Ortadoğu
Netanyahu, Hamaney’e suikast düzenleyebileceklerini söyledi

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İran’ın dini lideri Ali Hamaney’i hedef alma planlarını reddetmedi. İsrail lideri böyle bir suikastin, İslam Cumhuriyeti ile “çatışmayı sona erdirmek” için kesin bir yol olacağını öne sürdü.
ABC‘ye verdiği röportajda, ABD Başkanı Donald Trump’ın iki ülke arasındaki çatışmayı daha da tırmandıracağı endişesiyle İran’ın dini liderini öldürme planını veto ettiği yönündeki haberler sorulan Netanyahu, bu iddiayı reddetti.
Netanyahu, “Bu çatışmayı tırmandırmayacak, çatışmayı sona erdirecek. Bu rejim, Ortadoğu’daki herkesi terörize ederek yarım asırdır çatışmayı yayıyor. İran’ın istediği şey ‘sonsuz savaş’ ve bizi nükleer savaşın eşiğine getiriyorlar. Aslında İsrail’in yaptığı şey bunu önlemek, bu saldırganlığa son vermek ve bunu ancak kötülüğün güçlerine karşı durarak yapabiliriz,” dedi.
Netanyahu, İsrail’in Hamaney’i hedef alıp almayacağını açıklamadı ve sadece “yapmaları gerekeni yaptıklarını” söyledi.
Pazar günü, birkaç büyük haber ajansı İsrail’in cuma günü Hamaney’e suikast için bir fırsat penceresi olduğunu, fakat ABD Başkanı Donald Trump’ın bu hamleyi veto ettiğini bildirdi. İsrailli yetkililer, bu haberleri o sırada “yalan haber” olarak nitelendirdi.
Netanyahu pazartesi günü, Amerikalıların hem Tahran’ın nükleer silah elde etme çabaları hem de giderek güçlenen balistik füze kabiliyetinden derin endişe duymaları gerektiğini savundu.
Netanyahu, ülkenin daha izolasyonist politika yapıcılarına yönelik bir çağrı gibi görünen sözleriyle, “Bugün Tel Aviv, yarın New York” dedi.
“Önce Amerika’yı anladığını, Amerika Ölsün’ü anlamadığını” savunan İsrailli, “Sadece düşmanımızla savaşmıyoruz. Sizin düşmanınızla savaşıyoruz. Tanrı aşkına, ‘İsrail’e ölüm, Amerika’ya ölüm’ diye bağırıyorlar. Biz sadece onların yolunda duruyoruz. Ve bu yakında Amerika’ya da ulaşabilir,” ifadelerini kullandı.
Pazartesi günü daha sonra düzenlenen İbranice basın toplantısında, başbakan, cuma günü erken saatlerde başlayan İran’ın nükleer ve füze programlarına karşı yürütülen saldırılarda İsrail’in bugüne kadar elde ettiği başarıları anlattı.
İsrail’in şu ana kadar 10 üst düzey nükleer bilim adamını öldürdüğünü söyledi ve “Kolumuz hâlâ uzanmış durumda. Sayıları az, onlara ulaşacağız,” dedi.
İsrail’in “Natanz uranyum zenginleştirme tesisine çok ağır bir darbe vurduğunu” ve “ santrifüj üretim fabrikalarını yok ettiğini” savunan Netanyahu, nükleer hedefleri sistematik olarak yok etmeye devam ettiklerini söyledi.
Netanyahu daha sonra İran’ın balistik füzelerine geçti. Elindeki listeden okuduğu konuşmasında, “Üretim fabrikalarını birbiri ardına vurmaya devam ediyoruz,” dedi ve İsrail’in “yüzlerce balistik füzeyi” imha ettiğini ve fırlatıcıları “tek tek” yok ettiğini de sözlerine ekledi.
İsrail başbakanı ‘İran nüfusunu tahliye etmekle’ övündü
İsrail’in “üç genelkurmay başkanı da dahil olmak üzere İran’ın güvenlik liderliğini ortadan kaldırdığını” söyleyen Netanyahu, İsrail’in Tahran semalarını kontrol altına aldığını ve “Tahran’a hava yolu açtığını” ileri sürdü.
Başbakan, İsrail’in İran’ın batısındaki ve ülkenin diğer yerlerindeki hava savunma ağını “basitçe ortadan kaldırdığını” savundu. Netanyahu, İran’ın insansız hava araçlarının yarısının İsrail tarafından imha edildiğini ve önemli radar sistemlerinin de vurulduğunu söyledi.
Netanyahu İsrail ordusunun “rejim tesislerini, karargahlarını”, devlet televizyonunu ve “yakında duyacağınız diğer yerleri” vurduğunu da ekledi.
“Nüfusu tahliye ediyoruz” diye vurgulayan Netanyahu, “Nüfus ülkeyi terk ediyor. Zafer yolundayız. İran da bunu anlıyor,” iddiasında bulundu.
İsrail’in üç hedefini açıkladı
İsrail’in İran’daki saldırısının hedeflerini sıralayan Netanyahu, “üç temel sonuç” üzerinde ısrar ettiklerini belirtti: “Nükleer programın yok edilmesi, balistik füze üretim kapasitesinin yok edilmesi ve terör ekseninin yok edilmesi.”
Netanyahu, İsrail’in geçen hafta çatışmanın ilk salvosunu ateşledikten sonra halka ilk kez hitap ettiğinde, İran’ın “vekil ağının” yok edilmesinden bahsetmemişti. O zaman hedeflerin yalnızca İran’ın nükleer ve balistik füze programlarını ortadan kaldırmak olduğunu söylemişti.
