Bizi Takip Edin

Avrupa

Birleşik Krallık’ta BBC krizi sürüyor

Yayınlanma

Donald Trump’ın konuşmasının izleyicileri yanlış yönlendirdiği iddiaları üzerine iki tepe yöneticisi istifa eden İngiliz devlet yayıncısı BBC, yasal tehditler ve fon krizi ile de karşı karşıya.

ABD Başkanı Donald Trump pazartesi günü, devlet tarafından finanse edilen kurumun haberlerinde tarafgirlik iddiaları üzerine Genel Müdür Tim Davie ve BBC News genel müdürü Deborah Turness’ın istifasından sadece birkaç saat sonra, BBC’ye karşı yasal işlem başlatmakla tehdit etti.

Başkan Trump, BBC’yi “tahrif edilmiş” bir konuşma nedeniyle 1 milyar dolarlık tazminat davası açmakla uyardı.

İngiliz sağının önde gelen isimleri ile Trump ve müttefikleri tarafından da gündeme getirilen bu anlaşmazlık, BBC yöneticilerinin uyması gereken kurallar ve en önemlisi finansman şekli konusunda bakanlarla zorlu bir müzakere sürecine girmeye hazırlandığı bir dönemde ortaya çıktı.

Bu müzakerelerin sonucu, bir zamanlar imparatorluğun sesi olan bu tarihi İngiliz yayıncının mevcut haliyle ayakta kalıp kalmayacağını belirleyecek.

Trump’ın müttefiki, Reform UK’in lideri ve ülkenin bir sonraki başbakanı olabilecek Nigel Farage, destekçilerinin tezahüratları eşliğinde pazartesi günü düzenlediği basın toplantısında, “Sadece iki çalışanı kovmak, BBC’nin derinliklerinde yatan ve onlarca yıldır süregelen kültürel sorunları ortadan kaldırmaz,” dedi.

Farage, BBC’nin küçülmesini istiyor

Farage’ın hedefinde bir başka konu da, BBC’nin on yıllardır süren ve hanelerin ödediği yıllık ücrete dayanan finansman modelinin yeniden düzenlenmesi.

Farage, “Bu Trump ile ilgili değil. Trump, son haftalarda, aylarda ve hatta on yıllarda gördüklerimizin son damlası,” dedi.

Kriz, Britanya’nın liberallerini zor durumda bıraktı. Liberal Demokrat Parti lideri Ed Davey, Başbakan Keir Starmer, Muhafazakâr Parti lideri Kemi Badenoch ve Reform lideri Nigel Farage’a gönderdiği mektupta, İngiliz politikacıları BBC’yi savunmaya çağırdı ve “BBC, Trump’a değil, Britanya’ya aittir,” uyarısında bulundu.

BBC’nin son krizi, geçen hafta Telegraph gazetesinin kanalın eski standartlar danışmanı Michael Prescott tarafından yazılan ve içeriğindeki bir dizi iddia edilen eksikliği ele alan bir notu yayınlamasıyla tetiklendi.

Bu eksiklikler arasında transseksüel konular, Gazze’deki savaş ve Trump’ın başkanlığı yer alıyordu.

BBC’nin tepe yöneticileri, Trump’ın konuşmasını tahrif eden belgesel nedeniyle istifa etti

En ağır suçlama, Panorama programındaki görüntülerin, ABD başkanının Ocak 2021’de destekçilerine “Kongre’ye yürüyeceğiz ve ben de sizinle birlikte orada olacağım, savaşacağız. Sonuna kadar savaşacağız,” dediğini yanlış bir şekilde ima etmek için seçici bir şekilde düzenlendiği iddiasıydı.

Aslında bu sözler, neredeyse bir saat arayla yapılan konuşmanın farklı bölümlerinden alınmış ve Trump’ın destekçilerine “barışçıl ve vatansever bir şekilde sesinizi duyurun” dediği bölüm atlanmıştı.

BBC, uzun süredir tüm siyasi kesimlerden, “bir tarafı diğerine tercih etmemesi” gerektiğini belirten yönetim tüzüğüne uymadığı yönündeki suçlamalara maruz kalıyordu. Fakat pazartesi günü BBC Başkanı Samir Shah, bir özür metni yayınlayarak “yanlış karar” için kamuoyundan özür diledi.

Yayıncının yeni sözleşmesi müzakere ediliyor

BBC, Kraliyet İmtiyazı anlaşması uyarınca, yayıncı, televizyon izleyen veya kaydeden ya da BBC iPlayer’ı izleyen her hanenin ödemesi gereken lisans ücretiyle finanse ediliyor.

Mevcut İmtiyaz 2017’de başladı ve 31 Aralık 2027’ye kadar geçerli. Müzakereler henüz başlangıç aşamasında ama görüşmelere aşina olan kişiler, bakanların vergileri artırdığı bir dönemde finansman konularının gündemi domine edeceğini söylüyor.

İmtiyazın yenilenmesini yöneten Kültür Bakanı Lisa Nandy, ocak ayında lisans ücretine alternatifler hakkında “oldukça radikal” düşündüğünü ve abonelik modelini de göz ardı etmediğini söyledi.

BBC lisans ücretini uzun süredir eleştiren Farage, yayıncının “kendini toparlamaması” halinde milyonlarca kişinin ödemeyi “reddedeceğini” söyledi.

BBC anketine göre izleyicilerin üçte birinden fazlası kurumun bağımsızlığından şüpheli

Beyaz Saray, Farage’ın yeni kanalına açık destek verdi

Farage, sağ eğilimli GB News’in yıldız sunucusu olarak ticari yayıncılık sektöründe de söz sahibi. Trump’ın basın sekreteri Karoline Leavitt, X’te yaptığı bir paylaşımda, yeni kurulan kanala destek vererek, “@BBCNews, Trump karşıtı sahte haberler yayınladığı için ölüyor. Herkes @GBNEWS’i izlemeli!” dedi.

Muhafazakâr Gölge Kültür Bakanı Nigel Huddleston ise, “BBC, neden giderek daha fazla insanın lisans ücretini ödemek istemediğine çok dikkat etmelidir, çünkü bunu paralarının karşılığını almadıklarını düşünüyorlar ya da içeriğe katılmıyorlar,” uyarısında bulundu.

Fakat son İmtiyaz müzakerelerine katılan eski Muhafazakâr kültür bakanı John Whittingdale, finansmanın “tamamen ayrı bir tartışma konusu” olduğunu ileri sürdü.

Whittingdale, “BBC’ye nasıl ödeme yapacağınız konusu, editoryal konularla tamamen ayrı tutulmalı, çünkü BBC’nin bağımsızlığı hâlâ çok önemli bir ilke,” dedi.

Başbakanlık, BBC’nin kurumsal olarak önyargılı olduğuna inanmadığını vurgulayarak, dezenformasyon çağında yayıncının “hayati rolünü” işaret ederek tartışmayı hafifletmeye çalıştı.

Muhafazakârlardan “yumuşak güç” hatırlatması

Hem Muhafazakârlar hem de Reformcular, BBC’yi yok etmek gibi bir niyetleri olmadığını ısrarla belirtiyorlar.

Huddleston Pazartesi günü yaptığı açıklamada, “BBC’nin bir geleceği var, çünkü güçlü bir küresel markaya sahip, fakat güvenilirliğini ve itibarını korumak için tarafsızlık ilkesine bağlı kalmalı ve haber ve güncel olaylar programlarının kendi editoryal kurallarına uygun olmasını sağlamalı,” dedi.

BBC’nin savunucularının yayıncıya finansman sağlanması lehine öne sürdükleri temel argümanlardan biri, 40’tan fazla dilde haber sunan BBC World Service gibi girişimler aracılığıyla oynadığı “yumuşak güç” rolü. Fakat BBC, tasarruf sağlamak amacıyla bu yıl işten çıkarmalar yaptı.

Muhafazakâr milletvekili Julian Smith, BBC yönetim ekiplerinin çok daha hızlı, titiz, siyasi güven ve anlayışla ele alınması gereken iç skandallara, editoryal ve kurumsal sorunlara odaklanmış olmasının talihsiz olduğunu söyledi.

Smith, “Bu, BBC’nin küresel erişimi ve bunun yabancı yumuşak güce olası etkisi konusunda hükümete nasıl en fazla fayda sağlanacağı ve gerektiğinde nasıl savunulacağı konusundaki odaklanmanın kaybedilmesine neden oldu,” dedi.

Whittingdale ise BBC’yi “olağanüstü iyi bir yayıncı” olarak nitelendirerek “BBC’ye ihtiyacımız var” dedi.

BBC’ye “yayınlarında İsrail karşıtı önyargı” suçlaması

BBC’deki “iç darbe”nin arkasındaki isim kim?

Öte yandan BBC yönetim kurulu içerisindeki Muhfazakâr Parti bağlantılı bir ismin, iki yöneticinin istifasında önemli bir rol oynadığı öne sürülüyor.

The Guardian’da yer alan habere göre bu isim, Muhafazakârların eski danışmanlarından Robbie Gibb. Gibb, Davie ve Turness’in istifalarından önce yapılan iç yönetim kurulu toplantılarında BBC’nin Donald Trump, Gazze ve trans hakları ile ilgili haberleri hakkında eleştirilerini dile getirdi.

Kaynaklar gazeteye, Gibb’in BBC’nin editoryal yönergeleri ve standartlar komitesinin eski bağımsız dış danışmanı Prescott’ın notunu tartışan iki BBC yönetim kurulu toplantısında “saldırıyı yönettiğini” söyledi.

Bu toplantıların sonuncusu geçen perşembe günüydü: Bu toplantı, Davie ve Turness, Prescott’un “önyargı” iddiaları üzerine çıkan tartışmaların şiddetlenmesi üzerine BBC’deki görevlerinden istifa ettiklerini açıklamadan üç gün önceydi.

BBC’nin üst kademelerinde yaşanan dramatik çöküş, kurum içinde öfkeli tepkilere yol açtı. Bir kaynak The Guardian’a “Şüphesiz bu bir darbeydi” dedi.

BBC’nin medya muhabiri Katie Razzall ve en önemli siyasi sunucularından Nick Robinson, yönetim kurulu ile bir anlaşmazlık yaşandığını, haber yöneticilerinin bir özür metni yayınlamak istediklerini ama yönetim kurulunun bunu engellediğini söyledi.

Avrupa

AB’ye geri dönüş Londra’ya serbest ticaret anlaşmalarını feda ettirebilir

Yayınlanma

İngiltere’de yeni Başbakan Andy Burnham’ın AB’ye geri dönüş olasılığını gündeme alması, İşçi Partili eski hükümet yetkililerinin maliyet uyarılarına yol açtı. Bloomberg’ün haberinde, Margaret Thatcher döneminde kazanılan bütçe indiriminin kalkması halinde Londra’nın yıllık 5 milyar sterlin ek harcamayla karşılaşacağı ve Brexit sonrası imzalanan üçüncü ülke anlaşmalarının iptal edileceği kaydedildi.

İngiltere’nin Avrupa Birliği’ne (AB) tam üye olarak geri dönmesi durumunda, ülkenin her yıl yaklaşık 5 milyar sterlin (6,6 milyar dolar) ek harcama yapmak zorunda kalabileceği belirtildi.

Bloomberg’in eski Başbakan Keir Starmer yönetiminde görev almış İşçi Partili yetkililere dayandırdığı habere göre, olası bir geri dönüş Londra açısından ciddi bir mali yük ve ticari tavizler getirecek.

Söz konusu maliyet artışının temel nedenlerinden birini, eski Başbakan Margaret Thatcher döneminde elde edilen bütçe indiriminin kaldırılma ihtimali oluşturuyor.

İngiltere’nin ortak AB bütçesine yaptığı net katkıyı yüzde 66 oranında düşüren bu mekanizmanın yürürlükten kalkması, Starmer’ın eski çalışma arkadaşlarına göre İngiliz ekonomisine doğrudan ek yük getirecek.

Yetkililer mali faturaya karşılık Brüksel’in bazı başlıklarda taviz verebileceğini dile getiriyor.

Bu kapsamda AB yönetiminin, İngiltere’yi Schengen Bölgesi’ne katılmaya ya da euro para birimine geçmeye zorlamayabileceği değerlendiriliyor.

Buna karşın üyeliğe dönüş doğrudan mali harcamaların ötesinde kapsamlı ticari zorunlulukları da beraberinde getirecek.

Haberde, Londra’nın AB’den ayrıldıktan sonra üçüncü ülkelerle imzaladığı bütün bağımsız ticaret anlaşmalarını iptal etmek zorunda kalacağına dikkat çekildi.

Temmuz ayı sonunda başbakanlık görevinden ayrıldığını duyuran Keir Starmer’ın yerine geçen yeni Başbakan Andy Burnham, bir sonraki genel seçimlerde İngiltere’nin birliğe geri dönüşü için kampanya başlatabileceğini açıklamıştı.

Yıl sonunda düzenlenmesi planlanan zirvede ele alacağı üç seçeneği paylaşan Burnham; tam üyelik, AB tek pazarına erişim ve gümrük birliğine katılım başlıklarını değerlendireceğini bildirdi.

Starmer da başbakanlığı öncesinde Brexit sürecine destek vermemiş, ayrılık koşullarının yumuşatılmasını savunarak sürecin iptalini de seçenekler arasına alan ikinci bir teyit referandumu düzenlenmesi için çaba göstermişti.

İngiltere’de 23 Haziran 2016 tarihinde yapılan referandumda seçmenlerin yüzde 51,9’u birlikten ayrılma yönünde oy kullanmıştı.

Ülke, 47 yıllık üyeliğin ardından 31 Ocak 2020’de AB’den resmen ayrıldı. Londra, üyelik sürecinde çeşitli ayrıcalıklar ve istisnalar içeren özel bir statüye sahipti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Hamburg Limanı, NATO askeri lojistiği için modernize edilecek

Yayınlanma

Almanya, Hamburg Limanı’nı hem ekonomik rekabet gücünü artırmak hem de NATO’nun savunma lojistiğine hizmet etmek amacıyla genişletmeye hazırlanıyor. Federal hükümetin 2028 yılından itibaren kaynak aktaracağı projeyle rıhtımlar yenilenecek, gemi dönüş alanı 600 metreye çıkarılacak.

Almanya’nın en büyük limanı konumundaki Hamburg Limanı, hem ülke ekonomisini canlandırma hem de NATO’nun askeri lojistik ihtiyaçlarını karşılama hedefiyle kapsamlı bir yenileme sürecine giriyor.

Bild gazetesinin haberine göre limanın, 2028 yılından itibaren özel bir federal fondan mali destek alması planlanıyor.

Hamburg liman sahalarının devlet teşvik haritasına dahil edilmesine ilişkin resmi kararın bu yılın sonuna kadar çıkması bekleniyor.

Projeyle birlikte rıhtım duvarlarının yenilenmesi, eskiyen vinçlerin modern alternatifleriyle değiştirilmesi ve bağlantı yollarının geliştirilmesi hedefleniyor.

Yatırımların temel amacını, limanın Avrupa’nın önde gelen lojistik merkezleri arasındaki konumunu yeniden güçlendirmek oluşturuyor.

Liman altyapısında sivil ve askeri hedefleri birleştiren “çift kullanım” yaklaşımı öne çıkıyor.

Plan çerçevesinde inşa edilecek altyapı, standart konteyner trafiğini hızlandırmanın yanı sıra olası bir kriz anında NATO’ya ait ağır askeri teçhizat ve zırhlı araçların sevkiyatına da kesintisiz lojistik zemin hazırlayacak.

Gazetenin aktardığı ayrıntılara göre 2030’lu yıllara kadar gemi manevra alanının çapının 600 metreye çıkarılması öngörülüyor. Bu genişletme adımı, yeni nesil mega konteyner gemilerinin limana güvenli şekilde yanaşabilmesini sağlayacak.

Liman idaresi, yılın başında kaydedilen yük trafiğindeki gerileme ve pazar payı kaybının ardından toparlanma işaretleri görüldüğünü bildirdi.

İyileşme sürecinde, liman işletmecisi HHLA şirketinin bir buçuk yıldır kilit hissedarları arasında yer alan dünyanın en büyük deniz taşımacılığı firması MSC belirleyici rol oynuyor.

Şirket, HHLA terminalleri üzerinden gerçekleştirdiği elleçleme hacmini artırma taahhüdünde bulundu.

Hamburg eyalet yönetimi ise büyük taşımacılık şirketlerine bağımlılığı dengelemek adına yük trafiğini çeşitlendirme arayışını sürdürüyor.

Hamburg Ekonomi Senatörü Melanie Leonhard, kentin Avrupa, Güney Amerika ve Hindistan ile ticari bağlarını genişletmeyi hedeflediklerini açıkladı.

Almanya’nın liman hamlesi, savunma harcamalarındaki genel artış eğilimiyle eşzamanlı ilerliyor.

2025 yılında Avrupa’da savunmaya en fazla bütçe ayıran ülke olan Almanya’nın, ordunun imkanlarını geliştirerek 2030’a kadar kıtanın önde gelen askeri gücüne dönüşebileceği belirtiliyor.

ABD merkezli Foreign Affairs dergisi şubat ayındaki değerlendirmesinde, Berlin’in bu askeri yükselişinin Avrupa’yı güçlendirmek yerine kıta içinde yeni bölünmelere yol açabileceği uyarısına yer vermişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Alman donanması kıyılardaki etkinliğini artırıyor

Yayınlanma

Bremerhaven limanının yüksek kapasiteli bir askeri merkez haline getirilmesi ve muhtemelen Emden’de kurulacak beşinci Alman deniz üssü ile birlikte, federal hükümet Alman kıyılarının askeri hale getirilmesi sürecini hızlandırıyor.

German Foreign Policy’nin aktardığına göre Bremerhaven’da, muazzam miktardaki silah ve mühimmatı mümkün olduğunca çabuk boşaltmak ve Doğu Avrupa’daki potansiyel savaş alanlarına nakletmek için gerekli lojistik altyapı modernize edilecek ve genişletilecek.

Bu, bu hafta Savunma Bakanlığı ile Bremen belediye yetkilileri arasında imzalanan bir mutabakat zaptında öngörülüyor.

Federal hükümet bu amaçla 1,35 milyar avroya kadar kaynak sağlarken, Bremen eyaleti de 212 milyon avrodan fazla katkı sağlıyor.

Bremen, ülke genelinde yoksulluk riskinin en yüksek olduğu ve çocuk yoksulluğu oranının en yüksek olduğu eyalet.

Yoksullukla mücadele yerine askeri lojistiğin genişletilmesi için yüz milyonlarca avroluk bir meblağın ayrılması, eyalet hükümetinde yer alan Sol Parti’den senatörler tarafından da destekleniyor.

Bremerhaven’de modernizasyon faaliyetleri yoğunlaştı

Denizyolu yük elleçleme açısından Hamburg’un ardından ikinci, Wilhelmshaven’ın önünde yer alan Almanya’nın en büyük ikinci limanı olan Bremerhaven Limanı, askeri yüklerin elleçlenmesi için ideal olarak kabul ediliyor.

Liman, sadece konteynerlerin değil, araçların da boşaltılması için önemli bir kapasiteye; ayrıca savaş tankları gibi ağır askeri teçhizatı bile taşıyabilecek ağır yük alanlarına sahip. Buna ek olarak, kilitlerden geçmeden erişilebildiği için ulaşımı önemli ölçüde daha kolay ve hızlı.

Son olarak, karayolları ve özellikle de demiryollarıyla iyi bağlantılara sahip; bu da bir kriz veya savaş durumunda silah ve mühimmatın hızlı bir şekilde nakledilmesi için hayati önem taşıyor.

Limanın askeri bir aktarma merkezi olarak özel uygunluğu, tarihinden de kaynaklanıyor: Liman, İkinci Dünya Savaşı’nın sonundan beri ABD kuvvetleri tarafından kullanılıyor.

Soğuk Savaş döneminde, Federal Almanya Cumhuriyeti’ndeki merkezi aktarma limanı olarak hizmet vermiş ve buna uygun olarak genişletilmişti.

1990’dan sonra ABD için önemini yitirdi; fakat Ukrayna çatışmasının tırmanmasıyla birlikte, ABD’nin varlığı yeniden arttı.

Başlangıçta Defender Europe 2020 gibi tatbikatlar kapsamında, ardından 2022’den itibaren Ukrayna savaşı bağlamında ABD faaliyetleri tırmanışa geçti.

Uzmanlar, 2023 gibi erken bir tarihte bile Bremerhaven’ın “tıpkı eski günlerdeki gibi bir silah merkezi” olarak işlev gördüğünü belirtmişlerdi.

Limanlar askeri lojistik için optimize ediliyor

Federal hükümet şu anda limanın askeri lojistik kapasitesini daha da artırmak için çalışıyor.

Örneğin, “liman havuzlarının derinleştirileceği ve karayolu ile demiryolu bağlantılarının genişletileceği” bildiriliyor.

Konteyner tesisleri modernize edilecek ve daha ağır yükleri taşıyabilecek şekilde uyarlanacak.

Bu durum hem vinçler hem de depolama alanları için geçerli olup, bu alanların yeni bölgelere doğru genişletilmesi de planlanıyor.

Liman işletmecisi Bremenports’un bir sözcüsünün “Askeri teçhizatın verimli bir şekilde taşınması artık sadece tanklarla sınırlı değil” dediği aktarılıyor.

Günümüzde silah ve mühimmat da konteynerlerle teslim ediliyor ve savaş durumunda bunların hızla boşaltılıp ileriye taşınması gerekecek.

Bunu sağlamak için Kaiserhafen’da yeni bir demiryolu döner köprüsünün inşası da planlanıyor. Raporlara göre mevcut köprü, askeri teçhizatın hareketini gereksiz yere yavaşlatan bir “darboğaz” olarak tanımlanıyor.

Ayrıca, askeri lojistiğe yoğun bir şekilde odaklanılması, oldukça maliyetli güvenlik önlemlerini de gerektiriyor.

Örneğin, sadece yeni çitler ve mahremiyet perdeleri inşa edilmekle kalmayacak, aynı zamanda insansız hava aracı savunma sistemleri kurulacak ve siber güvenlik önlemleri alınacak.

Sol Partili senatörlerden silahlanmaya destek

Federal hükümet, Bremerhaven’daki askeri lojistiği optimize etmek ve bununla bağlantılı olarak Bremen Havalimanı’nın Bundeswehr’in ihtiyaçlarına daha uygun hale getirilmesi amacıyla 2031 yılına kadar yaklaşık 1,35 milyar avro tahsis ediyor.

Bremen Belediye Başkanı Andreas Bovenschulte’ye göre bu, Alman hükümetinin Bremen eyaletindeki bir projeye şimdiye kadar sağladığı en büyük hibe.

Bremen eyaleti ise “Bremerhaven 2031 Konuşlanma Merkezi” projesine ek olarak 212 milyon avro katkıda bulunuyor.

Bremen eyalet bütçesinden bu şekilde büyük meblağlar savaş hazırlıklarına aktarılırken, 2024 yılında eyalet nüfusunun yaklaşık yüzde 25,9’u yoksulluk riski altında, tüm çocukların ise yüzde 28,6’sı yoksulluk içinde yaşıyor olarak sınıflandırıldı.

Bu durum, Bremen’i yoksulluk riski en yüksek ve çocuk yoksulluğu oranı en yüksek eyalet yapıyor.

Bremerhaven’daki askeri lojistiğin eyalet bütçesinden yüz milyonlarca avroluk bir meblağla finanse edilmesine ilişkin onay, Sol Parti’ye mensup iki Bremen senatöründen de geldi.

Sol Partili Ekonomi ve Limanlardan Sorumlu Senatör Kristina Vogt, yeni tesisler inşa etmek yerine “halihazırda sivil amaçlarla kullanılan altyapımızı askeri amaçlar için iyileştirmenin” “akılcılığını” övdü.

Baltık Denizi’nin militarizasyonuna Kuzey Denizi de ekleniyor

Bremerhaven askeri merkezinin genişletilmesiyle birlikte Almanya’nın kıyılarının militarizasyonu ilerliyor.

Şimdiye kadar Almanya’nın denizcilik altyapısının odak noktası Baltık Denizi kıyılarıydı. Bunun nedeni kısmen Soğuk Savaş döneminde Federal Almanya Cumhuriyeti’nin denizcilik faaliyetlerinin Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı ülkelerine yönelik olmasıydı.

Birkaç eğitim tesisinin yanı sıra, Alman Donanması burada öncelikle Eckernförde, Kiel ve Rostock-Warnemünde’de bulunan üç büyük deniz üssünü ve Rostock’ta bulunan Deniz Komutanlığı’nı işletiyor.

Kuzey Denizi’nde ise bunlara Wilhelmshaven’daki deniz üssü ve Cuxhaven yakınlarındaki Nordholz’da bulunan Deniz Hava Komutanlığı ekleniyor.

Deniz Hava Komutanlığı, Kiel’de konuşlanmış 1. Operasyon Filosu ve Wilhelmshaven’da konuşlanmış 2. Operasyon Filosu ile birlikte Alman Donanması’nın üçüncü büyük birimi.

Şu anda, Bundeswehr’e bağlı yaklaşık 16.000 asker ve 1.800 sivil personel, Donanma’nın ana üslerinde ve çeşitli küçük tesislerinde görev yapıyor.

Silahlı kuvvetlerin diğer kollarında olduğu gibi, Alman Donanması da personel sayısını artırmayı hedefliyor.

Almanya’nın beşinci deniz üssü inşa edilecek

Mevcut dört deniz üssü ve Bremerhaven askeri merkezine ek olarak, federal hükümet kısa süre içinde yine Kuzey Denizi’nde inşa edilecek beşinci bir deniz üssünün yapımını duyurmayı planlıyor.

Haberlere göre, üssün yeri olarak Emden seçildi. Burada pazartesi günü Savunma Bakanı Boris Pistorius ve Aşağı Saksonya Eyalet Başbakanı Olaf Lies’in olası yeni bir deniz üssüyle ilgili sonraki adımları ana hatlarıyla açıklaması planlanıyor.

Emden, Soğuk Savaş döneminde bir deniz üssüne ev sahipliği yapmıştı ama üs 1997’de kapatılmıştı.

Haberlere göre, Emden’in lehine olan argümanlardan biri, Aşağı Saksonya’nın Kuzey Denizi limanları arasında en geniş kullanılmayan alana sahip olması.

Kullanılmayan arazinin nasıl akılcı bir şekilde değerlendirileceği konusunda bir süredir tartışmalar sürüyor ama bu tartışmalar daha önce sivil kullanıma odaklanmıştı.

Alman Donanması’nın planlarına göre, yeni deniz üssü yedi fırkateyn, on mayın tarama gemisi ve on römorkörün yanı sıra dört haneli sayıdaki Bundeswehr askeri ve sivil personeli barındıracak.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English