Bizi Takip Edin

Avrupa

İngiliz polisi, sağcı aktivist Daniel Thomas’ı gözaltına aldı

Yayınlanma

Sağcı ve göçmen karşıtı aktivist Daniel Thomas, göçmen botunu bıçakladığı görüntülerden sonra, canı tehlikeye atma niyetiyle mala zarar verme şüphesiyle gözaltına alındı.

Hampshire ve Wight Adası Emniyet Müdürlüğü, Çarşamba gecesi “1990 tarihli Havacılık ve Deniz Güvenliği Yasası’nın 11. maddesi uyarınca gemileri veya sabit platformları tahrip etmek ya da bunların güvenliğini tehlikeye atmak şüphesiyle” sabit ikametgahı olmayan 37 yaşındaki bir erkeğin gözaltına alındığını belirten bir açıklama yaptı.

Polis, Thomas’ın “1995 Ticaret Gemiciliği Kanunu’nun 58. maddesi uyarınca, mala zarar verme, canı tehlikeye atma niyetiyle mala zarar verme ve gemileri, yapıları veya kişileri tehlikeye atan davranışlarda bulunma” suçlarından şüpheli olduğunu belirtti.

Thomas, çarşamba gecesi gözaltına alınma anını kendi kamerasıyla kaydetti.

Bir garajda gerçekleşen gözaltı anını gösteren bir video, YouTube kanalına yüklendi.

Bir polis memuru, Thomas’a “birinin hayatını pervasızca tehlikeye atan suç niteliğinde mala zarar verme eylemine karıştığını” söyledi.

Danny Tommo adını kullanmayı tercih eden Thomas, “Anlıyorum. Bunun olacağını biliyordum,” dedi.

Thomas, bu yaz “Patriot Platform” (Vatansever Platform) adlı çatı hareketi altında onlarca milliyetçi protesto grubunu bir araya getirdi.

Bu ay Dover ve Portsmouth’ta maskeli kişilerin düzenlediği göçmen karşıtı yürüyüşlerin arkasında da o vardı.

Gözaltına alınmasına neden olan videoda Thomas, Manş Denizi’nde lastik botlarla Ada’ya geçmeye çalışan göçmenlerin botlarını bıçaklarken görülüyordu.

Avrupa

İtalyan bakan Tajani’nin “uzun etekli kadınlar” sözleri tepki çekti

Yayınlanma

İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani, uzun etek giyen kadınların evlilik için daha uygun olduğunu söylediği için sert tepkilerle karşı karşıya.

Aynı zamanda başbakan yardımcısı olan 73 yaşındaki Forza Italia lideri, cuma günü düzenlenen bir siyasi etkinlikte yaptığı konuşma sırasında bu sözleri nedeniyle özür dilemek zorunda kaldı.

Tajani, “Çocuklarım evli. Fakat genç bir erkeğe hangi kadınla evlenmesi gerektiği konusunda tavsiyede bulunmam gerekirse, daha az gösterişli ama daha güvenilir, daha ciddi ve kesinlikle iyi bir anne olabilecek bir kadını önerirdim,” demiş ve “Gerekli cevapları vermeye hazır, her zaman yanınızda olan. Belki daha az güzel, eteği biraz daha uzun olan bir kadın,” diye devam etmişti.

Bakan, “çekici” kadınlarla “birkaç ‘cornetto’” yaşayabileceğinizi ama diğeriyle “sonsuz aşktan emin olacağınızı” söyledi: “Evlilik sözünü tutacak ve yuvanın istikrarını sağlayacaktır. Her zaman yanınızda olacaktır.”

Bu açıklamalar, İtalya genelindeki politikacılardan şiddetli tepkilere yol açtı. Örneğin eski başbakan ve şu anki Floransa senatörü Matteo Renzi, bu sözleri “geri kafalı” olarak nitelendirdi.

Renzi, dışişleri bakanının kısa kot mini etek giydiği yapay zeka tarafından üretilmiş bir görseli paylaşarak onun tutumuyla alay etti.

Muhalefet milletvekili ve eski Torino belediye başkanı Chiara Appendino da kısa etekli bir fotoğrafını paylaşarak şu notu ekledi: “Tajani, ben güvenilir bir kadın değil miyim? İyi bir anne değil miyim?”

Appendino şöyle devam etti:

“2026 yılında hâlâ bir hükümet bakanının, daha az gösterişli ve eteği daha uzun bir kadınla evlenmenin daha iyi olduğunu açıklamasını dinliyor olmamalıyız. Güvenilirliğimiz, kumaşın santimetre cinsinden ölçülmez. Orta Çağ’dan çıkalım artık.”

Öte yandan kışkırtıcı açıklamalarıyla tanınan Ulusal Gelecek lideri sağcı siyasetçi Roberto Vannacci, tartışmayı daha da alevlendirdi ve İtalyan basınına, “Uzun etekli bir kadınla kısa etekli bir kadın arasında, eteksiz olanı tercih ederim,” dedi.

Bu hafta BM Genel Kurulu sırasında yaşanan tartışmaya yanıt veren Tajani, İtalyan medyasında yer alan haberlere göre, “yanlış anlaşıldığını” belirterek, rahatsızlık verdiği için özür diledi.

Tajani, “Söylediklerimden rahatsız olanlara özür dilerim ama kadınları kırmak gibi bir niyetim asla olmadı ve ne özel hayatımda ne de kamusal hayatımda bunu hiç yapmadım,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Sol Parti, Filistin dostu üyesini ihraç edebilir

Yayınlanma

Berlin’deki zaferinin ardından Sol Parti, Filistin yanlısı tutumuyla dikkat çeken Hannah Bruns’un partiden ihraç edilmesi yönünde bir önerge aldı.

rbb’nin bildirdiğine göre, önerge, Eyalet Meclisi seçimlerinden bir gün önce Eyalet Tahkim Komisyonu’na ulaştı.

Bruns ise yayın kuruluşuna yaptığı açıklamada, önergeyi henüz görmediğini söyledi. Siyasetçi, ihraç talebini tam olarak kimin başlattığını bilmiyor.

Bruns, junge Welt’e verdiği mülakatta, ihraç edilmesi için verilen önergenin öncesinde Welt ve Tagesspiegel’e sunulmuş olmasının tesadüf olmadığını vurguladı.

Springer grubuna ait Welt gazetesi, bu ayın başlarında önergenin hazırlandığını haber yapmıştı. Bruns, sorumluların konuyu partiye düşman medya kuruluşlarının eline bıraktığını öne sürdü. 

Siyasetçi, artık kamuoyuna yansıyan bu ihraç girişimini, potansiyel koalisyon ortaklarının Sol Parti’den, “kendi saflarındaki antisemitizme karşı önlem alması” yönündeki son talepleriyle ilişkilendirdi.

Gazze’deki soykırımla ilgili sözleri nedeniyle Sol Parti’den ihraç edilen Ramsis Kilani, jW’ye şunları söyledi:

“Benim ihracımın ardından başkalarının da ihraç edilmesi sadece an meselesiydi. Partinin sağ kanadı, Berlin’de ve federal düzeyde hükümete katılmanın önündeki bir engel olarak Filistin’le dayanışmayı ortadan kaldırmak istiyor.”

“Kararları sağ alıyor, Sol Parti de onlara uyuyor”

Kilani’ye göre, partinin sol kanadı, Bruns’un ihraç edilmesine karşı derhal geniş çaplı bir kampanya başlatmalı.

Filistin asıllı aktivist, o dönem partinin eş başkanı Martin Schirdewan ve eski başkan yardımcısı Katina Schubert tarafından “partinin itibarını zedelediği” suçlamasıyla karşı karşıya kalmış ve ihraç edilmişti.

Tarihçi Stefanie Schüler-Springorum de, Sol Parti’nin Berlin’deki seçim zaferinin ardından partide antisemitizm konusunda yaşanan hararetli tartışmanın abartılı olduğunu düşündüğünü söyledi.

Berlin Teknik Üniversitesi Antisemitizm Araştırma Merkezi direktörü şöyle konuştu:

“Antisemitizm tüm partilerde mevcut. Bunu, Berlin’deki hükümetin kurulmasını etkilemeyi de açıkça amaçlayan abartılı bir tartışma olarak görüyorum. Fakat bana göre, antisemitizm meselesini bu şekilde araçsallaştırmak tehlikeli.”

Schüler-Springorum, antisemitizm ile İsrail hükümetinin politikalarına yönelik eleştiriler arasında bir ayrım yapılması gerektiğini de ekledi.

Sol Partili siyasetçi Bruns, “Filistin ile Dayanışma Eyalet Çalışma Grubu”nun tartışmasız en tanınmış üyesi.

Bu grup, parti içindeki küçük, radikal ve Filistin yanlısı bir kanat olmakla birlikte, ana akım siyaset ve medya figürleri tarafından defalarca “antisemitizm” ile suçlandı.

Örneğin, Die Welt gazetesi, 7 Ekim Aksa Tufanı operasyonunun meşrulaştırıldığı iddiasıyla bir iç toplantıya ait ses kaydını haber yapmıştı. Habere göre, katılımcılardan biri şöyle diyordu: “7 Ekim acımasız bir terör eylemi miydi? Şunu açıkça belirtmeliyiz: Hayır, o bir direniş eylemiydi. Ve bunun antisemitik olarak algılanmasından korkmamalıyız. Hayır, bu uluslararası hukukta güvence altına alınmış bir durumdur.”

Sol Parti’den “antisemitizm” suçlamalarına tepki

Sık sık Filistin kefiyesi takarken görülen Bruns, yakın zamanda Instagram’da paylaştığı bir gönderide, Filistinlilerin silahlı güç kullanarak direnme hakkına sahip olduklarını yazmıştı.

Bruns ayrıca, “Filistinliler ve İsraillilerin barış içinde bir arada yaşayabileceği” bir “sosyalist tek devlet çözümü”nü savunuyor.

Medya haberlerine göre Bruns, geçen yıl bir gösteride şöyle demişti: “Filistin’in kurtuluşu, Batı Şeria’nın kurtarılmasıyla sona ermeyecek. Filistin’in kurtuluşu, Tel Aviv’in yeniden Filistinlilerin eline geçmesiyle sona erecek.”

Öte yandan Sol Parti, İsrail’in var olma hakkını savunuyor ve Berlin’deki baş aday Elif Eralp de dahil olmak üzere parti liderleri “antisemitizme karşı” defalarca seslerini yükseltti.

Fakat başkentte, Yeşiller ve SPD ile bir koalisyon kurulup kurulamayacağı hâlâ belirsiz; zira her iki parti de “antisemitik eğilimlere” karşı daha kararlı adımlar atılmasını talep ediyor. 

Salı günü SPD yönetimi, Lars Klingbeil, Bärbel Bas ve Tim Klüssendorf aracılığıyla Die Linke’nin “sıraları içinde antisemitizme ve klan suçlularına tek bir milimetre bile yer vermemesi” gerektiğini belirtti.

Bild gazetesine göre, Şansölye Friedrich Merz (CDU), SPD’yi “cehennem” ile uyarmış ve Sosyal Demokratlardan “Berlin’de bu Sol Parti ile koalisyon kurmayacaklarını açıkça belirtmelerini” talep etmişti.

Berliner Morgenpost’a göre, bir gün önce aralarında eski Belediye Başkanı Michael Müller’in de bulunduğu eski Berlin SPD yetkilileri, Sol Parti ile ön görüşmelere karşı çıkan bir “karar” ile tartışmaya katıldılar.

Sol Parti’de “çete lideri” krizi

Eski SPD lideri Sigmar Gabriel de ZDF’de görüşünü dile getirdi: “Hiçbir antisemitik parti ile koalisyon kurmazdım.”

Gabriel, “Remmo aşiretinin başının seçim partisine tesadüfen uğramasının kesinlikle bir tesadüf olmadığını” belirtti.

Federal Meclis’te Sol Parti Neukölln’den milletvekili olan Ferat Koçak’ın, Instagram üzerinden Remmo’nun oğullarından biriyle iletişim kurduğu ortaya çıkmıştı. Bunun üzerine Koçak, şimdilik milletvekilliği görevini askıya almayı planlıyor.

Fakat Yeşiller için bu yeterli değil. Parlamento Sekreteri Irene Mihalic, Koçak’ın milletvekili grubundan ihraç edilmesini talep etti ve ayrıca “İsrail’in yanında sarsılmaz bir şekilde durduğumuzun açıkça belirtilmesini” istedi.

Baden-Württemberg Eyalet Başbakanı Cem Özdemir de salı günü yaptığı açıklamada, “Bu, gerekirse bazı kişilerin ihraç edilmesi gerektiği anlamına da gelir,” dedi.

Koçak’la da dayanışma gösteren Bruns, kendisine karşı verilen önergenin “Filistin’e dayanışma gösteren parti içi güçleri disipline etmek ve karalamakla ilgili” olduğunu savundu e “Tarihi bir seçim zaferi elde eden bir parti, başı eğik yürümemelidir,” dedi.

Çarşamba günü, Rosa Luxemburg Vakfı Başkanı savunma pozisyonundan çıktı. SPD liderliğinin açıklamasını “küstahlık” olarak nitelendirdi ve “Sol Parti antisemitik bir parti değildir ve bunu onlar da biliyor,” dedi.

150 Yahudi aydından Sol Parti’ye destek

Berlin’de yaşayan 150’den fazla Yahudi aydın, Sol Partisi’ye desteklerini dile getirdi.

taz’da yayınlanan açık mektup, “Sosyal ve Güvenli Bir Şehir İçin” başlığını taşıyor.

İmza sahipleri, mektupta Sol Parti’nin Yahudi halkı için bir tehlike oluşturduğu ve bu partinin yer aldığı bir hükümetin Yahudi toplulukları için güvenlik riski teşkil edeceği yönündeki iddiaları reddediyor.

İmzacılar arasında yazar ve PEN Berlin’in eski başkanı Eva Menasse; Peaches olarak da bilinen müzisyen Merrill Nisker; şair ve deneme yazarı Esther Dischereit; felsefeci ve Potsdam’daki Einstein Forum’un direktörü Susan Neiman, Amerikalı videograf Arun Chaudhary, sinemacı Udi Aloni, yazar Irene Dische, tarihçiler Adam Raz ve Ben Miller, uluslararası hukuk uzmanı Itamar Mann, siyaset bilimci Emilia Zenzile Roig, gazeteci Deborah Feldman ve sosyal bilimci Vered Berman yer alıyor.

Seçim gecesi, Almanya Yahudileri Merkez Konseyi, Sol Parti’nin seçim zaferi konusunda “endişesini” dile getirmişti. Daha önce de partiyi “Yahudiler için seçilemez” olarak nitelendirmişti. 

Sol Parti’nin Berlin’deki seçim zaferinin ardından Konsey, SPD ve Yeşiller’e parti ile koalisyon kurmamaları için çağrıda bulunmuştu.

Schuster Pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Onların Berlin eyalet hükümetine katılmasının önünü açan herkes, ‘sosyal uyumumuzu ve başkentteki Yahudi yaşamını tehlikeye atar’,” demişti.

İsrail Büyükelçisi Ron Prosor ise Sol Parti’nin Berlin’deki seçim zaferini, başkentteki Yahudi cemaati için “somut ve acil bir varoluşsal tehdit” olarak nitelendirdi.

İmza sahipleri bu iddialara karşı çıktı. Yahudi aydınlar bu iddiaların sahiplerini, “kısmen açıkça faşist olan bir partinin Almanya genelinde iktidara doğru ilerlediği” bir dönemde, “Sol’un Yahudilerin güvenliği için en büyük tehditmiş gibi davranmaya devam etmelerini” eleştirerek, “kendi Yahudi topluluğumuzun” önemli kesimlerini sorumluluklarından kaçmakla suçladılar.

Tüm partiler arasında özellikle Sol Parti’yi sürekli olarak antisemitizmle suçlamanın, “İsrail politikasına yönelik neredeyse her türlü eleştirinin antisemitizmle eşdeğer tutulduğu” “alaycı bir siyasi manipülasyon” olduğuna işaret ettiler.

İmzacılara göre bu “suçlama seli”, “farklı görüşleri bastırmayı ve uluslararası hukuku zayıflatmayı” amaçlıyor ve dikkati diğer tehlikelerden başka yöne çekmeye hizmet ediyor.

Mektupta, diğer tüm Berlinliler gibi, Yahudi ailelerin de artan kiralar, güvencesiz istihdam, aşırı kalabalık okullar, aşırı yüklenmiş bir sağlık sistemi ve giderek artan sosyal uçurumdan etkilendiği vurgulanırken, tüm bu faktörlerin, “tam da Yahudilere yönelik nefreti körükleyen sosyal gerilimleri” yarattığının altı çizildi.

İmzacılara göre sosyal adaletsizlikleri görmezden gelenler, “her zaman ilk olarak günah keçisi arayanlara” alan açıyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Blair: Britanya yeniden AB üyesi olmalı

Yayınlanma

Tony Blair, Başbakan Andy Burnham’dan on yıl içinde AB’ye yeniden katılmaya yönelik planlar ortaya koymasını istedi.

Eski başbakan, AB’nin önemli reformları kabul etmesi halinde İngiltere’nin AB’ye geri dönme niyetini açıklaması gerektiğini söyledi.

Blair, Başbakan’ın, “modern bir ilişkinin” kurulabilmesi için serbest dolaşım, tek pazar ve gümrük birliği konularındaki Brexit “kırmızı çizgilerini” derhal terk etmesi gerektiğini savundu.

Bu müdahale pazar günü Liverpool’da başlayacak İşçi Partisi konferansından birkaç gün önce geldi.

Blair’in çağrısı, Aralık ayında başlayacak yeniden başlatma görüşmeleri öncesinde Burnham’a, İngiltere’nin AB ile ilişkilerine dair planlarını netleştirmesi konusunda daha fazla baskı uygulayacak.

Burnham, daha önce İngiltere’nin kendisinin yaşamı süresince bloğa yeniden girmesini istediğini belirtmişti.

Başbakan, gelecekteki bir İşçi Partisi manifestosunda yeniden katılma taahhüdünü dışlamayı reddetti.

Tony Blair: Finoluktan kayyumluğa

Savunma Bakanı Wes Streeting’in de aralarında bulunduğu üst düzey İşçi Partisi isimleri, iktisadi büyümeyi hızlandırmak için İşçi Partisi’nin gümrük birliğine yeniden katılmayı düşünmesi gerektiğini öne sürdü.

Eski İşçi Partisi liderinin düşünce kuruluşu olan Tony Blair Enstitüsü (TBI) için hazırlanan bir raporda, Burnham’ın AB’ye yeniden katılmayı, beklenen 10 yıllık planının “temel taşı” haline getirmesi gerektiği belirtildi.

Önsözde Blair şöyle yazdı:

“AB ile yeniden resmi bir ilişkiye girmek istediğimiz konusunda net olmalıyız. Fakat bu, inandırıcı bir reform yolunda ilerleyen bir Avrupa, ulus devletlerden oluşan bir Avrupa ve gerçek bir küresel güç olabilecek bir Avrupa olmalıdır. İngiliz kamuoyunun neyi kabul edebileceğini tahmin ederek Avrupa’ya adım adım yaklaşmanın bir anlamı yok,”

Blair, Burnham’ın bloğa tam olarak yeniden katılmak için planlar hazırlaması gerektiğini belirtti.

Eski başbakan, İngiltere’nin müzakerelerini, AB içinde bloğun büyümesini artıracak ve daha sıkı göç kontrollerini sağlayacak reformlar görmek isteyenler için bir “kaldıraç” olarak kullanması gerektiğini söyledi.

1997’den 2007’ye kadar başbakanlık görevini yürüten Blair, AB’nin reform yapmaması durumunda Birleşik Krallık’ın “bağımsız kalmaya hazır olduğunu” göstermek amacıyla daha güçlü bir müzakere pozisyonu elde etmek için ekonomisini güçlendirmesi gerektiğini belirtti.

Perşembe günü yayınlanan raporda, İngiltere’nin teknoloji, enerji ve savunma gibi alanlarda daha fazla işbirliği fırsatlarını derhal değerlendirmesi gerektiği belirtildi.

Raporda, İngiltere’nin artık “kırmızı çizgilerine” bağlı kalmaması ve bunun yerine Kabine Ofisi’nin, işbirliğinin İngiltere’ye fayda sağlayıp sağlamayacağını belirlemek için bir “güç maksimizasyon testi” uygulaması gerektiği ifade edildi.

Raporda ayrıca, İngiltere’nin serbest dolaşım konusunda taviz vermeye hazır olması ve “yeniden düzenlenmiş bir yaklaşım” konusunda Birlik ile müzakere etmesi gerektiği belirtildi.

Raporda şöyle denildi:

“İngiltere, serbest dolaşımın halkın endişelerini daha iyi bir şekilde giderip gideremeyeceği ve nasıl giderilebileceği konusundaki tartışmanın bir parçası olmalı; aynı zamanda her iki tarafın vatandaşlarına sunduğu fırsatları da korumalıdır.”

Raporda, İngiltere’nin “uzun vadeli hedefinin, reformdan geçmiş ve daha güçlü bir AB’ye yeniden katılmak olması gerektiği” ve “İngiltere’nin, hangi tür bir Avrupa’nın parçası olmak istediği konusunda net olması ve bunu inşa etmeye yardımcı olmak için Avrupalı ortaklarıyla birlikte çalışması gerektiği” sonucuna varıldı.

Düşünce kuruluşundaki yetkililerin, İngiltere’nin AB ile ilişkileri konusundaki çalışmaları hakkında hükümet yetkilileriyle görüşmeler yaptığı anlaşılıyor.

Burnham New York’ta gazetecilere verdiği demeçte, öncelikli odak noktasının bu yılın ilerleyen aylarında gerçekleşmesi planlanan Birleşik Krallık-AB zirvesi ve blokla “köprüleri yeniden kurmak” olduğunu belirtti.

Zirvede, Keir Starmer tarafından imzalanan ihracat anlaşmasının şartları kesinleştirilecek.

Geçen hafta düzenlenen Sendikalar Konferansı yıllık toplantısında, sendika liderleri Burnham’dan tek pazar ve gümrük birliği konusunda İşçi Partisi’nin “keyfi kırmızı çizgilerini” terk etmesini istemişti.

Streeting de İşçi Partisi’nin büyümeyi artırmak için gümrük birliğine yeniden katılmayı düşünmesi gerektiğini söylemişti.

İşçi Partisi ile bağlantılı bir düşünce kuruluşu perşembe günü yayınladığı analizde, Boris Johnson’ın Brexit anlaşmasının ardından İngiltere’nin yılda 6,5 milyar sterline varan ticaret kaybına uğradığını belirtti.

Kamu Politikası Araştırma Enstitüsü, otomotiv sektörünün en çok etkilenen sektör olduğunu ve Birleşik Krallık’ın ürün kurallarını Avrupa ile uyumlu hale getirmiş olsaydı, bu sektörün yıllık 3,42 milyar sterlin daha fazla gelir elde edebileceğini ortaya koydu.

Burnham, geçen yılki İşçi Partisi Kongresi’nde, Büyük Manchester Belediye Başkanı olarak görev yaptığı dönemde, kendi yaşamı süresince İngiltere’nin AB’ye yeniden katıldığını görmek istediğini belirtmişti.

TBI raporunda, AB’nin kendisini daha rekabetçi hale getirecek ve “deregülasyon ile iktisadi güvensizliği” artıracak reformlar peşinde olması gerektiği belirtildi.

Rapor, seçmenlerin göç, iktisadi durgunluk ve “halktan uzak kurumlar”dan duyduğu memnuniyetsizlik nedeniyle Avrupa genelinde popülist partilerin yükselişine dikkat çekti.

Raporda, çözümün bir parçası olarak, tüm blok bir anlaşmaya varamasa bile istekli üyelerin birlikte çalışabilmelerini sağlayacak yeni siyasi mekanizmaların oluşturulması gerektiği belirtildi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English