Bizi Takip Edin

Amerika

Silikon Vadisi zenginlerinin Grönland seferi

Yayınlanma

Donald Trump’ın Grönland’a gözünü dikmesi, ABD yeni sağının ve Silikon Vadisi sermayesinin fantezilerinden bağımsız değil.

ABD’nin Çin ve Rusya’ya karşı bir karakol, AB’nin ise NATO projesinin ölümü olarak gördüğü olası ilhak, bir yandan da hem ticaret yollarının dönüşümü(1) hem de Arktik bölgesindeki maden yatakları açısından özellikle Büyük Teknoloji şirketlerinin avuçlarını ovuşturmalarına yol açıyor.

Bu bakımdan Amerikan sermayesinin, zaman zaman iç içe geçen iki eğilimi olduğunu tespit edebiliyoruz.

İlk eğilim, yapay zekanın (AI) sürüklediği projelerle kaynaklara çökme hedefi. Buna göre Grönland’ın buz tabakası erirken, daha önce erişilemeyen devasa maden yatakları ortaya çıkıyor. Ana akım teknoloji milyarderleri bunu, AI ile çözülmesi gereken bir lojistik ve tedarik zinciri sorunu olarak görüyor.

California merkezli KoBold Metals, bu açıdan bir koçbaşı olarak hareket ediyor. 2021’den bir haberde, “Milyarderler, Disko için tam zamanında grubu yeniden topluyorlar,” deniyor. Buna göre Bill Gates, Orta Batı Grönland’daki “Disko Projesi”nde nikel, bakır, kobalt ve platin arayan zengin arkadaşlarına liderlik ediyor. Gates’in şirketi Breakthrough Energy Jeff Bezos, Michael Bloomberg, Richard Branson, Jack Ma ve Ray Dalio’dan fon topluyor. Haber şöyle devam ediyor:

“Amerikan şirketi KoBold Metals ile İngiliz şirketi Bluejay Mining arasındaki ortak girişim, BlueJay’in Disko-Nuussuaq projesinde hammadde aramak için yapay zeka kullanarak Kuzey Kutbu toprağını tarayacak.

KoBold ve milyarder yatırımcıları, karşılığında projenin %51 hissesini alacak.

Breakthrough Energy’nin yanı sıra, KoBold’un 15 milyon dolarlık taahhüdünün arkasındaki diğer yatırımcılar arasında Silikon Vadisi VC [risk sermayesi] fonu Andreessen Horowitz ve Norveç devletine ait enerji şirketi Equinor bulunuyor.”

Yatırımı duyuran açıklamada, KoBold CEO’su Kurt House, projenin ilk aşamasının 2022 sonuna kadar 3,4 milyon dolarlık bir fonla finanse edileceğini ve 2024 sonuna kadar sondaj çalışmaları için 11,6 milyon dolar daha ayrılacağını söylüyor.

“Disko bölgesi,” diyor, “dünya tarihindeki nadir olayların bir araya gelmesiyle dünya çapında bir pil metali yatağının oluşmasına neden olmuş olabilir.”

Bluejay CEO’su Bo Stensgaard, projenin önemli hammadde yatakları keşfetme potansiyeline sahip olduğunu, ancak alanın geliştirilmesi için önemli bir yatırımın gerekli olduğunu hatırlatıyor.

Şirketlere göre, bu bölgeyi bu kadar umut verici kılan şey, “sel bazalt magmasının kabuk kükürtü ile dengelenmesinin açık kanıtı ve sığ volkanik intrüzyonlarda magmatik sülfürlerin yoğunlaşma potansiyeli.”

Anlaşılmaz gelmesi doğal; Independent’a göre milyarderler kulübü için bu, bu metalleri bulma ve yatırımlarının karşılığını alma şansının yüksek olduğu, dolayısıyla daha fazla tarım arazisi satın alabilecekleri veya yörüngeye daha fazla roket gönderebilecekleri anlamına geliyor. Ayrıca nikel, bakır, kobalt, platin gibi maddeler, hem elektrikli araçlar hem de yenilenebilir enerji projeleri için kritik önem taşıyor. “İroni” olarak görülüyor: “İklim değişikliği” nedeniyle buzullar erirken, Bezos-Bloomberg-Gates üçlüsü “yeşil” dönüşüm için Grönland’a yatırım yapıyor.(2)

Bluejay Mining, hem önceki çalışmaların hem de şirket tarafından yürütülen çalışmaların, Disko Projesi bölgesinin Sibirya’daki dünyanın en büyük nikel/bakır sülfür madeni Norilsk-Talnakh’a benzer bir mineralizasyona ev sahipliği yapma potansiyelini ortaya koyduğunu düşünüyor. KoBold CEO’su Kurt House, “Dünyanın en büyük birinci veya ikinci nikel ve kobalt yatağı olacak bir yatak arıyoruz,” diyor. Andreessen Horowitz’in genel ortağı Connie Chan’a göre, KoBold “yer kabuğu için bir Google Haritalar” oluşturmayı hedefliyor.

İkinci eğilim, daha “ideolojik” gibi görünen, zenginlerin ulusal egemenlikten kaçış projeleri. Dahan önce bir çeviriye düştüğüm notta ve bir yazıda bu meseleye değindiğim için teorik kısmı uzatmak istemiyorum. Şunu hatırlatıp geçiyorum: Bu eğilim için Grönland sadece bir maden ocağı değil, aynı zamanda bir sınır bölgesi, Batı demokrasilerinin regülasyonlarından bağımsız olarak yeni yönetim biçimlerinin denenebileceği bir “tabula rasa.” Bu harekete göre ABD’yi ABD yapan şey, bir sınır zihniyetiydi; (Vahşi) Batıyı kolonize etmesi, bu zihniyetle ele ele giden kanunsuzluk ve inovasyon eğilimiydi. Amerikalılar, yerleşik zihniyete kavuştukça belirleyici özelliklerini kaybediyorlardı.

Özgür-şehir hareketi, ülkenin 1800’lü yıllarda batıya doğru genişlemesine duyulan nostaljiye dayanan, yeni Amerikan sınırlarına yerleşme hayranlığını yansıtıyor. Reuters‘a konuşan teknoloji yatırımcısı Shervin Pishevar, Grönland’a genişlemenin “yeni bir Manifest Destiny’nin başlangıcı olabileceğini” söylüyor. Manifest Destiny, Amerika’nın Tanrı tarafından verilen toprakları fethetme misyonuna sahip olağanüstü bir ülke olduğuna işaret eden bir ideolojiydi.

Gerisini Financial Times’tan okuyoruz:

“Gelişmemiş topraklarda kripto destekli ‘ağ devletleri’ kurmak isteyen Peter Thiel, tam da bunu amaçlayan ve Grönland’ı keşfe çıkan bir startup olan Praxis’e yatırım yaptı. Trump’ın Danimarka büyükelçisi Ken Howery, Thiel ve Elon Musk ile birlikte PayPal’un kurucularından biri. Silikon Vadisi, bir tür ağ bağlantılı girişime yatırım yapan milyarderlerle doludur. Grönland çoğu listenin başında yer almaktadır. Mars’ın aksine, Grönland’ı işgal etmek mümkün.”

Şecere şöyle: Thiel, Andreessen ile birlikte, dünya çapında yarım düzine “charter şehir” projesi başlatan bir risk sermayesi şirketi olan Pronomos Capital’e yatırım yaptı. Pronomos’un kurucusu, Hong Kong özelinde, ulusal egemenlikten uzak, hayalinin özgür (sermaye) şehrini keşfeden ünlü neoliberal Milton Friedman’ın torunu Patri Friedman. Pronomos, Ekim 2024’te yeni bir şehir için 525 milyon dolarlık finansman sağladığını açıklayan Praxis’e de yatırım yapıyor.(3) Praxis’in yatırımcıları arasında Palantir kurucusu Joe Lonsdale ve OpenAI CEO’su Sam Altman ve kardeşleri tarafından kurulan bir fon da yer alıyor. Praxis’in kurucu ortağı Dryden Brown, Grönland’da bir şehir kurmak istediğini söylüyor. Yönetici, donmuş adada bir şehir kurulmasını savunuyor, çünkü buradaki zorlu ortam, Musk’ın en büyük hedeflerinden biri olan Mars’ı kolonileştirmek için bir test alanı sağlayabilir. Praxis bir adım daha ileri giderek, kendisini teknoloji girişimcisi ve Coinbase’in eski CTO’su Balaji Srinivasan tarafından geliştirilen bir kavram olan “dünyanın ilk Ağ Devleti” olarak adlandırıyor. Srinivasan, mevcut ülkelerden tanınırlık kazanmadan önce “dünya çapında kitle fonlaması [crowdfunding] yapan” bir devlet çağrısında bulunuyor. Praxis, şu anda sadece internet üzerinden var olan devletinin bir parçası olarak 87.000’den fazla “Praxian”a sahip olduğunu iddia ediyor.

Tablo tamamlanıyor. Praxis’in kurucusu Dryden Brown, yer keşifleri yapmak ve yerel politikacılarla görüşmek üzere Grönland’ı ziyaret ediyor. Amaç, Özel Ekonomik Bölge (SEZ) veya “Charter City” adı verilen, kripto para birimi, akıllı sözleşmeler ve minimum düzenleme ile işleyen yarı özerk bir bölge oluşturmak.

Büyüklüğü, uzaklığı ve düşük nüfus yoğunluğu nedeniyle (sadece yaklaşık 56.000 kişi yaşıyor) Grönland, ABD dışında bir tür “liberteryen” kum havuzu oluşturmak isteyen Silikon Vadisi milyarderlerine cazip geliyor. Palantir kurucu ortağı Lonsdale, geçen yıl BBC’ye verdiği mülakatta, Grönland’ın kaynaklarının ABD için çok büyük fayda sağlayabileceğini ve ABD’nin önceki genişleme dönemlerine atıfta bulunarak “sınırlara sahip olmanın çok sağlıklı olduğunu” söylüyordu.

Nitekim Dryden Brown da, 2024 yılında Grönland’a giderek adayı “terraformasyon için bir kum havuzu [sandbox] görevi görebilecek gerçek bir sınır bölgesi” olarak tanımlamıştı.(4)

İki eğilimi birleştiren sermaye grupları, Grönland’ın ABD ve Amerikan teknoloji sermayesi için ortaklaştığı noktalara da işaret ediyor. AI, kritik mineraller, ulusal egemenlikten kaçış ve tekno-fanteziler, Trump’ın “jeopolitik” vizyonu ile birleşerek Arktik’te zenginler için bir cennet vaat ediyor.


(1) Grönland’ı kritik minerallerin arayışında ön plana çıkaran bir diğer faktör, hızla değişen kuzey iklimi. Bu dönüşüm, denizde buzsuz dönemlerin uzamasına neden olarak, ekiplerin ağır ekipmanları nakletmelerini ve metalleri küresel pazara daha kolay sevk etmelerini sağlayacak. Ayrıca, geri çekilen buzlar, yüzyıllar hatta binlerce yıldır buzun altında gömülü olan toprakları ortaya çıkarıyor ve bu topraklar artık maden arama için potansiyel bir alan haline geliyor.
(2) 30 jeolog, jeofizikçi, aşçı, pilot ve mekanikçiden oluşan ekipler, toprak örnekleri alıyor, yerin elektromanyetik alanını ölçmek ve altındaki kaya katmanlarını haritalamak için vericili insansız hava araçları ve helikopterler kullanıyor. Sondajın nerede yapılacağını belirlemek için verileri analiz etmek üzere yapay zeka işe koşuluyor.
(3) 4 Haziran 2025 tarihli Vanity Fair haberinde şöyle deniyor (“Praxis’e hoş geldiniz: Dünyayı kurtaracak yüksek teknolojili, yüksek testosteronlu cennet”): “Dryden Brown, zenginlerin daha da zenginleşeceği, Odyssey’i tartışacakları ve onun düşüncesine göre Batı medeniyetini yeniden kuracakları bir şehir inşa etmek için yarım milyar dolar topladı. Cennet, görünüşe göre, Santa Barbara’nın bir saat kuzeyinde, ABD Uzay Kuvvetleri üssünde olabilir.”
(4) Brown bu videoda, “kahramanlık” [heroism], şehir inşası ve modern bürokrasinin reddedilmesini harmanlayan kendine özgü ideolojik vizyonunu anlatıyor.

Amerika

Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

Yayınlanma

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.

ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.

ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.

Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.

Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.

Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.

Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.

Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.

Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.

Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.

Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.

Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.

Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.

Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.

Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.

Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.

Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.

Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.

Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.

Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

Yayınlanma

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.

Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.

Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.

NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.

Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.

Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.

Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.

NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”

Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.

Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.

ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.

ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.

Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.

Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Amerika

Pentagon’dan Boeing’e 20 milyar dolarlık yeni nesil savaş uçağı sözleşmesi

Yayınlanma

ABD Donanması, uçak gemisi filosunun yeni nesil muharip uçağı F/A-XX için Boeing ile 20 milyar doları aşan bir geliştirme sözleşmesi imzaladı. 2030’lu yıllarda envantere girmesi hedeflenen sistem, Super Hornet uçaklarının yerini alacak ve insansız hava araçlarıyla koordineli görev yapacak.

ABD Donanması, uçak gemisi filosunda görev yapacak altıncı nesil F/A-XX savaş uçağının kapsamlı geliştirme süreci için havacılık şirketi Boeing ile 20 milyar doları aşan bir sözleşme imzaladı.

29 Eylül’de duyurulan anlaşma uyarınca üretici firma, donanmanın gelecek nesil hava muharebe filosunu şekillendirecek.

Pentagon yetkilileri, geliştirilecek uçağın çekişmeli hava sahalarında üstünlük sağlama ve uçak gemisi görev gruplarının operasyon menzilini artırma hedefi taşıdığını bildirdi.

Pentagon’un tedarik ve idame işlerinden sorumlu müsteşarı Michael P. Duffey, askeri personelin caydırıcılık, güç gösterisi ve hava hakimiyeti için yüksek ateş gücüne sahip ağ bağlantılı sistemlerle donatılacağını belirtti.

Duffey, programı ABD’nin ulusal güvenliği ve hava muharebe kabiliyeti açısından vazgeçilmez bir yatırım olarak tanımladı.

Donanma Bakan Vekili Hung Cao ise işbirliğinden duyulan memnuniyeti dile getirerek hedeflerinin hava sahasındaki hakimiyeti sürdürmek olduğunu kaydetti.

Yeni Nesil Hava Üstünlüğü programı çerçevesinde imzalanan sözleşme; yer testleri, uçuşa elverişlilik denetimleri ile silah ve sistem entegrasyonunda kullanılacak birden fazla test platformunu kapsıyor.

F/A-XX modelinin 2030’lu yıllardan başlayarak hizmetteki F/A-18E/F Super Hornet ve EA-18G Growler filolarını desteklemesi, sonraki aşamada ise bu uçakların yerini alması öngörülüyor.

Uçak, mevcut F-35C filolarıyla ortak görev icra edecek; insanlı ve insansız hava araçlarının birlikte kullanıldığı müşterek harekâtlarda görev üstlenecek.

Bu anlaşma, Boeing’in üstlendiği ikinci altıncı nesil muharip uçak projesi oldu. ABD Hava Kuvvetleri, 2025 yılındaki F-47 projesi için de aynı üreticiyi tercih etmişti.

Şirket, ulusal güvenlik ve ihracat mevzuatı gerekçesiyle F/A-XX’in teknik verilerinin gizli tutulduğunu açıkladı.

Gelişmenin ardından şirketin New York borsasındaki hisseleri yaklaşık yüzde 2 değer kazandı.

Boeing, aynı süreçte İsrail ordusunun hava unsurlarına yönelik tedarik faaliyetlerini de sürdürüyor.

İsrail Savunma Bakanlığı, 3 Mayıs’ta Boeing yapımı F-15IA modellerinden oluşan ikinci bir filonun yanı sıra Lockheed Martin üretimi F-35’lerden oluşan dördüncü filonun alımına onay verdi.

Toplam 119 milyar dolarlık savunma planı kapsamında konuşan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, adımın hava sahasındaki operasyonel üstünlüğü pekiştireceğini ifade etti.

Ekim 2023’ten bu yana İsrail ordusu Gazze Şeridi, Lübnan, Suriye ve İran’da geniş kapsamlı hava saldırıları düzenliyor.

Gazze’de büyük bir yıkıma ve çoğunluğunu kadın ile çocukların oluşturduğu on binlerce sivilin ölümüne yol açan saldırılarda ABD menşeli savaş uçaklarının yanı sıra Boeing üretimi güdümlü mühimmatın okul binaları ve çadır kampları hedef alan operasyonlarda kullanıldığı kaydedildi.

Washington yönetimi, çatışma sürecinde İsrail’e aralarında F-15 uçakları ve hassas güdümlü bombaların da yer aldığı milyarlarca dolarlık askeri sevkiyat anlaşmalarını onaylamayı sürdürdü.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English