington’un askeri ve diplomatik tutumuna yönelik hayal kırıklıklarını dile getirdi.

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün (IISS) Orta Doğu politikası kıdemli araştırmacısı Hasan Alhasan, “Savaşın akılsızlığı, Washington’un askeri ve diplomatik tutumunun tutarsızlığı ve Körfez ortaklarının savunması yerine İsrail’in savunmasına öncelik verme kararı nedeniyle, bölge genelinde ABD’ye yönelik yaygın bir hayal kırıklığı var,” dedi ve şöyle devam etti:

“1991’de ABD’nin Kuveyt’i kurtarması, Amerika’nın bölgedeki rolünü pekiştiren bir an olmuştu; 2026 savaşı ise bu rolü ortadan kaldıran an olarak hatırlanabilir.”

Körfez ülkeleri, İran’a yönelik bir başka ABD-İsrail saldırısını önlemek için diplomatik çabalarını yoğunlaştırıyor.

Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’dan üst düzey yetkililer geçen hafta Tahran’a giderken, Katarlı arabulucular da Tahran ve Doha’da İranlı yetkililerle görüşmeler gerçekleştirdi.

Çatışan taraflar arasında hâlâ önemli görüş ayrılıkları bulunuyor. İran, Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmadan önce ABD’nin deniz ablukasının kaldırılmasını, yaptırımların hafifletilmesini ve dondurulmuş varlıkların serbest bırakılmasını isterken, Washington ise nükleer alanda tavizler talep ediyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçı pazar günü yaptığı açıklamada, arabulucuların ABD’nin Tahran’ın koşullarını yerine getirmesi halinde iki gün içinde su yolunun yeniden açılmasına yönelik bir planı tartıştıklarını ama bir anlaşmanın “karşı tarafın sorularımıza vereceği yanıtlara bağlı” olduğunu belirtti.

BAE danışmanı Gergeş, diplomasinin başarısız olması halinde ortaya çıkacak sonuçlar konusunda uyarıda bulundu ve “Bu görüş ayrılıkları giderilemezse, en kötüsünden endişe etmemiz gerekecek,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English