Bizi Takip Edin

Diplomasi

Avustralya dışişleri bakanı, Çinli mevkidaşıyla görüşmesinde füze denemesinden rahatsızlığını dile getirdi

Yayınlanma

Avustralya Dışişleri Bakanı Penny Wong, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ile görüşmesinde Pekin’in füze denemesini gündeme getirdi. Manila’daki ASEAN toplantısı kapsamında Avustralyalı mevkidaşı Penny Wong ile bir araya gelen Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ise, Canberra’ya “çifte standartlardan vazgeçme” çağrısında bulundu.

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Avustralya’nın Çin’in askeri kapasitesindeki artış ve yakın zamanda gerçekleştirdiği füze denemesine ilişkin kaygılarını dile getirdiği görüşmede, Canberra yönetimini “çifte standartlardan” vazgeçmeye ve ikili ilişkilerdeki iyileşme ivmesini korumaya çağırdı.

Wang, salı günü Avustralya Dışişleri Bakanı Penny Wong ile yaptığı görüşmede, Canberra ile Pekin’in karşılıklı saygı ve eşitlik temelinde farklılıklarını ele alması gerektiğini söyledi.

Çin Dışişleri Bakanlığının açıklamasına göre Wang, “İki taraf, anlaşmazlıkları yönetirken ortak noktalar aramalı ve ilişkilerin önyargılar nedeniyle sekteye uğramasına ya da zarar görmesine izin vermek yerine, olumlu gelişmeyi besleyen sağlıklı bir döngü oluşturmalıdır” dedi.

Bakanlığın açıklamasında Wang’ın ayrıca Avustralya’nın iç işlerine karışmama ilkesine bağlı kalmasını ve çifte standartlardan vazgeçmesini umduğunu ifade ettiği belirtildi.

İki bakan, ASEAN öncülüğünde düzenlenen dışişleri bakanları toplantısı kapsamında Manila’da bir araya geldi.

Avustralya Dışişleri Bakanlığının yayımladığı açılış konuşması tutanağına göre Wong, ülkesinin Pekin’e yönelik tutarlı yaklaşımını yineledi.

Wong, “İşbirliği yapabileceğimiz alanlarda işbirliği yapacağız, anlaşmamız gereken konularda ise görüş ayrılıklarımızı ortaya koyacağız. Diyaloğu sürdürmek istiyoruz, çünkü bunun ulusal çıkarlarımıza uygun olduğuna inanıyoruz” dedi.

Wong, Canberra’nın “güvenli ve profesyonel askeri davranış ile niyetler konusunda şeffaflık ve güvence verilmesinin önemi” de dahil olmak üzere bölgesel güvenlik meselelerini görüşmek istediğini belirtti.

Aynı gün Bloomberg’e verdiği televizyon röportajında Avustralya’nın güvenlik kaygılarını da dile getiren Wong, Çin’in askeri kapasitesini artırmasına ve 6 Temmuz’da Pasifik’te belirlenen sulara yönelik gerçekleştirdiği stratejik füze denemesine dikkat çekti.

Wong, Bloomberg’e yaptığı açıklamada, “Bölgemizde İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana görülen en büyük askeri yığınağa tanıklık ediyoruz” dedi. Bölge ülkelerinin “niyetlere ilişkin güvence ve şeffaflık konusunda teminat” beklediğini söyledi.

Çin’in son füze denemesine ilişkin değerlendirmesinde Wong, denemenin “bölge ülkelerinin beklediği düzeyde önceden bildirim, öngörülebilirlik ve dolayısıyla niyetlere ilişkin güvence sağlanmadan” gerçekleştirildiğini savundu.

Pekin ise füze fırlatmasını savundu. Çin donanması daha önce yaptığı açıklamada, tatbikatın yıllık eğitim programının rutin bir parçası olduğunu bildirmişti. İlgili ülkelere önceden bilgi verildiğini, operasyonun herhangi bir ülkeyi hedef almadığını ve uluslararası hukuka tamamen uygun şekilde gerçekleştirildiğini açıklamıştı.

Wang, salı günü ASEAN toplantısı kapsamında düzenlenen bir başka ikili görüşmede Kanada Dışişleri Bakanı Anita Anand ile de bir araya geldi.

Çin Dışişleri Bakanlığının açıklamasına göre Wang, görüşmede Pekin’in iki ülke arasındaki üst düzey temasların bir sonraki aşaması için hazırlık yapmaya hazır olduğunu söyledi.

Wang, Çin’in küresel yönetişim ve yapay zekâ dahil olmak üzere çok taraflı konularda Kanada ile koordinasyonunu güçlendirmeye ve hassas meseleleri uygun biçimde ele alarak “istikrarsız bir dünyaya daha fazla kesinlik kazandırmaya” hazır olduğunu ifade etti.

Kanada Dışişleri Bakanlığının açıklamasına göre iki bakan, Başbakan Mark Carney’nin ocak ayında Çin’e yaptığı resmi ziyaretten bu yana ikili ilişkilerin geliştirilmesi yönünde kaydedilen ilerlemeyi değerlendirdi.

Bu kapsamda dışişleri bakanları arasında her yıl düzenli toplantılar yapılması ve ikili ulusal güvenlik ve hukukun üstünlüğü diyaloğunun yeniden başlatılması planları ele alındı.

Ottawa ile Pekin arasındaki ilişkilerin yumuşaması, ABD Başkanı Donald Trump’ın Kanada’yı Çin ile ilişkilerini onarmaya iten gümrük vergisi savaşı ortamında gerçekleşiyor.

Carney’nin ocak ayındaki ziyareti sırasında iki ülke, Kanada’nın Çin üretimi elektrikli araçlara uyguladığı gümrük vergisini önemli ölçüde düşürmesini öngören bir ön anlaşmaya varmıştı.

Buna göre, yıllık 49 bin araçlık ithalat kotasına tabi olmak üzere, söz konusu tarifenin 1 Mart’tan itibaren yüzde 6,1’e indirilmesi kararlaştırılmıştı.

Buna karşılık Çin de mart ayından itibaren Kanada’nın başlıca tarım ürünlerine uyguladığı gümrük vergilerini düşürdü.

Diplomasi

ABD’nin BM temsilcisi Waltz: İbrahim Anlaşmalarına başka ülkeler de katılmak istiyor

Yayınlanma

ABD’nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Mike Waltz, İran’ın müzakere masasına dönmesi için “kapının açık” olduğunu belirtti ve İbrahim Anlaşmalarına başka ülkelerin de katılmak istediğini söyledi

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yan etkinlikleri kapsamında New York’ta düzenlenen bir “Al-Monitor Live” etkinliğinde konuşan Waltz, yönetimin İran’la olan savaşı ele alış biçimini savundu ve geçen hafta altıncı yıl dönümünü kutlayan İbrahim Anlaşmalarını övdü.

ABD’nin arabuluculuğunda İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri, Fas ve Bahreyn arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasını sağlayan anlaşmalar, 15 Eylül 2020 tarihinde Beyaz Saray’da imzalanmıştı.

Al-Monitor danışmanı Andrew Parasiliti’nin, 28 Şubat’ta başlayan bu çatışmada zamanın ABD’nin lehine işlediğine inanıp inanmadığını sorması üzerine Waltz, “Bunun böyle olduğuna inanıyorum,” dedi.

Waltz, “İran’ın müzakere masasına dönmesi için kapı açık,” diye ekledi. Fakat Tahran’ın son zamanlarda müzakerelerin yeniden başlaması için şart olarak ABD yaptırımlarının kaldırılmasını ve tazminat talep ettiğine dair haberleri “fantastik” olarak nitelendirdi.

Waltz, İran para biriminin çöküşünü ve diğer iktisadi baskıları gerekçe göstererek, “İran rejimi 1979’dan bu yana en zayıf noktasında ve giderek zayıflıyor. Müzakerelere geri dönecekler, umarım barışçıl ve diplomatik bir şekilde,” dedi.

