Avrupa
Blair: Britanya yeniden AB üyesi olmalı

Tony Blair, Başbakan Andy Burnham’dan on yıl içinde AB’ye yeniden katılmaya yönelik planlar ortaya koymasını istedi.
Eski başbakan, AB’nin önemli reformları kabul etmesi halinde İngiltere’nin AB’ye geri dönme niyetini açıklaması gerektiğini söyledi.
Blair, Başbakan’ın, “modern bir ilişkinin” kurulabilmesi için serbest dolaşım, tek pazar ve gümrük birliği konularındaki Brexit “kırmızı çizgilerini” derhal terk etmesi gerektiğini savundu.
Bu müdahale pazar günü Liverpool’da başlayacak İşçi Partisi konferansından birkaç gün önce geldi.
Blair’in çağrısı, Aralık ayında başlayacak yeniden başlatma görüşmeleri öncesinde Burnham’a, İngiltere’nin AB ile ilişkilerine dair planlarını netleştirmesi konusunda daha fazla baskı uygulayacak.
Burnham, daha önce İngiltere’nin kendisinin yaşamı süresince bloğa yeniden girmesini istediğini belirtmişti.
Başbakan, gelecekteki bir İşçi Partisi manifestosunda yeniden katılma taahhüdünü dışlamayı reddetti.
Savunma Bakanı Wes Streeting’in de aralarında bulunduğu üst düzey İşçi Partisi isimleri, iktisadi büyümeyi hızlandırmak için İşçi Partisi’nin gümrük birliğine yeniden katılmayı düşünmesi gerektiğini öne sürdü.
Eski İşçi Partisi liderinin düşünce kuruluşu olan Tony Blair Enstitüsü (TBI) için hazırlanan bir raporda, Burnham’ın AB’ye yeniden katılmayı, beklenen 10 yıllık planının “temel taşı” haline getirmesi gerektiği belirtildi.
Önsözde Blair şöyle yazdı:
“AB ile yeniden resmi bir ilişkiye girmek istediğimiz konusunda net olmalıyız. Fakat bu, inandırıcı bir reform yolunda ilerleyen bir Avrupa, ulus devletlerden oluşan bir Avrupa ve gerçek bir küresel güç olabilecek bir Avrupa olmalıdır. İngiliz kamuoyunun neyi kabul edebileceğini tahmin ederek Avrupa’ya adım adım yaklaşmanın bir anlamı yok,”
Blair, Burnham’ın bloğa tam olarak yeniden katılmak için planlar hazırlaması gerektiğini belirtti.
Eski başbakan, İngiltere’nin müzakerelerini, AB içinde bloğun büyümesini artıracak ve daha sıkı göç kontrollerini sağlayacak reformlar görmek isteyenler için bir “kaldıraç” olarak kullanması gerektiğini söyledi.
1997’den 2007’ye kadar başbakanlık görevini yürüten Blair, AB’nin reform yapmaması durumunda Birleşik Krallık’ın “bağımsız kalmaya hazır olduğunu” göstermek amacıyla daha güçlü bir müzakere pozisyonu elde etmek için ekonomisini güçlendirmesi gerektiğini belirtti.
Perşembe günü yayınlanan raporda, İngiltere’nin teknoloji, enerji ve savunma gibi alanlarda daha fazla işbirliği fırsatlarını derhal değerlendirmesi gerektiği belirtildi.
Raporda, İngiltere’nin artık “kırmızı çizgilerine” bağlı kalmaması ve bunun yerine Kabine Ofisi’nin, işbirliğinin İngiltere’ye fayda sağlayıp sağlamayacağını belirlemek için bir “güç maksimizasyon testi” uygulaması gerektiği ifade edildi.
Raporda ayrıca, İngiltere’nin serbest dolaşım konusunda taviz vermeye hazır olması ve “yeniden düzenlenmiş bir yaklaşım” konusunda Birlik ile müzakere etmesi gerektiği belirtildi.
Raporda şöyle denildi:
“İngiltere, serbest dolaşımın halkın endişelerini daha iyi bir şekilde giderip gideremeyeceği ve nasıl giderilebileceği konusundaki tartışmanın bir parçası olmalı; aynı zamanda her iki tarafın vatandaşlarına sunduğu fırsatları da korumalıdır.”
