Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İran’ın nükleer programı hakkında neler biliniyor?

Yayınlanma

13 Haziran’da İsrail, Yükselen Aslan Operasyonu’nu başlattı ve bu çerçevede İran’ın nükleer tesislerine ve önde gelen fizikçilerin konutlarına yoğun saldırılar düzenledi.

İran’ın nükleer programı nasıl başladı?

İran, nükleer projesini 1950’lerde Şah Muhammed Rıza Pehlevi döneminde başlattı. Proje, ABD’nin desteğiyle ve Dwight Eisenhower yönetiminin “Barış için Atom” adlı sivil atom enerjisi geliştirme programı kapsamında hayata geçirildi. 1967’de, ülkede nükleer enerjiyi geliştirmek amacıyla Tahran Nükleer Araştırma Merkezi kuruldu. ABD, merkeze GA Technologies tarafından üretilen 5 MW gücünde ilk reaktörü, yaklaşık 6 kg uranyum ve 112 g plütonyum tedarik etti.

Başlangıçta çalışmalar sıkı bir dış denetim altında yürütüldü. İran, 1958’de resmen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) üyesi oldu ve ardından düzenli olarak kurumun denetimlerini kabul etti. 1968-1970 yıllarında, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nı (NPT) imzalayıp onaylayarak bu ölümcül teknolojinin kullanımını gönüllü olarak sınırlandırdı.

1974’te İran, UAEA ile kapsamlı bir güvence denetimi anlaşması imzalayarak yalnızca barışçıl atomla ilgilendiğini bir kez daha teyit etti. Aynı yıl Tahran, ülke genelinde toplamda yaklaşık 20 GW kapasiteye sahip 22 nükleer reaktör inşa etmeyi öngören nükleer enerji geliştirme planını ilk kez yayımladı.

1974’te İran, 1 milyar dolar karşılığında uluslararası Eurodif konsorsiyumunun sahip olduğu Tricastin’deki (Fransa) uranyum zenginleştirme tesisinin yüzde 10’luk hissesini satın aldı. İlk güç üniteleri üzerinde Alman Kraftwerk Union ve Fransız Framatome şirketlerinden uzmanlar çalıştı. Basında yer alan haberlere göre ABD, İran topraklarında altı ila sekiz, Almanya dört ve Fransa sekiz reaktör inşa etmeyi planlıyordu.

Nükleer enerji altyapısıyla birlikte, ülkede istenildiğinde nükleer silah üretimi için kullanılabilecek bir bilimsel ve teknik potansiyel de oluşturuldu. Kısa süre sonra Batılı istihbarat servisleri ve UAEA uzmanları, İran’ı silah kalitesinde uranyum üretmenin eşiğinde duran bir “eşik devlet” olarak tanıdı. UAEA’nın hesaplamalarına göre İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokları altı atom bombası yapmaya yetecek düzeyde.

Batı, İran’ın nükleer programından neden endişe duydu?

1979’da İran’da Şah rejimi devrildi. Bunun neticesinde Batılı fizikçi ve mühendisler İran’ı terk etti ve nükleer proje askıya alındı.

Bu dönemin en belirgin örneği, 1975’te İran’ın güneyinde bir Alman şirketinin gücüyle inşasına başlanan Buşehr Nükleer Santrali’nin hikayesi. Şirketin uzmanları işin yaklaşık yüzde 85’ini tamamlamıştı. Ancak proje, İslam Devrimi’nden sonra durdu ve yaklaşık 30 yıl boyunca yarım kaldı. 1992’de İran, inşaatın yeniden başlatılması için Rusya ile anlaşma imzaladı. Eylül 2011’de Buşehr Nükleer Santrali’nin ilk güç ünitesi şebekeye bağlandı. Kasım 2014’te ülkeler, VVER-1000 reaktörlerine sahip ikinci ve üçüncü güç ünitelerinin inşası için bir sözleşme daha imzaladı.

1980’lerde İran, Pakistan ve Çin’den gelen teknolojilerle nükleer programını yeniden başlattı. Buna paralel olarak Batılı ülkeler, İslami yönetimin kendilerine tedarik edilen ekipmanı silah üretimi için kullanacağından endişe etmeye başladı. 1992-1993 yıllarında ABD ve İsrail, İran’ı ilk kez askeri bir nükleer programa sahip olmakla suçladı.

Örneğin, Bonab’daki Atom Enerjisi Araştırma Merkezi şüphe altına girdi. İran’ın açıklamasına göre merkez, tarımsal amaçlı araştırmalar yürütüyordu. Ancak Batılı uzmanlar, oradaki çalışmaların barışçıl programın sınırlarını aştığına inanıyordu. 1997’de dönemin UAEA Genel Direktörü Hans Blix, merkezi denetlemek üzere ziyaret etti ancak beyan edilmemiş faaliyet bulamadı.

2003 yılında İran’da, UAEA’ya kayıtlı olmayan uranyum zenginleştirme santrifüjleri bulundu. Kurum temsilcileri, ülkedeki tesislerin kapasitesinin barışçıl amaçlar için gerekenin üzerinde olduğunu belirtti. Daha sonra İran, santrifüj ve lazerle zenginleştirme faaliyetlerinde bulunduğunu kabul etti.

Örneğin, füze ve patlayıcıların geliştirilip üretildiği Parçin’deki askeri kompleks soruşturma altına alındı. 2004 yılında basında, Parçin’de hidrodinamik deneyler için konteynerler inşa edildiği yazıldı. UAEA, bu tür deneylerin silah geliştirme belirtisi olarak kabul edilebileceğini değerlendirdi. 2015 yılında müfettişler Parçin’deki askeri kompleksi denetledi ve basında yer alan haberlere göre tesisin arazisinde nükleer malzeme izlerine rastladı.

Nükleer anlaşma müzakereleri nasıl ilerledi?

İran’da zenginleştirilmiş uranyum izlerinin bulunmasının ardından Tahran ile derhal müzakerelere başlandı. 2003 yılında uluslararası baskı altında Tahran, NPT’ye ek bir protokol imzaladı ve UAEA’nın tavsiyeleri üzerine ağır su üretimini ve zenginleştirme tesislerini durdurdu.

2005’te İran’da yapılan seçimleri muhafazakâr Mahmud Ahmedinejad kazandı. Zaferinin ardından nükleer projeyi yeniden başlattı ve müzakereleri neredeyse tamamen durdurdu. Sonuç olarak UAEA, İran’ın yükümlülüklerini ihlal ettiğini ayrı bir karar metniyle kayda geçirdi. Bunun ardından Birleşmiş Milletler, 2006-2010 yılları arasında silah ihracatını, nükleer malzeme ve nükleer sanayi ekipmanı ithalatını yasakladı.

Buna paralel olarak ABD ve AB, İran’a karşı ticaret, finans, teknoloji ve yakıt-enerji kompleksleri gibi ekonomisinin neredeyse tüm sektörlerini etkileyen yaptırımlar uyguladı. 2022’deki Rusya’nın Ukrayna’ya dönük askeri müdahalesinden önce İran, yaptırım uygulanan şirket ve kişi sayısı bakımından dünya lideri olarak kabul ediliyordu.

Tüm kısıtlamalara rağmen İran, tam nükleer yakıt döngüsünü oluşturmayı tamamladı ve ardından Batılı ülkelerle müzakerelere yeniden başladı. 2015 yılında Tahran, uluslararası arabulucular olan Rusya, Çin, ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya ile birlikte Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nı hazırladı. Plan, atom enerjisi üzerinde sürekli dış denetim ve nükleer silahlardan vazgeçme karşılığında yaptırımların kaldırılmasını öngörüyordu. Basında bu belge kısaca nükleer anlaşma olarak adlandırıldı. Anlaşma 14 Temmuz 2015’te imzalandı ve ardından 2231 sayılı BM kararıyla güvence altına alındı.

Mayıs 2018’de ABD, Başkan Donald Trump’ın girişimiyle anlaşmadan çekildi ve yaptırımları yeniden uygulamaya koydu. Bunun ardından İran, yaklaşık bir yıl daha anlaşmalara uydu. Ancak daha sonra nükleer deneylere yeniden başladı. Mayıs 2019’da Tahran, başlangıçtaki stratejisine geri döndü ve nükleer anlaşmanın imzalanmasından sonra yeniden yapılandırdığı Natanz’daki uranyum zenginleştirme tesisleri, Arak’taki reaktör ve Fordo’daki yeraltı tesisi gibi işletmelerin kapasitelerini yeniden artırdı.

Arak’taki kompleks, İran’ın en büyük nükleer tesislerinden biri olarak kabul ediliyor. Kompleks, silah kalitesinde plütonyum üretimine olanak tanıyan 40 MW gücünde bir nükleer reaktör (IR-40) ve bu reaktör için yılda 100 tona kadar ağır su üreten bir tesisi içeriyor.

Reaktörün inşasına 2004’te başlandı ancak müzakereler sırasında çalışmalar durduruldu. 2016’da İran, reaktörün kalbini çıkarıp betonla doldurdu. Tesis ise bu süreçte döteryum ve oksijen-18 izotop gazı kullanarak tıbbi ürünlere odaklandı. Nükleer anlaşmanın bozulması nedeniyle Mayıs 2019’da Arak’taki kompleks başlangıçtaki planlarına geri döndü.

Tahran, Natanz’daki tesislerin varlığını 2003 yılında dönemin UAEA Genel Direktörü Muhammed el-Baradei’nin ziyareti sırasında resmen doğruladı. Kompleks, en az 50 bin santrifüj için tasarlanmış altı yer üstü ve üç yeraltı binasından oluşuyor. Müzakereler sayesinde İran, santrifüjlerin üçte ikisini durdurmuş ve uranyum zenginleştirmesini yüzde 3,67 ile sınırlamıştı (silah üretimi en az yüzde 20 gerektiriyor).

Nükleer anlaşmanın bozulmasının ardından Natanz’daki tesisler kapasitelerini artırdı ve Nisan 2021’de uranyumuyüzde 60’a kadar zenginleştirebilecek duruma geldi. Kasım 2024’te Tahran, UAEA’yı tesise 6 bin santrifüj daha kurma planı hakkında bilgilendirdi.

Fordo’daki yeraltı uranyum zenginleştirme tesisi 80-90 metre derinlikte bulunuyor. Tesis 2012’de faaliyete geçti. Resmi açıklamaya göre, tesisteki 3 bin santrifüj tıp, tarım, sanayi ve bilim ihtiyaçları için uranyumu yüzde 20’ye kadar zenginleştiriyordu. Bozulan anlaşmanın sonucunda 2023’te UAEA uzmanları, tesiste neredeyse yüzde 84’e kadar zenginleştirilmiş uranyum parçacıkları tespit etti. Haziran 2025’te İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami, Tahran’ın tesise yeni ve verimli IR-6 santrifüjleri yerleştirdiğini açıkladı.

Şubat 2021’e gelindiğinde İran, UAEA’nın tesislerine erişimini önemli ölçüde kısıtladı ve denetimleri fiilen durdurdu. Sonuç olarak, Joe Biden yönetimi altında ABD, nükleer anlaşmaya geri dönmeye çalıştı. Bu kapsamda Viyana’da Rusya, Çin, Fransa, İngiltere ve Almanya ile dolaylı müzakereler yürüttü ancak bunlar sonuç vermedi.

Mayıs 2025’te Umman’da nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması amacıyla yeni ABD-İran müzakereleri yapıldı. Müzakerelerin ardından Donald Trump, Tahran’ın tekliflerinin kabul edilemez olduğunu belirtti. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney ise ABD’nin tekliflerinin ülkesinin çıkarlarına aykırı olduğunu belirtti.

İran’da kaç nükleer tesis var?

Ülkede toplamda 18 nükleer altyapı tesisi bulunuyor. Örneğin, merkezdeki İsfahan eyaletinde 3 bin uzmanın çalıştığı bir araştırma merkezi, uranyum işleme tesisleri ve IR-40 reaktörü için yakıt peletleri üreten fabrikalar yer alıyor. Erdekan’daki tesis, Sagand uranyum madeninden çıkarılan cevherleri sarı pastaya dönüştürüyor. Maden yatağının toplam rezervi 1,55 milyon tonu buluyor. Bu malzeme hem atom enerjisi hem de silahlar için kullanılıyor.

Bunun yanı sıra İran iki yeni nükleer santral daha inşa ediyor: güneydeki Hürmüzgan eyaletinde 5000 MW kapasiteli Sirik Nükleer Santrali ve güneybatıdaki Huzistan eyaletinde 300 MW kapasiteli Karun Nükleer Santrali. Ülke, 2041’e kadar toplam 20 GW kapasiteli beş nükleer santral inşa etmeyi planlıyor.

İran’daki birçok nükleer tesis düzenli olarak saldırılara maruz kalıyor. 2024 yılında Amerikan haber portalı Axios, İsrail’in İran’a yönelik hava saldırıları sonucunda Parçin’de nükleer silah geliştirmeye yönelik gizli bir merkezin imha edilmiş olabileceğini bildirdi.

Natanz’daki kompleks de defalarca saldırıya uğradı. 2009-2010 yıllarında, Stuxnet virüsü bulaşması da dahil olmak üzere birkaç siber saldırıya dayandı. 2021’de bir patlama sonucu tesisin elektrik dağıtım şebekesinde arıza meydana geldi ve İranlı yetkililer bu olayı İsrail’in bir provokasyonu olarak değerlendirdi.

UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi, İsrail’in Yükselen Aslan Operasyonu sırasında Natanz’daki pilot tesisin yer üstü kısmının ve tesisin elektrik altyapısının hedef alındığını bildirdi.

Ortadoğu

BAE, veri merkezi planlarını revize ediyor

Yayınlanma

Birleşik Arap Emirlikleri, ABD dışında gerçekleştirilecek en büyük projelerden biri olan 5 gigawatt’lık yapay zeka veri merkezi projesinin planlarını sessizce revize ediyor.

BAE, İran savaşı sonrasında kritik altyapının nasıl ve nerede inşa edilmesi gerektiğine dair yeniden değerlendirme sürecine girdi.

Konuya yakın altı kaynağın Reuters’a verdiği bilgiye göre, başlangıçta Abu Dabi’de 26 kilometre kare büyüklüğünde bir kampüs olarak tasarlanan projenin, artık BAE genelinde yayılmış bir veri merkezi ağından oluşması muhtemel.

Kaynaklara göre, proje bu bakımdan yeniden şekillenecek.

Yetkililer, hava savunma sistemleri ve bazı tesislerin yer altına inşa edilmesi dahil olmak üzere, tesisleri insansız hava araçları ve füze saldırılarından daha iyi korumanın yollarını da değerlendirdiklerini belirttiler.

Amerikalı teknoloji şirketleriyle ortaklaşa inşa edilen BAE-ABD Yapay Zeka Kampüsü’ne ilişkin planlar, geçen yıl Başkan Donald Trump’ın zengin Körfez ülkesine yaptığı ziyaret sırasında duyurulmuştu.

Proje, ekonomisini petrolden uzaklaştırmaya çalışan BAE’nin küresel bir yapay zeka gücü olma hedeflerinin merkezinde yer alıyor.

Proje, BAE ulusal güvenlik danışmanı ve cumhurbaşkanının kardeşi Şeyh Tahnun bin Zayed el Nahyan’ın kontrolündeki yapay zeka şirketi G42 tarafından yürütülüyor.

Nvidia yapay zeka çiplerine ve diğer gelişmiş ABD teknolojilerine erişim karşılığında BAE, Çin ile yapay zeka alanındaki bağlarını kesmeyi ve Stargate girişiminin ABD’deki veri merkezlerine yatırım yapmayı kabul etmişti.

Stargate, OpenAI, Oracle ve SoftBank arasında yapay zeka altyapısı kurmak amacıyla kurulan bir ortak girişim.

Reuters, BAE yetkililerinin yeni bir ana planı sonuçlandırmaya ne kadar yaklaştığını veya önerilen değişikliklerin inşaat maliyetlerini ve zaman çizelgelerini ne ölçüde etkileyebileceğini belirleyemedi.

Stargate UAE olarak bilinen, 30 milyar dolarlık ve 1 gigawatt kapasiteli bir hesaplama kümesinden oluşan projenin ilk aşamasının inşaatı geçen yıl başladı.

İlk 200 megawattlık kapasitenin bu yıl devreye girmesi planlanıyor.

Projede G42 ile ortaklık yapan Oracle’ın Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Direktörü Larry Ellison’a göre, proje tamamlandığında BAE’deki tüm devlet kurumlarını ve ticari kuruluşları dünyanın en gelişmiş yapay zeka modellerine bağlayacak yeterli kapasiteye sahip olacak. 

Projede olası revizyonlara ilişkin Reuters’ın sorularına yanıt veren G42, yapay zeka kampüsü çalışmalarının planlandığı gibi ilerlediğini belirtti.

Şirket, ayrıntılara girmeden, “Projenin ayrıntıları, bu ölçekteki kritik altyapılardan beklenen güvenlik, dayanıklılık ve operasyonel standartlar doğrultusunda sürekli olarak gözden geçiriliyor,” dedi.

OpenAI, yapay zeka vizyonunu gerçekleştirmek için BAE ile birlikte çalıştığını ve “bunu hayata geçirmek için gerekli altyapı ve benimseme öncelikleri konusunda iyi ilerleme kaydettiğini” belirtti.

Kaynaklar Reuters’a, Tahran’ın İran’a yönelik ABD ve İsrail hava saldırılarına misilleme olarak, Amerikan kuvvetlerini barındıran Körfez komşularına füze ve insansız hava araçları fırlatmaya başlamasının hemen ardından Birleşik Arap Emirlikleri yetkililerinin yapay zeka altyapı planlarını gözden geçirmeye başladığını bildirdi.

Mart ayında gerçekleşen saldırılarda Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki iki Amazon Web Services (AWS) veri merkezi ile Bahreyn’deki bir veri merkezi hasar gördü.

Şirketin web sitesindeki son güncellemelere göre, bölgedeki bulut bilişim hizmetleri hâlâ kesintiye uğramış durumda.

Nisan ayında İran silahlı kuvvetleri, Stargate UAE’nin de potansiyel bir hedef olduğu yönünde bir uyarı videosu yayınladı.

Videoda, kompleksin inşa edildiği yeri gösterdiği iddia edilen bir harita yer alıyordu ve altında “Hiçbir şey gözümüzden kaçmaz” yazıyordu.

Konuya aşina iki kaynak, daha önce kamuoyuna açıklanmamış olan Al ⁠Dhafra Hava Üssü yakınlarındaki bir şantiyenin konumunu doğruladı.

Abu Dabi’nin dış mahallelerinde bulunan üs, ABD askerlerine ev sahipliği yapıyor ve Şubat ayında başlayan savaş sırasında hedef alınmıştı.

Başkan Joe Biden döneminde ABD Dışişleri Bakanlığı Arap Yarımadası İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapan Daniel Benaim, uzun süredir kendilerini güvenli liman olarak pazarlayan Körfez ülkeleri için bu çatışmanın bir “iktisadi deprem” olduğunu söyledi.

Washington merkezli bir düşünce kuruluşu olan Orta Doğu Enstitüsü’nde araştırmacı olan Benaim, “Kritik altyapıyı güçlendirmek için değişiklikler hayati önem taşıyor. Bölgedeki her ülke, riski azaltmak ve uluslararası ortakları ile yatırımcıları güvence altına almak için neler yapabileceğini değerlendirecek,” dedi.

Sektörden bir yönetici ve konuyla ilgili bilgilendirilen bir başka kişiye göre, BAE’deki yapay zeka kampüsünün inşaatının ilk aşamasının, tesisi hava saldırılarından korumak için bazı değişiklikler yapılsa da planlandığı gibi devam etmesi bekleniyor.

Projenin geri kalan kısmının muhtemelen birden fazla lokasyona yayılacağını belirttiler.

İki kaynağa göre, yetkililer yeraltında inşaat yapmanın yanı sıra, ordunun kullandığı veriler gibi en hassas verileri barındıran tesisleri dağların içine yerleştirmeyi de değerlendiriyor.

ABD, Çin ve Avrupa’da veri merkezleri, kullanılmayan madenlerin, Soğuk Savaş döneminden kalma sığınakların veya mağaraların içine inşa ediliyor.

BAE, çoğunlukla düz, çöl arazisinden oluşuyor. Fakat Res’ül Hayme ve Fuceyre emirliklerinin kuzey ve kuzeydoğu bölgelerinde uzanan dağ sıraları bulunuyor.

Üç kaynağın belirttiğine göre, yeniden tasarım sürecine hava savunma sistemleri dahil ediliyor.

Bunlara insansız hava aracı ve füze önleyiciler ile elektronik sinyal bozma ekipmanları da dahil.

Bir başka kaynak ise, diğer olası önlemler arasında patlamaya dayanıklı beton kullanımı ile yedek güç ve soğutma sistemlerinin eklenmesinin yer aldığını belirtti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran depoladığı parçalarla balistik füze montajını canlandırıyor

Yayınlanma

İran, İsrail ve ABD’nin aksi yöndeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde depoladığı parçalarla balistik füze üretimine yeniden geçti. Wall Street Journal gazetesinin eriştiğini iddia ettiği istihbarat raporları, nisan ayındaki ateşkes sürecinde tünel girişleri açılan Hocir gibi merkezlerde hareketliliğin sürdüğünü belgeliyor.

İran, İsrail ve ABD makamlarının bu kapasitenin tamamen ortadan kaldırıldığı yönündeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde balistik füze üretimine yeniden başladı.

The Wall Street Journal gazetesinin ABD’li ve Ortadoğulu yetkililere dayandırdığı haberine göre Tahran yönetimi, üretim sürecinde önceden depoladığı parçalardan yararlanıyor.

Yetkililer, savaşın başlangıcında füze sahalarına ve sanayi tesislerine düzenlenen saldırılara rağmen İran’ın hem katı hem de sıvı yakıtlı füzelerin montajına devam ettiğini aktarıyor.

İstihbarat verileri, ülkenin güneydoğusundaki Hocir kompleksi de dahil çok sayıda yer altı merkezinde hareketlilik olduğunu ve yeni hava saldırılarından korunmak amacıyla ilave yer altı montaj noktaları oluşturulmaya çalışıldığını gösteriyor.

ABD ve İsrail operasyonlarının bazı tesisleri tahrip etmesi ve deniz ablukasının katı yakıt bileşenleri ile parça ithalatını zorlaştırması nedeniyle, mevcut montaj işlemleri savaş öncesine kıyasla daha düşük hacimlerle sürdürülüyor.

ABD merkezli Füze Savunma İttifakı kıdemli analisti Tal Inbar, sürece ilişkin değerlendirmesinde tesislerin hedef alınmadığı anlarda hasarlı altyapının onarılabileceğini, diğer ülkelerden parça temin edilerek buralarda saklanabileceğini vurguladı.

Inbar, İran’ın füze üretim kapasitesini yeniden inşa etmediğini düşünmenin saflık olacağını kaydetti.

Tesislerin imha edildiğini ve Tahran’ın ciddi biçimde güç kaybettiğini savunan yetkili, İran’ın şu anda hiç olmadığı kadar zayıf bir durumda kaldığını, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu ülkenin nükleer silaha ulaşmasına asla müsaade etmeyeceğini söyledi.

Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, ABD’nin İran’a ait insansız hava aracı, balistik füze ve donanma sanayi altyapısının yüzde 90’a varan kısmını yok ettiğini, Tahran’ın füze ve İHA fırlatma kabiliyetini büyük ölçüde zayıflattığını dile getirdi.

Bir diğer ABD hükümet yetkilisi, Tahran yönetiminin haziran ortasında Hürmüz Boğazı’nın açılması ve savaşın sonlandırılmasına dair Trump yönetimiyle yürüttüğü ön müzakerelerin ardından üretimi düşük ölçekte de olsa yeniden canlandırmış olabileceğine işaret etti. Yetkili, mevcut stoklarla en az iki yüz füzenin monte edilebilecek durumda olduğunu belirtti.

CNN televizyonunun mayıs sonundaki haberinde, ABD ve İsrail’in maliyetli mühimmatlarla vurduğu yer altı füze sığınaklarının Tahran yönetimi tarafından buldozer ve damperli kamyonlar kullanılarak yeniden açılmaya çalışıldığı aktarılmıştı.

Nisan ayındaki ateşkes kararının ardından kazı faaliyetleri hız kazandı; 18 farklı noktada isabet alan 69 tünel girişinden 50’si yeniden ulaşıma hazır hale getirildi.

Uzmanlar, sadece tünel girişlerini bombalayarak füze gücünü yok etmenin imkansız olduğunu, bunun bombardımanların sınırını ortaya koyduğunu vurguladı.

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth nisan ayında İran’ın füze programını fiilen bitirdiklerini iddia etmişti. Ancak NBC News’ün haberinde, Tahran’ın ateşkes sürecini askeri gücünü toparlamak amacıyla değerlendirdiğine dikkat çekilmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Pakistan: Husilere yönelik misillemeyi henüz görüşmedik

Yayınlanma

Pakistan, Yemen direnişinin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarına yanıt olarak Mekke Anlaşması kapsamında İslamabad’dan gelecek bir askeri tepki konusunda herhangi bir görüşme yapılmadığını belirtti.

Öte yandan Pakistan Dışişleri, “zamanı geldiğinde” Pakistan’ın harekete geçeceğini de ekledi.

Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Saccad Haydar Han, haftalık basın toplantısında, İslamabad’ın Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan ortak savunma anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini nasıl yerine getirmeyi planladığına dair bir soruya yanıtladı.

Han, “Şu anda bu konuda herhangi bir görüşme yok… Zamanı geldiğinde anlaşma kapsamında harekete geçeceğiz,” dedi.

Geçen ay imzalanan ortak savunma anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı bir saldırının, üçüne de yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.

Bu soru, Yemen’deki Husilerin (Ensarullah) bu hafta Suudi şehirlerine ve enerji ⁠altyapısına saldırması üzerine gündeme geldi.

Reuters, İslamabad’ın Tahran’ı, “Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştıran Yemenli Husi müttefiklerini dizginlemesi konusunda uyardığını” bildirdi.

Yine Reuters‘ta yer alan habere göre, ​Suudi yetkililer ile Pakistan ve Türk ordularından üst düzey temsilciler, Husi saldırılarına verilecek yanıtı koordine etmek üzere Riyad’da bir araya geldi.

Taraflar, birliklerinin Yemen’e girmemesi ve verilecek herhangi bir yanıtın Suudi Arabistan topraklarından başlatılması konusunda anlaştı.

ABD ile İran arasındaki çatışmada arabuluculuk da yapan Pakistan, bu saldırıları kınadı fakat savunma anlaşmasının hükümleri uyarınca nasıl tepki verebileceğine dair ayrıntı vermedi.

Han ayrıca, Washington’un küresel enerji arzını da aksatan bölgesel kargaşayı kontrol altına almakta zorlanırken, Mekke İttifakı’nı genişletmeye yönelik herhangi bir planın bulunmadığını belirtti.

Bu arada Ensarullah, Yemen’in güney batısında, Bab el-Mendeb boğazına yakın sahil kenti Muha’yı ele geçirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English