Ortadoğu
İran’ın nükleer programı hakkında neler biliniyor?

13 Haziran’da İsrail, Yükselen Aslan Operasyonu’nu başlattı ve bu çerçevede İran’ın nükleer tesislerine ve önde gelen fizikçilerin konutlarına yoğun saldırılar düzenledi.
İran’ın nükleer programı nasıl başladı?
İran, nükleer projesini 1950’lerde Şah Muhammed Rıza Pehlevi döneminde başlattı. Proje, ABD’nin desteğiyle ve Dwight Eisenhower yönetiminin “Barış için Atom” adlı sivil atom enerjisi geliştirme programı kapsamında hayata geçirildi. 1967’de, ülkede nükleer enerjiyi geliştirmek amacıyla Tahran Nükleer Araştırma Merkezi kuruldu. ABD, merkeze GA Technologies tarafından üretilen 5 MW gücünde ilk reaktörü, yaklaşık 6 kg uranyum ve 112 g plütonyum tedarik etti.
Başlangıçta çalışmalar sıkı bir dış denetim altında yürütüldü. İran, 1958’de resmen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) üyesi oldu ve ardından düzenli olarak kurumun denetimlerini kabul etti. 1968-1970 yıllarında, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nı (NPT) imzalayıp onaylayarak bu ölümcül teknolojinin kullanımını gönüllü olarak sınırlandırdı.
1974’te İran, UAEA ile kapsamlı bir güvence denetimi anlaşması imzalayarak yalnızca barışçıl atomla ilgilendiğini bir kez daha teyit etti. Aynı yıl Tahran, ülke genelinde toplamda yaklaşık 20 GW kapasiteye sahip 22 nükleer reaktör inşa etmeyi öngören nükleer enerji geliştirme planını ilk kez yayımladı.
1974’te İran, 1 milyar dolar karşılığında uluslararası Eurodif konsorsiyumunun sahip olduğu Tricastin’deki (Fransa) uranyum zenginleştirme tesisinin yüzde 10’luk hissesini satın aldı. İlk güç üniteleri üzerinde Alman Kraftwerk Union ve Fransız Framatome şirketlerinden uzmanlar çalıştı. Basında yer alan haberlere göre ABD, İran topraklarında altı ila sekiz, Almanya dört ve Fransa sekiz reaktör inşa etmeyi planlıyordu.
Nükleer enerji altyapısıyla birlikte, ülkede istenildiğinde nükleer silah üretimi için kullanılabilecek bir bilimsel ve teknik potansiyel de oluşturuldu. Kısa süre sonra Batılı istihbarat servisleri ve UAEA uzmanları, İran’ı silah kalitesinde uranyum üretmenin eşiğinde duran bir “eşik devlet” olarak tanıdı. UAEA’nın hesaplamalarına göre İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokları altı atom bombası yapmaya yetecek düzeyde.
Batı, İran’ın nükleer programından neden endişe duydu?
1979’da İran’da Şah rejimi devrildi. Bunun neticesinde Batılı fizikçi ve mühendisler İran’ı terk etti ve nükleer proje askıya alındı.
Bu dönemin en belirgin örneği, 1975’te İran’ın güneyinde bir Alman şirketinin gücüyle inşasına başlanan Buşehr Nükleer Santrali’nin hikayesi. Şirketin uzmanları işin yaklaşık yüzde 85’ini tamamlamıştı. Ancak proje, İslam Devrimi’nden sonra durdu ve yaklaşık 30 yıl boyunca yarım kaldı. 1992’de İran, inşaatın yeniden başlatılması için Rusya ile anlaşma imzaladı. Eylül 2011’de Buşehr Nükleer Santrali’nin ilk güç ünitesi şebekeye bağlandı. Kasım 2014’te ülkeler, VVER-1000 reaktörlerine sahip ikinci ve üçüncü güç ünitelerinin inşası için bir sözleşme daha imzaladı.
1980’lerde İran, Pakistan ve Çin’den gelen teknolojilerle nükleer programını yeniden başlattı. Buna paralel olarak Batılı ülkeler, İslami yönetimin kendilerine tedarik edilen ekipmanı silah üretimi için kullanacağından endişe etmeye başladı. 1992-1993 yıllarında ABD ve İsrail, İran’ı ilk kez askeri bir nükleer programa sahip olmakla suçladı.
Örneğin, Bonab’daki Atom Enerjisi Araştırma Merkezi şüphe altına girdi. İran’ın açıklamasına göre merkez, tarımsal amaçlı araştırmalar yürütüyordu. Ancak Batılı uzmanlar, oradaki çalışmaların barışçıl programın sınırlarını aştığına inanıyordu. 1997’de dönemin UAEA Genel Direktörü Hans Blix, merkezi denetlemek üzere ziyaret etti ancak beyan edilmemiş faaliyet bulamadı.
2003 yılında İran’da, UAEA’ya kayıtlı olmayan uranyum zenginleştirme santrifüjleri bulundu. Kurum temsilcileri, ülkedeki tesislerin kapasitesinin barışçıl amaçlar için gerekenin üzerinde olduğunu belirtti. Daha sonra İran, santrifüj ve lazerle zenginleştirme faaliyetlerinde bulunduğunu kabul etti.
Örneğin, füze ve patlayıcıların geliştirilip üretildiği Parçin’deki askeri kompleks soruşturma altına alındı. 2004 yılında basında, Parçin’de hidrodinamik deneyler için konteynerler inşa edildiği yazıldı. UAEA, bu tür deneylerin silah geliştirme belirtisi olarak kabul edilebileceğini değerlendirdi. 2015 yılında müfettişler Parçin’deki askeri kompleksi denetledi ve basında yer alan haberlere göre tesisin arazisinde nükleer malzeme izlerine rastladı.
Nükleer anlaşma müzakereleri nasıl ilerledi?
İran’da zenginleştirilmiş uranyum izlerinin bulunmasının ardından Tahran ile derhal müzakerelere başlandı. 2003 yılında uluslararası baskı altında Tahran, NPT’ye ek bir protokol imzaladı ve UAEA’nın tavsiyeleri üzerine ağır su üretimini ve zenginleştirme tesislerini durdurdu.
2005’te İran’da yapılan seçimleri muhafazakâr Mahmud Ahmedinejad kazandı. Zaferinin ardından nükleer projeyi yeniden başlattı ve müzakereleri neredeyse tamamen durdurdu. Sonuç olarak UAEA, İran’ın yükümlülüklerini ihlal ettiğini ayrı bir karar metniyle kayda geçirdi. Bunun ardından Birleşmiş Milletler, 2006-2010 yılları arasında silah ihracatını, nükleer malzeme ve nükleer sanayi ekipmanı ithalatını yasakladı.
Buna paralel olarak ABD ve AB, İran’a karşı ticaret, finans, teknoloji ve yakıt-enerji kompleksleri gibi ekonomisinin neredeyse tüm sektörlerini etkileyen yaptırımlar uyguladı. 2022’deki Rusya’nın Ukrayna’ya dönük askeri müdahalesinden önce İran, yaptırım uygulanan şirket ve kişi sayısı bakımından dünya lideri olarak kabul ediliyordu.
Tüm kısıtlamalara rağmen İran, tam nükleer yakıt döngüsünü oluşturmayı tamamladı ve ardından Batılı ülkelerle müzakerelere yeniden başladı. 2015 yılında Tahran, uluslararası arabulucular olan Rusya, Çin, ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya ile birlikte Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nı hazırladı. Plan, atom enerjisi üzerinde sürekli dış denetim ve nükleer silahlardan vazgeçme karşılığında yaptırımların kaldırılmasını öngörüyordu. Basında bu belge kısaca nükleer anlaşma olarak adlandırıldı. Anlaşma 14 Temmuz 2015’te imzalandı ve ardından 2231 sayılı BM kararıyla güvence altına alındı.