Raporda, İngiltere’nin “uzun vadeli hedefinin, reformdan geçmiş ve daha güçlü bir AB’ye yeniden katılmak olması gerektiği” ve “İngiltere’nin, hangi tür bir Avrupa’nın parçası olmak istediği konusunda net olması ve bunu inşa etmeye yardımcı olmak için Avrupalı ortaklarıyla birlikte çalışması gerektiği” sonucuna varıldı.
Düşünce kuruluşundaki yetkililerin, İngiltere’nin AB ile ilişkileri konusundaki çalışmaları hakkında hükümet yetkilileriyle görüşmeler yaptığı anlaşılıyor.
Burnham New York’ta gazetecilere verdiği demeçte, öncelikli odak noktasının bu yılın ilerleyen aylarında gerçekleşmesi planlanan Birleşik Krallık-AB zirvesi ve blokla “köprüleri yeniden kurmak” olduğunu belirtti.
Zirvede, Keir Starmer tarafından imzalanan ihracat anlaşmasının şartları kesinleştirilecek.
Geçen hafta düzenlenen Sendikalar Konferansı yıllık toplantısında, sendika liderleri Burnham’dan tek pazar ve gümrük birliği konusunda İşçi Partisi’nin “keyfi kırmızı çizgilerini” terk etmesini istemişti.
Streeting de İşçi Partisi’nin büyümeyi artırmak için gümrük birliğine yeniden katılmayı düşünmesi gerektiğini söylemişti.
İşçi Partisi ile bağlantılı bir düşünce kuruluşu perşembe günü yayınladığı analizde, Boris Johnson’ın Brexit anlaşmasının ardından İngiltere’nin yılda 6,5 milyar sterline varan ticaret kaybına uğradığını belirtti.
Kamu Politikası Araştırma Enstitüsü, otomotiv sektörünün en çok etkilenen sektör olduğunu ve Birleşik Krallık’ın ürün kurallarını Avrupa ile uyumlu hale getirmiş olsaydı, bu sektörün yıllık 3,42 milyar sterlin daha fazla gelir elde edebileceğini ortaya koydu.
Burnham, geçen yılki İşçi Partisi Kongresi’nde, Büyük Manchester Belediye Başkanı olarak görev yaptığı dönemde, kendi yaşamı süresince İngiltere’nin AB’ye yeniden katıldığını görmek istediğini belirtmişti.
TBI raporunda, AB’nin kendisini daha rekabetçi hale getirecek ve “deregülasyon ile iktisadi güvensizliği” artıracak reformlar peşinde olması gerektiği belirtildi.
Rapor, seçmenlerin göç, iktisadi durgunluk ve “halktan uzak kurumlar”dan duyduğu memnuniyetsizlik nedeniyle Avrupa genelinde popülist partilerin yükselişine dikkat çekti.
Raporda, çözümün bir parçası olarak, tüm blok bir anlaşmaya varamasa bile istekli üyelerin birlikte çalışabilmelerini sağlayacak yeni siyasi mekanizmaların oluşturulması gerektiği belirtildi.
Avrupa
İngiliz polisi, sağcı aktivist Daniel Thomas’ı gözaltına aldı

Sağcı ve göçmen karşıtı aktivist Daniel Thomas, göçmen botunu bıçakladığı görüntülerden sonra, canı tehlikeye atma niyetiyle mala zarar verme şüphesiyle gözaltına alındı.
Hampshire ve Wight Adası Emniyet Müdürlüğü, Çarşamba gecesi “1990 tarihli Havacılık ve Deniz Güvenliği Yasası’nın 11. maddesi uyarınca gemileri veya sabit platformları tahrip etmek ya da bunların güvenliğini tehlikeye atmak şüphesiyle” sabit ikametgahı olmayan 37 yaşındaki bir erkeğin gözaltına alındığını belirten bir açıklama yaptı.
Polis, Thomas’ın “1995 Ticaret Gemiciliği Kanunu’nun 58. maddesi uyarınca, mala zarar verme, canı tehlikeye atma niyetiyle mala zarar verme ve gemileri, yapıları veya kişileri tehlikeye atan davranışlarda bulunma” suçlarından şüpheli olduğunu belirtti.
Thomas, çarşamba gecesi gözaltına alınma anını kendi kamerasıyla kaydetti.
Bir garajda gerçekleşen gözaltı anını gösteren bir video, YouTube kanalına yüklendi.
Bir polis memuru, Thomas’a “birinin hayatını pervasızca tehlikeye atan suç niteliğinde mala zarar verme eylemine karıştığını” söyledi.
Danny Tommo adını kullanmayı tercih eden Thomas, “Anlıyorum. Bunun olacağını biliyordum,” dedi.
Thomas, bu yaz “Patriot Platform” (Vatansever Platform) adlı çatı hareketi altında onlarca milliyetçi protesto grubunu bir araya getirdi.
Bu ay Dover ve Portsmouth’ta maskeli kişilerin düzenlediği göçmen karşıtı yürüyüşlerin arkasında da o vardı.
Gözaltına alınmasına neden olan videoda Thomas, Manş Denizi’nde lastik botlarla Ada’ya geçmeye çalışan göçmenlerin botlarını bıçaklarken görülüyordu.
Avrupa
“Kararları sağ alıyor, Sol Parti de onlara uyuyor”

Berlin’de yapılan seçimlerden zaferle ayrılan Sol Parti, “ana akım” partilerden ve sağdan gelen salvolar karşısında uyumlu bir çizgi izlemeye çalışıyor.
En azından junge Welt (jW) için yazan Max Grigutsch böyle düşünüyor. Berlin seçimlerinin ardından siyasi yelpazenin neredeyse tamamından gelen Sol Parti karşıtı kampanyaya değinen Grigutsch, “Kararları Sağcılar Alıyor, Solcular Onları Takip Ediyor” diye yazıyor.
Yazar, seçimlerin ardından gelen saldırıların bir özetini yapıyor: Sol Parti, “kamulaştırma fantezileri” beslemekle (CSU Genel Sekreteri Martin Huber’e göre bir “sosyalist intihar görevi”) ve “İsrail’e ve Yahudilere karşı sistematik bir nefret” yaymakla (İsrail’in Berlin Büyükelçisi’ne göre), aynı zamanda “aşiret suçlarıyla” da yakından bağlantılı olmakla suçlanıyor.
Seçim gecesi, organize suçla ilişkilendirilen Lübnan kökenli Issa Remmo’nun Sol Parti’nin seçim partisinde çekilmiş görüntüleri, sanki önceden ayarlanmış gibi tüm medya kanallarında yayıldı.
jW yazarı, “Halka açık bir etkinlikti; adam davet edilmemişti ve muhtemelen hemen dışarı atılmıştı; iddialar zaten tamamen saçmaydı, ama kimin umurunda: Kanaat önderleri böyle bir fırsatı kaçırmaya niyetli değildi,” diye yazıyor.
Remmo’nun oğullarından biri olan Firas ile Federal Meclis Üyesi Ferat Koçak arasındaki sohbet kayıtları kamuoyuna açıklandığında ve tüm medya ve siyaset dünyası “çılgına döndüğünde”, Grigutsch’a göre “normalde daha aklı başında olan Sol Parti üyeleri” bile saklanmaya çalıştı.
Koçak, yazışmalar sırasında o kişinin kim olduğunu bilmediğini iddia etse de, yine de bir “hata”dan söz etti. Koçak ikinci bir açıklamaya kadar Federal Meclis’teki görevlerinden ayrıldı.
Sol Parti’nin grup başkanı Sören Pellmann’a göre, Koçak bir sonraki duyuruya kadar İçişleri Komisyonu toplantılarına da katılmayacak.
“Ajitatörlerin sahte histerisine kanmamalıyız,” diyen yazar, sağcıların “Sol Parti’ye bir kemik atıldığında ne yapacağını çok iyi bildiklerini” söylüyor ve şöyle devam ediyor:
“Koalisyon şartı olarak kamulaştırma mı? Elif Eralp, konunun görüşmeler sırasında ‘masaya yatırılacağını’ söylüyor. Bir rapçi “Yalla, Yalla Intifada” diye mi bağırıyor? Eralp, ‘bu performansı en sert şekilde kınıyor.’ İsrail büyükelçisi, Sol Parti’nin başarısının ardından Yahudiler için ‘acil bir varoluşsal tehdit’ görüyor mu? Eyalet başkanı Kerstin Wolter bunu reddediyor ama bir kez daha ‘İsrail’in var olma hakkı’nın arkasında durduğunu ve ‘terörün her türlü yüceltilmesine ve şiddet çağrılarına’ karşı olduğunu açıkça ortaya koyuyor; başka bir deyişle, suçlamanın yarısını kabul ediyor.”