İran riyali, bu ayın başlarında gayri resmi piyasada ABD doları karşısında 2,25 milyon gibi rekor bir düşük seviyeye geriledi.

Waltz, Trump yönetiminin Gazze’ye yönelik yaklaşımını, belirli zorluklara odaklanan ve bunların çözümünde doğrudan menfaati olan ülkeleri bir araya getiren “yeni bir tür çok taraflılık” olarak nitelendirdi.

Bu yaklaşımın merkezinde, Trump’ın 20 maddelik Gazze planının uygulanmasını denetleyen Başkan Donald Trump’ın Barış Kurulu yer alıyor.

Bu plan, bölgenin idaresinden sorumlu Filistinli teknokratik komiteyi, yeniden inşa çabalarını ve Uluslararası İstikrar Gücü’nü içeriyor.

Temmuz ayında kurul, planın en zorlu ve çözülmemiş sorunlarından biri olan Hamas ve diğer silahlı grupların silahsızlandırılması ile İsrail’in aşamalı olarak geri çekilmesini hedefleyen bir yol haritası açıkladı.

Fakat bu adımların sıralanması konusunda anlaşmazlık nedeniyle uygulama durma noktasına geldi ve Waltz, İsrail’in 27 Ekim’deki parlamento seçimlerine atıfta bulunarak, İsrail ile görüşmelerin “seçimler sonuçlandıktan sonra ilerleyeceğini” beklediğini söyledi.

Waltz, İbrahim Anlaşmalarına katılmakla ilgilenen “aday üyeler” olduğunu söyledi ama bunların kimler olduğunu belirtmedi.

Ayrıca, bu ayın başlarında büyükelçi değiş tokuşu konusunda anlaşmaya varan İsrail ve Fas’ı övdü.

Bu anlaşma, Fas’ın 2020’de İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesinden bu yana irtibat bürosu düzeyinde kalan ikili ilişkileri bir üst seviyeye taşıdı.

Büyükelçi ayrıca, Irak Başbakanı Ali el-Zeydi’nin “İran destekli” milisleri devletin kontrolü altına alma çabasını övdü ve Tahran’ın “zayıflamış devleti”nin bu milislerin etkisini sınırlamak için bir fırsat yarattığını savundu.

Zeydi, 30 Eylül’ü (ABD önderliğindeki koalisyon güçlerinin geri kalanının çekilmesi için son tarih) silahsızlanma çabasıyla ilişkilendirmişti.

Fakat Iraklı yetkililer o zamandan beri milislerin silahlarını teslim etmeleri için sabit bir son tarih olmadığını belirterek, Bağdat’ın hâlâ İran’la ittifak halindeki en güçlü gruplardan bazılarının direnişiyle karşı karşıya olduğunu vurguladılar.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Kanada: Birleşik Krallık bizimle işbirliği yapmalı

Yayınlanma

Kanada Maliye Bakanı François-Philippe Champagne, Birleşik Krallık’ın Kanada ile Avrupa arasında önerilen iktisadi ittifakla “işbirliği yapması” gerektiğini söyledi.

Kanadalı BBC’ye verdiği demeçte, “Burada asıl mesele, geleceğin ittifakını kurmak. Dünya değişti. Amerika değişti. Dolayısıyla bizim de değişmemiz gerekiyor,” dedi.

Champagne, geçen ay bir anlaşmanın bozulmasının ardından Kanada-ABD ticaret savaşına ilişkin samimi bir değerlendirmede bulunarak, ülkenin gümrük vergileri uygulayarak “sanayilerimizi, işçilerimizi ve ülkemizi koruduğunu” söyledi.

Champagne’ın bu açıklamaları, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in, blok için emsalsiz bir adım olan Kanada’ya AB ortak üyeliği için “kapıyı açmayı” önermesinin ardından geldi.

Champagne, von der Leyen’in önerisinin yapılmasından kısa bir süre sonra Kanada Başbakanı Mark Carney’nin Strasbourg’da AB’ye hitap etmek üzere yaptığı ziyaretin amacının “geleceğin ittifakını kurmak” olduğunu söyledi.

İngiltere Merkez Bankası’nın eski başkanı olan Carney, daha önce iktisadi büyüme, dayanıklılık ve güvenlik konularında birlikte çalışan “orta güçler” ittifakından bahsetmişti.

Champagne de Birleşik Krallık ve Kanada’nın ortak değerlere sahip olduğunu belirtti:

“Ortaklığa farklı bir bakış açısıyla yaklaşmamız gerekiyor ve harika olan şey şu ki, Kanada’ya –ve bence Birleşik Krallık’a da– baktığımızda aynı değerleri paylaştığımızı görüyoruz. Dünya görüşümüz açısından birbirimizle büyük ölçüde uyumluyuz. Neden bir araya gelmiyoruz? Bağımsız ve egemeniz ama birlikte daha güçlüyüz.”

İngiltere geçen yıl Haziran ayında ABD ile bir ticaret anlaşmasını yeniden müzakere etse de, son haftalarda Falkland Adaları ve İrlanda’nın birleşmesi konusunda başkanın söylemlerinde yaşanan bazı değişikliklerin ardından, Kanada-AB arasındaki yeni ittifak, İngiltere’nin Brexit sonrası Avrupa’daki konumunun yanı sıra ABD’ye karşı tutumuna dair de soru işaretleri yaratıyor.

Carney, geçen hafta Liverpool’da Başbakan Andy Burnham ile bir araya gelirken, Champagne ise cuma günü Şansölye John Healey ile birlikte Dublin’de düzenlenen AB maliye bakanları toplantısına katıldı.

AB ile Kanada arasında daha yakın bağlar kurulmasına yönelik gelişen görüşmeler, Ottawa’nın ABD ile tırmanan bir ticaret savaşının ortasında kalmış olmasıyla eşzamanlı olarak gerçekleşiyor.

Her iki taraf da Ağustos ayında görüşmelerin son anda kesilmesinin ardından karşılıklı gümrük vergileri uyguluyor.

Trump ayrıca, ortak üyelik planının ABD’ye karşı “düşmanca” olduğu ortaya çıkarsa AB’ye daha fazla gümrük vergisi uygulayacağı tehdidinde bulunmuş, bu fikri gülünç olarak nitelendirmiş ve Kanada’yı “berbat bir ticaret ortağı” olarak tanımlamıştı.

Champagne, ticaret savaşının Kanada tarafından seçilen bir çatışma olmadığını söyledi:

“Buna karşılık verdik çünkü bir noktada ‘yeter artık’ demek zorundasınız. Kimse iktisadi egemenliğimizi ihlal edemez… dünya bunu fark etti.”

Bakan, Kanada’nın “ölçülü, hedefli ve stratejik… dolar-karşılığı-dolar, gümrük vergisi-karşılığı-gümrük vergisi“ yanıtının ardından gerginliğin tırmanmasını istemediğini ve ülkenin güney komşusuyla ”doğru zamanda yeniden ilişki kuracağını“ belirtti.

Bakan, etkilenen sektörlere ”ne kadar sürerse sürsün ve ne gerekiyorsa“ destek verileceğini de ekledi.

Champagne, Kanada’nın güçlü mali durumunun ülkenin dayanıklılığını desteklediğini ve ABD ile yaşanan anlaşmazlığın çeşitlendirme için ”altın bir fırsat” sunduğunu savundu.

Geçen yıl, seçilmesinin ardından Carney, Ottawa’daki Kanada Parlamentosu’nun açılışını yapmak üzere Kral Charles’ı davet etmişti.

Bu hamle, Kanada’nın ABD’nin bir parçası olabileceği yönündeki Trump’ın tekrarlanan önerisine bir ret olarak değerlendirilmişti.