Mayıs 2018’de ABD, Başkan Donald Trump’ın girişimiyle anlaşmadan çekildi ve yaptırımları yeniden uygulamaya koydu. Bunun ardından İran, yaklaşık bir yıl daha anlaşmalara uydu. Ancak daha sonra nükleer deneylere yeniden başladı. Mayıs 2019’da Tahran, başlangıçtaki stratejisine geri döndü ve nükleer anlaşmanın imzalanmasından sonra yeniden yapılandırdığı Natanz’daki uranyum zenginleştirme tesisleri, Arak’taki reaktör ve Fordo’daki yeraltı tesisi gibi işletmelerin kapasitelerini yeniden artırdı.
Arak’taki kompleks, İran’ın en büyük nükleer tesislerinden biri olarak kabul ediliyor. Kompleks, silah kalitesinde plütonyum üretimine olanak tanıyan 40 MW gücünde bir nükleer reaktör (IR-40) ve bu reaktör için yılda 100 tona kadar ağır su üreten bir tesisi içeriyor.
Reaktörün inşasına 2004’te başlandı ancak müzakereler sırasında çalışmalar durduruldu. 2016’da İran, reaktörün kalbini çıkarıp betonla doldurdu. Tesis ise bu süreçte döteryum ve oksijen-18 izotop gazı kullanarak tıbbi ürünlere odaklandı. Nükleer anlaşmanın bozulması nedeniyle Mayıs 2019’da Arak’taki kompleks başlangıçtaki planlarına geri döndü.
Tahran, Natanz’daki tesislerin varlığını 2003 yılında dönemin UAEA Genel Direktörü Muhammed el-Baradei’nin ziyareti sırasında resmen doğruladı. Kompleks, en az 50 bin santrifüj için tasarlanmış altı yer üstü ve üç yeraltı binasından oluşuyor. Müzakereler sayesinde İran, santrifüjlerin üçte ikisini durdurmuş ve uranyum zenginleştirmesini yüzde 3,67 ile sınırlamıştı (silah üretimi en az yüzde 20 gerektiriyor).
Nükleer anlaşmanın bozulmasının ardından Natanz’daki tesisler kapasitelerini artırdı ve Nisan 2021’de uranyumuyüzde 60’a kadar zenginleştirebilecek duruma geldi. Kasım 2024’te Tahran, UAEA’yı tesise 6 bin santrifüj daha kurma planı hakkında bilgilendirdi.
Fordo’daki yeraltı uranyum zenginleştirme tesisi 80-90 metre derinlikte bulunuyor. Tesis 2012’de faaliyete geçti. Resmi açıklamaya göre, tesisteki 3 bin santrifüj tıp, tarım, sanayi ve bilim ihtiyaçları için uranyumu yüzde 20’ye kadar zenginleştiriyordu. Bozulan anlaşmanın sonucunda 2023’te UAEA uzmanları, tesiste neredeyse yüzde 84’e kadar zenginleştirilmiş uranyum parçacıkları tespit etti. Haziran 2025’te İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami, Tahran’ın tesise yeni ve verimli IR-6 santrifüjleri yerleştirdiğini açıkladı.
Şubat 2021’e gelindiğinde İran, UAEA’nın tesislerine erişimini önemli ölçüde kısıtladı ve denetimleri fiilen durdurdu. Sonuç olarak, Joe Biden yönetimi altında ABD, nükleer anlaşmaya geri dönmeye çalıştı. Bu kapsamda Viyana’da Rusya, Çin, Fransa, İngiltere ve Almanya ile dolaylı müzakereler yürüttü ancak bunlar sonuç vermedi.
Mayıs 2025’te Umman’da nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması amacıyla yeni ABD-İran müzakereleri yapıldı. Müzakerelerin ardından Donald Trump, Tahran’ın tekliflerinin kabul edilemez olduğunu belirtti. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney ise ABD’nin tekliflerinin ülkesinin çıkarlarına aykırı olduğunu belirtti.
İran’da kaç nükleer tesis var?
Ülkede toplamda 18 nükleer altyapı tesisi bulunuyor. Örneğin, merkezdeki İsfahan eyaletinde 3 bin uzmanın çalıştığı bir araştırma merkezi, uranyum işleme tesisleri ve IR-40 reaktörü için yakıt peletleri üreten fabrikalar yer alıyor. Erdekan’daki tesis, Sagand uranyum madeninden çıkarılan cevherleri sarı pastaya dönüştürüyor. Maden yatağının toplam rezervi 1,55 milyon tonu buluyor. Bu malzeme hem atom enerjisi hem de silahlar için kullanılıyor.
Bunun yanı sıra İran iki yeni nükleer santral daha inşa ediyor: güneydeki Hürmüzgan eyaletinde 5000 MW kapasiteli Sirik Nükleer Santrali ve güneybatıdaki Huzistan eyaletinde 300 MW kapasiteli Karun Nükleer Santrali. Ülke, 2041’e kadar toplam 20 GW kapasiteli beş nükleer santral inşa etmeyi planlıyor.
İran’daki birçok nükleer tesis düzenli olarak saldırılara maruz kalıyor. 2024 yılında Amerikan haber portalı Axios, İsrail’in İran’a yönelik hava saldırıları sonucunda Parçin’de nükleer silah geliştirmeye yönelik gizli bir merkezin imha edilmiş olabileceğini bildirdi.
Natanz’daki kompleks de defalarca saldırıya uğradı. 2009-2010 yıllarında, Stuxnet virüsü bulaşması da dahil olmak üzere birkaç siber saldırıya dayandı. 2021’de bir patlama sonucu tesisin elektrik dağıtım şebekesinde arıza meydana geldi ve İranlı yetkililer bu olayı İsrail’in bir provokasyonu olarak değerlendirdi.
UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi, İsrail’in Yükselen Aslan Operasyonu sırasında Natanz’daki pilot tesisin yer üstü kısmının ve tesisin elektrik altyapısının hedef alındığını bildirdi.
Ortadoğu
ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

New York Times gazetesinin haberine göre ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’daki nükleer tesisleri, enerji altyapısını ve cephanelikleri hedef alan yeni bir askeri harekat planı hazırladı. Kongre ara seçimlerinin ardından başlatılması gündemde olan operasyon için ABD üç uçak gemisi dahil geniş bir askeri gücü bölgeye sevk ediyor.
ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’a yönelik yeni bir saldırı planı hazırladı. Planlanan harekatın ABD’de 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerinin ardından başlaması gündemde yer alıyor.
The New York Times gazetesinin kaynaklara dayandırdığı habere göre, hazırlıkları yapılan plan kısa süreli ancak yoğun bir operasyonu öngörüyor.
Askeri birimlerin tatbikatlarını artırdığı bu süreçte, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth olası saldırı senaryolarını İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ele aldı.
Hedef listesinde İran’ın nükleer tesisleri, enerji altyapısı ile füze ve insansız hava aracı cephanelikleri var.
Gazeteye konuşan bazı yetkililer, yeni saldırı dalgasının İran ekonomisine ağır zarar verebileceğini ve Tahran yönetimini taviz vermeye zorlayabileceğini öne sürüyor.
Buna karşılık bazı kaynaklar, çatışmaların yeniden başlamasının şubat ile nisan ayları arasındaki önceki harekattan daha başarılı olacağından şüphe duyuyor.
Söz konusu önceki harekat, enerji fiyatlarının yükselmesine ve ABD’nin önleme füzeleri stoklarının tükenmesine yol açmıştı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın bu operasyonu onaylayıp onaylamayacağı henüz netlik kazanmadı.
Planların seyrinde İsrail’deki iç siyasi durumun da etkili olabileceği değerlendiriliyor; zira ülkede genel seçimler 27 Ekim’de yapılacak.
Gazeteye görüş veren bazı uzmanlar, Netanyahu’nun savaş tehdidini ulusal birlik hükümeti kurmak amacıyla kullanabileceğini savunurken, diğerleri muhalefetin başbakana yönelik güvensizliğine dikkat çekiyor.
