Bizi Takip Edin

Diplomasi

“Ağ Devleti” kurmak isteyen Srinivasan, ABD ile Malezya’yı nasıl karşı karşıya getirdi?

Yayınlanma

Tartışmalı “Ağ Devleti” fikrinin mucidi teknoloji yöneticisi Balaji Srinivasan, dünyayı dolaşarak göçebe bir eğitim topluluğu kurmak için uygun bir yer arıyordu.

Coinbase’in eski teknoloji direktörü Srinivasan, Malezya’da, bu ülkeyi komşusu Singapur’dan ayıran su yolunun hemen karşısındaki, büyük ölçüde tamamlanmamış bir kompleks içinde aradığı yeri bulduğunu düşünüyordu.

Srinivasan’ın Network School’u (Ağ Okulu), konumu konusunda kasıtlı olarak belirsiz bırakılmış tek bir sosyal medya videosu sosyal medya kullanıcılarının dikkatini çekene kadar yıllarca sorunsuz bir şekilde faaliyet göstermişti.

Fakat bu durum, 21 Temmuz’da okulun kapılarının kapanmasına yol açan Malezya devletinin müdahalesiyle değişti.

Ertesi gün Srinivasan, Orta Asya’da Kazakistanlı yetkililerle bir mutabakat zaptı (MOU) imzaladı.

Srinivasan, X’te paylaştığı bir gönderide, “Yeni kampüsümüz, hızlandırılmış vize işlemleri, kolaylaştırılmış ikametgah değişikliği ve aktif yetenek işe alımıyla küresel teknoloji iyimserliğinin sığınağı haline gelecek,” diye yazdı.

Fortune’un aktardığına göre Malezya yetkilileri, İsrailli vatandaşların ikinci ülke pasaportlarıyla ülkeye girerek Network School’un programına katıldıklarına dair internetteki iddiaların ardından soruşturma başlattı.

Malezya, İsrail’i tanımıyor ve genellikle İsrail pasaportu sahiplerinin ülkeye girişini yasaklıyor.

Dışişleri Bakanı Muhammed Hasan, Malezya’nın göçmenlik politikalarının İsrail’i tanımadığını belirtti; bu uzun süredir devam eden tutumun, Büyükelçi Muhammed Şahrul İkram Yakub tarafından da Washington’a iletildiğini vurguladı.

Bernama’nın aktardığına göre Hasan, “ABD ve İsrail çifte vatandaşlığına sahip bir kişi, ABD pasaportunu kullanarak Malezya’ya giriş yaptı. Fakat yapılan kontroller sonucunda bu kişinin İsrail vatandaşlığına da sahip olduğu ortaya çıktı ve biz de kendisinden ülkeyi terk etmesini istedik,” dedi.

Soruşturmada seyahat belgeleriyle ilgili herhangi bir ihlal kanıtı bulunamadı. Yine de Iskandar Puteri Belediye Meclisi, 21 Temmuz’da Network School’un işletme ruhsatını iptal etme kararı aldı ve bunun gerekçesi olarak, kurumun ruhsat koşullarını ve tesis kullanım şartlarını ihlal ettiğini gösterdi.

Belediye Meclisi ayrıca, tesiste yürütülen ticari faaliyetlerin ofis kullanım ruhsatında belirtilenlerden farklı olduğunu tespit ettikten sonra Network School’un reklam ruhsatını da iptal etti.

Johor Eyaleti Başbakanı Onn Hafiz Ghazi, 21 Temmuz’da bir sosyal medya paylaşımında, 22 Temmuz’dan itibaren şirketin Forest City’deki tüm faaliyetlerinin durdurlacağı haberlerini teyit etti.

Malezya ile ABD arasında “İsrail” krizi

Anlaşmazlık daha sonra diplomatik bir olaya dönüştü. Malezya Dışişleri Bakanı, devletin haber ajansı Bernama’ya, ABD ve İsrail çifte vatandaşı olan bir kişinin ülkeyi terk etmesi emredildiğini söyledi.

Bunun üzerine ABD Dışişleri Bakanlığı, Malezya’nın İsrail konusundaki tutumunu açıklaması için ülkenin büyükelçisini çağırdı.

Ibrahim gazetecilere yaptığı açıklamada, “Yahudilere hakaret etmiyoruz. İsrail’in yaptıklarına karşıyız. Sanki belirli bir gruba karşıymışız gibi etiketleniyoruz. Biz sadece başkalarını ezip sömüren ülkelere karşıyız,” demişti.

Malezya’nın İsrail’e yönelik politikasının Malezyalılar tarafından olumlu karşılandığını fakat ABD’li Kongre üyeleri tarafından aynı şekilde karşılanmadığını söyleyen başbakan, “Biz egemen ve bağımsız bir ülkeyiz. Taviz vermeyeceğiz ve tek bir İsraillinin bile Malezya topraklarına ayak basmasına izin vermeyeceğiz,” dedi.

Anlaşmazlık, İbrahim’in İsrailli vatandaşların sınır dışı edilmesine ilişkin açıklamalarının ardından sekiz ABD Kongre üyesinin Washington’dan Malezya ile olan bağları gözden geçirmesini talep etmesiyle ortaya çıktı.

Kongre üyeleri, 15 gün içinde bu kararın geri alınmaması halinde, Malezyalı askeri personele ABD tarafından profesyonel eğitim sağlayan Uluslararası Askeri Eğitim ve Öğretim programına yönelik fonların kesilmesini talep ettiler.

Ayrıca, Enver hükümetini, Washington tarafından “yabancı terör örgütü” olarak tanımlanan Hamas ile açık ilişkiler sürdürmekle suçlayarak, Hamas militanlarının Malezya topraklarında eğitim gördüğünü iddia ettiler.

Malezya Başbakanı, bu iddiaları temelsiz olarak reddetti ve Hamas liderleriyle yaptığı görüşmeleri hiçbir zaman gizlemediğini fakat bu görüşmelerin bombalamalar ve cinayetlerden etkilenen ailelere taziyelerini iletmek amacıyla yapıldığını söyledi.

Öte yandan ABD’nin Malezya’nın İsrailli vatandaşlara uyguladığı giriş yasağına yönelik eleştirilerinin, ülkenin dış politikasında büyük bir değişiklik yaratmasının pek olası olmadığı düşünülüyor.

Silikon Vadisi zenginlerinin Grönland seferi

Ağ Okulu nedir?

Srinivasan, 2024 yılında Malezya’da yaklaşık 100 uluslararası katılımcıya yönelik 90 günlük bir pilot program olarak Network School’u başlattı.

2025 yılının başlarında bu programı bir yıllık bir programa genişletti.

Bu kompleks, “teknoprenörler” (teknoloji girişimcileri) ve içerik üreticiler için bir ortak yaşam alanı işlevi görüyor.

Aylık 1.500 dolar karşılığında konaklama, yemek, spor salonu erişimi ve düzenli olarak düzenlenen teknoloji atölyeleri ile “hackathonlar” (hack maratonları) sunuluyor.

Katılımcılar, Straits Times’a verdikleri demeçte, programın Silikon Vadisi ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki benzer tekliflerden daha ucuz olduğunu, bu programların maliyetinin üç ila beş kat daha fazla olabileceğini savundular.

Srinivasan ise Ağustos 2024’te X’te paylaştığı bir gönderide , “ABD’deki mevcut lisans eğitimi modeli işlevsiz… Dört yıllık bir derece için 100 bin doların üzerinde para ödüyorsunuz, ancak hayatınız boyunca geçim masrafları için hiçbir bütçe ayırmıyorsunuz,” diye yazdı.

Srinivasan, okulun komşu Singapur’a yakınlığını önemli bir satış argümanı olarak öne çıkarıyordu.

O dönemde, “Burası güzel ve güneşli bir yer; uluslararası bir havalimanına (Changi) sahip büyük bir şehirden (Singapur) bir saatten daha az uzaklıkta. Bu, hafta içi derslerinize yoğunlaşabileceğiniz, hafta sonları eğlenmek için şehre gidebileceğiniz ve aynı gün içinde Asya’nın hemen hemen her yerine ulaşabileceğiniz anlamına geliyor,” diye yazmıştı.

Kısa bir süre öncesine kadar Malezyalı yetkililer bu projeyi destekliyordu. Hatta sadece üç ay önce, dijital bakan Gobind Singh Deo kampüsü “küresel teknoloji yetenekleri için yükselen bir destinasyon” olarak tanımlamıştı.

Network School’un Singapur’a yakınlığı dikkatleri üzerine çekti. 10 Temmuz’da okulun sosyal medyada yayınlanan bir reklamında, okulun “Singapur yakınlarındaki yapay bir adada” bulunduğu vurgulanmıştı.

Bu durum, çevrimiçi araştırmacıları konuyu derinlemesine incelemeye yönlendirdi ve bu süreçte Network School’un aslında Singapur sınırının karşısında yer alan Malezya eyaleti Johor’da bulunduğunu ortaya çıkardılar.

Aynı gün, Filistin yanlısı bir aktivist grubun Instagram paylaşımı, Network School’u ülkenin yasalarını ihlal ederek İsraillileri Malezya’ya getirmekle suçladı.

Srinivasan 2023 yılında, toprak biriktirme ve kendi kaderini tayin etme hedefini içeren “ağ devleti” stratejisini tanımlamak için “teknoloji Siyonizmi” terimini kullanmıştı.

Soyut bir yönetişim benzetmesi olarak kullanılan bu terim, kamuoyunun güçlü bir şekilde Filistin yanlısı olduğu bir ülkede pek iyi karşılanmadı.

Kuşatma sıkılaşmaya başlayınca Srinivasan, Başbakan Enver İbrahim ile bir görüşme talep etmeye çalıştı ve Malezya’daki yatırımları dondurmakla tehdit etti fakat bu çabaları sonuçsuz kaldı.

Mülk sahipleri için ütopya, mülksüzler için egemenlik kaybı

Balaji Srinivasan kimdir?

Srinivasan, Coinbase’in kendi girişimini satın almasının ardından 2018 yılında şirketin teknoloji direktörü olarak görev yaptı ve bir yıl sonra şirketten ayrıldı.

Daha önce genetik test girişimi Counsyl’in kurucu ortağıydı ve risk sermayesi şirketi Andreessen Horowitz’de genel ortak olarak çalıştı.

Ayrıca, küresel teknoloji sektörünü ulusal egemenlikten koparmak için uzun süredir sürdürdüğü çabalarıyla da tanınıyor.

2013 yılında, ABD teknoloji endüstrisinin ülkeyi terk edip yurt dışına taşınması gerektiğini savunmuştu. 2022’de ise “Ağ Devleti” konseptine ilişkin fikirlerini ayrıntılı olarak anlattığı bir kitap yayınladı.

Srinivasan, 2020’nin başlarında COVID-19 pandemisinin ABD’de yayılmaya başladığı dönemde, bu salgının oluşturduğu tehdit ve yıkıcı etkiler konusunda Silikon Vadisi’nde uyarıda bulunan ilk kişilerden biriydi.

Ayrıca 2023’te, Bitcoin’in 90 gün içinde 1 milyon dolara ulaşacağına dair talihsiz bir iddiaya girmesiyle kısa süreliğine gündeme gelmişti.

Fakat bu iddiadan sadece iki ay sonra vazgeçerek, fonları karşı taraf olan GiveDirectly yardım kuruluşuna ve bir Bitcoin geliştirme fonuna bağışladı.

Bunun yanı sıra bu teknoloji girişimcisi, Peter Thiel ile birlikte “Amerika’nın yegane monarşisti” Curtis Yarvin’in “Karanlık Aydınlanma” çevresine mensuptu.

Srinivasan, “bulut ülkesi” olarak adlandırdığı kendi şehrini, Washington’ın boğucu yasalarının, bürokrasisinin, medyasının, Harvard ve Yale’in diplomalarının karşısına çıkarıyordu.

Fiziki topraklara göçün sürdürülebilir olmayacağını kabul eden Srinivasan, dijital topluluklar kurmayı kafasına koymuştu.

Ona göre çevrimiçi ilişkiler dil-din-ırk farkı bilmiyordu ve yakınlık kurmaya fiziksel ilişkilerden daha meyyaldi.

Önce sanal bir ağ kuracak, sonra o sanal ağ yeni bir şehre dönüşecek, en nihayetinde de yeni bir ülke meydana gelecekti.

Srinivasan, münzeviliğe ve kendi kendine yeterliliğe vurgu yapan “Ada” temalı kaçışlardan ziyade, daha “kolektif” bir kuruluşa çağrı yapıyordu. Singapur ve onun ebedi şefi Lee Kuan Yew bu nedenle ona daha çok hitap ediyordu.

Bunun yanı sıra, Güney Kore’de yer alan ve bir özel şirket tarafından “yurttaş-müşteri”lerin pay sahibi olduğu New Songolo City de, teknoloji zenginimizin gözdelerindendi.

2013 yılında yaptığı bir konuşmada, Silikon Vadisi’nin ABD’den “nihai çıkışını” (ultimate exit) savunmuş ve ABD’nin “modası geçmiş ve yenilikçilere düşman” olduğunu iddia etmişti.

Srinivasan, Ağ Devleti adlı kitabında, “sınırın yeniden açıldığını” ve teknolojideki ilerlemeler sayesinde yeni egemen entitelerin sayısının katlanarak artacağını savunuyordu.

Srinivasan, kitabında da İsrail’in kendilerine bir model olduğundan bahsediyordu. İsrail’in kuruluşu ile birlikte Yahudiler, “Tanrı/Devlet/Ağ” dizisinin başarılı bir örneğini sergiliyorlardı.

Theodor Herzl’in eserlerini kitabının ilham kaynağı olarak gösteren Srinivasan, ABD-Çin kutupları dışındaki üçüncü bir kutbun, teknolojik olarak gelişkin İndo-İsrail kutbu olacağına inanıyor.

Peter Thiel, AI destekli “paralel yargı” kurmak istiyor

Malezya-Singapur hattında Kuşak ve Yol bağlantısı

Network School, Çinli gayrimenkul geliştiricisi Country Garden tarafından 2016 yılında başlatılan devasa bir konut projesi olan Forest City’de faaliyet gösteriyordu.

Proje, Asya, Afrika ve Avrupa’da altyapı inşa etmeyi amaçlayan küresel bir strateji olan Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi tarafından da desteklenmişti.

Hedef, Singapur’un hemen karşısında, Johor Boğazı’nın Malezya tarafında 700.000 kişiyi barındırabilecek bir şehir inşa etmekti. 

Fakat taahhüt edilen yaklaşık 100 milyar dolarlık yatırıma rağmen inşaat hiçbir zaman tamamlanamadı.

Projenin yalnızca %15’i inşa edildi ve bunun da çok daha azı olan %1’i yerleşime açıldı.

Forest City daireleri çoğu Malezyalı için çok pahalıydı; bu da projenin Çinli alıcıları hedeflediği anlamına geliyordu. 

Fakat Çin’deki sermaye kontrolleri, COVID salgını ve ardından emlak devi Evergrande’nin çöküşünün tetiklediği emlak krizi, bu umutları suya düşürdü.

Bir zamanlar “örnek geliştirici” olarak görülen Country Garden, 2023 yılından bu yana borç yeniden yapılandırmasıyla boğuşuyor.

Geliştirici, geçen yıl 22,9 milyar dolarlık gelir bildirdi; bu rakam, 2022’deki 63,6 milyar dolarlık zirve seviyesinin üçte ikisinden fazlası kadar düşük.

Johor, o zamandan beri Forest City’yi yeni imzalanan Johor-Singapur Özel Ekonomik Bölgesine dahil etti ve burayı bir özel finans bölgesi olarak belirledi.

Yetkililer burayı uluslararası aile ofisleri ve sermaye merkezi olarak tanıtıyor.

Peter Thiel’in yatırım şirketi, Nijerya’da “şehir devleti” kuruyor

Srinivasan’ın Kazakistan’da ne işi var?

Network School’un yeni kampüsüyle ilgili ayrıntılar henüz sınırlı. Yine de Srinivasan, yapay zeka alanında eğitim ve araştırma fırsatları ile teknoloji girişimlerine destek sunacak bir alan vaat ediyor.

Network School ile ülkenin Yapay Zeka ve Dijital Kalkınma Bakanlığı arasında imzalanan beş yıllık mutabakat zaptı, her iki tarafın da uluslararası etkinlikler ve hackathonlar düzenlemesini ve bu yıl Kazakistan’da bir Ağ Devleti konferansının düzenlenmesini öngörüyor.

Kazakistan Yapay Zeka ve Dijital Kalkınma Bakanlığı, 22 Temmuz tarihli bir Instagram paylaşımında şunları yazdı:

“Bu mutabakat zaptı, ortak projelerin hayata geçirilmesi ve Kazakistan’ın yapay zeka ve inovasyon alanında bölgesel bir merkez olarak daha da gelişmesi için temel oluşturacak.”

Bakanlık kampüsün, önde gelen uzmanları, teknoloji şirketlerini ve yatırımları Kazakistan’a çekmek amacıyla da inşa edileceğini ekledi.

Kazakistan, kendisini yabancı teknoloji şirketlerine tanıtmaya çalışıyor. Cumhurbaşkanı Kasım-Cömert Tokayev, 10 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Sermaye liderlerini, benzersiz yasal düzenlemelerimizi güvenli ve yüksek getirili bir başlangıç noktası olarak değerlendirmeye davet ediyoruz,” demişti.

Ülke, Nvidia gibi ortaklarla birlikte 1 gigawatt kapasiteli bir veri merkezi kampüsü kurmayı planlıyor.

Srinivasan Singapur vatandaşlığı da aldı

Öte yandan eski Coinbase CTO’su, ABD vatandaşlığından ayrılarak Singapur vatandaşlığı aldığını da açıkladı.

Srinivasan, bu şehir devletinin “inovasyon ve girişimciliğe” karşı sergilediği misafirperver ortamı gerekçe göstererek ABD’den ayrıldığını ve Singapur vatandaşı olduğunu söyledi.

İnovasyonun Asya’ya doğru kaymakta olduğunu savunan Srinivasan, Singapur ve Hindistan gibi ülkelerin iş dünyasına elverişli politikalar, verimli yönetişim ve yeni teknolojilere açıklık sunduğunu belirtiyor.

Srinivasan, ABD’deki teknoloji ortamını eleştirerek, bu ortamın aşırı bürokratik ve kutuplaşmış hale geldiğini ve bu durumun girişimcilerin iddialı projeler peşinde koşmasını zorlaştırdığını söylüyor.

O, Singapur’un inovasyon ve girişimciliğin daha güçlü kurumsal destek gördüğü, daha istikrarlı bir ortam sağladığına inanıyor.

Girişimcinin bu kararı, Amerika’da Hint kökenli bir göçmen olarak yaşadığı kişisel deneyimlerinden de etkilenmiş gibi görünüyor.

Silikon Vadisi eskatolojisi – 3: Kudretli elimle sizi özgür kılacağım

Çocukken zorbalığa maruz kaldığını ve oraya ait olmadığını hissettiğini hatırlasa da, Singapur’un çokkültürlü toplumunun kendisine kabul gördüğünü ve kültürel bir bağ kurduğunu hissettirdiğini belirtiyor.

Hint kökenli kimliğinin bu ülkede kabul gördüğünü vurgulayan Srinivasan, özellikle Tamilcenin Singapur’un resmi dillerinden biri olduğunu ve inancını özgürce yaşayabileceği Hindu tapınaklarının varlığını örnek gösterdi.

Yatırımcı, bu kararının, “meritokrasi ve sosyal istikrar” gibi değerleriyle daha uyumlu olduğuna inandığı bir ülkede yaşamayı tercih ettiğini gösterdiğini söyledi.

“Tepkimi ayrılarak gösterdim,” diyen Srinivasan, taşınmasını Amerikan kültüründe yetişmiş olmasının bir reddi değil, kişisel bir tercih olarak nitelendirdi.

Srinivasan’ın bu argümanı, insanların ortak değerler etrafında topluluklar kurmasını ve nihayetinde yeni toplumlar yaratmasını savunan, daha geniş kapsamlı “Ağ Devleti” felsefesinin bir parçası.

Ayrıca bu şehir devleti, Srinivasan’ın ilgi alanlarıyla örtüşen finans, yapay zeka, blok zinciri ve biyoteknoloji alanlarında küresel bir merkez olarak konumlanmış durumda.

Srinivasan için bu hamle, sadece bir yer değişikliği değil, inovasyonun geleceğinin giderek daha küresel bir nitelik kazanabileceği ve Singapur gibi şehirlerin Silikon Vadisi gibi geleneksel teknoloji merkezleriyle rekabet edeceği yönündeki daha geniş kapsamlı bir argümanın parçası.

Diplomasi

AB, Çin mallarına gümrük vergisi uygulamayı planlıyor

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, ithalatın belirli bir eşiği aştığı durumlarda Çin menşeli bir dizi ürüne gümrük vergisi uygulanmasına olanak sağlayacak bir ticari savunma önlemi hazırlıyor.

Rapporteur’ün ulaştığı taslak plana göre, AB’nin Çin’e olan bağımlılığını azaltmak amacıyla, AB’nin ithalatının %40’ından fazlasını Çin’in karşıladığı ürünlere gümrük vergisi uygulanacak.

Yetkililer, bu önlemi yarı iletkenler, kritik hammaddeler ve nadir toprak elementleri gibi stratejik sektörler için değerlendiriyor.

İlk olarak Haziran ayında AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič tarafından gündeme getirilen bu önlem, Çin’in AB ile olan ticaret fazlasından kaynaklanan gerginliklerin tırmanması, kritik minerallerin ihracatına getirilen kısıtlamalar ve Avrupa şirketlerinin Çin iç pazarında karşılaştığı engellerin ortasında geliştiriliyor.

Šefčovič’in 8 ve 9 Ekim tarihlerinde Pekin’de Çin Ticaret Bakanı Wang Wentao ile görüşmesi planlanıyor.

Bir hafta sonra ise Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’in, Brüksel’de düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine Çin ile ilişkiler hakkında bilgi vermesi bekleniyor.

Yetkililer, yeni aracın, “bazuka” adı verilen AB’nin “Zorlama Karşıtı Aracı”ndan daha kolay kullanılabilir olmasını hedefliyor.

Bu aracı kullanmak için AB hükümetlerinin öncelikle nitelikli çoğunlukla oylama yaparak iktisadi zorlamanın gerçekleştiğine karar vermesi gerekiyor.

Önerilen yeni yönetmeliğe göre, üye devletlerin nitelikli çoğunluğu itiraz etmedikçe Komisyon bu önlemi uygulayacak.

Tartışmaya aşina olan başka bir kaynağa göre, Šefčovič bu ay iş dünyası liderleriyle yaptığı bir toplantıda ilaç, kimyasallar, otomobiller ve kritik hammaddelerin bu önlemin kapsamına girebileceğini belirtti.

Geçen yıl günlük yaklaşık 1 milyar avroya ulaşan AB’nin Çin ile olan ticaret açığının ardından, von der Leyen bu ayki Birlik Durumu konuşmasında, “İlişkilerimizi yeniden dengelemek için elimizdeki tüm araçları kullanacağız,” demişti.

Ziyaretten önce Šefčovič, ticaret dengesizlikleri, kritik minerallere yönelik ihracat kontrolleri ve Çin iç pazarına erişim kısıtlamaları konusunda Pekin’den defalarca somut sonuçlar talep etti.

Komiser’e yakın bir kaynak, Šefčovič’in görüşmeler konusunda özel olarak iyimser olduğunu belirtti.

Bu kaynak, belirli sanayi ürünlerinde AB’nin ticaret açığındaki azalmayı, Avrupalı şirketlerin Çin’in nadir toprak elementleri ihracat lisanslarına daha kolay erişimini ve Çin pazarına erişimin iyileşmesini ilerleme işaretleri olarak gösterdi.

Fakat toplantı hazırlıklarına aşina olan diğer kaynaklar, Çin’in büyük ticaret fazlasını ve ileri imalat alanındaki hedeflerini gerekçe göstererek, görüşmelerin somut tavizler getireceği konusunda şüpheciydiler.

Wang ile Šefčovič arasında yakın zamanda gerçekleşen bir telefon görüşmesine ilişkin Çin tarafının yaptığı açıklama, Pekin’in Komisyon’un taleplerini karşılayacağına dair herhangi bir işaret vermedi.

Šefčovič, ilerleme sağlanmaması halinde AB’nin önerilen çeşitlendirme aracının kullanımı da dahil olmak üzere önlemler alabileceği konusunda uyarıda bulundu.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Kazak petrolünde saldırılar sonrası Hazar üzerinden Ceyhan planı

Yayınlanma

Kazakistan’ın büyük petrol şirketleri, ihracatı Rusya dışındaki Hazar geçişli hattan artırmak amacıyla boru hattı ve tanker projelerini inceliyor. Hazırlanan fizibilite çalışması, Karadeniz’deki ana ihracat hattı CPC’ye yönelik insansız hava aracı saldırılarının ardından başlatıldı.

Kazakistan’ın en büyük petrol şirketleri, Rusya topraklarını baypas eden Hazar geçişli güzergah üzerinden petrol ihracatını artırma seçeneklerini inceliyor.

Nikkei Asia’nın haberine göre değerlendirilen planlar arasında Hazar Denizi’nin altından bir boru hattı inşa edilmesi ya da tanker filosunun ciddi ölçüde genişletilmesi yer alıyor.

Kazakistan petrol ihracatının yüzde 80’inden fazlasını Hazar Boru Hattı Konsorsiyumu (CPC) üzerinden gerçekleştiriyor. Kazakistan sahalarından çıkarılan ham petrolü Rusya toprakları üzerinden Karadeniz’deki Novorossiysk deniz terminaline taşıyan bu hat, ülkenin ana ihracat kanalı konumunda.

Fakat hatta petrol akışı bu yıl terminale ve petrol tankerlerine düzenlenen Ukrayna insansız hava aracı saldırıları nedeniyle birkaç kez durduruldu.

Temmuz ayındaki yükleme kesintileri sırasında Kazakistan, sevkiyat yapamadığı için ham petrol üretimini geçici olarak düşürmek zorunda kaldı.

Astana yönetimi mevcut alternatif güzergahı halihazırda kullanıyor ancak bu hattan düşük hacimli sevkiyat yapılıyor. Söz konusu rota Kazakistan’daki petrol merkezi Atırau’dan başlıyor; petrol buradan Aktav Limanı’na, ardından Hazar Denizi üzerinden Bakü’ye ve mevcut altyapı kullanılarak Tiflis üzerinden Ceyhan’a ulaştırılıyor.

Kazakistan Enerji Bakanlığı verilerine göre Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı üzerinden yılda yaklaşık 1,2 milyon ton Kazak petrolü sevk ediliyor. Bu miktar, CPC üzerinden taşınan hacmin yüzde 2’sinden azına karşılık geliyor.

Nikkei Asia, Kazak şirketlerin bu hattı genişletmeye yönelik fizibilite çalışması hazırladığını aktardı. Yayına konuşan bir kaynak, deniz altından inşa edilecek bir boru hattının ya da tanker filosunu büyütmenin yıllık 35 milyon tona kadar kapasite sağlayabileceğini belirtti.

Bu miktar, Kazakistan’ın CPC üzerinden sevk ettiği petrol hacminin yarısından fazlasına ulaşıyor.

Energy Monitor Fonu İcra Direktörü Nurlan Cumagulov ise bu seçeneğe dair, “Ancak bu güzergahın yüksek maliyetli olacağını belirtmek gerekir” değerlendirmesini yaptı.

Rusya ve Kazakistan’a ait kuruluşların yanı sıra Chevron ve ExxonMobil gibi uluslararası devlerin ortak olduğu CPC’deki kesintilerin ardından Kazakistan, petrol ihracatının bir kısmını alternatif yollara yönlendirerek özellikle Çin’e yapılan sevkiyatı artırdı.

Kazakistan Dışişleri Bakanlığı, CPC gemilerine yönelik saldırıları ülke çıkarlarına bir tecavüz olarak niteledi; oluşan zararın hesaplandığını ve tazminat talep etme hakkının saklı tutulduğunu bildirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Prof. Diesen: Diplomasi canlanmazsa yeni dünya savaşla doğacak

Yayınlanma

Editörün notu: Norveçli siyaset bilimci Prof. Glenn Diesen, 26-27 Eylül tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen East-West Forum kapsamında gerçekleştirdiği bu konuşmada, tek kutuplu dünya düzeninin çöküşünü ve uluslararası sistemin içinden geçtiği sarsıntılı dönüşümü irdeledi. Diesen, Batı merkezli hegemonik evrenselciliğin yapısal açmazlarını sergilerken, yükselen güçlerin medeniyet devletleri ekseninde çok kutuplu yeni bir denge inşa ettiğine dikkat çekti. Avrupa’nın içine düştüğü kimlik ve güvenlik bunalımının altını çizen Diesen, diplomasinin yeniden canlandırılmaması halinde yeni küresel düzenin savaş yoluyla şekillenebileceği uyarısında buldu.

***

Tek kutuplu dünya düzeni çöktü; nerede hata yapıldığını anlamak ve dünyanın içinden geçtiği çalkantılı dönüşümü kavramak adına bir otopsi yapmamız gerekiyor. 1989’da Francis Fukuyama, siyasi Batı tarafından geniş ölçüde ideolojik bir rehber kabul edilen meşhur “Tarihin Sonu” makalesini yayımladı. Dünyada tek bir süper güç ve tek bir ideoloji vardı; beklenti ise dünyanın ABD liderliği ve liberal demokratik değerler etrafında birleşeceği yönündeydi. Tek bir güç merkezi bulunması sebebiyle ABD hakimiyeti uluslararası anarşiye ve güvenlik rekabetine son verecek; ABD hegemonyası, evrensel değerleri paylaşan kapsayıcı bir topluluk inşa etmek üzere liberal demokrasinin rolünü yüceltecekti. Batı, otuz yılı aşkın bir süre boyunca, kendi kolektif hegemonyasının tüm insanlığın yararına olduğuna inanan yeni nesil siyasetçiler yetiştirdi; bu siyasetçiler, geçmişin kaotik dünyasından ebedi barışa geçişi idare edecek yöneticilerdi. Peki, ne ters gitti?

Tek kutuplu anın geçici bir olgu olarak kalması kaçınılmazdı; zira ABD’nin kaynaklarını tüketeceği ve yükselen güçleri kendisini kolektif biçimde dengelemeye sevk edeceği öngörülebiliyordu. Ne var ki hegemonik evrenselcilik kendi içinde de yapısal bir çelişki barındırıyor; çünkü evrensel değerler tek bir güç odağına bağlanıyor. Bir hegemon, özgürlük, demokrasi ve insan hakları gibi evrensel değerleri temsil ettiğini öne sürse de bu evrenselcilik belirli bir tarihsel, kültürel ve jeopolitik düzen üzerinden dayatılıyor.

Eşitliği savunan evrensel değerler, ABD’nin baskın konumunu kurumsallaştırmak için kullanılıyor. Kapsayıcılığı savunan evrensel değerler, kapsayıcı bir Pan-Avrupa güvenlik mimarisi geliştirmek yerine NATO gibi dışlayıcı bloklar inşa etmeye yarıyor. John Herz daha 1950’de, devletlerin kendi içlerinde demokratikleştikçe, liberal değerleri çoğunluğun tahakkümünden korumak adına uluslararası kurumlarda baskın bir konum elde etme konusunda daha fazla ısrarcı göründüklerine dikkat çekmişti. Liberal değerler, tüm insanların ve devletlerin iyi bir yaşama ve kendi kalkınma yollarına dair farklı fikirlere sahip olması sebebiyle hoşgörünün zorunlu olduğu düşüncesine dayanır; ancak değerlerin evrenselliği iddiası, bütün devletlerin aynı çizgide gelişmesi gerektiğini öne sürer. Böylece liberal demokrasinin bayraktarlığını yapan siyasi Batı, dünyanın geri kalanını “ehlileştirmeye” çalışan bir medeniyet öğretmenine dönüşür. Eşit egemenler arasındaki diplomasinin yerini, “medeniyet öğrencilerinin” bu “medeniyet öğretmenleri” tarafından ödüllendirildiği veya cezalandırıldığı bir ilişki alır. Hegemon güç, hem kendi değerlerini benimsemeyen devletleri hizaya sokar hem de fazlasıyla güçlenip kendi hegemonik konumunu sarsan devletleri cezalandırır. Neticede liberalizm, hegemonik bir norm kisvesiyle yayılmıştır.

Modern dünya düzeni, evrenselci iddialarla meşrulaştırılan hegemonik bir sistemin yerini devletlerin kültürel özgünlüğüne dayalı çok kutuplu bir düzene bıraktığı 1648 Vestfalya Barışı ile kuruldu.

Son 80 yıl, önce iki kutuplu bir sistemin çöküşüne, ardından tek güç merkezli bir düzene sahne olan tarihsel bir anomaliden ibarettir. Dünyanın “doğal” hali, devletlerin kültürel özgünlüklerini gözeten bir güç dengesine sahip çok kutuplu Vestfalya sistemidir.

Geride kalan on yıllar boyunca hegemonik evrenselcilik, ulusal yetkilerin ABD’ye devredilmesiyle birlikte Avrupa devletlerini dönüştürdü. ABD’nin askeri hakimiyeti, Avrupa’nın ittifak sistemi çerçevesinde güvenliğini, dış politikasını ve stratejik aklını büyük ölçüde ABD’ye havale etmesi anlamına geliyordu. ABD’nin iktisadi üstünlüğü ise bankaları, para birimlerini, ödeme sistemlerini ve ticaret anlaşmalarını barındıran uluslararası ekonomi mimarisinin büyük ölçüde yine ABD tarafından yönetilmesini beraberinde getirdi. Avrupa’daki ve ötesindeki sivil toplum dahi ABD hükümetince finanse edilen ve Amerikan istihbaratıyla dirsek temasında çalışan “sivil toplum kuruluşları” eliyle yönlendirildi.

Avrupa siyasal sistemi, Avrupa’nın siyasi Batı içinde ABD’ye göbekten bağlı olmasının istikrar ve refahın ana kaynağı sayılması sebebiyle, uluslararası kurumlara sadakatin ulusal çıkarlardan daha hayati ve ahlaki olduğu kabulü üzerine inşa edildi.

Hegemon artık yok ve evrenselci iddiaları dünyanın geneli tarafından reddediliyor. Çok kutuplu dünya artık bir vakıa; yükselen güçler ise medeniyet özgünlüğüne dayalı, eşit egemenlerden oluşan bir Vestfalya düzenine dönülmesini talep ediyor. Şi Cinping’in de altını çizdiği üzere, her medeniyetin kendine has bir kalkınma yolu vardır ve hiçbir müstakbel hegemon başkalarına nasıl gelişeceklerini dikte etme hakkına sahip değildir.

Avrasya kıtasında “medeniyet devleti” söyleminin yeniden canlanması, tek kutupluluğun ve evrenselciliğin reddi anlamına geliyor. ŞİÖ ve BRICS gibi yeni yapılar çok kutuplu dünyaya alan açmaya çalışsa da kurumsal kapasitenin uyum sağlama hızını aşan bir üye akını yaşanıyor. Buna karşın gücün merkezileşmesi, tek tipleşme ve evrenselcilik artık istenmeyen yaklaşımlar olarak görülüyor.

Her yere yetişemeyeceğini ve öncelik sıralaması yapması gerektiğini fark eden ABD, kerhen de olsa bu yeni gerçeklere uyum sağlamaya başladı; liberal evrenselcilik dilinin yerini ulusal çıkarlar alıyor. Bu aslında olumlu bir gelişme olabilir; çünkü stratejik çıkarlarının peşinden koşan devletler karşılıklı anlayış ve uzlaşı zemini arayabilir; oysa stratejik çıkarlarını değerlerle özdeşleştiren devletler, rekabeti uzlaşmanın tehlikeli görüldüğü bir “iyi ile kötünün savaşı” olarak değerlendirir.

ABD’de cumhuriyeti kurtarmak adına imparatorluğu küçültmek isteyen yeni siyasi güçler yükseliyor; zira stratejik bir geri çekilme, ABD’nin gücünü yeniden toplamasına ve diğer büyük güçlerin kurduğu kolektif dengeleme çabalarını boşa çıkarmasına olanak tanıyacaktır.

Bugün Avrupa’yı bu denli tehlikeli kılan unsur, çok kutuplu sistemde kendine yeni bir rol bulamayışının yarattığı zafiyet ve kapıldığı paniktir. Güvenlik artık kolektif Batı’nın hakimiyetine yaslanamıyor; ortada net bir ekonomik model kalmadı ve evrensel değerleri temsil etme iddiaları inandırıcılığını yitirdi. Buna rağmen Avrupalılar, ekonomik ve siyasi bağlarını çeşitlendirerek yeni gerçekleri kabullenmeye ve buna göre konum almaya yanaşmıyor.

Eldeki veriler, tek kutuplu evrenselcilikten çok kutuplu özgünlüğe geçişin son derece sarsıntılı olacağını gösteriyor; diplomasi yeniden canlandırılmadığı takdirde yeni dünyanın doğumunun savaşla gerçekleşmesi çok daha muhtemel görünüyor.

East-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English