Ulusal Güvenlik Danışmanı Tzachi Hanegbi cumartesi günü, kabine tarafından onaylanan İran’a karşı operasyonun dört hedefini şöyle açıklamıştı: “İran’ın nükleer programını vurmak, balistik füze kabiliyetlerini vurmak, kara saldırısı yoluyla İsrail’i yok etme kapasitesini vurmak ve diplomatik yollarla İran’ın nükleer programını uzun vadede engellemek için gerekli koşulları yaratmak.”
Pazartesi günü sıraladığı üç hedefe ilişkin olarak ise başbakan, “Hepsini gerçekleştirmek için gerekli olanı yapacağız. Ve ABD ile koordinasyon içindeyiz,” dedi.
Netanyahu, bu sonuçların İran rejiminin düşmesine yol açabileceğini kabul ederek, İsrail’in Orta Doğu’nun “çehresini değiştirdiğini” ekledi.
‘Trump ile neredeyse her gün görüşüyoruz’
Basının sorularını yanıtlayan Netanyahu, İran’ın İsrail’in saldırılarını sona erdirmek için müzakere çağrısı yaptığına “şaşırmadığını” çünkü “ölüm silahlarını üretmeye geri dönmek istediklerini” söyledi.
Netanyahu, İran’ın nükleer ve balistik silah programlarının bir şekilde yok edileceğini, fakat bunu kendilerinin yapmalarının da hoş olduğunu belirtti.
İsrail’in müttefiklerinin İran’ın füze saldırılarını engelleme konusunda desteğinin eksik olduğu yönündeki sorulara Netanyahu, “yardım etmeye hazırız” yanıtını verdi.
Ayrıca, diğer müttefiklerin de perde arkasında destek verdiğini, buna Amerikan halkının geniş desteğinin de dahil olduğunu söyledi.
Netanyahu, çatışmanın başlamasından bu yana ABD Başkanı Donald Trump ile neredeyse her gün görüştüğünü de açıkladı. Trump’ın “Amerika için neyin iyi olduğuna karar vereceğini, ancak her türlü yardımı kabul edeceklerini” söyledi.
Trump’ın “İran’ın nükleer silaha sahip olmaması, zenginleştirme kapasitesine sahip olmaması hedefini paylaştığını, çünkü zenginleştirme kapasitesi varsa nükleer kapasite de vardır ve bu hedefe ulaşılacağını” belirtti.
İran’ın nükleer programına ‘kanser’ benzetmesi
İran’ın “3.500 yıllık Yahudi tarihini yok etmesine” izin vermeyeceğini de ileri süren Netanyahu, “Yok edilecek olan onların hikayesidir,” dedi.
İsrail’in Fordo tesisine saldırmadan ve ABD’nin daha aktif desteği olmadan İran’ın nükleer programını yok edip edemeyeceği sorusuna Netanyahu, İsrail’in “varoluşsal” bir tehlike olarak nitelendirdiği İran’ın nükleer tehdidini “ortadan kaldırmaya kararlı” olduğunu yineledi.
İsrail’in İran’ın nükleer silaha ulaşma sürecini ne kadar geciktirebildiği sorusuna Netanyahu, “Onları çok geriye attık… ve durmayacağız,” yanıtını verdi.
İran’ın nükleer programını “kanser”e benzeten Netanyahu, “Sizi öldürme tehlikesi olan bir kanseriniz varsa, onu kesip çıkarırsınız. Başka tedaviler de yaparsınız ve bir gün tekrar ortaya çıkabilir… Biz gerçekten kök kanal tedavisi yapıyoruz,” dedi.
Pazartesi günü erken saatlerde İran’ın devlet yayın binasına saldırmanın gerekçesi ve bunun İsrail medyasını olası misillemelere maruz bırakıp bırakmayacağı sorulduğunda Netanyahu, İsrail’in “rejim hedeflerine karşı hareket ettiğini” söyledi ve “Bu bir yayın kanalı değil. Bir haber kanalı değil. Tahran ve İran vatandaşlarından gerçekleri gizleyen totaliter bir rejimin aracı. Bu propaganda kanalını engellemek ve İranlıların doğru bilgiye ulaşmasını sağlamak yapıcı bir adımdır,” dedi.
Gazze-Tahran bağlantısı
İran çatışmasını Gazze ile ilişkilendiren Netanyahu, İsrail’in İran’a yönelik saldırısının, Hamas’ın elinde tutulan kalan rehinelerin serbest bırakılması için hâlâ çıkmaza giren müzakerelere yardımcı olabileceğini savundu.
İsrail’in rehinelerle ilgili mevcut tutumuna Hamas’ın yanıtını beklediğini söyleyen Netanyahu, ayrıntılara girmeden, İsrail müzakerecilerine “daha geniş bir yetki” verdiğini açıkladı.
Netanyahu, Hamas’a atıfta bulunarak, “Açıkçası, İran düşerse —ya da en azından bu tehdit ortadan kalkarsa— dünyanın değişeceğini düşünüyorum, ama kesinlikle komşumuzdaki [İran] vekillerinin durumu değişecektir,” dedi.
Ortadoğu
ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.
Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.
Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.
Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.
Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.
Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.
Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.
Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.
USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.
USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.
Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.
Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.
Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.
Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.
Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.
Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.
Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.
Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.
Ortadoğu
Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.
Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.
Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.
Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.
Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.
Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.
Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.
Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.
Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.
Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.
Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.
Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.
Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.
Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.
Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.
Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.
Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.
Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.
Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.
Ortadoğu
Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.
CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.
Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.
Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.
Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.
Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.
İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.
İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.
Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.
Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.
Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.
CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.
Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.
Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.
CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.
Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.
Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.
Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak











