Diplomasi
Tony Blair: Finoluktan kayyumluğa

Eric Hobsbawm “pantolon giymiş Thatcher” diyordu. Irak işgali ile daha çok “Bush’un finosu” veya “kanişi” olarak tanınmaya başladı.
Yakıştırma bana ait değil: 2002 yılında Channel 4 News için yapılan bir araştırma, İngiliz halkının neredeyse yarısının, dönemin başbakanı Tony Blair’i George Bush’un “finosu” olarak gördüğünü ortaya koyuyordu. Öyle ki, ünlü İngiliz şarkıcı George Michael, “Shoot the Dog” şarkısının klibinde, şimdi sakıt başbakanı, Bush’un köpeği olarak hicvediyordu: Blair, “git getir” oyununu oynuyor ve Bush tarafından karnı okşanarak ödüllendiriliyordu.
Belki de Nelson Mandela, daha “ince” bir görüşle, Blair için “ABD Dışişleri Bakanı” diyordu. Atlantik’in iki yakasını birleştiren “özel ilişki”, tek dişi kalmış eski imparatorlukta tek taraflı bir münasebet olarak topa tutuluyordu.
***
Ne var ki, bu transatlantik özel ilişkinin “fino köpekliği” olarak damgalanması yeni değildi.
1983 yılında, bir İşçi Partisi milletvekili, ABD’nin Grenada’yı işgalinin ardından Margaret Thatcher’a “Reagan’ın kanişi” demişti. Benzer hakaretler arasında Birleşik Krallık’ın “ABD’nin uydu devleti” veya “Amerika’nın 51. eyaleti” olduğu iddiaları da yer alıyor.
Britanya’nın itaatkarlığı hakkındaki bu anlatılar Blair’in ilk yıllarında da devam ediyordu. Bunun önemli bir örneği, gelecekteki Londra Belediye Başkanı Ken Livingstone’un “Uncle Sam’s Patsy” (Sam Amca’nın Enayisi) başlıklı gazete makalesiydi.
Demek ki Hobsbawm’ın yakıştırması, deyim yerindeyse cuk oturmuştu. Tarihçi, içeride muhafazakâr Demir Leydi neoliberalizminin devamcısı olarak Blair’i topa tutuyordu ama Amerikan politikalarına ve jeopolitik çıkarlarına uyum söz konusu olduğunda da İşçi Partisi’nin hevesle sarıldığı bir Thatcherizm ile karşı karşıyaydık.
***
Kosova ve İrlanda sorunlarını çözen adam olarak övülüyor. Kosova’daki “çözüm”, Yugoslavya’nın NATO tarafından bombalanmasıydı. Blair, başbakan olarak 1999 yılında NATO’nun Kosova’yı işgalinin en güçlü destekçilerinden biriydi. Ünlü “Chicago nutku”nda, “şeytani diktatör” Slobodan Miloseviç’i “yatıştırma” politikasının sona erdiğini ve müdahale zamanının geldiğini ilan ediyordu. “Liberal müdahaleciliğin” ve Amerikan necon zihniyetinin müthiş bir yansıması olan bu konuşmada küreselleşme övgüsü ile Miloseviç-Saddam öcüsü sürekli dile getiriliyordu. NATO, güvenilirliğini sağlama almak için Kosova’ya müdahale etmeliydi; ulusal egemenliğe artık yeni bir gözle bakılmalıydı.
Geçen haziran ayında Priştine’de, Sırbistan’ın tanımadığı Kosova meclisinde yaptığı 25. yıl konuşmasında, bombardıman ve işgal konusunda hiçbir pişmanlık duymadığını iddia ediyordu. Irak fiyaskosu olmasa, Kosova’nın halaskarı olarak omuzlarda taşınması işten bile değildi: Bölgede, çocuklarına “Tonibler” ismini veren ebeveynler türemişti!
Dış politikada “zayıf” olmakla suçlanan İşçi Partisi geleneğini dönüştürüp şahinleşmek istediği öne sürülüyordu. Zaten 1999’daki Yugoslavya saldırısından önce, Aralık 1998’de Bill Clinton’ın Irak’taki Çöl Tilkisi operasyonuna da hevesle destek verecekti.
Üstelik biyografisini yazan Anthony Seldon’ın ve kitap için mülakat yaptığı Jonathan Powell’ın anlattıklarına inanacak olursak, Blair’in “mesyanik” ve “ahlaki” tutumunun arkasında dindarlığı büyük bir yer kaplıyordu: Başbakanın 1972 yılında Oxford’da hukuk okurken Anglikan Kilisesinde vaftiz edilmesinin “tüm hayatını etkilediği” ve görevinden ayrıldıktan sonra Katolikliğe geçmesinin oldukça yaygın bir şekilde “tahmin edildiği” ileri sürülüyor.
Jonathan Powell demişken… “Çatışma çözümü” diyorsanız, Blair ile birlikte eski-yeni devlet memuru onun adı yazılıyor. Nitekim Hayırlı Cuma Antlaşması’nı kotaran adam olarak bilinen Powell, İngiliz devletinin Suriye dosyasını yönettiği gibi, Gazze ve Filistin konusunda da belirleyici bir rol oynadı. Powell için ayrı ve ayrıntılı bir portre yazma görevi hâlâ bekliyor; ama geçerken hatırlatmak gerek: Geçen ağustos ayında Powell’ın hazırladığı 8 maddelik bir Filistin planının Londra’nın müttefikleri arasında “dolaştırıldığını” New York Times yazıyordu. Powell’ın planı dolaşıma sokmasından bir gün sonra, 22 Arap ülkesi, Macron ve Suudilerin ortaklaşa düzenlediği Birleşmiş Milletler konferansında, planın ana hedeflerini yansıtan bir bildirgeyi imzaladı. Bildirge, ne tesadüftür ki, Arap Birliği’nin Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze’deki iktidarını bırakması yönündeki talebini ilk kez içeriyordu. Aynı tema, Blair’i kayyum olarak Gazze’deki “manda” yönetiminin başına geçiren Trump deklarasyonunda da baskındı. İki kafadar, yıllardan ve yollardan sonra, bir kez daha, bu kez farklı koşullarda, Anglo-Amerikan planlarını uygulamaya karar vermiş görünüyorlardı.
Tony Blair ekibinden İsrailli iş insanlarıyla birlikte ‘Gazze Rivierası’ projesi
***
2003 yılında ABD öncülüğünde Irak’ın işgalinde, kitle imha silahları yalanını yayanlardan biriydi. Yıllar sonra ülkesinde yapılan bir soruşturmaya göre Tony Blair, 2003 savaşı öncesinde Irak’ın silah kapasitesine ilişkin istihbaratı “kötüye kullanmıştı” ama parlamentoyu kasten aldatmamıştı:
Başbakan kitle imha silahlarına ilişkin kanıtları “abartmıştı” ama kendisi ve diğerleri buna inanmışlardı.
2016’da yayınlanan Chilcot raporu, eski Irak lideri Saddam Hüseyin’in 2003 yılında ülkesinin işgal edildiği sırada “acil bir tehdit” oluşturmadığını ve savaşın “hatalı” istihbarat bilgilerine dayanılarak yürütüldüğünü ortaya koyuyordu. Blair kabinesinin işgal kararı “tatmin edici olmaktan uzak” koşullarda alınmıştı.
Kitle imha silahı yalanının etkilerini küçümsenmemeli. İşgalden önceki haftalarda Blair’in sergilediği ikna kabiliyeti, Union Jack etrafında kısmi bir birliktelik oluşmasına yol açmıştı. Savaşa destek, işgalin yapıldığı gün %38’den %53’e yükseldi ve ABD birlikleri Bağdat’a girdiğinde %66’ya çıktı.
İddialara göre, 28 Nisan 2003’te, Bağdat’ın düşmesinden sadece birkaç hafta sonra, ortak istihbarat komitesi başkanı John Scarlett, Tony Blair’in basın sekreteri Alastair Campbell’ın ofisine gidiyor ve panik içinde şunu soruyodu: “Saddam’ın kitle imha silahları programına dair kanıt bulamadığımız ortaya çıkarsa [vaziyetimiz] ne kadar müşkül olur?” Campbell, “Çok, çok, çok müşkül olur,” cevabını veriyordu.
***
Bir “mirası” varsa, Irak işgali onu yiyip bitirmişti. Geriye hiçbir şey bırakmayan mirasın içinde “Üçüncü Yol” kılıfındaki azgın neoliberalizm de vardı. İşçi Partisi’nin Üçüncü Yol’unun, Thatcherizmden milim sapmayan bir iç siyaset güttüğünü ileri sürenler vardı. Özelleştirmeler, piyasa hayranlığı, işçi sınıfının kazanılmış haklarına yönelik saldırganlık, finansal deregülasyon… Bunların hepsi Blair döneminde sürdürüldü. Britanya’da Thatcher döneminde hızla ilerleyen finansallaşma ve sanayisizleşme, 1990’ların sonu ve 2000’lerin başında İşçi Partisi hükümetinde aynen sürdürülüyordu.
Blair, Soğuk Savaş sonrası Britanya’sında 20. yüzyılı yok etme misyonunun taşıyıcısıydı. Üçüncü Yol’un “yeni” kapitalizmi, eskisini aratıyordu. Blair’in yanı sıra, okyanus ötesinde Bill Clinton, Kanal ötesinde ise Gerhard Schröder, yeni sosyal demokrasinin mirasyedi veletleri olarak kariyerlerini sonlandıracaklardı.
***
Clinton “hayır” işleriyle uğraşacak, Schröder ise ucuz Rusya gazının ateşiyle, Ukrayna savaşının ardından gözden düşene kadar cebini dolduracaktı.
Blair’e düşen rol ise, bizim gibi fanilerle dalga geçercesine, Orta Doğu Dörtlüsü’nün özel elçisi olarak atanarak, engin bilgilerini cinayeti işlediği yere dönerek diplomasi alanında sergilemekti. Birleşmiş Milletler, AB, ABD ve Rusya’dan oluşan grup, “Filistin-İsrail meselesine” çözüm arayışının ürünüydü.
Blair’in o dönemki çılgın projelerinden Donald Trump ve Jared Kushner’in haberi var mıdır, bilmiyorum. Ama biliyorlarsa etkilenmişlerdir. 2008 yılında geliştirilen “Barış Vadisi” girişimi, İsrail-Ürdün sınırında yeni ekonomik bölgeler yaratarak Filistin ile İsrail arasında işbirliğini geliştirmeyi ve istihdam olanaklarını artırmayı hedefliyordu. O dönem Jerusalem Post, Alman, Japon ve Türk hükümetlerinin proje için yüz milyonlarca dolar toplamaya başladığını yazıyordu.
Bu girişimi desteklemek için Batı Şeria’da dört yer seçilmişti. Japonya’nın İsrail’deki büyükelçi yardımcısı eski İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e, agro-sanayi parkının inşası için Eriha’nın dış mahallelerinden bir yerin seçildiğini söylemişti. Post gazetesinin elde ettiği bir nota göre, Japon planlamacılar mal ve işçi hareketini koordine etmek için İsrailli güvenlik yetkilileriyle görüşmeler yapıyordu.
***
Gök kubbenin altında yeni hiçbir şey yok diyesi geliyor insanın. 2015’te Dörtlü’deki görevinden ayrılan Blair, düşünce kuruluşu işine girecek ve “barış” için seferber olacaktı.
“Tony Blair Institute for Global Change” (TBI) İran’ı tehdit olarak görürken, Filistin ile İsrail’in “yan yana” yaşayabileceği bir Orta Doğu için iki tarafla da görüşüyordu.
Peki bu “kâr amacı gütmeyen kuruluş” nereden fonlanıyordu? 2018’de TBI ilk kez Suudi Arabistan’dan ödeme aldığını kabul ediyordu. Riyad’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanlığı, Kanada hükümeti, bazı Afrika hükümetleri ve Ukraynalı bir milyarder tarafından kurulan Victor Pinchuk Vakfı da fonlayanlar arasındaydı. TBI, “küreselleşmenin azınlık için değil, çoğunluk için işe yaramasına yardımcı olmak” gibi ulvi bir görev bilinciyle hareket ettiğini söylüyordu.
Suudi bağışı, Guernsey’de kayıtlı Saudi Research & Marketing Group’un (SRMG) bir yan kuruluşu olan Media Investment Limited (MIL) adlı kuruluştan geliyordu. SRMG’nin başkanlığını, hâlâ kültür bakanı olan Prens Badr bin Abdullah bin Mohammed al Farhan yapıyordu. The Telegraph’a göre, MIL’den TBI’ya giden para, 2018 yılı itibariyle, 9 milyon sterlindi.
Aynı dönem Financial Times’ta yer alan habere göre Blair, zamanının %80’ini TBI’da geçiriyordu. Geçen sene Azerbaycan’da yapılan COP29 zirvesinde TBI önemli bir rol üstleniyordu: Azerbaycan heyetinde yer alan 12 kişi, Blair enstitüsünün ücretli eşlemanları olarak danışmanlık hizmeti veriyordu. Blair de Azerbaycan Ekoloji Bakanı Mukhtar Babayev ile Bakü’de “iklim eylemini görüşmek üzere” bir araya geliyordu.
Ama elbette eski başbakanın tek bir iş yapması düşünülemez: Ayrıca JPMorgan Uluslararası Konseyi ve Güney Gaz Koridoru boru hattı danışma kurulu başkanlığı da dahil olmak üzere birçok bol kazançlı iş de yapıyordu. Financial Times, engin bilgileriyle Blair’in yüksek ücretli konuşma etkinliklerinden ise “düzensiz gelir” elde ettiğini yazıyordu.
***
Kaderde, yaklaşık 80 yıl önce bölgeden ayrılan Britanya İmparatorluğunun enformel temsilcisi ve Amerikan kayyumu olarak Filistin’e dönmek de varmış. Manda ve himayenin, Filistin direnişini silahsızlandırmanın ve bölgeyi sermayenin yağmasına açmanın fiyakalı adı olarak Trump’ın seçtiği “Barış Kurulu”na liderlik edecek şimdi.
Blair, Başkan Trump’ın takdir ve tensipleriyle Gazze kayyumu olarak görev yapmaktan memnuniyet duyacağını söylüyordu. Açıklamasında Trump planına övgüler yağdırıyordu, herhalde “Barış Vadisi” girişiminin akim kalmasıbnın acısını da çıkarıyordu: Aslında Kushner-Blair planı diyebileceğimiz 20 maddelik deklarasyon kabul edilirse, ona göre savaşı sona erecek, Gazze’ye acil yardım girecek ve Filistin halkına “daha parlak ve daha iyi bir gelecek” şansı sunarken, bir yandan da İsrail’in “mutlak ve kalıcı güvenliğini” ve tüm rehinelerin serbest bırakılmasını sağlayacaktı.
İşte “cesur ve akıllı planı” Trump ortaya koymuştu ve bu plan, iki yıldır süren savaşı, sefaleti ve acıyı sona erdirmek için “bize en iyi şansı” sunuyordu.
En sonunda da Başkan Trump’a “liderliği, kararlılığı ve adanmışlığı için” teşekkür ediyordu.
Anglo-Amerikan emperyalizminin ve siyonizmin ateş gücünü, Silikon Vadisi’nin “akıllı şehir” fantezisini, bölgedeki işbirlikçi rejimlerin dualarını arkasına alan Blair, böylece kulaklarını indirip kuyruğunu kıstırarak ara verdiği Orta Doğu kariyerine, sömürgeci bir yediemin olarak kaldığı yerden devam ediyordu.
Diplomasi
Hindistan, Rusya’dan petrol alımında rekor kırdı

Kpler verilerine göre Hindistan’ın Rusya’dan petrol ve kömür ithalatı, Ortadoğu’daki savaş ve sevkiyat aksaklıkları nedeniyle haziran ayında rekor seviyelere ulaştı. Rusya’dan yapılan günlük petrol sevkiyatının haziranda 2,55 milyon varile çıkması beklenirken, Moskova Avustralya’yı geride bırakarak Hindistan’ın ikinci en büyük kömür tedarikçisi konumuna yükseliyor.
Hindistan, İran’da yaşanan gerilim nedeniyle tedarik zincirinde meydana gelen aksamalar ve yükselen fiyatlar karşısında Rusya’dan petrol ve kömür ithalatını artırıyor.
Reuters haber ajansının uluslararası analiz şirketi Kpler verilerine dayandırdığı habere göre, Rusya’dan Hindistan’a yapılan sevkiyatlar haziran ayında rekor düzeylere ulaştı.
Kpler tahminlerine göre, Rusya’nın Hindistan’a petrol sevkiyatı haziran ayında günlük 2,55 milyon varille rekor düzeye yükselecek.
Bu miktar, mayıs ayındaki günlük 2,13 milyon varillik sevkiyatı ve Mayıs 2023’teki günlük 2,16 milyon varillik düzeyi geride bırakıyor.
Rusya’nın Hindistan’ın haziran ayındaki toplam ithalatı içindeki payı ise yüzde 50’nin hemen altında gerçekleşecek. Bu oran, Ortadoğu’daki çatışmanın başladığı 28 Şubat öncesindeki üç aylık dönemde ortalama yüzde 23 seviyesindeydi.
Hindistan’ın Rus petrolüne yönelmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasının ardından piyasadaki arzı artırmak amacıyla ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin alımlara yönelik yaptırımları geçici olarak kaldırmasını izledi.
Ancak yaptırımlardan muafiyet süresi 17 Haziran’da sona erdi ve ABD Hazine Bakanlığı tarafından uzatılmadı.
Reuters, bu durumun Rus petrolü alımlarında azalmaya yol açabileceğini, ancak sürecin gidişatının Hindistan rafinerilerinin ve yetkililerinin Ortadoğu ülkelerinden sevkiyatlara dönme konusundaki istekliliğine bağlı olacağını belirtiyor.
Kpler öngörülerine göre, Suudi Arabistan’dan yapılan ithalatın haziran ayında günlük 349 bin varil seviyesinde kalması bekleniyor. Bu miktar, savaş öncesindeki üç aylık dönemde günlük ortalama 832 bin varil düzeyindeydi.
İthalat artışı Rus kömüründe de gözleniyor. Haziran ayında tüm kalitelerde Rus kömürü ithalatının, mayıs ayındaki 3,27 milyon tona kıyasla 3,16 milyon ton olarak gerçekleşmesi bekleniyor.
Her iki ay da geçen yılın mayıs ayında kaydedilen 3,76 milyon tonluk zirvenin ardından sırasıyla tarihin en yüksek ikinci ve üçüncü değerleri olarak kayda geçecek.
Rusya’nın haziran ayında Avustralya’yı geride bırakarak, Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci kömür ithalatçısı olan Hindistan’a en çok kömür sağlayan ikinci ülke konumuna geleceği tahmin ediliyor.
Ajansın değerlendirmesine göre Rusya, Hindistan’ın temel kömür tedarikçisi olma rolünü korumaya devam edecek; ancak Rus petrolünün gelecekteki alımları, ABD’nin Moskova’ya yönelik yaptırım politikasını olası sıkılaştırma adımlarına bağlı olacak.
Yeni Delhi petrol sevkiyatının yaptırımlardan etkilenmeyeceğini açıkladı
Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, haziran ayı ortasında yaptığı açıklamada, ülkesinin 2022 yılından bu yana küresel fiyatları dizginlemek amacıyla ABD’nin talebi doğrultusunda Rus petrolü alımlarını artırdığını belirtmişti.
Jaishankar, Rus hammaddesine yönelik Amerikan kısıtlamalarını eleştirerek, bu önlemlere büyük ilkeler süsü verilmemesi çağrısında bulunmuştu.
Hindistan Petrol ve Doğalgaz Bakanlığı Temsilcisi Sujata Sharma da mayıs ayında yaptığı açıklamada, Rusya’dan sevkiyatların devam ettiğini ve ABD’nin yaptırım muafiyetlerine ilişkin kararlarından bağımsız olarak süreceğini kaydetmişti.
Hindistan rafinerileri, 2025 yılında ABD baskısı ve Hindistan mallarına yönelik yüzde 25’lik gümrük tarifesi tehdidi nedeniyle Rusya’dan yaptıkları ithalatı azaltarak Suudi Arabistan ve Irak’a yönelmişti.
Ancak Reuters’ın verilerine göre, Ortadoğu’daki savaşın ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın ardından Hindistan firmaları mart ayı başında Rus petrolü alımlarını yeniden artırdı.
Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov nisan ayı sonunda yaptığı açıklamada, Hindistan’ın kabul etmeye hazır olduğu miktarda hammaddeyi tedarik etmeye hazır olduklarını duyurmuştu.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da daha sonra yaptığı açıklamada, Moskova’nın Hindistan’a enerji taşıyıcıları sevkiyatına ilişkin anlaşmalara bağlı kaldığını doğrulamıştı.
Diplomasi
Honduras uyuşturucu çeteleriyle mücadele için Ukrayna’dan İHA alacak

Honduras Devlet Başkanı Nasry Asfura, organize suçla mücadele ve sınır güvenliğini sağlamak amacıyla Ukrayna’dan insansız hava araçları satın almayı planladıklarını açıkladı. Geçen hafta Kiev’i ziyaret eden Asfura, Ukrayna’nın yüksek teknolojik ekipmanlarıyla uyuşturucu kaçakçılığına karşı destek sağlayabileceğini belirtti.
Honduras Devlet Başkanı Nasry Asfura, AFP’ye verdiği mülakatta, ülkesinin sınırlarını korumak ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele etmek amacıyla Ukrayna’dan insansız hava araçları satın almayı planladığını duyurdu.
Asfura, yüksek teknolojik ekipmanlar aracılığıyla organize suçla daha etkin mücadele etmeyi hedeflediklerini belirterek, “Sınırlarımızı korumak, sınırlarımızda etkin güvenliği sağlamak ve yüksek teknolojik ekipmanlarla organize suçla mücadele etmek için insansız hava araçlarından bahsediyoruz” ifadesini kullandı.
Honduras lideri, Ukrayna’nın sınırların daha da güçlendirilmesi ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele süreçlerinde ülkesine yardımcı olabileceğini kaydetti.
Geçen hafta Ukrayna’nın başkenti Kiev’e resmi bir ziyarette bulunan Asfura ile bir araya gelen Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Honduraslı mevkidaşına Ukrayna’nın bu alandaki deneyimlerinden yararlanmayı teklif etti.
Ukrayna lideri Zelenskiy, haziran ayında Baltık ülkeleri üzerindeki insansız hava aracı sorununa çözüm olarak “drone anlaşması” önerisinde bulunmuş ve Ukrayna’nın İHA koruması konusundaki uzman ekiplerini her an bu bölgeye göndermeye hazır olduğunu ifade etmişti.
Rusya Güvenlik Konseyi Sekreter Yardımcısı Aleksey Şevtsov ise ilkbahar aylarında yaptığı açıklamada, Ukrayna’ya ait insansız hava araçlarının Polonya ve Baltık ülkelerinin hava sahasından engelsiz şekilde geçtiğini ifade etmişti.
Uyuşturucu kartelleri Ukrayna’yı drone okulu olarak kullanıyor
Diplomasi
Ermenistan’da en büyük kumarhane olan Shangri La kapatıldı

Ermenistan Ekonomi Bakanlığı, muhalefet lideri Gagik Carukyan’a ait Onira Club şirketinin kumarhane işletme lisansını usulsüzlük gerekçesiyle iptal etti. Kararın, ülkede gerçekleştirilen parlamento seçimlerinin ardından muhalefetin sonuçlara itiraz ettiği ve Anayasa Mahkemesinin süreci incelediği bir dönemde alınması dikkati çekti.
Ermenistan Ekonomi Bakanı Gevorg Papoyan, muhalefetteki Müreffeh Ermenistan Partisi’nin lideri Gagik Carukyan’a ait Onira Club şirketinin kumarhane işletme lisansının iptal edilmesine yönelik kararı imzaladı.
Sputnik Ermenistan’ın aktardığı gelişmeye göre iptal kararı, başkent Erivan yakınlarında bulunan ve ülkenin en büyük kumarhanesi olan Shangri La’yı kapsıyor.
Bakan Papoyan, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, lisans iptaline gerekçe olarak Mart 2026’da gerçekleştirilen denetimlerde tespit edilen usulsüzlükleri gösterdi.
Yapılan incelemelerde, şirketin sunduğu finansal raporlar ile oyun makinelerinin sayaçlarındaki fiili veriler arasında tutarsızlıklar belirlendi. Papoyan, kumarhane yönetimi tarafından sunulan verilerin tahrif edildiğini ve yanlış bilgiler içerdiğini kaydetti.
Tüketicilerin ve kamu yararının korunması amacıyla hemen yürürlüğe girdiği belirtilen karara karşı, Ermenistan mevzuatı uyarınca iki ay içinde idari yoldan veya Ermenistan İdari Mahkemesinde dava açılarak itiraz edilebilecek.
Onira Club şirketine kumarhane işletme lisansı, ilk olarak 1 Ocak 2014 tarihinde Ermenistan Maliye Bakanlığı tarafından verilmişti.
Şirketin lisansı daha önce 2020 yılında, üçüncü çeyreğe ait devlet harcının dörtte birinin ödenmemesi gerekçesiyle de iptal edilmiş, ancak şirket daha sonra gerekli izinleri yeniden alarak faaliyetine devam etmişti.
Eski Ermenistan Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan’a yurt dışına çıkış yasağı
Seçim sonuçlarına yönelik itirazlar sürüyor
Söz konusu lisans iptali kararı, ülkede parlamento seçimlerinin ardından yaşanan siyasi hareketliliğin ortasında geldi. Ermenistan’da 7 Haziran’da yapılan parlamento seçimlerinin ardından, aralarında Samvel Karapetyan liderliğindeki Güçlü Ermenistan Bloku, eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan’ın Ermenistan İttifakı ve Gagik Carukyan’ın Müreffeh Ermenistan Partisi’nin de bulunduğu yedi siyasi oluşum, 19 Haziran’da seçim sonuçlarının yeniden incelenmesi talebiyle Anayasa Mahkemesine başvurdu. Ermenistan Anayasa Mahkemesi, bu başvuruları 21 Haziran’da görüşmeye başladı.
Seçimlerden Başbakan Nikol Paşinyan’ın liderliğindeki Sivil Sözleşme Partisi birinci çıkarken, muhalefet partileri oy verme sürecinde organize usulsüzlükler yapıldığını savunuyor.
Güçlü Ermenistan Bloku, Ermenistan Merkezi Seçim Komisyonunun 14 Haziran tarihli kararının iptal edilmesini ve seçimlerin ikinci turunun düzenlenmesini talep ediyor.
Amerika6 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya7 gün önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4











