Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD, Almanya’ya ilaç fiyatlarını yükseltme baskısını sürdürüyor

Yayınlanma

Trump yönetimi, Alman hükümetinden Almanya’da ilaç fiyatlarında bir artışa gitmesini talep ediyor.

German Foreign Policy’deki habere göre ABD bu talebini, ilaç endüstrisinin araştırma ve geliştirme yatırımlarını esas olarak ABD pazarı üzerinden finanse ettiğini öne sürerek gerekçelendiriyor.

Beyaz Saray’a göre buna karşılık, diğer ülkeler neredeyse hiçbir katkı sağlamadıkları halde tıbbi gelişmelerden yararlanmaya devam ediyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Almanya ve diğer ülkeleri “küresel beleşçilik” yapmakla suçluyor. 18 Haziran’da ABD, Almanya’daki ilaç endüstrisinin kâr koşullarını iyileştirmek amacıyla, “yenilikçi ilaçlara yönelik süregelen yetersiz tazminat” gerekçesiyle Almanya aleyhine 301. Madde prosedürünü başlattı.

Şansölye Friedrich Merz bu talebi reddetti fakat Ekonomi Bakanlığı müzakereye açık olduğunu belirtti.

Boehringer ve Merck şirketi şimdiden taviz vermiş durumda ve yeni TrumpRX platformunda bazı ilaçları daha düşük fiyatlarla sunuyor.

Buna karşılık, Bayer gibi diğer şirketlerle birlikte AB ülkelerinde fiyat artışları için baskı yapıyorlar ve aksi takdirde Avrupa’da yeni ilaçları piyasaya sürmeyecekleri tehdidinde bulunuyorlar; böylece fiyat karşılaştırmalarının yapılmasını engellemeyi amaçlıyorlar.

ABD, Avrupa’dan ilaçlar için daha fazla para ödemesini istiyor

Trump, Almanya ve AB’yi “bedavacılık” ile suçluyor

ABD, dünya çapında ilaç fiyatlarının en yüksek olduğu ülkeler listesinin başında yer alıyor. Onu İsviçre, Almanya ve Kanada takip ediyor.

Trump yönetimi şimdi bunu değiştirmek istiyor. “Küresel bedavacılık” tespit ettiğini iddia eden yönetim, bunun ana nedeni olarak “Almanya’daki ve Avrupa Birliği genelindeki sosyalist sağlık sistemlerini” gösteriyor.

Bu bağlamda, ABD Başkanı Donald Trump, Mayıs 2025’te bir başkanlık emri yayınlayarak, bundan böyle ABD’nin iç ilaç pazarı için herhangi bir sanayileşmiş ülkede bir ilaç için uygulanan en düşük fiyatı referans alacağını söylemişti.

Emir, ABD ticaret politikasının amacını “üreticilerin yurtdışında fiyatlarını artırmalarını desteklemek ama bu yolla elde edilen ek gelirin doğrudan Amerikalı hastalar ve vergi mükellefleri için fiyatları düşürmek amacıyla kullanmak” olarak tanımlıyor.

Beyaz Saray, büyük ilaç şirketlerinin argümanlarını savunuyor

Önceki yönetim, ilaç endüstrisi ile zaman zaman kavga etmişti. Örneğin Başkan Joe Biden, 2024 yılında yaygın olarak kullanılan on ilacın fiyatlarında indirim uyguladıktan kısa bir süre sonra sevinçle “Büyük ilaç şirketlerini yendik” demişti.

Öte yandan bu konu artık Trump yönetimi için bir sorun teşkil etmiyor. Demokratlarla tam bir tezat oluşturan Cumhuriyetçiler ise prensip olarak yüksek ilaç fiyatlarını tereddüt etmeden kabul ediyorlar.

Böylece, araştırma giderlerinin yüksek fiyatları gerektirdiği yönündeki ilaç şirketlerinin argümanını benimsiyorlar.

Elbette bu iddia, AstraZeneca, Bayer ve diğer şirketlerin laboratuvarlarını giderek küçültüp bunun yerine gelecek vaat eden ilaç girişimlerini satın almaları gerçeğiyle çelişiyor.

Trump yönetimi ayrıca, üreticilerin bir nedenden ötürü sürekli olarak araştırma ve geliştirmeden bahsetmelerini de görmezden geliyor. Büyük ilaç şirketleri, devasa pazarlama harcamalarını “geliştirme” terimi altında topluyorlar.

Almanya ile kavga, Britanya ile uzlaşma

Trump’ın Mayıs 2025 tarihli başkanlık kararnamesine tam olarak uygun olarak, ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, Alman hükümetini sağlık sistemi içindeki kaynakları ilaç endüstrisinin lehine yeniden dağıtmaya ikna etmek için aylarca uğraştı. 

Fakat müzakereler başarısızlıkla sonuçlandı. Sonuç olarak, haziran ortasında Greer, “yenilikçi ilaçlar için ısrarlı olarak yetersiz ödeme yapılması” gerekçesiyle Almanya aleyhine 301. Madde yargılamasını başlattı.

Bu süreçte Greer, o dönemde hararetli tartışmalara konu olan “Yasal Sağlık Sigortası Katkı Paylarının İstikrarına İlişkin Kanun”u da açıkça eleştirmiş ve “Almanya’nın yenilikçi ilaçlara yönelik harcamaları daha da azaltacak bir yasayı hızla yürürlüğe koyacağına dair haberler beni özellikle endişelendiriyor,” demişti.

ABD, Birleşik Krallık ile halihazırda bir anlaşmaya vardı. İngiliz şirketlerinin ilaç ihracatına yönelik daha yüksek gümrük vergisi tehdidinden kaçınmak için hükümet, diğer hususların yanı sıra, piyasaya yeni sürülen ilaçlar için daha yüksek fiyatlar taahhüt etti.

British Medical Journal’da yayınlanan bir analize göre, bu anlaşma 2036 yılına kadar Ulusal Sağlık Servisi’ne (NHS) yaklaşık 51,5 milyar avroya mal olacak.

Yazarlar, gerekli olan kaynakların yeniden tahsisinin tıbbi bakımda büyük boşluklar yaratacağını savunuyor. Bu nedenle, 229.000’e varan ek ölüm vakası olacağını öngörüyorlar.

Berlin geri adım atmıyor: “İlaç fiyatları iç meselemiz”

Almanya federal hükümeti ise ABD hükümetinin iddialarını temelsiz bularak açıkça reddediyor.

Şansölye Friedrich Merz ve Sağlık Bakanı Nina Warken, ilaçlara yüzde 15 ithalat vergisi öngören AB ile ABD arasında imzalanan ticaret anlaşmasına işaret etti.

Merz, Almanya’daki ilaç fiyatlarının düzenlenmesini “tamamen iç mesele” olarak nitelendirirken, Warken de herhangi bir taviz vermeyi reddetti. CDU’lu siyasetçi, bu konuda “manevra alanının çok az” olduğunu belirtti.

Yalnızca Federal Ekonomi Bakanlığı müzakereye açık olduğunu belirtti. Bir sözcü, “bu konuda ABD ile diyalog arayışında olacağını” ifade etti.

Salı günü, Sağlık Bakanlığı ve Federal Şansölyelik temsilcileri, ortak bir strateji görüşmek üzere AB Ticaret Genel Direktörü Ditte Juul Jørgensen ile bir araya geldi.

Alman ilaç şirketleri Trump’a boyun eğdi

Trump, daha Temmuz 2025’te 17 ilaç şirketine bir mektup göndererek, “ABD’deki reçeteli ilaç fiyatlarını diğer gelişmiş ülkelerde uygulanan en düşük fiyat seviyesine indirmelerini” talep etmişti.

İki Alman ilaç üreticisi (Boehringer Ingelheim ve Merck) de bu mektubu aldı; mektupta şirketlerden ABD’ye “en çok kayırılan ülke” fiyatlarını uygulamaları, yani en çok kayırılan ülke ilkesini uygulamaları isteniyordu.

Her iki şirket de bu talebe uydu. Boehringer, “Hastaların uygun fiyatlı ilaçlara erişebilmesini ve hayat kurtaran tedavilere yönelik tıbbi yeniliklerin mümkün olmaya devam etmesini sağlamak için hükümetler, düzenleyici kurumlar ve hasta örgütleriyle yapıcı bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz,” açıklamasında bulundu.

Şirket şu anda, yeni oluşturulan TrumpRX platformunda üç ilacı önemli ölçüde indirimli fiyatlarla sunuyor.

Merck de bu platformda üç ilacıyla yer alıyor ve gelecekte doğurganlık ilaçlarının daha fazlasını yerel olarak üretmeyi bile kabul etti.

Merck CEO’su Danny Bar-Zohar, “Başkan Trump ve yönetimi ile yaptığımız işbirliği sayesinde, ABD’deki daha fazla aile artık yenilikçi tüp bebek tedavilerine erişebilecek ve umarız çocuk sahibi olma hayallerini gerçekleştirebilecek,” dedi.

Bayer, Trump’ın seçim kampanyasına bağış yapmıştı

Bayer gibi diğer ilaç üreticileri de, aksi takdirde daha sert maliyet kesinti önlemlerine maruz kalacaklarından korktukları için “proaktif bir şekilde” bir anlaşma arayışındalar.

Leverkusen merkezli şirket, Trump’ın önlemlerini eleştirmiyor. Seçim kampanyası sırasında ona 122.000 dolarlık destek vermiş, göreve başlama törenine sponsor olmuş ve şimdi de Trump’ın Berlin ve Brüksel’e yönelik sert eleştirilerinin arkasında duruyor.

CEO Bill Anderson bir röportajda şöyle demişti:

“Evet, ABD hükümetinin Avrupa ilaç politikasına yönelik hayal kırıklığını anlıyorum. Tüm Avrupa hükümetleri ilaç ve biyoteknoloji sektörlerinde istihdam yaratmak istiyor. Fakat yenilikçi ilaçların fiyatları söz konusu olduğunda, ABD’nin ödediği tutarın sadece bir kısmını kabul ediyorlar. Bu kabul edilemez.”

İlaç Bölümü Yönetim Kurulu Üyesi Stefan Oelrich de “Avrupa’da yeni ürünlerin fiyatları artmalıdır,” diyor. Oelrich, AB Sağlık Komiseri Olivér Várhelyi’nin Haziran ayında Bayer’in Berlin ofisini ziyaret ettiğinde bu talebi kendisine şahsen iletti.

AB Şeffaflık Kaydı’nda belgelendiği üzere, şirket lobicileri ile Várhelyi’nin kabine üyeleri arasında yapılan çok sayıda toplantı göz önüne alındığında, bu konu muhtemelen gündemdeydi.

Ayrıca, Leverkusen merkezli şirket, diğer ilaç üreticileriyle birlikte bu konuyla ilgili olarak Avrupa Komisyonu’na bir mektup yazdı.

Büyük ilaç şirketleri AB’yi tehdit ediyor

Baskı uygulamak amacıyla ilaç devleri, üreticilerin ABD hükümetinin fiyatları karşılaştırmasına izin vermemesi sonucu AB ülkelerinde ilaç onay başvurularının sayısının azaldığına işaret ediyor.

Bayer’in en üst düzey kamu ilişkileri yetkilisi Matthias Berninger, “Bunlar boş tehditler değil; bu durum halihazırda yaşanıyor. Avrupa şu anda, sonunda neredeyse hiç yeni ilacın onaylanmayacağı bir yolda ilerliyor,” diye konuşuyor.

Leverkusen merkezli şirket tarafından kurulan “Araştırma Odaklı İlaç Şirketleri Birliği” (VFA), Sağlık Sigortası İstikrar Yasası’na karşı yürüttüğü kampanyada bu argümanı daha önce de kullanmıştı.

Bir tam sayfa gazete ilanında, lobi örgütü, ilaç tedarikini tehlikeye atmamak için politika yapıcıları ilaç şirketlerinin kârlarına dokunmamaya çağırdı.

İlanda şöyle deniyordu:

“Sayın Federal Meclis Üyeleri, yarının ilaçlarının Almanya’ya ulaşıp ulaşmayacağına siz karar vereceksiniz.”

Oysa yasa, ilaç endüstrisine neredeyse hiçbir yük getirmiyor ve sektör için elverişli faaliyet koşullarının devamını garanti ediyor.

İlanda, “İlaç harcamalarında artış beklenmeye devam ediyor,” deniyor.

ABD Yüksek Mahkemesi, Trump yönetiminin gümrük vergisi artışlarının hukuka aykırı olduğuna hükmettiğinden beri, yönetim agresif yaklaşımını esas olarak yukarıda bahsedilen gibi 301. Madde kapsamındaki işlemler üzerine dayandırıyor.

Bu işlemlerin yasal dayanağı ise 1974 tarihli bir ticaret kanunundaki hüküm. Almanya aleyhine açılan davada, Alman hükümetine görüşlerini sunması için 10 Ağustos’a kadar süre tanınmıştı. Kamuya açık duruşma ise 22 Eylül’de yapılacak.

Diplomasi

ABD’nin BM temsilcisi Waltz: İbrahim Anlaşmalarına başka ülkeler de katılmak istiyor

Yayınlanma

ABD’nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Mike Waltz, İran’ın müzakere masasına dönmesi için “kapının açık” olduğunu belirtti ve İbrahim Anlaşmalarına başka ülkelerin de katılmak istediğini söyledi

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yan etkinlikleri kapsamında New York’ta düzenlenen bir “Al-Monitor Live” etkinliğinde konuşan Waltz, yönetimin İran’la olan savaşı ele alış biçimini savundu ve geçen hafta altıncı yıl dönümünü kutlayan İbrahim Anlaşmalarını övdü.

ABD’nin arabuluculuğunda İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri, Fas ve Bahreyn arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasını sağlayan anlaşmalar, 15 Eylül 2020 tarihinde Beyaz Saray’da imzalanmıştı.

Al-Monitor danışmanı Andrew Parasiliti’nin, 28 Şubat’ta başlayan bu çatışmada zamanın ABD’nin lehine işlediğine inanıp inanmadığını sorması üzerine Waltz, “Bunun böyle olduğuna inanıyorum,” dedi.

Waltz, “İran’ın müzakere masasına dönmesi için kapı açık,” diye ekledi. Fakat Tahran’ın son zamanlarda müzakerelerin yeniden başlaması için şart olarak ABD yaptırımlarının kaldırılmasını ve tazminat talep ettiğine dair haberleri “fantastik” olarak nitelendirdi.

Waltz, İran para biriminin çöküşünü ve diğer iktisadi baskıları gerekçe göstererek, “İran rejimi 1979’dan bu yana en zayıf noktasında ve giderek zayıflıyor. Müzakerelere geri dönecekler, umarım barışçıl ve diplomatik bir şekilde,” dedi.

İran riyali, bu ayın başlarında gayri resmi piyasada ABD doları karşısında 2,25 milyon gibi rekor bir düşük seviyeye geriledi.

Waltz, Trump yönetiminin Gazze’ye yönelik yaklaşımını, belirli zorluklara odaklanan ve bunların çözümünde doğrudan menfaati olan ülkeleri bir araya getiren “yeni bir tür çok taraflılık” olarak nitelendirdi.

Bu yaklaşımın merkezinde, Trump’ın 20 maddelik Gazze planının uygulanmasını denetleyen Başkan Donald Trump’ın Barış Kurulu yer alıyor.

Bu plan, bölgenin idaresinden sorumlu Filistinli teknokratik komiteyi, yeniden inşa çabalarını ve Uluslararası İstikrar Gücü’nü içeriyor.

Temmuz ayında kurul, planın en zorlu ve çözülmemiş sorunlarından biri olan Hamas ve diğer silahlı grupların silahsızlandırılması ile İsrail’in aşamalı olarak geri çekilmesini hedefleyen bir yol haritası açıkladı.

Fakat bu adımların sıralanması konusunda anlaşmazlık nedeniyle uygulama durma noktasına geldi ve Waltz, İsrail’in 27 Ekim’deki parlamento seçimlerine atıfta bulunarak, İsrail ile görüşmelerin “seçimler sonuçlandıktan sonra ilerleyeceğini” beklediğini söyledi.

Waltz, İbrahim Anlaşmalarına katılmakla ilgilenen “aday üyeler” olduğunu söyledi ama bunların kimler olduğunu belirtmedi.

Ayrıca, bu ayın başlarında büyükelçi değiş tokuşu konusunda anlaşmaya varan İsrail ve Fas’ı övdü.

Bu anlaşma, Fas’ın 2020’de İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesinden bu yana irtibat bürosu düzeyinde kalan ikili ilişkileri bir üst seviyeye taşıdı.

Büyükelçi ayrıca, Irak Başbakanı Ali el-Zeydi’nin “İran destekli” milisleri devletin kontrolü altına alma çabasını övdü ve Tahran’ın “zayıflamış devleti”nin bu milislerin etkisini sınırlamak için bir fırsat yarattığını savundu.

Zeydi, 30 Eylül’ü (ABD önderliğindeki koalisyon güçlerinin geri kalanının çekilmesi için son tarih) silahsızlanma çabasıyla ilişkilendirmişti.

Fakat Iraklı yetkililer o zamandan beri milislerin silahlarını teslim etmeleri için sabit bir son tarih olmadığını belirterek, Bağdat’ın hâlâ İran’la ittifak halindeki en güçlü gruplardan bazılarının direnişiyle karşı karşıya olduğunu vurguladılar.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Kanada: Birleşik Krallık bizimle işbirliği yapmalı

Yayınlanma

Kanada Maliye Bakanı François-Philippe Champagne, Birleşik Krallık’ın Kanada ile Avrupa arasında önerilen iktisadi ittifakla “işbirliği yapması” gerektiğini söyledi.

Kanadalı BBC’ye verdiği demeçte, “Burada asıl mesele, geleceğin ittifakını kurmak. Dünya değişti. Amerika değişti. Dolayısıyla bizim de değişmemiz gerekiyor,” dedi.

Champagne, geçen ay bir anlaşmanın bozulmasının ardından Kanada-ABD ticaret savaşına ilişkin samimi bir değerlendirmede bulunarak, ülkenin gümrük vergileri uygulayarak “sanayilerimizi, işçilerimizi ve ülkemizi koruduğunu” söyledi.

Champagne’ın bu açıklamaları, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in, blok için emsalsiz bir adım olan Kanada’ya AB ortak üyeliği için “kapıyı açmayı” önermesinin ardından geldi.

Champagne, von der Leyen’in önerisinin yapılmasından kısa bir süre sonra Kanada Başbakanı Mark Carney’nin Strasbourg’da AB’ye hitap etmek üzere yaptığı ziyaretin amacının “geleceğin ittifakını kurmak” olduğunu söyledi.

İngiltere Merkez Bankası’nın eski başkanı olan Carney, daha önce iktisadi büyüme, dayanıklılık ve güvenlik konularında birlikte çalışan “orta güçler” ittifakından bahsetmişti.

Champagne de Birleşik Krallık ve Kanada’nın ortak değerlere sahip olduğunu belirtti:

“Ortaklığa farklı bir bakış açısıyla yaklaşmamız gerekiyor ve harika olan şey şu ki, Kanada’ya –ve bence Birleşik Krallık’a da– baktığımızda aynı değerleri paylaştığımızı görüyoruz. Dünya görüşümüz açısından birbirimizle büyük ölçüde uyumluyuz. Neden bir araya gelmiyoruz? Bağımsız ve egemeniz ama birlikte daha güçlüyüz.”

İngiltere geçen yıl Haziran ayında ABD ile bir ticaret anlaşmasını yeniden müzakere etse de, son haftalarda Falkland Adaları ve İrlanda’nın birleşmesi konusunda başkanın söylemlerinde yaşanan bazı değişikliklerin ardından, Kanada-AB arasındaki yeni ittifak, İngiltere’nin Brexit sonrası Avrupa’daki konumunun yanı sıra ABD’ye karşı tutumuna dair de soru işaretleri yaratıyor.

Carney, geçen hafta Liverpool’da Başbakan Andy Burnham ile bir araya gelirken, Champagne ise cuma günü Şansölye John Healey ile birlikte Dublin’de düzenlenen AB maliye bakanları toplantısına katıldı.

AB ile Kanada arasında daha yakın bağlar kurulmasına yönelik gelişen görüşmeler, Ottawa’nın ABD ile tırmanan bir ticaret savaşının ortasında kalmış olmasıyla eşzamanlı olarak gerçekleşiyor.

Her iki taraf da Ağustos ayında görüşmelerin son anda kesilmesinin ardından karşılıklı gümrük vergileri uyguluyor.

Trump ayrıca, ortak üyelik planının ABD’ye karşı “düşmanca” olduğu ortaya çıkarsa AB’ye daha fazla gümrük vergisi uygulayacağı tehdidinde bulunmuş, bu fikri gülünç olarak nitelendirmiş ve Kanada’yı “berbat bir ticaret ortağı” olarak tanımlamıştı.

Champagne, ticaret savaşının Kanada tarafından seçilen bir çatışma olmadığını söyledi:

“Buna karşılık verdik çünkü bir noktada ‘yeter artık’ demek zorundasınız. Kimse iktisadi egemenliğimizi ihlal edemez… dünya bunu fark etti.”

Bakan, Kanada’nın “ölçülü, hedefli ve stratejik… dolar-karşılığı-dolar, gümrük vergisi-karşılığı-gümrük vergisi“ yanıtının ardından gerginliğin tırmanmasını istemediğini ve ülkenin güney komşusuyla ”doğru zamanda yeniden ilişki kuracağını“ belirtti.

Bakan, etkilenen sektörlere ”ne kadar sürerse sürsün ve ne gerekiyorsa“ destek verileceğini de ekledi.

Champagne, Kanada’nın güçlü mali durumunun ülkenin dayanıklılığını desteklediğini ve ABD ile yaşanan anlaşmazlığın çeşitlendirme için ”altın bir fırsat” sunduğunu savundu.

Geçen yıl, seçilmesinin ardından Carney, Ottawa’daki Kanada Parlamentosu’nun açılışını yapmak üzere Kral Charles’ı davet etmişti.

Bu hamle, Kanada’nın ABD’nin bir parçası olabileceği yönündeki Trump’ın tekrarlanan önerisine bir ret olarak değerlendirilmişti.

AB’nin Kanada için “ortak üyelik” müzakereleri yapma teklifinin ayrıntıları henüz resmileştirilmedi.

Champagne, bunun “büyük fırsatlar sunan bir an” olduğunu ve Kanada ile AB arasındaki mevcut ilişkileri güçlendireceğini söyledi.

Carney geçen hafta, Kanada’nın AB’nin üniversite, bilimsel araştırma, yapay zeka ve savunma fon programlarına katılımının yanı sıra, genç Kanadalı ve Avrupalıların “okyanusu aşıp eğitim görebilme ve yaşayabilme” imkânına da dikkat çekti.

Carney, Kanada’nın kritik öneme sahip mineraller ve gaz tedarik edebileceğini ve Avrupa’nın ileri teknolojilerine erişim arayışında olacağını belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD ile Danimarka arasında Grönland anlaşması

Yayınlanma

ABD, Danimarka ve Grönland, Kuzey Kutbu’ndaki Ada’nın güvenliğini ABD’nin istediği şekilde düzenleyecek bir anlaşmaya vardı.

Anlaşma, ABD’nin Grönland’da önemli bir askeri varlık kurmasına izin verirken, Washington’un “rakiplerinin” adada kendi üslerini kurmasını yasaklıyor.

Anlaşmanın önümüzdeki hafta yapılacak BM Genel Kurulu sırasında imzalanması bekleniyor.

Anlaşmanın temel ayrıntıları, Danimarka’nın özerk bölgesi olan Grönland’daki ABD askeri varlığının boyutu ve dış politika ile kaynaklar üzerinde Washington’a herhangi bir resmi yetki devredilip devredilmeyeceği dahil olmak üzere, kamuoyuna açıklanmadı.

ABD, Grönland anlaşması ile ne alacak?

Trump, sosyal medyada yaptığı açıklamada, anlaşma kapsamında “Amerika Birleşik Devletleri’nin, Grönland’ın ve Amerika Birleşik Devletleri’nin güvenliğini sağlamak ve savunmak için Grönland’da gerekli olan her şeyi SÜREKLİ olarak yapma yetkisine sahip olacağını” belirtti.

Ayrıca, anlaşmanın ABD’ye “Grönland’daki güvenlik ve diğer tüm ihtiyaçlar üzerinde kalıcı kontrol” sağlayacağını da ekledi.

1950’lerde, ABD ile Sovyetler Birliği arasında yaşanabilecek bir nükleer çatışmada yok olma korkusu nedeniyle uzun menzilli nükleer bombardıman uçaklarının ve erken uyarı sistemlerinin Grönland’da konuşlandırılması gerektiğinden, adada önemli bir ABD askeri varlığı bulunmaktaydı.

ABD, füzeleri izlemek amacıyla adadaki Pituffik uzay üssünde hâlâ sınırlı bir askeri varlığını sürdürüyor.

Danimarka cumartesi günü yaptığı açıklamada, Arktik adasındaki ABD askeri varlığının önemli ölçüde genişletilmesine olanak tanıyacak ve Trump yönetimi ile şekillenmekte olan bir anlaşmanın Grönland üzerindeki egemenliğini tehlikeye atmayacağını belirtti.

Danimarka, Grönland’da ABD’ye karşı savaş planları yapmış

Danimarka ve Grönland liderleri, anlaşmanın Grönland’ın kendi kaderini tayin hakkına ve Danimarka Krallığı’nın egemenliğine saygı göstereceği konusunda halklarını rahatlatmaya çalıştılar.

Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen, “Umarız bu belirsizlik dönemi, (Danimarka) Krallığı’nın kırmızı çizgilerine saygı gösterirken, Arktik ve Kuzey Atlantik’teki güvenliği ve dolayısıyla NATO ve Avrupa içindeki ortak güvenliğimizi güçlendirecek bağlayıcı bir anlaşmaya yol açacak,” dedi.

Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen ise önerilen anlaşmanın “Krallığımızın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ile Grönland halkının kendi kaderini tayin hakkını tanıdığını” belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English