Görüş

AB, Rus Varlıklarını Süresiz Dondurup “Kullanıyor”: Küresel Güven Krizini Tetikliyor

Yayınlanma

12 Aralık’ta Avrupa Birliği (AB) Konseyi, “ezici çoğunlukla” son derece tartışmalı bir kararı kabul etti: Rusya Merkez Bankası’nın yurtdışındaki yaklaşık 300 milyar avroluk varlıklarının süresiz olarak dondurulduğunu ilan etti ve ilk kez sözde bir “uluslararası hukuk esnetme mekanizması” yoluyla varlıkların bir kısmının Ukrayna’ya kullanım için devredilmesini gündeme getirdi. Rusya Devlet Başkanı Putin, 19’unda Moskova’da düzenlenen “yıllık değerlendirme” etkinliğinde, Rusya’nın Avrupa’daki varlıklarına el koyma girişiminin “hırsızlık bile değil, soygun” olduğunu söyledi.

Bu adım, AB’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlar tarihinde önemli bir tırmanış olarak görülürken, uluslararası finans ve uluslararası hukukun “kırmızı çizgisinin” aşılması olarak da eleştirildi. Kararın açıklanmasının ardından Rusya hızla güçlü karşı önlemler başlattı; AB’ye doğal gazın transit taşınmasını durdurdu ve 12 AB ülkesini “özel düşmanca ülkeler listesi”ne aldı. Devasa egemen varlıklar etrafındaki bu mücadele, Rusya-Ukrayna çatışmasının askeri cephesinden küresel finans sistemine doğru hızla genişlemekte; sürekli yayılan taşma etkileri uluslararası finans düzenini derinden yeniden şekillendirirken, birçok ülkede “varlık güvenliği egemenliği” meselesine yönelik yüksek düzeyde bir teyakkuz da yaratmaktadır.

Yaptırımlar Yeniden Tırmanıyor: “Dondurma”dan “Kullanım”a, AB Finansal Eşiğe Dokunuyor

AB Konseyi kararındaki temel kırılma, Rusya Merkez Bankası varlıklarının tasarruf biçiminde köklü bir değişikliktir—“dondurma”dan “hedefe dönük kullanıma” yükseltilmesi. Açıklanan karar metnine göre AB, ilgili işlemleri iki adımda ilerletmeyi planlamaktadır. Birinci adımda, AB üye ülkeleri içinde tutulan Rusya Merkez Bankası’na ait yaklaşık 200 milyar avroluk nakit türü varlıklar hedeflenmekte; AB, sözde “emanet hesap yeniden yapılandırması” yöntemiyle bunları Ukrayna’ya sağlanacak “yeniden inşa kredileri”ne dönüştürerek savaş sonrası altyapı onarımı ve mali harcamalarda kullanılmasını öngörmektedir. İkinci adımda ise kalan yaklaşık 100 milyar avroluk varlıkların yatırım getirileri üzerinde “zorunlu aktarım” uygulanacak ve bu getirilerin Ukrayna’nın askeri teçhizat alımı ile cephe sağlık hizmetleri için özel olarak kullanılacağı açıkça hükme bağlanacaktır.

Uluslararası hukuk düzeyindeki tartışmaları mümkün olduğunca sınırlamak için AB, hukuki düzlemde titiz bir tasarım yaptı. Bir yandan AB, Birleşmiş Milletler Şartı’nın “meşru müdafaa hakkı”na ilişkin 51. maddesine atıf yaparak Rus varlıklarının kullanılmasını “Ukrayna’nın meşru müdafaa hakkını kullanmasına destek” olarak tanımladı; öte yandan AB, Kanada ve Japonya gibi müttefiklerle birlikte sözde bir “Uluslararası Varlık Yardım İttifakı” kurulmasını teşvik ederek, “çok taraflı uzlaşı” örtüsü altında tek taraflı yaptırımlar ve varlık tasarrufu konusundaki meşruiyet tartışmalarını yumuşatmaya çalıştı.

Verilere göre, dondurulan ve kullanılmasının planlandığı 300 milyar avroluk varlıkların içinde Almanya yaklaşık 78 milyar avro, Fransa yaklaşık 52 milyar avro, İtalya ise yaklaşık 43 milyar avro tutmaktadır; bu ülkeler planın başlıca uygulayıcıları haline gelirken, buna bağlı olarak daha yüksek siyasi ve ekonomik risklerle de karşı karşıya kalmaktadır. Sonuçta AB, “özel oylama mekanizması” ile veto yetkisini devre dışı bıraktı ve karar 25 ülkenin desteği, 3 ülkenin karşı oyuyla ve 1 ülkenin çekimser kalmasıyla kabul edildi.

AB İçinde Çatlaklar Belirginleşiyor: Orban Finans ve Hukukta “Çifte Geri Tepme” Uyarısı Yapıyor

13 Aralık’ta Macaristan Başbakanı Orban bu konuda yeniden kamuoyuna açıklama yaptı ve AB’nin Rusya’nın dondurulmuş varlıklarını kullanmakta ısrar etmesi halinde “son derece ciddi sorunlar” doğacağını açıkça söyledi. Orban, bir yandan bu adımın Avrupa’nın finansal saklama sistemine yönelik küresel güveni belirgin biçimde azaltacağını; diğer yandan Rusya Merkez Bankası’nın, büyük miktarda dondurulmuş Rus varlığını elinde bulunduran Avrupa takas kurumu Euroclear’a karşı konuyla ilgili dava açtığını, bunun da Euroclear’ın gelecekte çok büyük geri ödeme baskısıyla karşılaşabileceği anlamına geldiğini belirtti.

Orban özellikle, söz konusu meblağın çok büyük olması nedeniyle, Euroclear’ın bulunduğu Belçika ekonomisinin dahi “çöküş” riskiyle karşı karşıya kalabileceğini vurguladı. Euro Bölgesi finans sisteminin önemli bir halkası olan Euroclear sistemik bir şoka uğrarsa, bunun etkisi hızla tüm Euro Bölgesi finans piyasasına yayılacak ve böylece AB’nin ekonomik istikrarı ile para düzenini tehdit edecektir.

Orban’ın açıklamaları, AB içinde Rusya’nın dondurulmuş varlıklarının nasıl ele alınacağı konusunda derin görüş ayrılıklarını yoğun biçimde yansıtmaktadır. Egemen bir devletin merkez bankası varlıklarını kullanmak, yalnızca karmaşık ve uzun sürecek hukuki ihtilafları tetiklemekle kalmayabilir; aynı zamanda Avrupa’nın varlıklar için güvenli bir saklama yeri olma yönündeki uluslararası imajını da sarsabilir.

Rusya’dan Sert Karşı Hamleler: Enerji “Kesintisi” ile Eş Zamanlı Karşılıklı Varlık Dondurma

AB’nin “varlık kullanımı” planı karşısında Rusya hızla çok katmanlı karşı önlemler başlattı. 13 Aralık’ta Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin bir başkanlık kararnamesi imzalayarak, “Yamal–Avrupa” doğal gaz boru hattı üzerinden AB’ye doğal gaz sevkiyatının derhal askıya alındığını duyurdu. Bu hat daha önce AB’nin doğal gaz arzının yaklaşık %15’ini karşılıyordu ve faaliyetinin durdurulması, AB’nin enerji güvenliğini doğrudan hedef alan kritik bir darbe olarak değerlendirilmektedir.

Aynı zamanda Rusya, Almanya, Fransa ve İtalya’nın da aralarında bulunduğu, varlık kullanımını destekleyen 12 ülkeyi “özel düşmanca ülkeler listesi”ne aldı; bu ülkelere ait şirketlere kapsamlı ticaret ambargosu uyguladı ve enerji, madenler ile askeri-sanayi gibi kilit alanlarda iş birliğini yasakladı.

Daha da caydırıcı olan adım ise Rusya’nın, AB ülkelerinin Rusya’daki varlıklarını karşılıklı olarak donduracağını ilan etmesi oldu. Rusya Dışişleri Bakanlığı, AB şirketlerinin Rusya’daki toplam varlıklarının 450 milyar avroyu aştığını; bunun enerji projeleri, imalat tesisleri ve finansal kurumlar gibi birçok alanı kapsadığını açıkladı. Almanya’nın Siemens’i, Fransa’nın Total’i ve İtalya’nın ENI Grubu gibi büyük şirketlerin Rusya’daki varlıkları dondurulma riskiyle karşı karşıyadır. Rusya Ekonomik Kalkınma Bakanı Reşetnikov açıkça şunu ifade etti: “AB, Rusya’ya ait her 1 avroyu kullandığında, Rusya AB’ye ait 1,5 avroyu donduracaktır. Bu, sarsılmaz bir karşılıklılık ilkesidir.”

Buna ek olarak Rusya, “dolarizasyondan arındırma” sürecini hızlandırmıştır. Rusya Merkez Bankası, döviz rezervleri içindeki avronun payını %12’den sıfıra indireceğini, tamamını yuan, ruble ve altına dönüştüreceğini açıklamıştır. Ayrıca Çin ve Hindistan gibi ülkelerle yerel para birimleriyle ödeme kapsamını genişleterek, enerji ihracat ticaretinde yerel para birimiyle ödeme oranının %80’in altına düşmemesini şart koşmuştur. Analistler, enerji arzının kesilmesi ve varlıkların dondurulması şeklindeki çifte karşı önlemlerin, AB’nin enerji krizini ve enflasyon baskısını kaçınılmaz olarak artıracağını belirtmektedir. Hâlihazırda AB’nin doğal gaz rezervleri yalnızca Mart 2026’ya kadar yetecek durumdadır; Rus gazının kesilmesi, bazı Avrupa ülkelerinde kış aylarında sanayi üretiminin durmasına yol açabilir.

Avrupa Takas Sistemi Baskı Altında, Küresel Finansal Risk Taşmaları Hızlanıyor

AB tarafından dondurulan yaklaşık 300 milyar avroluk Rus döviz rezervinin yaklaşık üçte ikisi, başta Belçika’daki Euroclear ve Almanya’daki Clearstream olmak üzere Avrupa takas kurumlarında tutulmaktadır. Uzun süre boyunca bu kurumlar, “tarafsız, güvenli ve siyasallaştırılamaz” uluslararası saklama kuruluşları olarak varlık göstermiş; küresel egemen varlıklar ve sınır ötesi sermaye akışları için kritik altyapı işlevi görmüştür. Ancak AB’nin Rusya Merkez Bankası varlıklarının “hedefli kullanımını” zorlaması, uzun süredir oluşmuş bu örtük uzlaşıyı fiilen bozmuş ve küresel piyasalara son derece sarsıcı bir mesaj vermiştir: egemen devletlerin merkez bankası rezerv varlıkları dahi jeopolitik çekişmeler nedeniyle hukuka aykırı biçimde dondurulabilir ve kullanılabilir.

Bu mesaj, küresel finans sisteminin güven temelini hızla aşındırmakta ve gelişmekte olan ülkeleri döviz rezervlerinin güvenliğini yeniden değerlendirmeye zorlamaktadır. Avrupa takas sisteminin itibarı ciddi biçimde zayıflarsa, yalnızca Rusya ile bağlantılı fonlar değil; uzun süredir yaptırımlara maruz kalan İran ve Venezuela gibi ülkeler, hatta sıradan çok uluslu şirketler ve özel yatırımcılar da riskten kaçınma amacıyla daha büyük ölçekli varlık transferlerine yönelebilir. Credit Suisse krizi, Avrupa finans sisteminin güven temeli bir kez sistemik bir darbe aldığında, bunun onarım maliyetinin son derece yüksek olacağını zaten göstermiştir.

Daha geniş uluslararası düzeyde, AB’nin bu kararı birçok finans çevresi tarafından “Pandora’nın kutusunun açılması” olarak nitelendirilmektedir. IMF Başkanı Kristalina Georgieva, başka ülkelerin merkez bankası varlıklarının keyfi biçimde kullanılmasının, küresel finans sisteminin dayandığı temel kuralları sarsacağını açıkça uyarmıştır.

Aynı zamanda AB, varlık kullanımını Ukrayna’ya istikrarlı bir finansman kaynağı sağlama yolu olarak görmektedir; ancak fiili sonuçlar iyimser değildir. Analistler, karmaşık hukuki süreçler ve sınır ötesi koordinasyon nedeniyle fiilen aktarılabilecek fon miktarının 100 milyar avronun altında kalabileceğini ve bunun da 3 ila 5 yıl içinde aşamalı olarak aktarılacağını belirtmektedir. Bu durum, Ukrayna’nın askeri teçhizat ve maliye alanındaki acil ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalmaktadır. Buna karşılık Rusya’nın enerji ve varlık alanındaki karşı önlemleri, ters yönden AB’nin Ukrayna’ya destek kapasitesini zayıflatmaktadır. Sürekli yüksek seyreden enerji fiyatları AB ekonomisi ve halkın yaşam koşulları üzerindeki baskıyı artırmış; Ukrayna’ya sürekli yardım konusundaki kamuoyu desteği 2023’teki %65 seviyesinden 2025’te %41’e düşmüştür. Birçok ülkede hükümetlerin “dış yardım” ile “iç istikrar” arasındaki politika alanı giderek daralmaktadır.

Hukuki riskler de sürekli birikmektedir. Rusya Merkez Bankası, Viyana Diplomatik İlişkiler Sözleşmesi ve çeşitli ikili yatırım anlaşmalarına dayanarak Avrupa mahkemelerinde Euroclear aleyhine dava açmıştır. Birçok uluslararası hukuk uzmanı, AB’nin özel yasalar yoluyla sorumluluğunu azaltmaya çalışmasına rağmen, uyuşmazlıkların Dünya Ticaret Örgütü mekanizmasına veya Lahey Daimi Tahkim Mahkemesi’ne taşınması halinde AB’nin kazanma olasılığının yüksek olmadığını belirtmektedir.

Avrupa finans altyapısının çekirdek merkezi olan Brüksel, giderek daha belirgin hâle gelen sistemik risk endişeleriyle karşı karşıyadır. Euroclear her gün yaklaşık 5 trilyon avroluk sınır ötesi ödeme işlemi yürütmektedir. Dava veya tazminat baskısı nedeniyle bir likidite krizi ortaya çıkarsa, bunun etkisi hızla Avro Bölgesi’nin tahvil, döviz ve bankacılık sistemlerine yayılacaktır.

Yalnızca Rusya’nın talep ettiği tazminat miktarı 200 milyar avroyu aşmaktadır. Belçika’nın GSYH’sinin yaklaşık %8’i bu kurumun normal işleyişine doğrudan bağlıdır ve hükümetin sermaye enjeksiyonu yoluyla kurtarma yapmak zorunda kalma ihtimali belirgin biçimde artmaktadır. Bir kurtarma başlatılması hâlinde, Belçika’nın bütçe açığı oranı AB’nin İstikrar ve Büyüme Paktı’nın kırmızı çizgisini aşabilir ve bu durum iç siyasi ve bölgesel gerilimleri daha da şiddetlendirebilir.

Daha uzun vadede, Avrupa takas sisteminin tarafsızlığı ve güvenliği temelden sorgulanırsa, kısa vadede Avro Bölgesi tahvil piyasasında sert dalgalanmalara yol açabilir; uzun vadede ise büyük varlık yönetim kurumlarını Avrupa’daki konumlarını yeniden değerlendirmeye ve temel faaliyetlerinin bir kısmını New York veya Singapur’a taşımaya sevk edebilir. Bunun sonucunda ortaya çıkacak olan yalnızca sermaye akışlarının değişimi değil, aynı zamanda Avrupa’nın küresel finans sistemi içindeki konumunun potansiyel olarak zayıflamasıdır.

Li Zhengdong, Ningbo Üniversitesi Orta ve Doğu Avrupa Ekonomik ve Ticari İşbirliği Araştırma Enstitüsü Yardımcı Araştırmacı

Tao Jing, Ningbo Üniversitesi Orta ve Doğu Avrupa Ekonomik ve Ticari İşbirliği Araştırma Enstitüsü Yardımcı Araştırmacı; İşletme Fakültesi Öğretim Görevlisi

Ma Xiaolin, Ningbo Üniversitesi Orta ve Doğu Avrupa Ekonomik ve Ticari İşbirliği Araştırma Enstitüsü Özel Araştırmacısı; Bao Yugang Kürsü Profesörü; Zhejiang Uluslararası Çalışmalar Üniversitesi Profesörü; Akdeniz Çevresi Araştırmaları Enstitüsü Direktörü

Çok Okunanlar

Exit mobile version