Hükümet sorumluluğu hedefleyen bir parti yönetiminin “sürekli boyun eğmemenin kendi çıkarına olduğunu” fark etmesini bekleyen Grigutsch, “Sihirli kelime ‘omurga’dır. Ama mesele şu: Yeşiller, SPD ve CDU’dan toplam 112.000 oy koparmayı başaran ve belki de zaten büyük şehirlerin yeni sosyal demokrat partisi olmak isteyen bir Sol Parti, tam tersi bir sonuca varabilir,” diyerek Sol Parti’nin “yeni SPD-Yeşiller” ekseninde bir rol aradığına işaret ediyor.
Avrupa
İsrail silah şirketleri Almanya’da yayılıyor

İsrail bağlantılı savunma sanayi şirketleri Almanya’da faaliyetlerini giderek genişletiyor ve bu ülkede hızla artan sayıda silah fabrikası kurmayı planlıyor.
German Foreign Policy’deki analize göre yeni silah fabrikaları, bir yandan Alman Silahlı Kuvvetleri’nin (Bundeswehr) hızlı bir şekilde yeniden silahlanmasına katkıda bulunurken; diğer yandan, Yakın ve Orta Doğu’da savaşın daha da tırmanması durumunda İsrailli şirketlerin, İsrail silahlı kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu silahları güvenli bir mesafeden üretmelerine imkân tanıyor.
Bu, örneğin İran’a karşı bir başka saldırı savaşı durumunda bir güvenlik ağı sağlıyor.
Almanya ile İsrail arasındaki bu yeni savunma işbirliği biçimi, 1950’lerin ortalarından beri gelişen iki ülkenin silah üreticileri arasındaki ortaklığa dayanıyor.
Almanya için bu işbirliği, en azından İsrail’in güçlü ve savaş tecrübesi olan askeri-sanayi kompleksinin yüksek teknoloji kapasitelerine erişim imkânı sunuyor.
İsrail savunma sanayiinin ihracat bağımlılığı
2020’lerin başında uzmanlar, İsrail’de tamamen veya en azından kısmen savunma teçhizatı üretimi yapan şirket sayısını 600 ila 700 olarak tahmin ediyordu.
O dönemde bu şirketler toplamda yaklaşık 100.000 işçi istihdam ediyordu; bu rakam, İsrail sanayisindeki tüm çalışanların dörtte birinden biraz azını oluşturuyordu.
Bunların en büyük üçü, yıllık cirosu yaklaşık 8 milyar dolar olan özel şirket Elbit ile 7,4 milyar dolar cirolu devlet şirketi Israel Aerospace Industries (IAI) ve 6,8 milyar dolar cirolu Rafael (2025 rakamları).
Karşılaştırma amacıyla belirtmek gerekirse: Almanya’nın en büyük savunma sanayi şirketi Rheinmetall, 2025 yılında yaklaşık 10 milyar avro gelir kaydetmişti.
Cazip kârlar elde etmek için, İsrail savunma sanayii genel olarak, İsrail silahlı kuvvetlerinin savaş nedeniyle maruz kaldığı sürekli yıpranmaya rağmen, ihracata büyük ölçüde bağımlı.
Hatta son yıllarda ihracat, gelirinin düzenli olarak yüzde 75’ini oluşturdu; toplamda, tüm İsrail ihracatının yaklaşık yüzde 7,5’i savunma sanayisinden geliyor.
Uzmanlara göre bu durum, İsrail’in sektörünü küresel ortalamanın sekiz katına çıkarmış durumda.
İsrail silah sistemlerinin “cazibesi”
Sektörün içinden gelenler, İsrail savunma sanayisinin başarısını ve dünya çapındaki silah alıcıları için cazibesini çeşitli faktörlere bağlıyor.
İsrail’in bölgedeki Arap devletleri, İran ve Türkiye’den sürekli olarak daha iyi donanımlı ve teknolojik açıdan daha gelişmiş olma arzusu sık sık dile getiriliyor.
Ayrıca, savunma şirketleri ile İsrail silahlı kuvvetleri arasındaki yakın bağların, İsrail silah sistemlerinin optimizasyonuna katkıda bulunduğu yaygın olarak savunuluyor.
Sık sık son derece gelişmiş bir teknolojik inovasyon kültürüne atıfta bulunuluyor. Bunun en iyi örneği, askeri istihbarat servisine bağlı, her türlü elektronik keşif ve siber operasyonlarda uzmanlaşmış “Unit 8200.”
Üç ila beş yıllık hizmetin ardından birimden ayrılan askerler son derece nitelikli kabul edilir; bu askerler, bazılarının Silikon Vadisi’ne bile benzettiği İsrail teknoloji girişimleri dünyasına katılırlar.
Ayrıca, İsrail silah sistemleri genellikle savaş koşullarında test ediliyor. Örneğin, 2025 yılının sonlarında, Almanya da dahil olmak üzere çeşitli ülkelerden gelen hükümet yetkililerine, İsrail Savunma Bakanlığı’nın sponsorluğunda düzenlenen bir konferansta, Gazze Şeridi’ndeki bir binayı vuran insansız hava araçlarını gösteren videolar izletildi.
Amaç, bu ülkeleri insansız hava araçlarını satın almaya teşvik etmekti.
Bundeswehr için yüksek teknolojili silah arayışı
Alman savunma şirketleri, on yıllardır İsrailli silah üreticileriyle işbirliği yapıyor.
1950’lerin ortalarından itibaren ivme kazanan düzenli ikili silah ticaretine ek olarak, en azından 1970’lerden beri yüksek teknolojili silah sistemleri konusunda özel bir işbirliği sürüyor.
O dönemde, Federal Almanya Cumhuriyeti, Tornado avcı uçağı için bir radar bozucu geliştirmesi amacıyla İsrail’e sipariş vermişti.
Bu cihaz, 1982 Lübnan işgalinde İsrail Hava Kuvvetleri tarafından test edildi ve son derece başarılı oldu.
Alman-İsrail savunma işbirliğine ilişkin bir araştırmaya göre, “elektronik savaş”, “Almanya ile İsrail arasında özellikle yakın bağların olduğu bir sektör” olarak kaldı.
Daha sonraki yıllarda bile Bundeswehr, İsrailli şirketlerden defalarca yüksek teknolojili silahlar satın aldı.
Örneğin, Bundeswehr’in Afganistan’da görevlendirilen ilk büyük insansız hava araçları olan Heron 1’ler IAI’dan temin edildi. İsrailli şirket, teslimat ve işletim konusunda Rheinmetall ile yakın işbirliği içindeydi.
Almanya’nın şu anda tedarik aşamasında olduğu modern Arrow 3 hava savunma sistemi de İsrail menşeli.
Bu sistem, IAI tarafından ABD’li Boeing şirketi ile işbirliği içinde üretiliyor.
Alman-İsrail ortak savunma girişimleri
Özellikle 1990’lardan bu yana, Alman ve İsrailli şirketler askeri teçhizat üretiminde de doğrudan işbirliği yapıyor.
Örneğin, 1996 yılında Rheinmetall ve Israel Military Industries (bu şirket daha sonra Elbit tarafından satın alındı) mühimmat geliştirmek amacıyla bir ortak girişim kurmuştu.
Diğer ortak girişimler ise öncelikle İsrail silah sistemlerinin Avrupa’da pazarlanmasına hizmet etti.
Örneğin, 1998 yılında Almanya’da Rheinmetall (yüzde 40), Diehl Defence (yüzde 40) ve Rafael (yüzde 20) tarafından kurulan EuroSpike, Rafael tarafından üretilen tanksavar silahlarının Avrupa’da satışını kolaylaştırmıştı.
IAI tarafından üretilen EL/M-2084 radar sistemleri, İsrailli holding tarafından Rheinmetall Canada ile ortaklaşa satılıyor. 2015 yılında Kanada silahlı kuvvetlerine ve 2020 yılında Macaristan silahlı kuvvetlerine satış gerçekleştirilmişti.
Rheinmetall Italia ise İsrailli UVision şirketi ile ortaklaşa Hero kamikaze insansız hava araçlarını üretiyor.
2025 yılının sonunda, her iki şirket de bir NATO üye devleti için önemli sayıda Hero insansız hava aracı üretmek üzere yüz milyonlarca avroluk bir sözleşme imzaladı.
Almanya’da sekiz yeni İsrail tesisi
Şu anda İsrailli savunma şirketleri bir sonraki adımı atıyor ve Almanya’ya silah sistemleri ihraç etmenin ve Alman silah üreticileriyle ortak üretim yapmanın ötesinde, Almanya’daki kendi üretimlerini de genişletiyorlar.
Bunun arka planında, sadece İsrail’de değil, özellikle Avrupa ülkelerinde hızla artan askeri teçhizat talebi yatıyor.
Sınırlı iç üretim kapasitesine rağmen bu talebi karşılamak için İsrailli savunma şirketleri artık başta Almanya olmak üzere fabrikalar kuruyor.
Örneğin Osnabrück’teki eski Volkswagen fabrikasında Rafael, hava savunma sistemlerine yönelik bileşenler ve sistemler üretecek.
Volkswagen bu amaçla fabrikayı yatırımcı Aurelius Capital ve Aşağı Saksonya eyaletine satacak.
Rafael, IAI ile işbirliği içinde geliştirdiği ve ürettiği İsrail’in Çelik Kubbe hava savunma sistemiyle tanınıyor.
Elbit ise, eski bir Airbus yöneticisi olan Elbit Almanya Başkanı Marian Rachow’un da doğruladığı üzere, önümüzdeki birkaç yıl içinde Almanya’da “1.000’in çok üzerinde” çalışanı barındıracak “sekiz adede kadar yeni tesis” kurmayı planlıyor.
Halle’nin batısındaki Sangerhausen’da kurulacak bu tesislerden birine karşı protestolar şimdiden artmaya başladı.
İkili işbirliği genişliyor
İsrail savunma şirketlerinin neden şu anda Almanya’daki yatırımlara öncelik verdikleri sorulduğunda, İsrail Savunma Kuvvetleri’nin eski bir finans direktörü yakın zamanda şöyle dediği aktarıldı:
“Almanya, Avrupa’nın en önemli sanayi merkezidir ve İsrail ile yakın bağlar sürdürmektedir. Bu da onu, uzun vadeli planlar yapabileceğimiz bir ortak haline getirir.”
Ayrıca, Alman hükümeti askeri güçlenmeye muazzam meblağlar ayırıyor.
2025’te parlamentoya girmeden önce önce Rheinmetall’da, ardından da şu anda Rafael’in sahibi olduğu Dynamit Nobel Defense’da çalışan ve Federal Meclis Savunma Komitesi üyesi olan CDU milletvekili Bastian Ernst, İsrailli savunma holdinglerinin Almanya’da fabrika kurmasını “iki yönlü bir güvenlik ağı” olarak tanımlıyor:
“İsrail için bu, bir çatışmaya karışmaları durumunda tedarik sağlayabilecekleri bir üretim tesisine sahip olmanın getirdiği güvenliği sağlıyor.”
Bundeswehr’in ise “bu teknolojiye Almanya’da sahip olunursa ve bundan yararlanabilirse” fayda sağlayacağına inanıyor.
Dolayısıyla bu, her iki tarafın da muharebe yeteneklerini artırmaya hizmet eden yakın bir işbirliği gibi görünüyor.
Asya1 hafta önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Milanovic: Küresel neoliberalizm bitti, yeni bir evreye geçtik
Asya2 hafta önceİran ile Çin arasında milyarlarca dolarlık gizli ticaret ağı
Rusya1 hafta önceFransa, Rus milyarder Usmanov için AB yaptırımlarının kalkmasını istedi
Avrupa1 hafta önceWolfgang Streeck: Oyun zamanı sona erdi, durum ciddi
Asya2 hafta önceYatırımcılar DeepSeek payı için yüksek komisyonları göze alıyor
Asya2 hafta önceÇin ve Rusya arasındaki Sibirya’nın Gücü 2 boru hattı görüşmeleri fiyat anlaşmazlığı nedeniyle tıkandı
Asya1 hafta önce“İran ABD üssünü vurmadan önce Çin’den uydu görüntüsü aldı”









