Bizi Takip Edin

Ortadoğu

ABD, BAE’ye ileri yapay zeka teknolojilerinde ayrıcalık tanıyor

Yayınlanma

ABD Ticaret Bakanlığı, Birleşik Arap Emirlikleri’nin ileri yapay zeka teknolojilerine erişimini genişleten yeni düzenlemeyi duyurdu. Kararla BAE, askeri ve sivil nükleer alanlarda kullanılabilecek bazı çift kullanımlı teknolojileri lisans almadan satın alabilecek ve bu konuda Güney Kore, Hindistan ile bazı Avrupalı müttefiklerle aynı statüye yükselecek.

ABD Ticaret Bakanlığı, Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) ileri yapay zeka teknolojilerine daha geniş erişim hakkı tanındığını duyurdu.

Bakanlık, kararın BAE’nin Washington ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşa katılımının “takdiri” olarak alındığını açıkladı.

Yeni düzenleme kapsamında Abu Dabi yönetimi ve yetkilendirilmiş Emirlik şirketleri, askeri teçhizat ile sivil nükleer enerji alanlarında kullanılabilecek bazı çift kullanımlı teknolojileri lisans almadan satın alabilecek. Böylece BAE, hassas ABD teknolojilerine erişim konusunda Güney Kore, Hindistan ve bazı Avrupalı müttefiklerle aynı statüde değerlendirilecek. Metne göre bu ayrıcalık İsrail veya Suudi Arabistan gibi diğer ABD müttefiklerine tanınmıyor.

ABD Ticaret Bakanlığı, BAE’nin statüsünün yükseltilmesinin “Destansı Öfke Operasyonu dahil ABD’nin ulusal güvenlik çıkarlarının ilerletilmesine verdiği desteğin takdiri” olduğunu bildirdi.

Bu yılın başında başlayan ABD ve İsrail saldırılarının ilk aşamasında Abu Dabi’nin, İran’ın füze misillemesine maruz kalmadan önce onlarca hava saldırısı düzenlediği belirtildi.

Ayrıca BAE’nin yüzlerce İran füzesinin önlenmesine katkı sağladığı ve Hürmüz Boğazı üzerinden ticari deniz taşımacılığının sürdürülmesinde rol üstlendiği ifade edildi.

Yeni düzenlemeden en fazla yararlanması beklenen şirketlerin başında, uzun ihracat lisansı süreçlerine tabi olmadan Nvidia’nın gelişmiş yapay zeka çiplerini satın alabilecek BAE merkezli G42 geliyor. BAE’de büyük veri merkezleri kurmayı planlayan Microsoft ve OpenAI’ın da karardan doğrudan fayda sağlayacağı kaydedildi.

Emirlik yetkilileri, ABD’nin yapay zeka teknolojilerine daha geniş erişim sağlayabilmek amacıyla yıllardır Washington nezdinde lobi faaliyetleri yürütüyordu ancak sonuç alamıyordu. İran’a yönelik savaşın başlamasının ardından Beyaz Saray ile doğrudan temas kuran yetkililerin, savaşa katılımlarının stratejik ortaklık açısından önemini vurgulayarak bu engeli aştığı aktarıldı.

Kararın Washington’da tartışmalara yol açtığı da belirtildi. Tartışmaların odağında, imtiyaz tanınan yapay zeka şirketi G42’nin, Trump ailesinin önemli iş ortaklarından biri olarak tanımlanan BAE Ulusal Güvenlik Müsteşarı Şeyh Tahnun bin Zayid Al Nahyan’ın kontrolünde olması yer alıyor.

Pax Silica girişimi yapay zeka tedarik zincirini hedefliyor

Abu Dabi’ye tanınan bu ayrıcalık, Washington’ın “Pax Silica” girişimi aracılığıyla küresel yapay zeka tedarik zinciri üzerindeki hakimiyetini güçlendirmeye çalıştığı döneme denk geliyor. Geçen yıl aralık ayında başlatılan girişim, hammaddelerden nakliye rotalarına, veri aktarımından çip üretimine kadar yapay zeka tedarik zincirinin tamamını sıkı biçimde yönetmeyi ve yapay zeka ekonomisinde belirleyici konum elde etmeyi amaçlıyor.

Girişimin ortakları arasında İsrail, Katar, BAE, Hindistan, Arjantin, Şili, Avrupa Birliği, Japonya, Güney Kore, İngiltere, Avustralya ve ondan fazla ülke daha yer alıyor.

ABD’li yetkililerin Pax Silica’nın doğrudan Çin’in “Kuşak ve Yol Girişimi”ni sınırlandırmak amacıyla tasarlandığını açıkça dile getirdiği belirtildi.

The Cradle analisti Mohamad Hasan Sweidan ise Pax Silica’nın Çin’i izole etmeyi ve geleceğin sanayilerinde Batı’nın hegemonyasını yeniden tesis etmeyi amaçlayan jeopolitik araç işlevi gördüğünü değerlendirdi.

Sweidan, girişimin resmi anlaşmadan çok siyasi çerçeve niteliği taşıdığını, Washington’ın da yapay zeka ekonomisi üzerinden ortak ülkelerin siyasi bağlılığını kalıcı hale getirmeye çalıştığını ifade etti.

Ortadoğu

Petrol tekelleri savaşa rağmen Ortadoğu’ya yatırım planlıyor

Yayınlanma

Küresel enerji devleri, süren savaşa ve üretim kesintilerine rağmen düşük çıkarma maliyetleri nedeniyle Ortadoğu’daki yatırımlarını artırmayı hedefliyor. Savaş nedeniyle Katar’ın sıvılaştırılmış doğalgaz kapasitesinin yüzde 17’si devre dışı kalırken TotalEnergies küresel üretiminin yüzde 15’ini sağlayan tesislerde üretimi geçici olarak durdurdu.

Uluslararası enerji tekelleri, Ortadoğu’da süren çatışmalar, tesislerdeki yıkım ve üretim kesintilerine rağmen bölgedeki petrol ile doğalgaz rezervlerine erişimi genişletmeyi hedefliyor.

Financial Times’ın (FT) Londra’daki Energy Intelligence forumuna dayandırdığı habere göre Shell, BP, TotalEnergies, ConocoPhillips ve Chevron yöneticileri, bölgedeki düşük üretim maliyetinin artan jeopolitik risklerden daha ağır bastığını değerlendiriyor.

Şirketler çatışmaların ardından Arap ülkelerinin hasar gören tesisleri onarma ve altyapıyı geliştirme ihtiyacı duyacağını, bunun da yeni yatırım kapıları açacağını öngörüyor.

Bazı şirket yöneticilerinin bu doğrultuda bölge yönetimleriyle temaslarını sıklaştırdığı belirtiliyor.

Şirketler Hürmüz Boğazı’na alternatif boru hatları arıyor

Fransız enerji şirketi TotalEnergies CEO’su Patrick Pouyanné, petrol ihracatı için ek boru hatları inşa edilmesi gerekse dahi bölgedeki tüm ülkelere yatırım yapmayı “her zamankinden daha fazla” istediklerini söyledi.

Dünyada çıkarma maliyeti en düşük petrolün Ortadoğu’da yer aldığını belirten Pouyanné, Hürmüz Boğazı’na bağımlılığı azaltmak amacıyla alternatif sevkiyat rotalarının geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Pouyanné bu kapsamda Abu Dabi, Irak ve Suriye’deki projelere işaret etti.

Shell CEO’su Wael Sawan, bölgedeki varlıkların kalitesi ile hükümetlerin çabalarının piyasaya kaynak arzını güvenceye alacağına inandığını kaydetti.

BP CEO’su Meg O’Neill ise şirketin Ortadoğu ile tarihi bağlarına dikkat çekerek bölgedeki varlıklarını koruma kararlılığında olduklarını ifade etti.

FT, uluslararası enerji şirketleri açısından en cazip fırsatın Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) sahalara erişim olduğunu aktarıyor.

Her iki ülke de en değerli enerji varlıklarını ulusal petrol şirketleri aracılığıyla denetim altında tutuyor, yabancı yatırımcıların katılımını sınırlandırıyor ya da görece düşük getiri oranları sunuyor.

Londra’daki etkinlik, ABD ve İsrail’in şubat ayında İran ile başlayan çatışmalarının ardından Saudi Aramco CEO’su Amin Nasser’in kamuoyu önüne çıktığı ilk toplantı oldu.

Görüşmelere BAE merkezli ADNOC şirketinin arama ve üretim birimi başkanı Musabbeh el-Kaabi de katıldı.

Saudi Aramco Strateji Başkanı Eşref el-Gazzavi, dünya petrol rezervlerinin yarısının Ortadoğu’da yer aldığını, bölgenin atıl üretim kapasitesine ve düşük maliyet avantajına sahip olduğunu söyledi.

Enerji sektörünün uzun vadeli bir yaklaşım gerektirdiğini belirten Gazzavi, şirketlerin mevcut krizin ötesine odaklanması gerektiğini savundu.

Forum katılımcısı bir yönetici ise Saudi Aramco ve ADNOC’un son yıllarda bölge dışındaki yatırımlarını artırarak varlıklarını çeşitlendirdiğine dikkat çekti.

Irak sahalarında yeni sözleşmeler gündemde

ConocoPhillips Yönetim Kurulu Başkanı Ryan Lance, Ortadoğu ülkelerinin yatırımcılara daha cazip şartlar sunma gereğini görmeye başladığını ifade etti.

Kısa süre önce Irak’taki Kerkük sahasının geliştirilmesi için BP ile ortaklık kuran şirketin yöneticisi, sözleşmelerin jeopolitik riskleri gözetmesi gerektiğini, Irak ile Suriye’nin bu tür düzenlemelere gittiğini, diğer bölge ülkelerinin de benzer adımları değerlendirdiğini bildirdi.

Chevron CEO’su Mike Wirth, bölgedeki ekonomik şartların yatırımlar için daha elverişli hale geldiğini kaydetti.

Wirth, daha önce Rus Lukoil tarafından işletilen Irak’taki Batı Kurna sahasına ilişkin anlaşmanın birkaç ay içinde imzalanabileceğini belirtti.

Irak’ı cazip bir yatırım alanı olarak niteleyen Wirth, risklerin sürdüğünü ancak getiri oranının bu risk düzeyine göre şekillendiğini dile getirdi.

Chevron ocak ayında Lukoil’in yüzde 75 hisseye sahip olduğu Batı Kurna-2 sahasında şartların iyileştirilmesini talep etmiş, Irak Petrol Bakanlığı görüşmelerin sürdüğünü teyit etmişti.

Savaş nedeniyle üretimin ve altyapının bir kısmı durdu

Bölgedeki savaş uluslararası şirketlerin bazı sahalarda üretimi durdurmasına yol açtı.

TotalEnergies mart ayında Katar, Irak ve BAE açıklarındaki deniz sahalarında üretimin kesildiğini açıklamıştı. Şirket, bu tesislerin küresel üretiminin yaklaşık yüzde 15’ini karşıladığını bildirdi.

BAE’nin kara sahalarındaki üretim ise devam etti ve petrol Fuceyrah terminali üzerinden ihraç edildi.

Savaş ihracat altyapısında da hasara yol açtı. Katar Enerji Bakanı ve QatarEnergy CEO’su Saad el-Kaabi, mart ayında yaptığı açıklamada İran’ın hava saldırıları sonucu ülkenin sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ihracat kapasitesinin yüzde 17’sinin devre dışı kaldığını belirtti.

Kaabi yıllık gelir kaybının yaklaşık 20 milyar dolar olduğunu, hasarın giderilmesinin ise üç ila beş yıl süreceğini kaydetti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran, Hürmüz Boğazı’ndaki kaçak geçiş yollarını kapatacağını duyurdu

Yayınlanma

İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hürmüz Boğazı’nda kayalıklar patlatılarak açılan kaçak petrol yollarının kapatılacağını ve su yolundaki tam askeri denetimin süreceğini açıkladı. Bölgede her 24 saatte bir çatışma yaşandığını duyuran Tahran yönetimi, geçişlerin yeniden başlaması için Umman ile ortak yönetim ve ABD ablukasının kalkmasını şart koşuyor.

İran Devrim Muhafızları Ordusu Başkomutan Danışmanı Tuğgeneral Muhammed Rıza Nakdi, Hürmüz Boğazı’nda petrol kaçakçılığı amacıyla kayalık geçitler tahrip edilerek açılan güzergahların yakında kapatılacağını duyurdu.

Nakdi, boğazın ulaşıma açıldığı yönündeki iddiaları reddederek su yolunun kapalı kalmayı sürdürdüğünü ve İran silahlı kuvvetlerinin bölgede tam denetim sağladığını vurguladı.

Yasa dışı faaliyet yürüten kişilerin kayalıkları patlatıp tahrip ederek açtığı az sayıdaki geçidin hedefte olduğunu belirten Nakdi, “İran’ın meşru talepleri karşılanana kadar bu durum sürecek. Kaçak yollarla taşınan petrolün miktarı son derece az. Bu faaliyetlere bakarak Hürmüz Boğazı’nın açık olduğu söylenemez. Bu meseleye de müdahale edeceğiz” diye konuştu.

Nakdi ayrıca bazı kişilerin küçük teknelerle taşıdıkları petrolü tankerlere aktardığını ifade etti.

Hürmüz Boğazı, ABD ve İsrail’in şubat ayında İran’a karşı başlattığı savaş sürecinde kapatılmıştı. İran güçleri, donanmanın uyarılarına uymayarak su yolunu kullanmaya çalışan gemileri hedef almayı sürdürüyor.

Devrim Muhafızları Ordusu, 30 Eylül’deki açıklamasında kurallara uymayan gemilere her gün saldırı düzenlendiğini ve boğazda her 24 saatte bir askeri çatışma yaşandığını duyurmuştu.

Bölgesel zirve uzlaşmazlık nedeniyle ertelendi

Tahran yönetimi, haziran ayında imzalanan mutabakat çerçevesinde boğazın ABD müdahalesi olmaksızın, Umman ile işbirliği halinde ve kendi egemenliği altında yönetilmesini istiyor.

Sürece bölge ülkelerinin katılımına açık olduğunu belirten İran, ağustos ayında Umman ile deniz trafiğini yeniden başlatmaya yönelik anlaşmada son aşamaya gelindiğini açıklamıştı.

Buna karşın geçen ay düzenlenmesi öngörülen bölgesel zirve, İran ve Umman’ın açıklamalarına göre uzlaşı sağlanamaması nedeniyle ertelendi.

Tahran ertelemenin Suudi Arabistan’ın talebiyle gerçekleştiğini bildirirken, Umman ile ABD’nin haziran ayında devreye aldığı geçici güzergahı da ihlal olarak nitelendirdi.

Tahran’ın önerisini Trump reddetti

İran’ın geçen ay ABD’ye sunduğu öneride; saldırıların durdurulması ve İran limanlarına uygulanan deniz ablukasının kaldırılması karşılığında Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ile nükleer müzakerelere dönüş teklif edilmişti.

ABD Başkanı Donald Trump ise bu öneriyi kamuoyu önünde geri çevirerek İran’a yönelik bombardımanı yeniden başlatma tehdidinde bulundu.

Tahran’ın nihai bir anlaşma için öne sürdüğü şartlar arasında Lübnan dahil bölge genelinde ateşkes ilan edilmesi, Hürmüz Boğazı’nın İran ve Umman tarafından ortak yönetilmesi, yaptırımların bütünüyle kaldırılması ve ABD askeri unsurlarının bölgeden çekilmesi yer alıyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran nükleer müzakere iddialarını reddetti: “Esneklik göstermeyiz”

Yayınlanma

İran yönetimi, ABD ile nükleer müzakere yürütüldüğü iddialarını reddederek uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını şart koştu. Katar üzerinden dolaylı mesaj trafiğinin sürdüğü belirtilirken Tahran, yedi koşulu karşılanmadan Hürmüz Boğazı’nın açılmayacağını duyurdu.

İran, ABD ile nükleer program konusunda herhangi bir müzakere yürütüldüğü yönündeki açıklamaları yalanladı.

Reuters haber ajansına 7 Ekim’de konuşan İranlı bir yetkili, nükleer görüşmelerin başlayabilmesi için öncelikle Washington yönetiminin Tahran’ın şartlarını yerine getirmesi gerektiğini vurguladı.

Yetkili, uranyum zenginleştirme hakkının ABD tarafından tanınmasını Tahran’ın “kırmızı çizgisi” olarak nitelendirerek, “İran, zenginleştirme konusunda hiçbir şekilde esneklik göstermeyecek” dedi.

Barışçıl nükleer program çerçevesinde bu haktan geri adım atılmayacağını hatırlatan yetkili, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in kapasite düşürme çağrısının yalnızca Washington’ın taleplerini yansıttığını ve bu fikirlerin İran’ın talepleriyle uyuşmadığını söyledi.

Vance, 5 Ekim’deki mülakatında Tahran’ın nükleer silah üretmeme kararlılığını kanıtlamak için zenginleştirme kapasitesinde anlamlı adımlar atması gerektiğini savunmuştu.

İran tarafı, Beyaz Saray’dan gelen yönetim yapısına ilişkin açıklamalara da karşı çıktı. Vance, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile temas kurduklarını belirtmiş ancak bu aktörlerin yetki sınırlarının belirsiz olduğunu öne sürmüştü.

ABD Başkanı Donald Trump’ın da İran’da idarenin kimde olduğunun bilinmediğini iddia etmesi üzerine İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi yanıt verdi.

Bekayi, esas meselenin ABD’li yetkililerin çelişkili tutumları ve tutarsız mesajları olduğunu kaydetti. Trump ayrıca nükleer programın tamamen yok edildiğini savunurken bu iddia ABD istihbarat raporlarınca doğrulanmadı.

Katar arabuluculuğunda dolaylı mesaj trafiği sürüyor

Müzakere yalanlamasına karşın taraflar arasındaki dolaylı temaslar kesilmiş değil. Katar Dışişleri Bakanlığı yetkilisi İbrahim el-Haşimi, taraflar arasındaki mesaj alışverişinin Katar ve bölgesel ortaklar üzerinden devam ettiğini teyit etti.

Geçen ay Tahran yönetiminin, ABD saldırılarının durdurulması ve limanlara uygulanan deniz ablukasının kaldırılması karşılığında Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmayı ve müzakerelere dönmeyi önerdiği bildirilmişti.

Trump ise bu teklifi kamuoyu önünde geri çevirerek bombardımanı yeniden başlatma tehdidinde bulundu.

Tahran müzakere masası için yedi şart koşuyor

İran’ın müzakerelere dönüş için belirlediği kapsamlı çerçeve geçerliliğini koruyor.

Tahran yönetimi eylül ayındaki Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda çatışmaların tüm cephelerde sona ermesini, ABD saldırıları ile deniz ablukasının kaldırılmasını, ekonomik savaşa son verilmesini ve dondurulan varlıkların serbest bırakılmasını talep etmişti.

Nihai anlaşma hedefleri arasında Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenliğin tanınması ile ABD güçlerinin bölgeden çekilmesi yer alıyor.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf da İslamabad mutabakatına dayanan yedi şart karşılanmadan Hürmüz Boğazı’nın açılmayacağını açıkladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English