Asya
Çin’in füze testi nükleer denizaltı kabiliyetlerini ortaya koydu

Füze testi, Çin’in nükleer caydırıcılığı açısından kritik önem taşıyan hassas denizaltı kabiliyetlerini ortaya koydu
Analist ve diplomatlara göre Çin’in pazartesi günü Güney Pasifik’e doğru denizaltından fırlattığı balistik füze, ülkenin askeri yönetimine gelişmekte olan nükleer caydırıcılığının en karmaşık ve hassas operasyonlarından bazılarını inceleme fırsatı verdi.
Uzmanlar, tespit edilmeden faaliyet göstermeye çalışan nükleer silahlı denizaltılara komuta etmenin, bunları kontrol etmenin ve bu denizaltılarla iletişim kurmanın son derece büyük güçlükler yarattığını belirtiyor.
Singapur’daki S. Rajaratnam Uluslararası Çalışmalar Okulundan güvenlik uzmanı Collin Koh, “Füze ile denizaltının fiilî teknik kabiliyetlerinin incelenmesinin yanı sıra bu boyutun da kuşkusuz ayrıntılı biçimde değerlendirilmiş olması gerekir,” dedi.
Reuters’a konuşan Koh, “Önlerinde hâlâ bazı zorluklar var ancak operasyonel bir saldırı kabiliyetine yaklaşmış görünüyorlar. Muhtemelen, ABD ana karasını vurabilecek bir konuma ulaşamasalar bile Guam ve Hawaii’yi hedef alabileceklerini göstermeye çalışıyorlar,” ifadelerini kullandı.
Çin’in sahte bir savaş başlığı taşıyan füzeyi deneme amaçlı fırlatması bölgesel güçlerin eleştirilerine yol açtı. ABD, bunun Güney Pasifik Okyanusu’na düşen kıtalararası bir balistik füze olduğunu açıkladı.
Çin devlet medyası ve yetkililer, testi belirli bir hedefe ya da ülkeye yöneltilmemiş “rutin” bir askerî tatbikat olarak nitelendirdi ve operasyonun profesyonel biçimde yürütüldüğünü söyledi.
Çin Savunma Bakanlığı, Reuters’ın sorularına cuma günü verdiği yanıtta testin uluslararası hukuk ve teamüllere uygun biçimde gerçekleştirildiğini belirtti.
Savunma Bakanlığı, “Çin’in nükleer kuvvetlerini modernize etme çabaları ulusal stratejik güvenliği korumayı ve küresel stratejik istikrarı sürdürmeyi amaçlamaktadır” açıklamasını yaptı.
Bu, Çin Halk Kurtuluş Ordusunun Eylül 2024’te Güney Çin Denizi’ndeki Hainan Adası’nda bulunan mobil bir fırlatıcıdan Güney Pasifik Okyanusu’na füze ateşlemesinden bu yana ülkenin gerçekleştirdiği en önemli uzun menzilli balistik füze denemesi oldu.
ÇİN’İN DENİZALTILARI
NÜKLEER STRATEJİNİN MERKEZİNDE
Analist ve akademisyenlere göre pazartesi günü fırlatılan füze, Çin’in SSBN olarak bilinen altı adet Tip-094 nükleer enerjili denizaltısından birinden ateşlendi. Devlet medyası denizaltının stratejik füze denizaltısı, yani SSBN olduğunu belirtirken sınıfına ilişkin bilgi vermedi. SSBN, nükleer başlıklı kıtalararası balistik füzeler fırlatmak üzere tasarlanmış büyük bir nükleer enerjili denizaltıdır.
Bölgedeki askerî ataşeler ve analistlere göre Hainan Adası merkezli Çin SSBN operasyonları, ikinci vuruş kabiliyetini güvence altına alarak ülkenin nükleer caydırıcılığına sağladıkları katkı nedeniyle Çin’in devam eden askerî modernizasyonunun en yakından izlenen unsurları arasında yer alıyor.
Nükleer silahlı denizaltılarının tespit edilmeden faaliyet gösterebilmesi hâlinde Çin, daha geniş kapsamlı karaya konuşlu silah sistemlerinin bir düşmanın ilk saldırısında imha edilmesi durumunda karşılık verebilir. Bu, bir çatışmada nükleer silahı ilk kullanan taraf olmayacağına ilişkin resmî politikasını hâlâ sürdüren Pekin açısından özellikle önemli bir unsur olarak değerlendiriliyor.
Askerî ataşe ve analistlere göre ABD ile müttefikleri zaman zaman Çin denizaltılarını savaş gemileriyle, kritik geçiş noktalarındaki su altı sensör ağlarıyla ve gelişmiş deniz gözetleme cihazlarıyla donatılmış P-8 Poseidon uçaklarının yürüttüğü hava devriyeleriyle takip etmeye çalışıyor. Çin’in kabiliyetleri geliştikçe bu tür operasyonların da artması bekleniyor.
Pentagon’un 2022 tarihli bir raporunda, Çin’in SSBN’leriyle neredeyse kesintisiz caydırıcılık devriyeleri yürütmeye başladığı belirtilmişti. ABD, Rusya, Fransa ve İngiltere onlarca yıldır bu tür nükleer saldırı kabiliyetlerini düzenli olarak konuşlandırırken Hindistan da kendi SSBN’lerini geliştirmeye çalışıyor.
Chicago merkezli araştırma kuruluşu Bulletin of the Atomic Scientists’ın bu hafta yayımladığı Çin’in nükleer silahlarına ilişkin bir araştırmada, ABD’li yetkililerin Çin’in SSBN’lerinin bu tür devriyelerde fiilen nükleer silahlarla donatıldığını kamuoyu önünde açıklamadığı, ancak bazı ABD’li yetkililerin bunu araştırmanın yazarlarına özel görüşmelerde söylediği belirtildi.
Resmî bir doğrulamanın bulunmadığına dikkat çeken araştırmada, “Devlet Başkanı Xi Jinping’in, Çin Halk Kurtuluş Ordusu Roket Kuvvetleri yöneticileri de dahil olmak üzere askerî yetkililere yönelik tasfiyeleri, normal koşullarda nükleer savaş başlıklarının ordunun kontrolüne verileceğini ihtimal dışı gösteriyor,” denildi.
ÇİN’İN ‘NÜKLEER ÜÇLÜSÜ’
Pazartesi günü denizaltından yapılan füze fırlatmasının tam konumu ve kullanılan füzenin kesin modeli henüz doğrulanmamış olsa da Çin’in SSBN’lerinin kıyılarının ötesinde tespit edilmeden manevra yapabilme kabiliyeti de yakından incelenecek.
Analistlere göre Tip-094 denizaltıları zamanla geliştirilme aşamasındaki daha ileri teknolojiye sahip ve daha sessiz bir modelle değiştirilecek.
Bir denizaltının, Çin’in en gelişmiş denizaltı füzesi olan JL-3 ile ABD ana karasına ulaşabilmesi için Güney Çin Denizi’nin dışına çıkarak Batı Pasifik’e ilerlemesi gerekiyor. Bu da denizaltının rakip donanmalar tarafından tespit edilme riskini artırıyor.
Birden fazla savaş başlığı taşıdığı düşünülen ve Eylül 2025’te Pekin’de düzenlenen askerî geçit töreninde sergilenen JL-3’ün menzili 10 bin kilometre.
Belirsizliklere rağmen Çin’in Global Times gazetesi, füze denemesinin Çin’in stratejik kuvvetlerden oluşan “nükleer üçlüsünü”, yani karadan, denizden ve havadan nükleer silah fırlatma kabiliyetini sürekli olarak güçlendirdiğini gösterdiğini yazdı.
Global Times’ın başyazısında, “Bu durum, dış güçleri ve onların peşinden gidenleri, azami askerî baskı ya da önleyici saldırılar yoluyla Çin’i taviz vermeye zorlama girişimlerinden vazgeçmeye mecbur bırakacak ve böylece büyük çaplı çatışma riskini temelden azaltacaktır,” denildi.
Asya
İran savaşı çip tedarik zincirini zorlarken Çin’den helyum ihracatına geçici yasak

Yarı iletkenler ve diğer sektörler açısından kritik bir ham madde olan helyum ihracatına getirilen yasak, Orta Doğu’daki çatışmaların stokları baskıladığı bir dönemde geldi.
Çin Ticaret Bakanlığı ile Gümrükler Genel İdaresi, cuma günü yaptıkları açıklamada, ülkenin helyum ihracatını geçici olarak yasakladığını ve kısıtlamaların derhal yürürlüğe girdiğini duyurdu.
Açıklamada, söz konusu tedbirin Dış Ticaret Yasası kapsamında alındığı belirtildi. Ancak herhangi bir hedef ülke ya da muafiyet belirtilmemesi, yasağın yurt dışına yapılan tüm sevkiyatları kapsadığına işaret etti.
Sıvılaştırılmış doğal gaz üretiminin yan ürünlerinden biri olan helyum; yarı iletkenler, tıbbi cihazlar ve havacılık-uzay sanayisi dahil çok sayıda sektör için kritik önem taşıyor.
ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın Katar’daki büyük bir üretim tesisinin kapanmasına yol açması ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığını etkilemesi nedeniyle, küresel helyum tedariki son aylarda ciddi kesintilerle karşı karşıya kaldı.
Çinli emtia veri sağlayıcısı SCI99’a göre Çin, helyum ihtiyacında büyük ölçüde ithalata bağımlı ve ülkenin helyum arzının yüzde 80’den fazlası yurt dışından karşılanıyor.
Economist Intelligence Unit’in kıdemli ekonomisti Xu Tianchen, İran savaşında son dönemde gerilim azalmış olsa da helyum arzının hâlâ “son derece kısıtlı” olmasının ihracat yasağını tetiklemiş olabileceğini söyledi.
South China Morning Post‘a konuşan Xu, Çin’in en büyük DRAM bellek üreticisi ChangXin Memory Technologies’a atıfta bulunarak, “Bu, Çin’in küresel bellek çipi talebindeki büyük artışla baş etmeye çalışan CXMT gibi yerli çip üreticilerinin üretiminin kesintisiz sürmesini sağlamak istediğinin bir işareti olabilir,” dedi.
Yapay zekâ şirketlerinin sunucu ve veri merkezleri kurma yarışına girmesiyle birlikte çiplere yönelik küresel talep hızla artıyor. Shenzhen’deki Çinli tüccarlar, bazı bellek ürünlerinin fiyatlarının geçen yıl içinde beş katına çıktığını bildiriyor.
Bu durum, helyuma yönelik talebin de artmasına katkıda bulundu. S&P Global’in kasım ayında yayımladığı bir rapora göre yarı iletkenler, elektronik ve fiber optik gibi sektörlerin helyum talebi özellikle Çin, Hindistan ve Güney Kore gibi Asya ülkelerinde yükseliyor.
ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumunun verilerine göre helyum üretimi yalnızca birkaç ülkede yoğunlaşmış durumda. ABD, 2025 yılında küresel üretimin yüzde 42,6’sını karşılarken Katar’ın payı yaklaşık yüzde 33,2 oldu.
Asya
Xi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, çarşamba günü bilim ve teknolojide üst düzey öz yeterlilik ve güç kazanma çabalarının hızlandırılması ve bilim ve teknoloji inovasyonundan Çin modernleşmesini destekleyen ve ileri taşıyan bir güç olarak yararlanılması çağrısında bulundu.
Aynı zamanda Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi Genel Sekreteri ve Merkezi Askeri Komisyon Başkanı olan Xi, bu açıklamaları Pekin’de düzenlenen bir toplantıda yaptı. Toplantı; ulusal bilim ve teknoloji ödülleri konferansını, Çin Bilimler Akademisi ile Çin Mühendislik Akademisi üyelerinin genel kurullarını ve Çin Bilim ve Teknoloji Derneği’nin 11. ulusal kongresini bir araya getirdi.
Xi, 15. Beş Yıllık Plan döneminin, yani 2026-2030 yıllarının, ülkenin bilim ve teknoloji gücünü artırma sürecinde zorlu sorunların aşılması açısından kritik bir aşama olduğunu söyledi.
“Bu tarihi fırsatı değerlendirmeli, çağın meydan okumalarına karşılık vermeli, bilim ve teknolojide üst düzey öz yeterlilik ve güç kazanma çabalarını hızlandırmalı ve 2035 yılına kadar bilim ve teknolojide öncü bir ülke olma hedefi doğrultusunda istikrarlı biçimde ilerlemeliyiz,” dedi.
Toplantıda Xi, Çin’in 2025 yılı en yüksek bilim ve teknoloji ödülünü; Çin Bilimler Akademisi’ne bağlı Fizik Enstitüsü araştırmacısı ve Çin Mühendislik Akademisi akademisyeni Chen Liquan ile Çin Elektronik Teknoloji Grubu Kurumu araştırmacısı ve yine Çin Mühendislik Akademisi akademisyeni Ben De’ye takdim etti. İki bilim insanına madalya ve sertifikalarını verdikten sonra Xi, onlarla tokalaştı ve kendilerini tebrik etti.
Xi ve diğer parti ile devlet liderleri, en yüksek ödülü alan iki bilim insanıyla birlikte, Devlet Doğa Bilimleri Ödülü, Devlet Teknolojik Buluş Ödülü ve Devlet Bilimsel ve Teknolojik İlerleme Ödülü dahil olmak üzere diğer ödüllerin sahiplerini temsilen katılan kişilere sertifikalarını sundu.
Asya
Japonya’nın borçlanma maliyetleri 30 yılın zirvesine çıktı

Japonya’nın borçlanma maliyetleri 30 yılın en yüksek seviyesine çıktı. Yatırımcılar, yenin değer kaybı ve 2 trilyon dolarlık uzun vadeli harcama planının ülkenin devasa borçları üzerindeki etkisi konusunda endişeli.
Bu yıl Japon devlet tahvillerinde yaşanan sert satış dalgası, ülkenin gösterge niteliğindeki 10 yıllık tahvil getirisini çarşamba günü yüzde 2,87’ye taşıdı. Bu, 1996’dan bu yana görülen en yüksek seviye oldu.
Financial Times’a konuşan yatırımcılara göre, Başbakan Sanae Takaichi’nin politikaları —14 yıla yayılan 2,3 trilyon dolarlık harcama planı merkezli yaklaşımı— uzun vadeli borçlanma araçlarındaki satışları körüklüyor. Bazı yatırımcılar ayrıca, geçen ay faiz oranlarını yüzde 1’e çıkaran Japonya Merkez Bankası’nın enflasyonun gerisinde kalmasından ve enflasyonun yüzde 2’lik hedefin üzerine çıkmasına izin vermesinden kaygı duyuyor.
Aberdeen Investments yatırım direktörü Alex Everett, “Japonya Merkez Bankası’nın ilave faiz artırımları konusunda temkinli kalması, yenin süren zayıflığı ve maliye politikasına ilişkin kaygıların birleşimi, Japon devlet tahvili getiri eğrisinin uzun vadeli bölümünü özellikle kırılgan hale getirdi,” dedi.
Piyasanın uzun vadeli risklere ilişkin kaygısı, yatırımcıların Japonya’ya 10 yıl vadeli borç vermek için iki yıllık vadeye kıyasla talep ettiği risk priminde de görülüyor. Bu prim, nisan ayında 1 puanın altındayken bugün 1,4 puana yükseldi. Aynı dönemde ABD ve Almanya gibi diğer büyük tahvil piyasalarında bu prim yatay seyretti ya da geriledi.
Yatırımcılar, Japonya’nın borçlanma maliyetlerindeki artışın, GSYH’nin yüzde 200’ünden fazlasına denk gelen büyük kamu borcu üzerinde baskı yarattığı uyarısında bulunuyor. Ülkenin 30 yıllık tahvil getirisi bu yıl yüzde 4’ün üzerine çıktı ve mayıs ayında gün içi işlemlerde görülen yüzde 4,2’lik rekor seviyeye yakın seyrediyor.
Yatırımcılar, Japonya Merkez Bankası’nın politika faizini negatifte tuttuğu ve büyük miktarlarda devlet tahvili aldığı uzun yıllar boyunca Japon borçlanma araçlarına güçlü ilgi göstermişti. Ancak para politikasının sıkılaşmasıyla bu tablo değişiyor.
Aegon Asset Management baş yatırım yetkilisi Stephen Jones, “Yaşanan senaryo, Japonya’nın dünyanın en büyük kamu borcu yükünü, paranın sonsuza kadar bedava kalacağı varsayımı üzerine inşa etmiş olmasını yansıtıyor,” dedi.
Jones, “Piyasa şimdi bu varsayımı sert biçimde geri çekiyor… Tokyo, geçmişin borçlarını yeniden finanse etmek ve geleceği, bir nesildir ödemediği fiyatlardan fonlamak zorunda,” ifadelerini kullandı.
Japonya’yı yakından izleyen uzmanlar, hükümetin borçlanma maliyetlerinin gelirlerinden daha hızlı artmaya başlayabileceğinden ve bunun borç dinamiklerini daha da kötüleştirebileceğinden endişe ediyor. Société Générale faiz stratejisti Stephen Spratt bu değerlendirmeyi yaptı.
Spratt, “Bize göre kırılma noktası, 10 yıllık tahvil getirisinde yüzde 3’ün biraz üzeri. Ancak insanlar yüzde 3’e geldiğinde soru sormaya başlayacak,” dedi. Tahvil getirileri fiyatlarla ters yönde hareket eder.
Fon yöneticilerinin bu yıl dikkatini çeken bir diğer gelişme, Japonya’nın para birimi ile devlet tahvili fiyatlarının aynı anda düşmesi oldu. Bu ikisi, faiz beklentilerine bağlı olarak çoğu zaman ters yönde hareket eder. Yen, Japonya Merkez Bankası’nın son aylarda para birimini desteklemek için yaptığı tekrarlanan müdahalelere rağmen geçen ay 40 yılın en düşük seviyesine geriledi. Enflasyon ise geçen ayki Japonya Merkez Bankası toplantısı öncesinde yüzde 1,5’e yükseldi.
Aviva Investors sabit getirili varlıklar birimi başkanı Fraser Lundie, “Enflasyon artık ihmal edilebilir düzeyde değil, kamu borçlanması hâlâ yüksek ve Japonya Merkez Bankası para politikasını normalleştirmeye devam ediyor,” dedi. “Bu kombinasyon, piyasayı uzun yıllardır olmadığı kadar mali dinamiklere duyarlı hale getirdi” diye ekledi.
Japonya’nın deflasyon döneminde yıllarca süren varlık alımları ve düşük politika faizleri, Japon devlet tahvili getirilerini sıfıra yakın ya da sıfırın altında tutmuştu. Bu dönem, Japonya Merkez Bankası’nın kamu tahvili piyasasının çok büyük bir bölümüne sahip olmasıyla sonuçlandı.
İngiltere Merkez Bankası ve ABD Merkez Bankası gibi diğer büyük merkez bankalarının aksine Japonya Merkez Bankası tahvil alımlarına devam ediyor. Bu durum, Japonya’nın büyük kamu borcunun sürdürülebilir kalmasına yardımcı oldu.
Japonya’nın net borcu, ülkenin sahip olduğu önemli varlıklar hesaba katıldığında, GSYH’nin yaklaşık yüzde 100’üne daha yakın. Bazı uzmanlar bunun borç endişelerini hafiflettiğini belirtiyor.
Bununla birlikte, yetkililerin tahvil piyasasındaki satış dalgasına duyarlılığının bir işareti olarak Japonya Merkez Bankası, geçen ayki toplantısında, gelecek yıl aylık tahvil alımlarını azaltmayı durduracağını ve bunun yerine alımları ayda yaklaşık 2 trilyon yen, yani 12,5 milyar dolar düzeyinde sabitleyeceğini açıkladı.
Goldman Sachs kıdemli ekonomisti Tomohiro Ota, Japonya’nın “kısır döngüye” girebileceği uyarısında bulundu. Bu senaryoda mali endişeler faiz ödemelerini artıracak, bu da bütçe üzerindeki baskıyı daha da ağırlaştıracak.
Bazıları ise Japonya’nın “mali baskınlık” olarak adlandırılan bir duruma sürüklendiğinden kaygı duyuyor. Bu durumda politika yapıcılar faizleri yapay biçimde düşük tutar ve enflasyonun hükümet borçlarını eritmesine izin verir. MUFG’den Lee Hardman, Japonya Merkez Bankası’nın faiz artırımları konusundaki temkinli tutumunun böyle bir strateji izlendiği “algısını” beslediğini söyledi.
Bazı kurumsal yatırımcılar, Japon devlet tahvili getirilerinde yaşanacak sert bir yükselişin diğer kamu tahvili piyasalarından sermaye çekebileceğinden ve bunun küresel ölçekte tahvil getirilerini yukarı taşıyabileceğinden endişeli. Böyle bir gelişme, uzun vadeli borçlanma maliyetlerinin bu yılın başlarında onlarca yılın en yüksek seviyelerine çıktığı İngiltere gibi ülkelerde baskıyı daha da artırabilir.
Almanya merkezli Allianz’ın baş yatırım yetkilisi Ludovic Subran, “Risk şu: Bunun küresel bir satış dalgası yaratması,” dedi. Subran, bunun küresel piyasalarda potansiyel stres yaratan “bir katman daha” olduğunu ekledi.
Söyleşi2 hafta önce“Kapitalizmin özgürlükçü bir toplumsal düzene ihtiyacı yoktur”
Rusya2 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Diplomasi2 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Görüş6 gün önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Amerika2 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby






