Bizi Takip Edin

Amerika

Peter Thiel’in yatırım şirketi, Nijerya’da “şehir devleti” kuruyor

Yayınlanma

Nijerya’nın Gine Körfezine bakan kenti Lagos’ta kurulan bir serbest bölge, Silikon Vadisi’nin “şehir devleti” fantezilerine uyacak yatırımlar çekiyor.

2009 yılında, Lagos eyalet hükümeti, Gine Körfezi kıyısı boyunca 150 kilometrekarelik bir araziyi “Lekki Serbest Bölgesi” ilan etti ve buraya yerleşen şirketlere vergi muafiyeti ve diğer avantajlar sundu.

WIRED’a konuşan Michigan Üniversites Afro-Amerikan ve Afrika çalışmaları profesörü Omolade Adunbi, “Bu bölgeye girdiğiniz anda, Nijerya devletinin dışında kalmış olursunuz,” diyor.

Bu bölgenin kurulmasının gerekçeleri şunlardı: Uluslararası şirketleri, gelişen bir sanayi merkezi kurmaya teşvik etmek ve yeni yaratılan sermayenin ekonominin geri kalanına akmasını sağlamak. ​​

Şimdiye kadar, serbest bölgedeki projeler endüstriyel nitelikteydi; petrol rafinerisi, giyim fabrikaları ve diğer üretim tesisleri çalılarla kaplı arazinin üzerinde yükseliyordu. 

Fakat yeni bir projenin hedefleri işleri değiştirecek gibi görünüyor: Bu yılın sonlarında ilk tuğlaları atıldığında fiziksel bir şehre dönüşecek sanal bir “startup şehri.”

Nijerya’nın en bilinen teknoloji girişimcilerinden biri olan Iyinoluwa Aboyeji ve gayrimenkul girişimcisi Luqman Edu tarafından kurulan Itana, ülkedeki internet çalışanlarına ev sahipliği yapmayı ve yeni nesil teknoloji startup’larını yetiştirmeyi vaat eden bir teknoloji merkezi.

Lekki Serbest Bölgesi’nin “gezgin girişimcileri” çekmek için sunduğu mevcut vergi avantajlarından yararlanan kurucular, tamamlandığında bu şehrin, “Dubai’nin ışıltılı kuleleri ile dünyanın dört bir yanından 1,5 milyondan fazla şirketin kayıtlı olduğu küçük ABD eyaleti Delaware arasında bir yer” olmasını öngörüyorlar.

Silikon Vadisi eskatolojisi – 3: Kudretli elimle sizi özgür kılacağım

Projenin yatırımcıları arasında, Silikon Vadisi’nin ünlü milyarderi Peter Thiel tarafından desteklenen bir girişim fonu olan Pronomos Capital da dahil olmak üzere, dünya çapında özel kişilerin elinde olan şehir devletleri kurmak için tartışmalı bir hareketin sadık destekçileri yer alıyor.

Proje ayrıca, gelişmekte olan ülkelerde yarı bağımsız, iş dünyası dostu bölgeler kurulmasını savunan Charter Cities Institute (CCI) ile de işbirliği yapıyor. Proje, kripto para ticaretini sıkı bir şekilde düzenleyen bir ülkede, yeni şehirde blok zinciri tabanlı bir finansal ekosistem kurulmasına yardımcı olmayı kabul eden, dünyanın en büyük kripto para borsası Binance ile ilk yüksek profilli ortağını şimdiden buldu.

Itana, Afrika’nın Silikon Vadisi olma hedefini güdüyor. Fakat tarihsel olarak, kıtadaki özel şehir projeleri ve özel ekonomik bölgeler, başlangıçta vaat edilen refahın simgesi haline gelmekte zorlanıyor. Bu tür girişimlern eleştirenler, bunların topluma genel olarak katkıda bulunmadığını, sadece zenginler için sığınaklar yarattığını ve Nijerya’da uzun süredir çatışmalara neden olan ekonomik eşitsizliği daha da kötüleştirme riski taşıdığını söylüyor.

Adunbi, “ulus-devletin çevresinde var olan düşük vergili, iş dünyası yanlısı bölgelerin temelindeki ideoloji”nin Afrika’nın ilerlemesine aykırı olduğunu düşünüyor.

İki unicorn şirketin (yani değeri 1 milyar doları aşan özel şirketler) kurucu ortağı olan Aboyeji’ye göre, Itana’nın (eski adıyla Talent City) arkasındaki itici güç, Nijerya’nın gerçekleşmemiş potansiyelinden kaynaklanıyor. 

Fakat yetenek pazarı Andela ve ödeme şirketi Flutterwave, her ikisi de Nijerya şirketi olarak kabul edilse de, diğer yerel unicorn şirket Paystack ile birlikte, çoğunlukla uluslararası yatırımcılarının beklentileri nedeniyle Delaware’de kayıtlı.

Nijeryalı şirketler 2022 yılında yaklaşık 1 milyar dolarlık risk sermayesi (VC) fonu topladı, fakat teknoloji girişimleri hâlâ temel altyapı eksikliği ve eğitimli profesyonellerin ülkeden sürekli olarak kaçmasıyla mücadele ediyor.

Regülasyonlar öngörülemez ve hükümet zaman zaman sektöre karşı muhalif bir tutum benimsedi, hatta 2021’deki protestoların ardından bir noktada kripto para birimlerini yasakladı ve Twitter’ı engelledi.

Mülk sahipleri için ütopya, mülksüzler için egemenlik kaybı

Edu, “Yatırımcıların Afrika’ya yatırım yaparken daha rahat hissetmelerini ve Afrika’daki teknoloji şirketlerinin küresel ölçekte büyümesini sağlayacak, iyi tasarlanmış bir politika ortamı yaratmak mantıklı,” diyor.

Uygulamada bu, dijital ikamet için kayıt yaptıran şirketlerin vergi, şirket tescili, göçmenlik, hukuk sistemi ve offshore bankacılık ile ilgili özel kurallardan yararlanabilecekleri bir dijital serbest bölge kurulmasıyla başlıyor.

Dijital bölgenin ardından, Lekki Serbest Bölgesi’ndeki Alaro City adlı kentsel gelişim projesinde fiziksel bir şehir kurulacak. Bu proje, Lagos Eyalet Hükümeti ile hissedarları ABD, Yeni Zelanda, Norveç ve Birleşik Krallık’tan olan Afrika odaklı bir geliştirme şirketi olan Rendeavour arasındaki bir kamu-özel sektör ortaklığı.

Itana’nın internet sitesinde, inşaatın başlayacağı bataklık arazinin fotoğrafları, teknoloji merkezinin bir gün nasıl görüneceğine dair sanatsal çizimlerle yan yana sergileniyor: çimlerle kaplı dolambaçlı yürüyüş yolları ve güneş ışığı alan, küçük grupların toplanabileceği terasları olan yemyeşil bir iş parkı.

Edu, inşaatın ilk aşamasının 3.000 ila 5.000 kişiyi barındırmayı hedeflediğini ve maliyetinin 500 milyon dolara ulaşacağını söylüyor.

Itana, dijital serbest bölgeyi inşa etmek için Local Globe, Amplo, Pronomos ve Aboyeji’nin fonu Future Africa gibi risk sermayesi şirketlerinden 2 milyon dolarlık bir ön tohum fonlama turunu kısa süre önce tamamladı.

Kurucular, fiziksel bölge için Alaro City’de 7 hektarlık bir alanın (12,5 milyon dolar değerinde) satın alındığını ve ayrıca daha fazla finansman ve geliştirme için ayrı bir özel amaçlı araç oluşturulmasının da son aşamada olduğunu belirtiyor.

Edu, projenin ilk aşaması için 50 milyon dolarlık yatırım yapmak üzere Afrika Finans Kurumu adlı bir kalkınma finansmanı kuruluşunun ilgisini çektiğini de ekliyor.

Şu anda, Itana’nın yaklaşık 2.000 dijital üyesi ve 200 dijital sakini bulunuyor. Üyeler topluluğun faaliyetlerine katılabilirken, dijital sakinler yıllık 100 dolarlık abonelik ücreti ödeyerek şehirde yer bulma, dijital serbest bölgede işlerini kurma ve fiziksel bölgelere erişim konusunda öncelikli hak kazanıyor.

Quinn Slobodian: Ne ulusa, ne imparatorluğa benzeyen teritoryal örgütlenme biçimleri çoğalacak

Edu, Itana’yı, “Afrika’nın dört bir yanındaki bölgeleri kapsayan, merkezi olmayan bir Silikon Vadisi” oluşturan kıtadaki bir dizi merkezin ilki olarak gördüğünü söylüyor.

Itana, ünlü iktisatçı Paul Romer tarafından ortaya atılan charter city (özgür şehir) konseptini yaymak için kurulan Charter Cities Institute ile işbirliği yapıyor. Romer’in fikri, gelişmiş ülkeler tarafından kontrol edilecek, hazır yasalar ve kurumsal denetim içeren, zor durumdaki ülkelerde özerk yargı bölgeleri kurmaktı.

Özerk bölgenin başarısı, teorik olarak ülkenin geri kalanına olumlu bir örnek teşkil edecek ve iktisadi bir çekicilik etkisi yaratacaktı.

Itana’nın destekçilerinden biri olan Pronomos Capital, charter şehirler kurmaya da adanmış bir girişim şirketi. Şirket, Seasteading Institute’un liberteryen kurucusu Milton Friedman’ın torunu Patri Friedman tarafından yönetiliyor. Thiel’in de desteklediği “seasteading”, deniz ortasında kendi kendine yeter şehirler kurmayı hedefliyor.

Şu ana kadar bu fikri denemeye en yakın olan ülke Honduras. Burada şirketler şehir devletleri olarak tasarlanan araziler satın almış ve kendi yasal çerçevelerini ve yönetim sistemlerini kurmuştu.

Fakat Honduras hükümeti kısa süre önce, charter şehirlerine izin veren yasaları ve anayasa değişikliğini reddetti. Bu da, bu yeni projelerin geleceğinin şu anda belirsiz olduğu anlamına geliyor.

Itana’nın kurucuları, bu kadar radikal bir hedefleri olmadığını ve Nijerya hükümeti dışında değil, hükümetle birlikte çalıştıklarını belirtmiş olsalar da, Itana’nın işletme müdürü Coco Liu, Charter Cities Institute’un “kendilerinin yapmaya çalıştıkları şeyle benzer hedefleri paylaştığını” savunuyor.

Liu, “Onların fikri ideal yönetişim ve yabancı doğrudan yatırımı mümkün kılmanın en iyi yolu olarak özel ekonomik bölgeleri belirlemişler,” dedi.

Teknoloji milyarderi Peter Thiel’in sızdırılan gizli ‘Deccal’ dersleri

Itana, tartışmalı olabilecek “charter city” etiketini kullanmıyor. Eylül 2020’de, Amerikalı Dryden Wilson Tate Brown’un Twitter’da viral olan bir paylaşımında, girişimi Bluebook Cities ile Batı Afrika’da yeni bir şehir kurma niyetini açıkladı ve projeyi görüşmek üzere Nijerya ve Gana’da üst düzey yetkililerle görüştüğünü söyledi.

Eleştirmenler Twitter’da hemen tepki gösterdi ve çoğu bu fikri “beyaz adamın kurtarıcılığı” olarak nitelendirerek, bunun Fyre Festival ile karışık bir yeni-sömürgecilik koktuğunu söyledi. Pronomos Capital’in de artık var olmadığı anlaşılan Bluebook Cities’in destekçilerinden biri olduğu bildirildi.

Nijerya, CCI’nın charter city hedeflerinde ilerleme kaydettiği tek yer değil. Örgüt, charter city projeleri kurmak için Zambiya hükümetiyle de yakın işbirliği içinde çalışıyor ve Ruanda hükümetiyle şehir inşa planları konusunda işbirliği yapmak üzere yakın zamanda bir mutabakat zaptı imzaladı.

Charter şehirleri ve benzeri projeler giderek teknoloji odaklı hale geliyor. Thiel gibi yatırımcılar, büyük hükümetlerin müdahalesinden uzak, “anarko-kapitalist” bir toplum hayaline uzun süredir hayranlık duyuyorlar.

Kripto sektörü, devlet denetimine benzer şekilde düşmanca yaklaşan taraftarlarıyla, El Salvador’un Bitcoin City, Honduras’ın Prospera ve Senegal’in Akon City gibi yeni projelerde yoğun bir şekilde yer alıyor.

Itana’nın Binance ile olan ortaklığının ayrıntıları henüz açıklanmadı, fakat Edu, şehrin sanal serbest bölgede kripto paranın oynayabileceği rol ile ilgili politikalara danışmanlık yapacak, blok zinciri ve kripto para paydaşlarından oluşan bir komite kuracağını söyledi.

Lekki Serbest Bölgesi, projeye yer açmak için yerel toplulukların yerinden edildiği iddiaları nedeniyle tartışmalara konu olmuştu. Yerel sakinler, serbest ticaret bölgesinin kurulduğu Ibeju-Epe bölgesindeki bir düzineden fazla köyün hükümet tarafından tek taraflı olarak geri alındığını, bazılarının ise 2016 yılında inşaatına başlanan ve henüz faaliyete geçmemiş bir petrol rafinerisine yer açmak için geri alındığını söylüyor.

Trump’ın Silikon Vadisi’ndeki adamı Thiel’in antidemokratik distopyası

Amerika

Michigan Senato yarışında El-Sayed ve Rogers son kez karşılaştı

Yayınlanma

Michigan’daki kritik Senato koltuğu için yarışan Demokrat Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi Mike Rogers son münazarada karşı karşıya geldi. Kamuoyu yoklamalarında El-Sayed az farkla önde seyrederken tahmin modelleri Demokrat adaya yüzde 67 kazanma şansı veriyor.

ABD Senatosu’ndaki çoğunluğu belirleme potansiyeli taşıyan Michigan eyaletinde, Demokrat aday Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers ikinci ve son televizyon münazarasında karşı karşıya geldi.

Emekliye ayrılan Demokrat Senatör Gary Peters’ın boşalttığı koltuk için yarışan eski Wayne County sağlık yetkilisi El-Sayed ile eski Temsilciler Meclisi üyesi Rogers, ay başında yapılan ilk karşılaşmaya kıyasla daha sakin geçen oturumda siyasi geçmişleri ve bağlılıkları üzerinden keskin hatlar çizdi.

Kamuoyu yoklamaları El-Sayed’in az farkla önde olduğunu gösterirken, Decision Desk HQ tahminleri Demokrat adayın seçimi kazanma ihtimalini yüzde 67 olarak hesaplıyor.

Adaylar Müslüman Kardeşler suçlamaları üzerinden tartıştı

Münazarada Cumhuriyetçi Rogers, rakibi El-Sayed’i yeniden Müslüman Kardeşler teşkilatıyla ilişkilendirmeye çalıştı.

El-Sayed’in kampanyasına Hamas ve Hizbullah’ı destekleyen isimlerden bağış geldiğini öne süren Rogers, “Müslüman Kardeşler tarafından satın alınmak sorun değil mi? Birleşik Devletler Senatosu’na gidecekseniz bilmemiz gerekiyor: Amerika’nın yanında mısınız yoksa denizaşırı ülkelerdeki bu terör gruplarının mı?” diye sordu.

El-Sayed ise Cumhuriyetçi rakibinin anayasaya bağlılığını sorgulamasını sert sözlerle eleştirdi.

Hiçbir zaman parçası olmadığı bir örgütle sürekli ilişkilendirilmeye çalışıldığını belirten El-Sayed, “Bunun hiçbir mantığı yok ve Mike, anayasaya olan sadakatimi sorgulaman senin seviyenin gerçekten çok altında kalıyor” dedi.

Seçim sürecinde Rogers cephesi, Müslüman Kardeşler bağlantılı kişilerden El-Sayed’e yapılan bağışlara işaret ederek Demokrat adayın örgüte destek sözü verdiğini iddia etti.

The New York Times haberine göre El-Sayed, teşkilat mensubu olan Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin seçilmesinin ardından 2012 yılında “medya ve polisin tasfiyesini” destekleyen bir açık mektuba imza attı. Demokrat aday, eski Başkan Donald Trump’ın geçen yıl terör örgütü listesine aldığı Müslüman Kardeşler ile bağını reddediyor.

Amerika’yla ve Amerikalı olmakla gurur duyduğunu vurgulayan El-Sayed, “Hepimize dilediğimiz gibi ibadet etme hakkı tanıyan anayasamızla gurur duyuyorum. Bunu sorman bence gerçekten utanç verici” ifadesini kullandı.

Rogers ile Trump arasındaki mesafe tartışma yarattı

Rogers, düşük kamuoyu onay oranlarına sahip Trump ile arasına mesafe koyma çizgisini münazarada da sürdürdü. Daha önce İran savaşına ve Trump’ın Kanada ile girdiği ticaret savaşına derhal son verilmesi çağrısında bulunan Rogers, Kanada gümrük vergilerinin “iyi düşünülmediğini” dile getirdi.

El-Sayed ise Trump’ın Rogers’a verdiği desteği kampanyanın merkezine yerleştirmeye çalıştı.

Trump’ın pazar günü Michigan’a yapacağı ziyareti hatırlatan El-Sayed, “Donald Trump buraya gelip senin için miting yapmadan bu yarışı kazanamazsın. Gelmesi için ona bu yüzden yalvardın” diye konuştu.

El-Sayed, izleyicilere “MAGA tombalası” oynamalarını önererek Trump destekçilerinin dikkat dağıtmak amacıyla sürekli hazır sloganlar kullandığını öne sürdü.

Rogers bu suçlamaya tepki göstererek rakibinin yalnızca Trump’a odaklandığını savundu.

Rogers, “Tombala oyunu, son 30 dakikada verdiği her yanıta kaç kez Trump kelimesini sıkıştırdığı üzerinden oynanmalı; bu gülünç” diyerek yarışın Michigan için en doğru yolu seçmekle ilgili olduğunu kaydetti.

Rogers ılımlı Demokrat seçmene seslendi

Rogers kapanış konuşmasında, Demokrat Parti ön seçiminde ılımlı çizgideki Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens’ı destekleyen seçmenlere yöneldi.

Stevens’ı tercih eden ve El-Sayed’i “fazla aşırı” bulan seçmenlere seslenen Rogers, “Bizim yanımızda size de yer var” çağrısında bulundu.

El-Sayed, ABD’nin İsrail politikasının belirleyici olduğu çekişmeli ağustos ön seçiminde Stevens’ı yalnızca bir puan farkla mağlup etmişti.

Sahada “Mike Rogers İçin Demokratlar” adıyla bir koalisyon kuran Cumhuriyetçi aday, rakibini Amerika Demokratik Sosyalistleri grubuyla ilişkilendirmeye çalıştı. El-Sayed bu grubun üyesi olmasa da Herkes İçin Sağlık Sigortası (Medicare for All) gibi kuruluşun desteklediği politikaları savunuyor.

Eyalet genelinde El-Sayed’in politikalarını aşırı bulan çok sayıda yetkili olduğunu savunan Rogers, “Lafı gediğine koymakta çok başarılı ama mesele siyasete ve politikalara gelince o kadar iyi değil” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Peter Thiel’dan Trump’a İran tepkisi: “Bu savaşı başlatmamalıydık”

Yayınlanma

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçılarından ve Palantir’in kurularından olan Peter Thiel, basına sızan konuşmasında ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahalesini eleştirerek bu savaşa hiç girilmemesi gerektiğini söyledi. Trump’a desteğini sürdürdüğünü belirten Thiel, Uluslararası Ceza Mahkemesi tehdidinin yönetim üzerinde baskı kurduğunu savundu.

Milyarder teknoloji yatırımcısı Peter Thiel, ABD’nin İran ile yürüttüğü savaşa şüpheyle yaklaştığını ve bu askeri hamlenin hiç başlatılmaması gerektiğini söyledi.

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçıları arasında yer alan Thiel’ın bu çıkışı, onu Başkan Donald Trump ile dış politikanın en kritik kararlarından birinde karşı karşıya getirdi.

Thiel’ın 12 Ekim’de basına kapalı bir etkinlikte yaptığı konuşmanın ses kaydına Politico bünyesindeki Decoded ulaştı.

Kongre’deki çoğunluğunu korumaya çalışan Cumhuriyetçi Parti için ara seçimlere iki haftadan az bir süre kala kaydedilen bu sözler, ünlü yatırımcının İran savaşına dair kamuoyuna yansıyan en açık değerlendirmesi niteliğini taşıyor.

İran’a yönelik savaşa kuşkuyla baktığını belirten Thiel, “Bunu yapmamalıydık, yapılan çok fazla hata oldu” dedi.

Thiel konuşmasında, “Belki de yeterli sert gücümüz yok, belki de yumuşak güç savaşını kaybedeceğiz” ifadesini kullandı.

Konuşmanın tamamında neo-con’lara ve Ortadoğu’daki savaşlara kesin biçimde karşı olduğunu dile getiren Thiel, İran savaşına yönelik eleştirilerine rağmen Trump’a desteğini sürdürdüğünü vurguladı ve başkanı korumak istediğini ima etti.

Buna rağmen dile getirdiği itirazlar, bugüne kadar Trump’ın en sıkı müttefiklerinden birinin söz konusu çatışmaya dair derin endişelerini açığa vuran en somut örneklerden biri oldu.

ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

Uluslararası Ceza Mahkemesi uyarısı

Söz konusu ifadeler, Thiel’ın sonbahar başından bu yana Nashville’de sürdürdüğü ve Decoded tarafından takip edilen konferans dizisinde dile getirildi.

Son oturumda Uluslararası Ceza Mahkemesinin denetimsiz gücüne dair kapsamlı uyarılarda bulunan Thiel, George W. Bush döneminin kilit isimleri Donald Rumsfeld ve Dick Cheney’nin geçmişteki açıklamalarına atıfta bulundu.

Cheney ailesinin sergilediği Trump karşıtlığını Uluslararası Ceza Mahkemesine şirin görünme ve yargılanmaktan kaçınma çabası olarak okuduğunu belirten Thiel, bu hamle için muhtemelen çok geç kalındığını söyledi.

Thiel, mahkemenin tutuklama emri tehdidinin, İran’daki savaşı sürdürmeye çalışan Trump yönetiminin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallandığından şüphelenmeye başladığını kaydetti.

Thiel, 7 Ekim Aksa Tufanı’nın ardından 2024 başında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmeye de değindi. Görüşmede Gazze’deki planlarını sorduğu Netanyahu’nun kendisine, “Orayı öylece Dresden’e çeviremem” yanıtını verdiğini aktardı.

Netanyahu’nun bu ifadesiyle, İkinci Dünya Savaşı sırasında Müttefik güçlerin yaklaşık 25 bin kişinin ölümüne yol açan Alman kenti Dresden bombardımanına gönderme yaptığı belirtildi.

Büyük teknoloji yatırımcıları arasında 2016’da Trump’ı ilk destekleyen ve aynı yıl Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi’nde konuşma yapan Thiel, 2022’deki Senato yarışında şimdiki Başkan Yardımcısı JD Vance’i destekleyen siyasi eylem komitelerinin de en büyük mali destekçisiydi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Casuslukla suçlanan Suudi OpenAI mühendisine mahkemeden tahliye engeli

Yayınlanma

OpenAI ofisine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi mühendis Abdulrahman Alfozan’ın kefalet talebi, savcılığın sunduğu kaçma riski gerekçesiyle reddedildi. Mahkeme, Suudi Arabistan Konsolosluğunun sunduğu sınırsız kefalet teklifini geri çevirirken yıllık 385 bin dolar maaşlı mühendisin kraliyetle mesajlaştığı tespit edildi.

Yapay zeka devi OpenAI ofislerine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi Arabistan vatandaşı çalışan Abdulrahman Alfozan, savcılığın kaçma şüphesi ve Suudi kraliyet ailesiyle üst düzey temaslarına dair sunduğu kanıtların ardından cezaevinde kalacak.

Financial Times gazetesinin haberine göre ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki federal mahkeme, Suudi Arabistan konsolosluğunun kefalet için sunduğu ve yargıcın “açık çek” olarak tanımladığı teklife rağmen 35 yaşındaki Alfozan’ın tahliye talebini reddetti.

ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, San Francisco’daki merkez ofisinde yer alan bir yönetici toplantı odasında tuvalet kağıdına sarılmış bir ses kayıt cihazı tespit etti. Bu gelişmenin ardından Suudi Arabistan vatandaşı mühendis, ekim ayında FBI tarafından gözaltına alındı.

Vaka, küresel yapay zeka yarışında avantaj yakalamak isteyen yabancı hükümetlerin öncü teknoloji şirketlerini sanayi casusluğu hedefi haline getirdiğine dair Silikon Vadisi’ndeki kaygıları yeniden alevlendirdi.

Savcılık makamı, “Sanık OpenAI toplantılarını ister kişisel kazanç sağlamak, ister yabancı bir devlete yardım etmek, isterse her iki amaçla kaydetmek istemiş olsun; eylemi suç teşkil ediyor. Bu da Silikon Vadisi’ndeki yenilikçilik ortamı için bir tehlike, ulusal güvenlik için ise bir endişe kaynağıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Duruşma öncesinde Alfozan’ın Suudi Arabistan ile kurduğu kişisel ve ticari bağlara dikkat çeken hükümet avukatları, sanığın “yabancı bir hükümetten kayda değer destek” gördüğünü savundu.

Dava dosyasına yansıyan ayrıntılara göre Alfozan, en azından geçen yıldan bu yana Suudi kraliyet ailesinin ismi açıklanmayan bir üyesiyle WhatsApp üzerinden sık sık mesajlaştı.

Söz konusu yazışmalarda, kraliyet mensubunun Alfozan’ı krallıkta başlatılan yeni bir yapay zeka girişimine dahil etme girişimleri yer aldı.

Kraliyet ailesi üyesi, mayıs ayında bilgisayar mühendisine “Suudi Arabistan’ın sana ABD’den daha çok ihtiyacı var” mesajını gönderdi. Alfozan ise bu mesaja onay anlamına gelen “100” yanıtını iletti.

Dava dosyasında Alfozan’ın, şirketteki hisse hak ediş süresi dolana kadar OpenAI’dan ayrılmayacağını belirttiği kaydedildi.

İkili arasındaki en son WhatsApp yazışmasının ise Alfozan’ın gözaltına alınmasından dört gün önce, 5 Ekim’de gerçekleştiği aktarıldı.

Savcılık sanığın kaçma ihtimali üzerinde duruyor

Mahkeme kayıtları, mühendisin gözaltına alınmasından bir gün sonra eşi ve oğlunun Katar’a uçtuğunu gösteriyor.

Belgelere göre bu uçuş, Suudi bir askeri yetkilinin ayırtıp ödediği tek yön business class biletle gerçekleşti.

Alfozan’ın avukatları ise uçak biletinin parasını eşinin bacanağının kendi kaynaklarıyla ödediğini savundu.

Savcılık bu iddiaya karşı çıkarak, Suudi konsolosluğunun da Alfozan’ın ailesi için başka bir uçuş ayarladığını ancak bu rezervasyonun sonradan iptal edildiğini bildirdi.

Suudi Arabistan Konsolosluğu ayrıca kefalet bedeli için herhangi bir üst sınır belirtmeksizin tüm tutarı karşılama teklifinde bulundu.

Sulh Ceza Hakimi Alex G Tse, duruşmada bu teklifi defalarca “açık çek” olarak niteledi.

Sanığın ABD dışına çıkması durumunda davanın fiilen düşeceğini vurgulayan Yargıç Tse, “Suudi Arabistan’ın suçluları iade etmeme konusundaki tutumu son derece net. ABD hükümetinin çıkarlarını koruyacaklarına dair bana nasıl bir güven verebilirler?” dedi.

Yargıç Tse, Alfozan’ın Suudi Arabistan’a dönmesi halinde bağlılığı nedeniyle “büyük ödüllerle karşılanabileceğini” dile getirdi. Suudi hükümetinin, ABD’de gözaltına alınan vatandaşlarının kefalet ve hukuki masraflarını karşıladığı biliniyor.

Savunma makamı casusluk suçlamalarını reddetti

Alfozan’ın avukatları, konsolosluğun teklifi yerine sanığın Charles Schwab bünyesindeki 1 milyon dolarlık kişisel yatırım hesabının kefalet teminatı olarak kabul edilmesini önerdi.

Savcılık verilerine göre Alfozan’ın OpenAI’daki yıllık maaşı 385 bin dolardı ve kendisine 2,2 milyon dolarlık hisse paketi tanımlanmıştı.

San Francisco’daki mahkeme salonuna turuncu cezaevi kıyafeti, beyaz spor ayakkabılar ve yargıcın karşısına geçtiğinde çıkardığı bir maskeyle gelen Alfozan hakkındaki suçlamaları avukatı reddetti.

Savunma avukatı William Pernick duruşmada, “Bu beyefendi bir turist değil. Hükümetin kurgusu, onu Amerikan teknolojisini çalmak için buraya yerleştirilmiş yabancı bir sızma unsuru gibi göstermekten ibaret” diye konuştu.

Müvekkilinin göçmenlerin bu ülkedeki hayali olan ABD vatandaşlığını almaya yalnızca birkaç hafta uzaklıkta olduğunu söyleyen Pernick, evinde bulunan kayıt cihazlarının internetten temin edilebildiğini kaydetti.

Pernick, OpenAI’ın çalışanları kod yazımı için bu cihazları kullanmaya teşvik ettiğini öne sürdü.

Avukat ayrıca evdeki kayıt cihazlarından birinin kedinin kum kabını izlemek amacıyla kullanıldığını savundu.

Pernick, OpenAI’ın Alfozan’ın Suudi Arabistan ile olan bağlantılarını desteklediğini ve bunlardan fayda sağladığını da sözlerine ekledi.

Sözlü iletişimi hukuka aykırı şekilde dinlemek veya dinlemeye teşebbüs etmekle suçlanan Alfozan, suçlu bulunması halinde yasa gereği beş yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English