AB’nin Kanada için “ortak üyelik” müzakereleri yapma teklifinin ayrıntıları henüz resmileştirilmedi.

Champagne, bunun “büyük fırsatlar sunan bir an” olduğunu ve Kanada ile AB arasındaki mevcut ilişkileri güçlendireceğini söyledi.

Carney geçen hafta, Kanada’nın AB’nin üniversite, bilimsel araştırma, yapay zeka ve savunma fon programlarına katılımının yanı sıra, genç Kanadalı ve Avrupalıların “okyanusu aşıp eğitim görebilme ve yaşayabilme” imkânına da dikkat çekti.

Carney, Kanada’nın kritik öneme sahip mineraller ve gaz tedarik edebileceğini ve Avrupa’nın ileri teknolojilerine erişim arayışında olacağını belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD ile Danimarka arasında Grönland anlaşması

Yayınlanma

ABD, Danimarka ve Grönland, Kuzey Kutbu’ndaki Ada’nın güvenliğini ABD’nin istediği şekilde düzenleyecek bir anlaşmaya vardı.

Anlaşma, ABD’nin Grönland’da önemli bir askeri varlık kurmasına izin verirken, Washington’un “rakiplerinin” adada kendi üslerini kurmasını yasaklıyor.

Anlaşmanın önümüzdeki hafta yapılacak BM Genel Kurulu sırasında imzalanması bekleniyor.

Anlaşmanın temel ayrıntıları, Danimarka’nın özerk bölgesi olan Grönland’daki ABD askeri varlığının boyutu ve dış politika ile kaynaklar üzerinde Washington’a herhangi bir resmi yetki devredilip devredilmeyeceği dahil olmak üzere, kamuoyuna açıklanmadı.

ABD, Grönland anlaşması ile ne alacak?

Trump, sosyal medyada yaptığı açıklamada, anlaşma kapsamında “Amerika Birleşik Devletleri’nin, Grönland’ın ve Amerika Birleşik Devletleri’nin güvenliğini sağlamak ve savunmak için Grönland’da gerekli olan her şeyi SÜREKLİ olarak yapma yetkisine sahip olacağını” belirtti.

Ayrıca, anlaşmanın ABD’ye “Grönland’daki güvenlik ve diğer tüm ihtiyaçlar üzerinde kalıcı kontrol” sağlayacağını da ekledi.

1950’lerde, ABD ile Sovyetler Birliği arasında yaşanabilecek bir nükleer çatışmada yok olma korkusu nedeniyle uzun menzilli nükleer bombardıman uçaklarının ve erken uyarı sistemlerinin Grönland’da konuşlandırılması gerektiğinden, adada önemli bir ABD askeri varlığı bulunmaktaydı.

ABD, füzeleri izlemek amacıyla adadaki Pituffik uzay üssünde hâlâ sınırlı bir askeri varlığını sürdürüyor.

Danimarka cumartesi günü yaptığı açıklamada, Arktik adasındaki ABD askeri varlığının önemli ölçüde genişletilmesine olanak tanıyacak ve Trump yönetimi ile şekillenmekte olan bir anlaşmanın Grönland üzerindeki egemenliğini tehlikeye atmayacağını belirtti.

Danimarka, Grönland’da ABD’ye karşı savaş planları yapmış

Danimarka ve Grönland liderleri, anlaşmanın Grönland’ın kendi kaderini tayin hakkına ve Danimarka Krallığı’nın egemenliğine saygı göstereceği konusunda halklarını rahatlatmaya çalıştılar.

Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen, “Umarız bu belirsizlik dönemi, (Danimarka) Krallığı’nın kırmızı çizgilerine saygı gösterirken, Arktik ve Kuzey Atlantik’teki güvenliği ve dolayısıyla NATO ve Avrupa içindeki ortak güvenliğimizi güçlendirecek bağlayıcı bir anlaşmaya yol açacak,” dedi.

Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen ise önerilen anlaşmanın “Krallığımızın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ile Grönland halkının kendi kaderini tayin hakkını tanıdığını” belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English