Washington bölgesel yayılmadan çekiniyor
Washington yönetimi, çatışmaların bölge geneline yayılma ihtimalinden de endişe duyuyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, İran destekli Husilerin saldırıları nedeniyle Çarşamba günü Suudi Arabistan’daki zorunlu olmayan kamu personelinin ve ailelerinin ülkeden ayrılması talimatını verdi.
Üç uçak gemisi, savaş uçakları ve özel kuvvet birliklerini kapsayan ABD askeri gücünün kasım ayı başına kadar bölgeye tamamen konuşlandırılması planlanıyor.
Masadaki hedefler arasında “Pickaxe” adlı yer altı nükleer tesisi de yer alıyor. Trump bu tesise karşı “tüm bombaların anası” olarak bilinen yüksek tahrip gücüne sahip GBU-43/B bombasının kullanılabileceğini dile getirdi; ancak uzmanlar bu mühimmatın yerin derinliklerindeki kompleksi imha edebileceğinden şüphe ediyor.
Tahran yönetimi ise gerilimin olası tırmanışına karşı kendi hazırlıklarını yürütüyor ve hedef listesini genişletme tehdidinde bulunuyor. İran’ın olası karşı saldırılarında gemiler ve enerji altyapısının yanı sıra veri merkezleri ile deniz altı internet kablolarının da hedef alınabileceği belirtiliyor.
İranlı müzakerecinin danışmanı Mehdi Muhammedi, ABD’nin yeni harekatı 72 saat içinde bitirme hesabını “hayal” olarak nitelendirdi. Muhammedi, Tahran’ın vereceği yanıtın daha şiddetli ve beklenmedik olacağını kaydetti.
Financial Times ise daha önce İsrail’in 10 Ekim için planladığı İran operasyonunun, ABD Başkanı’nın Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı çatışmalara dönmek istememesi nedeniyle iptal edildiğini aktarmıştı.
Habere göre ordu, Netanyahu’nun talimatıyla nükleer tesislere, İran yönetimine, elektrik santrallerine ve sivil altyapıya yönelik çok günlük bir saldırı hazırlamıştı. Bu harekatın şubatta başlayan operasyondan daha yoğun olması tasarlanmıştı.
Washington yönetimi Tahran’dan Hürmüz Boğazı ve nükleer program konularında bir anlaşma koparmayı hedefliyor.
Financial Times‘a konuşan bir kaynak, “Ya bir anlaşma olacak ya da bir saldırı” diyerek önümüzdeki haftalarda operasyonun başlayabileceğini ifade etti.
Aynı gazeteye konuşan bir başka yetkili, İsrail’in hazırlıklarının müzakerelerde İran üzerinde baskı kurma amacı taşıyabileceğini dile getirdi.
Axios da Pentagon’un saldırıların yeniden başlatılması için hazırlık emri verdiğini, ancak belgede belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın nihai kararı henüz vermediğini bildirmişti.
ABD ve İsrail, İran’a karşı operasyonu 28 Şubat’ta başlatmıştı. İran bu hamleye bölgedeki ABD ve İsrail tesislerine saldırarak ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini kısıtlayarak karşılık vermişti.
Taraflar haziran ayında ateşkesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın kaldırılmasına yönelik müzakereleri öngören bir mutabakat zaptı imzalamış, ancak ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar devam etmişti.
Ortadoğu
İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.
İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.
Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.
Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.
Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.
Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.
Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.
Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.
Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.
Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü
İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.
Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.
Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.
Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.
Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.
Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.
İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.
Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.
ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.
15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.
Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.
Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.
Ortadoğu
Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.
İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.
İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.
Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.
Netanyahu reaches 61 seats in Channel 14’s latest poll. He doesn’t in i24’s.
Both give him a stronger position than Kan and Maariv. Likud gets 29 seats in Channel 14, 25 in i24, 21 in Kan and 18 in Maariv.
Count the same five lists—Likud, Shas, United Torah Judaism, Otzma… pic.twitter.com/Qb0fCq0qdK
— Zvika Klein צביקה קליין (@ZvikaKlein) October 19, 2026
Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor
Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.
Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.
Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.
Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.
Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.
Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti
Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.
Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.
Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.
Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor
Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.
Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.
Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.
Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.
Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları








